Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SINIF MÜCADELESİ VE SOSYALİZM > Sosyalizm

Sosyalizm Sosyalizm hakkında herşey

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29 Haziran 2018, 14:01   #1
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,527
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart murat çakır ve eleştiri tarzı üzerine

Abdullah Öcalan’ın tezlerine devrimci-eleştirel bir katkı denemesi

Türkiyeli komünistlerin Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH) ile ilişkileri ilkesel olmak zorundadır, konjonktürel değil. Bu çerçevede Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle dayanışma, komünist olmanın “olmazsa olmaz” koşullarından birisidir. Nihayetinde, milliyetler sorununun demokratik çözümünün sadece Türkiye’de değil, tüm Ortadoğu’da sosyalizm mücadelesi için daha iyi koşullar yaratacağının ve bu mücadeleye ivme katacağının bilincinde olan komünistler açısından Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını önkoşulsuz tanımak, KÖH’nin siyaseti, ideolojisi ve pratiğini eleştirel biçimde ele almanın temel şartıdır.

Dayanışma ve eleştiri asla birbirleriyle çelişmezler, aksine ilkesel tutumun çerçevesini oluştururlar. Bu ilkesel tutum aynı zamanda KÖH’nin ikili karakterini de göz önünde tutmak zorundadır. KÖH bir tarafta Kürt ulusunun tüm sınıflarını, yani varlıklı sınıflarını da içeren bir ulusal kurtuluş hareketidir. Ama aynı zamanda kurulduğu günden bu yana daha ileri giden özgürlükçü ve sosyalist talepleri de ifade etmektedir, ki bu nedenle Irak, İran, Suriye ve Türkiye sol güçlerinin bir parçası olarak görülmelidir.

Böylesi bir girizgahı yapışımızın nedeni, Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Konfederalizm” üzerine olan görüşlerine tarihsel maddeci temelde devrimci-eleştirel bir katkı sunmak isteyişimizdir. Gazetemizdeki yer darlığı bu çabaya şüphesiz belirli bir kısıt getirecektir, ama son dönemde Marksist çevrelerce benzer minvalde yayınlanan yazılarla birlikte ele alındığında, anlaşılır olacaktır. Ama eleştirimize başlamadan önce Öcalan’ın düşüncelerinin reel kazanımlarına yer vermeyi ihmal etmek istemiyoruz, çünkü Marx’ın dediği gibi, “kitleleri etkileyen düşünce maddi güce dönüşür”. Burada bilhassa Rojava devriminin kazanımlarını, Öcalan’ın düşüncelerinin nasıl bir etki gücüne kavuştuğunu göstermek için öne çıkarmak anlamlı olacaktır. Rojavalı devrimciler Öcalan’ın düşüncelerine dayanarak Suriye’de, müthiş askeri, siyasi ve ekonomik baskıya rağmen kilit rol oynayacak duruma gelmişler ve kurtuluşçu, demokratik ve sosyal bir alternatifin olanaklı olduğunu ülke sınırlarının ötesine dahi gösterebilmişlerdir.

KÖH aynı şekilde Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’nin kimi bölgelerinde katılımcı-demokratik meclisler ve örgüt içerisinde cinsiyet eşitliğini – kısmen de olsa – gerçekleştirebilmiş ve gerek kendisinin, gerekse de HDK/HDP’nin önemli birer siyasi güç olarak yer edinmesini sağlamıştır. Aslına bakılırsa KÖH Kürdistan’ın dört parçasında da bölgesel ve uluslararası aktörlerin dikkate almak zorunda kaldıkları bir faktör haline gelmiştir. Bununla birlikte Öcalan’ın tezlerinin, sadece KÖH için değil, farklı devrimci güçler için de politikalarına ilham kaynağı olması ve mücadelelerinin stratejik klavuzu haline gelmesi göz ardı edilmemelidir. Öcalan’ın düşüncelerinin Bask ülkesi, Güney Afrika, Kuzey İrlanda ve Latin Amerika gibi farklı bölgelerdeki ulusal kurtuluş mücadeleleri arasında yankı bulması, bunu kanıtlamaktadır.

