Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > DEVRİMCİ TEORİ > Türkiye Solu

Türkiye Solu Türkiye’de “sol”un geçmişinin, bugününün ve geleceğinin tartışılacağı bölüm

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07 Mart 2018, 21:39   #1
Üye
 
herodeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07 Şubat 2018
Mesajlar: 17
Teşekkürler: 5
5 Mesajına 5 Kere Teşekkür Edildi
Standart Teslim Töre'ye saldıracak konumda olmak!

Alıntı:
BANA KÜFREDENLER BAKIN DEVLETÇİLİK BİR ŞEYDİR AMA MARKSİZM DEĞİLDİR !

Bana: “Devletçiliğin Marksizm olmadığını neden önce görmedin de Sovyetler Birliği ve reel sosyalizm yıkıldıktan sonra gördün” diyenlere hak veririm. Öz eleştirimi de yaparım. Bu konudaki öz eleştirimi defalarca yaptım, yine de yaparım. Ama “ben Marksist’im” diyen herkese de: “Tamam o zamana kadar görmedik (ya da ben görmedim), hiç olmazsa bundan böyle görelim ve yaşamış olduğumuz deneyimlerden dersler de çıkartarak, Marksizm’i yeni baştan ve bir üst düzeyde üretmeye çalışalım diyorum. Hiç olmazsa devasa, kendine Marksist devlet diyen, simitçiden, ayakkabı boyacısına kadar devletleştirmiş, devletçi bir sistem olan, en başta da ben olmak üzere hepimizin, emperyalizme karşı ölümüne desteklediği, savunduğu sistemin hiçbir dış müdahale olmadan kendi dinamizmi ile kumdan şato gibi yıkılmasını doğru analiz edelim. Haydi yıkıldı neyse, yeniden inşa edebilirdik. Peki ölümüne destekleyip, savunduğumuz Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin: emperyalizmin, global kapitalizmin saflarına nasıl geçti diye bir muhasebe yapmamız gerekmiyor mu?


Böyle devasa bir olgunun analizini yaparken: Şöyle yanlış yaptılar, böyle kötü insanlar ele geçirdiler gibi çocuk oyuncağı gerekçeler uydurmak yerine olgunun temeline, dokunun esasına, yapılanmanın yapısal özelliğine, ekonomi-politiğine, üretim güçleri, üretim ilişkilerine inerek bakmak gerekmez mi? Bütün bu saiklerin toplamı nedir? Devletin yapısallığıdır değil mi? Marks’tan hiçbir alıntı yapmadan soruyorum: “Proletarya diktatörlüğü” adına simitçiden ayakkabı boyacısına kadar devletleştirerek toplumu ekonomi-politiği ile katı bir devletçi sistem denetimine alan, adına da sosyalizm diyen bir sistem Marksist sitem olur mu? Marks’tan alıntı yapmadan soruyorum dedim çünkü her Marksist Marks'ın devlet anlayışını bilir, Marksist kuramın en önemli sivri uçlarından birinin de devlete karşı olduğunu bilir.

Marks'ın; devrimden sonra da güçlü devletten yana olmadığı gibi devleti büyütmek için değil, yok etmek için çalışılması gerektiğini yazdığını bütün Marksistler bilirler. Çünkü Marks’a göre devletin başında kim olursa olsun devlet bir egemenlik erkidir. Devletin başında olandan ilgisiz olarak devlet aygıtının kendisi bir egemenlik erkidir. Marks'a göre derken, esas bu konuyu daha çok Engels irdelemiştir. Devletin ilki ya da devlete benzer olanı oluşturulurken toplumsal iş bölümünü, üretim ve dağılımını, iktisadın üretim, üleşim, tüketim doğasına denk bir şekilde dağılımını yapmak için oluşturulmuş mahzun bir kuruluşken; egemen sınıfın eline geçtikten sonra bir egemenlik aygıtına dönüşmüştür. Devlet, tepesinde olandan bağımsız olarak bir egemenlik aracıdır. Dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacaktır. Devlet denen erk yok oluncaya kadar da böyle kalacaktır.

Bu bağlamda Sovyet devleti Marksist bir devlet değildir, ama Leninist bir devlettir denirse: Evet tamam, Sovyet devleti Leninist bir devlet, söz konusu devletin devletçi sistemi de Leninist bir sistemdi. Bu noktada Leninistlerle Marksistler birbirimizden dostça ayrılalım. Boşuna kavga edip, tartışmayalım. Bana göre ve bir öneri olarak Leninistlerin örneği Sovyetler olsun, Marksistlerin prototip olarak da Rojava Devrimi olsun derim. İsteyen istediği kadar araştırsın, Marksizm ekonomi-politik olarak da, organik toplumsal yapılanma olarak da, ister proletarya, ister başka bir şey olarak “proletarya diktatörlüğü” yani devlet diktatörlüğü türünden bir devletçilik değildi. Bu kesin. Evet Marks Paris Komünü'ne “proletarya diktatörlüğü” demiştir, ama “proletarya diktatörlüğü” dediği yapı bir devlet yapısı değil, bir KOMÜN’dü. Tıpkı Rojava’daki gibi devletsiz KOMÜNAL bir yapıydı. Zaten Rojava, Sovyet devletine değil, devlet öncesi, devrim yapan Sovyetlere çok benziyor. Rojava’nın, devlet olmadan öncenin Sovyet’inden artısı sadece Sovyet’in devrimden sonra devlet olmayıp, Sovyet’in devlete büyütülmesi değil, kendisini bir toplumsal sistem olarak yapılandırmasıdır. Bugünün Rojava’sı Sovyet’in devrimi yaptıktan sonrasının, fakat devlet olmadan öncesinin kendisidir. Benzerliği şu: Rojava’nın da silahlı gücü vardı, ona dayanarak devrim yaptı, Sovyetlerin de asker Sovyetleri olduğu için onlar da silah zoruna dayanarak Ekim Devrimi'ni yaptılar.

Rojava’nın farkı şu: Rusya Sovyetleri Leningrad ayaklanmasını yaptı diye 1921’deki Plenum toplantısında Lenin’in öneri tasarısı Sovyet temsilcisinin karşı çıkmasına rağmen onaylanarak Sovyetlerin Politbüro'ya bağlanmasını sağladı. Lenin yanlış yaptığını görerek bir yıl sonra yine aynı Plenum’a tekrardan Sovyetlerin bağımsız yani eski hale getirilmesi için önerge verdi, fakat reddedildi. Sovyet sistemi devlet sistemine dönüştürüldü. Rojava Devrimi bunun tersini yaptı (hiç olmasa şimdilik) komün yapısı Rojava Devrimi'ni toplumsal sistem olarak korudu. Rojava Devrimi 21. y. yılın devrim sürecinin bir nüvesi olarak var ve Sovyet devlet sisteminin alternatifi olarak da şekillenmeye devam ediyor.

Devrimle birlikte oluşmuş fakat birisi 73 yıl sonra yıkılmış, onun alternatifi olarak Rojava Devrimi yeni doğmuş ve yaşam mücadelesi veriyor. Bu yol kavşağında Leninistlerle Marksistler kavgasız dövüşsüz ayrılalım diye öneriyorum. Leninistler: Proletarya diktatörlüğü olan katı devletçi sistemi, tek cümle ile Sovyetler Birliği'nin benzeri bir sistemi kurmayı savunsunlar, Marksistler de globalizmin sinesinden ve global karanlığın tünelinin ucunda yeni bir toplumsal model sistemi olarak doğmuş, fakat henüz bir başlangıç olan, o nedenle de bütün dünya Marksistlerinin dikkatle ve özenle Rojava Devrimi üzerine yoğunlaşmasını öneriyorum. Rojava Devrimi üzerinde: Silahlı mücadele destek ve dayanışması dahil, ideolojik, teorik, politik, örgütsel, kuramsal vb. gibi ellerinden gelen her türlü mücadelede ortaklaşsınlar diye öneriyorum.

Yaşanarak da gördüğümüz tarih, toplumsal ilerleme süreci, Marksizm’in tek değişmeyeni olan “somut şartların somut tahlili” gibi diyalektiğin toplamı: Leninizm’in Marksizm, Marksizm’in de Leninizm olmadığını net olarak göstermiştir. Sovyetler Birliği somut ve sosyal hayatta Leninizm’e göre şekillendi, Leninizm de tüzel kişiliğini Sovyetler Birliği'nde buldu. Her ikisi de gözlerimizin önünde tarihteki yerin aldı. Bunun lamı cimi, esteği kösteği yoktur, yaşayarak gördük, aynen böyle oldu. Leninizm kurucusu ve de bütünleşmiş olduğu Sovyet devleti ile birlikte yıkılıp, tarihe karıştı, ama Marksizm yaşamaya devam ediyor. İnsanlığın geleceğini Leninizm değil, Marksizm belirleyecektir. Çünkü somut hayatın da gösterdiği gibi Leninizm buraya kadardı, ama Marksizm sonlu sonsuza, doğa sistemine kadar yaşayacaktır. Toplumsal ilerleme sürecinin bundan böylesi Leninizm'le dizayn edilemez. Ne artık Ekim Devrimi gibi bir devrim süreci, ne de benzeri bir toplumsal oluşum oluşabilir. O nedenle toplumsal ilerleme sürecinin yön tayini artık Leninizm’le değil Marksizm’le yapılmak zorundadır.

Leninizm Sovyetler Birliği idi, Sovyetler Birliği de Leninizm’di. Beraberce tarih oldular. Birisi de bana: “Lenin’den ne istiyorsun” diye soruyor. Ben Lenin’den bir şey istemiyorum. Sadece Leninizm’i Marksizm’in yakasından düşürmeye çalışıyorum. Sadece Leninizm’i değil, Maoizm’i, Enver Hocacılık vb. gibi 20. y. yılın bütün “izm"lerini de Marksizm’in yakasından düşürmeye çalışıyorum. Marksizm birilerinin yakasına taktığı bu ağırlıklardan kurtulsun, sadeleşsin, kendisi olsun istiyorum.