Konseptin temel yanılgıları

Ancak Öcalan’ın kendisi tezlerinin dogmatikleştirilme ve yüzeysel yorumlanma tandanslarını görmekte, bunları eleştirmektedir. Bu tandansların temel kaynağı içerisinde farklı ve birbirleriyle çelişen liberal, varoluşçu, postmodernist, postpositivist, postmarksist, liberter-sosyalist ve anarşist argümentasyonları barındıran düşüncelerin kendileridir. Örneğin bir tarafta, esas itibariyle baskıcı ve otoriter olarak görülen ulus devletin karşısına, klasik liberal veya liberter düşünce figürlerinin doğal, demokratik toplum anlayışı çıkartılmaktadır. Bunu yaparken sınıf çelişkileri reddedilmekte, en azından önemsizleştirilmekte dir. Ancak diğer yandan da kapitalist üretim tarzının karşısına, kooperatifler üzerine kurulu komünal ve ekolojik ekonomi modellerinin çıkartıldığını görmekteyiz. Öcalan bu şekilde, ona göre ulus devlet – sanayicilik – kapitalizmden oluşan “kapitalist moderniteye” karşıt model olarak “demokratik moderniteyi” yerleştirmektedir.

Her ne kadar PKK kendisinin ne Marksist, ne de antimarksist olduğunu ifade etse de, PKK-önderi Öcalan düşüncelerini topladığı “Savunma Yazılarında” – bizce haksız biçimde – hayli sert bir Marksizm eleştirisi yapmaktadır. Buradaki temel sorun Öcalan’ın Marksizm eleştirisinin kaynağının, PKK’nin de içinden çıktığı Türkiye sosyalist hareketinde yaygın olan kaba, dogmatik ve ekonomist, kısmen de kemalist-milliyetçi Marksizm anlayışları olmasıdır. Bu açıdan Öcalan’ın Marksizm eleştirisindeki yanlışlarının Türkiye sosyalist hareketinde yer edinen yanlış Marksizm anlayışının sonucu olduğu söylenebilir. Öcalan 20. Yüzyılın sosyalist ülkelerindeki hatalı gelişmeleri ve salt ekonomist bakış açısını haklı olarak eleştirmektedir, ama eleştirileri genelde görüntülerin yüzeyinde kalmaktan öteye gidememektedir.

Öcalan ve taraftarı olan Kürt aydınları reel sosyalizmin yenilgisini komünistlerin “devlet saplantısına” dayandırmaktadırlar. Bunu yaparken, sosyalizmin ilk denemelerinin son derece zor ekonomik koşullar altında ve iktisadi açıdan gelişmemiş-az gelişmiş ülkelerde gerçekleştirildiğini göz ardı etmektedirler. Halbuki reel sosyalizmin hatalarının, sosyalist demokrasinin bürokratikleşmesinin ve genel gelişme yanlışlarının temel maddi nedenleri burada yatmaktadır, iddia edildiği gibi komünistlerin “ulus devletçi zihniyetlerinde” değil.

Öcalan’ın “devlet, iktidar ve güç ötesinde daha fazla toplum ve daha az devletin olanaklı” olacağına ve “komünal özyönetimlerin aynı anda merkezi hükümetle beraber ve ondan bağımsız şiddet tekelini elinde tutabileceği ve böylelikle verili ulusal devlet sınırlarına dokunulmaksızın ulus devletin aşılabileceğine” dair tezlerini – nihai hedefte devletin sönümlemesini hedefleyen komünistler olarak bunlara sempati ile baksak da – sorgulamak durumdayız.

Kapitalist ulus devletlerin verili koşulları altında, şiddet tekeline dokunmadan ve egemen iktidar ve mülkiyet ilişkilerini esaslı biçimde değiştirmeden, verili devlet sınırları içerisinde “devlet dışı, komünalist, ekolojik-ahlaki özyönetim yapılarının” oluşturulabileceği ve ayakta tutulabileceği iddiası, bir illüzyondur. Kapitalist ulus devletin sınırları içerisinde, komünal ve ekolojik ekonomiyi uygulayan “devlet dışı, ekolojik-ahlaki özyönetimlerin” kapitalist ulus devletle barış içinde yan yana yaşamaları olanaksızdır. Sınıf çelişkilerinin reddedilmesi veya önemsizleştirilerek göz ardı edilmeleri, kapitalist olmayan ilişkilerin ancak kapitalizmin aşılmasıyla kurulabileceği gerçeğini değiştirmemektedir.