Tamam, Leninizm oldu, Sovyetleri de yarattı, ama onunla da gitti. Leninizm’i Troçki’ye karşı mücadele edebilmek, “Marksizm-Leninizm mi, Troçkizm mi” diyerek kendine ideolojik kalkan yapmak için Leninizm’i Marks'ın yakasına Stalin taktı. Daha önce böyle bir şey yoktu. Yani bu işi Lenin’in kendisi yapmadı, Troçki’ye karşı ideolojik destek yaratmak için Stalin yaptı. Troçki, Stalin’i ideolojik, politik olarak sıkıştırdıkça: Stalinizm mi, Troçkizm mi demedi, diyemedi, onun yerin “Leninizm’ mi Troçkizim mi diyerek rekabeti kazandı. Ondan sonra da Leninizm Marksizm’in yakasında asılı kaldı. Artık düşsün istiyorum.

Tamam, tarih, toplumsal ilerleme süreci ve insanlık Leninizm devri diye bir devri yaşadı. Leninizm oldu, olmadı demiyorum, sadece Sovyetlerle birlikte o da tarihe karıştı diyorum. Toplumsal ilerlemenin bundan böylesinde Leninist parti yapısı, proletarya adına bürokratik diktatörlük devleti vb. talepler toplumsal talepler olamazlar, toplumlar bu talepler arkasında devrime yürümezler. Bunlar tarih oldu, fakat dileyen bunları toplumsal talep haline getirmeye çalışabilir, ama sonuç alamayacağı kesin. Yeni şeyler gerekiyor. O nedenle artık Marksizm de Leninizm’den kurtulsun istiyorum.

Marksizm-Leninizm kavramı tarih ve toplumsal ilerlemenin yarattığı doğanın diyalektiğinin bir ürünü değil, Stalin’in, Troçki’nin entelektüel ideolojik üstün gücüne kalkan yapmak için uydurduğu uyduruk bir kavramdı. Artık Marksizm’i bu türden gereksiz yere Marksizm’e yamanmış teferruatlardan arındırmanın zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.

Teslim TÖRE
18 Şubat 2018
Teslim Törenin bu yazısına çeşitli çevrelerden -içlerinde Lenin'in isminden ürken, Silahlı Mücadeleyi kafadan reddeden Aslan gibi Canavarlarda olan- çeşitli tepkiler geldi.
Yazınca veya konuşunca mangalda kül bırakmayan, 45 gündürlü Afrin İşgal Girişimi hakkında tek harf yazamayan bu Sol-ucanlar yılların birikimi kinlerini kusarken hiçmi aynaya bakmazlar? Kokuşmuş düşünceleri ve korkuları o kadar büyük ki utanmasalar-arlanmasalar TC'nin saldırısını ''Bölgedeki Emperyalizmin Oyununu'' bozan bir adım olarak dillendirerek alkış tutacaklar. Bu nedenle sessizler, bu nedenle tek kelam edemiyorlar çünkü kokuşmuş beyinlerde akıldan mantıktan uzak bir Emperyalizm Canavarı yaratmışlar ve sanki TC Perinçek itinin dediklerine uygun olarak Emperyalizmin oyununu bozuyor ve bu Sol-Sosyalist soslu Alçaklar bunu bıyık altından gülerek onaylıyorlar.
Teslim Törenin yazısına gelecek olursak, Teslim Töre bana göre ''Lenin & Leninizm'' yerine ''Stalin & Stalinizm'' yazsaydı noktası Virgülüne kadar onaylardım fakat ''Komunist Parti'' yönetimindeki Devlet Faşizmini veya ''Komunist Parti'' Faşizmini eleştirirken Lenine haksızlık yaptığını düşünyorum. Eleştirilerinin adresi Stalin olsaydı Tarihte bir karşılığı olabilirdi ama Devleti kutsayan bir Marksizmi kabul etmek ve onaylamanın karşılığı bugünlerde Çinde yaşanıyor.

Telim Töre'ye saydırmayı bir kenra bırakalım, onun bu yazısını eleştirmek için ilk önce Leninist olmak gerekir. Varlık nedeni Lenine küfür etmekten geçen Legal-Revizyonist-Reformistler kenarı çekilsinler.

Konu herodeniz tarafından (07 Mart 2018 Saat 21:47 ) değiştirilmiştir.
herodeniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
kim?! kime!? teslim olmuş!!?? suat Mizah 2 30 Mart 2013 12:41
pkk Ne Teslim Oldu! Nede Zafer Kazandı! Zafer.53 Makaleler 0 24 Ekim 2009 12:56
Kemalist ırkçıların “töre”si Amed_Dersim Politik Gündem 0 29 Mayıs 2009 21:10
Faşizmin kızıl bayrağa teslim olduğu gün... STALİNGRAD Dünyada sınıf hareketi 3 09 Mayıs 2009 20:14
Hasip Kaplan: Töre değil, sistemin katliamı Amed_Dersim Güncel Haberler 0 05 Mayıs 2009 14:34

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:35.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.