Öcalan’ın “demokratik özerklik” üzerine olan komünalist konsepti, genel hatlarıyla ABD’li eko-anarşist Murray Bookchin’in görüşlerine dayanmaktadır. Nitekim bu konsept ilk ciddi imtihanını Kuzey Kürdistan’da vermek zorunda kalmıştı. Anımsanacağı gibi, bizce KÖH’ni ehlileştirme ve eklemleme planı olarak yürütülen “barış sürecinde”, silahların susmasının da etkisiyle 2013-2015 arasında çeşitli düzeyde halk meclislerinin oluşması sağlanmıştı. 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının AKP-Saray-Rejimince boşa çıkartılmasının ardından yapılan “özerklik açıklamaları” bizzat Erdoğan’ın ilan ettiği “topyekûn savaşa” gerekçe gösterilmişti. Sonuçları biliniyor: Kürt kentleri yerle bir edildi, yüzlerce insan ya operasyonlarda vurularak, ya da 2016 Şubat’ında Cizre’de olduğu gibi, bodrumlarda diri diri yakılarak katledildi. Deneyimsiz ve hafif silahlı gençlerden oluşan sivil savunma birliklerinin bunu önleyebilme şansı yoktu. Yarım milyon insan yerlerinden sürüldükten ve kentlerin son kalıntıları da yok edildikten sonra, sömürge pratiği olan kayyumlar yerel idareyi ele geçirdiler. DBP’li belediyelerin kurdukları kadın evleri, kültür merkezleri, akademiler peş peşe kapatıldı. Kısacası, “devlet ve iktidar ötesinde”, ama gerçekte NATO’nun ikinci büyük ordusunun kuşatması altındaki radikal-demokratik özyönetim denemesi başarısızlıkla sonuçlandı.

Aynı konseptin Rojava’da belirli bir oranda başarılı olmasının bir nedeni, Rojava devriminin farklı emperyalist güçler ve bölge egemenlerinin aralarındaki çelişkileri ustaca kullanarak gelişmiş olmasıysa, diğer ve asıl nedeni de, Kuzey Kürdistan’dan farklı olarak, ‘düşman devlet’ Suriye rejiminin 2012’den itibaren kendisini geri çekmek zorunda kaldığı koşullar altında, adalet sistemi, asayiş güçleri, halk meclislerince üstlenilen idare ve YPG/YPJ’nin profesyonel ordu olması biçiminde “devletsel” yapıların oluşmalarıdır. Rojava’da kurulan özerk yapılar ile Kantonların farklı etnik ve dinsel grupların ortaklaşa ve doğrudan katılımı ile yasama, yargı ve yürütmeyi, ulus devlet biçiminde örgütlenmeden üstlenmiş olmaları, bu kurulu yapıların “devletsel” oldukları gerçeğini değiştirmemektedir.

21. Yüzyılda ve emperyalist-kapitalist dünya düzeninin koşulları altında, bir kapitalist ulus devlet içerisinde toplumun belirli bir kesiminin – burada ezilen Kürt ulusunun – egemen iktidar ve mülkiyet ilişkilerini kökten değiştirmeden, bu ulus devletin belirli bölgelerindeki “komünalist-ekolojik yapılardan” oluşan bir federasyonu kuramayacağının ve böylelikle ulus devleti sönümlendiremeyeceği nin tarihsel ispatına gerek yok (Zaten komünistler bu nedenle devletin ancak komünizmde sönümleneceğini ve o ana kadar bir realite kalacağını, ama sosyalizmde egemen sınıf olan proletaryanın iktidarı altında organize edileceğini savunmaktadırlar). Hiç kuşku yok ki, kapitalist ulus devlet koşulları altında da milliyetler sorununun demokratik çözümü, örneğin ezilen ulusun anadilinin kabul görmesi, ana dilde eğitim ve öğrenimin olanaklı kılınması, kültürel hakların tanınması ve geniş demokratik özerklik statüsünün verilmesiyle, olanaklıdır – eğer uğruna toplumsal mücadeleler verilir ve güçler dengesi değiştirilebilirse. Ama egemen sınıflar ulus devlete ve bürokratik-askeri devlet aparatına hakim oldukları, her türlü şiddet tekelini istedikleri biçimde kullanabildikleri müddetçe kapitalist ulus devlet ile “devlet dışı demokratik özerk yapıların” barış içinde yan yana yaşamaları olanaklı değildir. Bu Öcalan’ın sıkça tekrarladığı gibi, bir “zihniyet” sorunu değil, günümüz ulus devletlerinin sınıflı toplumlarının sıradan gerçekliğidir. İşte ne bu banal realite, ne de herşeyin belirleyicisi olan emek ve sermaye arasındaki temel çelişki, yok oldukları düşünülerek yok olmazlar.

Zihniyet değil, sınıf çıkarları

Öcalan’ın tezlerinde, ama özellikle Kürt aydınlarının bu tezlerin kuramsallaştırma çabalarında Kürt ulusal sorunu – ayn Ortadoğu’daki savaş politikaları gibi – basit bir biçimde “ulus devlet zihniyetine” indirgenmektedir. Böylelikle ulus devletlerin ortaya çıkışı ile kapitalist gelişme süreci arasındaki kopmaz bağlantı tümden göz ardı edilmekte, kimi yazılarda Türk devletine “kendi keyfine ve arzusuna göre ulus yaratıyor” biçiminde insani özellikler atfedilmektedir. Devlete insani özellikler atfedilerek, ulusal baskının kapitalizmden veya burjuvazinin sınıf çıkarlarından değil, “ulus devlet zihniyetinden” kaynaklandığı iddia edilmektedir. Benzer biçimde burjuva ideolojisi milliyetçilik de “zihniyet” sorununa indirgenmekte ve zihniyetin değiştirilmesiyle, içerisinde burjuvazi ile sömürülen sınıfların barış içinde ve çelişkisiz yan yana yaşayabilecekleri bir “ahlaki toplumun” kurulabileceği, yani özcesi bilincin varoluşu belirleyebileceği savunulmaktadır. Marx’ın “varoluş bilinci belirler” tespitinin bilimsel olarak çürütülemediği çağımızda ulus devletin ve milliyetçiliğin toplumsal, tarihsel ve sınıfsal temellerini reddederek her şeyi “zihniyet” ile açıklamaya çalışmak, bilimsel olmayan bir savunudur.

Ulusal kurtuluş hareketlerinin sınıf çelişkilerini, sınıfsal farklılıkları arka plana atmaları son derece doğal bir sonuçtur. Aynı şekilde bu hareketlerin liberal iktisadi çözümler önermeleri, coğrafi özellikler nedeniyle sadece belirli bir coğrafyada geçerli olan çıkış yollarına ağırlık vermeleri de şaşırtıcı değildir. Örneğin Rojava’da, Kuzey Suriye Kantonlarında Öcalan’ın komünalist meclis ve kooperatifsel ekonomi çözümleri uygulanmaktadır. Koşullar bu çabaları kısıtlamaktadır. Söz konusu olan 170 kooperatiften yaklaşık dört milyonluk nüfusun sadece 100 bini faydalanabilmektedir . Bununla birlikte “sürekli savaş durumu” merkezi kontrol altında tutulan ve özellikle temel gıda maddelerinin fiyatlarını sınırlayan bir ekonomi yönetimini dayatmaktadır. Gene de üretim ve tüketim kooperatiflerinin kurulması ve genişletilmesi, Kuzey Suriye Kantonları gibi gelişmemiş tarım toplumları için anlamlı ve realist çözümler olarak görülebilir.

Ancak bu çözümün sanayileşmiş toplumlara uyarlanamayacağını Kuzey Kürdistan’da görmekteyiz. Model proje olarak Kürt kadın hareketince kurulan bir kaç düzine kooperatif, geleneksel zanaatkar ve tarım üretimi ile bölgedeki yüksek işsizliğe ve sosyal sorunlara yeterince merhem olamamaktadır. Nihayetinde alternatif bir iktisadi yönelim, siyasi güvenceye sahip olmayınca “devede kulak” olmaktan ileri gidememektedir. Rojava’da, özyönetimler gene halkın elindeki asker ve polis gücüyle korunduklarından, böylesi bir siyasi güvence söz konusudur. Ama bu gerçek de, Rojava’da “daha iyi bir sosyalizmin” kurulduğunu kanıtlayamamaktadır. Kaldı ki “Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Toplum Sözleşmesi” 42. ve 43. maddelerinde özel sermaye birikimini ve özel mülkiyet hakkını “garanti” etmektedir.

Sonuç itibariyle Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Konfederasyon, Demokratik Özerklik ve Demokratik Ulus” konseptinin, radikal-demokratik içeriğine ve kapitalist olmayan veya daha doğru bir deyimle antitekelci unsurlarına rağmen, sosyalizme alternatif bir model, “daha iyi bir sosyalizm” olmadığını tespit etmek durumundayız. Toplumsal grupların kolektif biçimde organize olmaları ve onların siyasi karar alma mekanizmalarına doğrudan katılımlarının sağlanması, demokratik bir toplum için şüphesiz yaşamsal önem taşımaktadır. Ancak üretim ilişkilerinin rolünü ve genel anlamda ekonominin yasalarını önemsizleştirerek göz ardı eden, burjuva-kapitalist özel mülkiyetin toplumsallaştırılmas ını ve sömürüye yol açan koşulların ortadan kaldırılmasını öngörmeyen bir konsept, ne kapitalizm ve ulus devletin aşılması için gerçekçi önkoşulları yaratabilir, ne de sosyalizmin alternatifi olarak işlev görebilir.

Öcalan’ın görüşlerini eleştirmek, Öcalan’ın yaklaşık 20 yıldır ve çoğunlukla izole edilmiş biçimde İmralı’da tutulduğu, kitap ve yayınlara ulaşımının son derece sınırlı olduğu ve hapishane dışındaki insanlarla entelektüel etkileşim içine girmekten mahrum bırakıldığı koşullar göz önüne alındığı takdirde anlamlı olacaktır. O nedenle Öcalan’ın düşüncelerinin tarihsel doğruluğunu, günümüze uyarlanabilirliğini ve gerçekçiliğini irdeleme, tezlerinin geliştirilmesini sağlama görevi, dışarıda özgür koşullarda yaşayan taraftarlarına ve dayanışmacı eleştiride bulunanlara düşmektedir. Bu görev dogmatikleştirme, mutlaklaştırma ve yüzeyselleştirmeye izin vermeyen bir biçimde ve geniş kesimlerin katılımıyla yerine getirilmelidir.

HDK/HDP içerisinde Türkiye işçi sınıfının devrimci güçleri ile Öcalan taraftarlarının ortak mücadeleyi örmeleri, aynı şekilde çeşitli komünist kümelerin Rojava savunmasına katılmaları, karşılıklı görüş alış-verişi için uygun koşulları yaratmıştır. Özellikle devrimci güçler KÖH’nin örgütlenme deneyimlerinden ve mücadeledeki reel kazanımlarından öğrenmekten çekinmemelidirler. Karşılıklı olarak birbirinden öğrenmek, gerek devrimci güçleri, gerekse de KÖH’ni, sosyal mücadelelerin birbirlerinden kopukluğunu, kültüralist ve örgütsel egoizm yaklaşımlarının yol açtığı bölünmeleri nihayet aşabilecek bir konuma getirebilir. Kimliklerin, sömürülenler olarak ve ezilmelerine yol açan özgün durumlarının özellikle dikkate alınarak aynı çatı altında ortaklaşmaları, kimlikçi mantık ile tekil çıkarların arka plana itilmesi, bu konuma ulaşmanın anahtarı olabilir.

Türkiye işçi sınıfının devrimci güçlerine düşen özel görev ise, Türkiye solunun kimi kesimlerinde yaygın olan Kemalizm ile sosyal şovenizmi aşmak, Türkiye işçi sınıfının muhafazakar kesimlerine ulaşan köprüyü inşa etmek için, farklı direniş odakları arasındaki bağlantıyı kurmak ve sosyal mücadeleler alanında birleşik cephe taktiklerini uygulamaktır. Açık faşist diktatörlük inşasının hız kazandığı böylesi dönemlerde devrimcilere düşen, hem emek sorununu mücadelelerinin merkezine yerleştirmek, hem de ayrımcılık, ırkçılık, cinsiyetçilik gibi diğer ezilme biçimlerine karşı amansız mücadele vermektir. Radikal demokratik talepleri yadsımadan sosyal ve ekonomik talepleri birbirleri ile bağlantılı hale getirmesi gereken devrimci güçler, verili güç dengelerini işçi sınıfı lehine değiştirmek ve sosyalizm mücadelesine ivme katmak için, milliyetler sorununun eşit, barışçıl ve adil çözümüne, demokrasinin ve burjuva demokratik hak ve hürriyetlerin yeniden tesis edilmesine katkı sağlamakla yükümlüdürler. Bugüne kadarki gelişmeler, hem Türkiye işçi sınıfının devrimci güçlerinin, hem de Öcalan önderliğindeki Kürt Özgürlük Hareketinin gerekli olan cesareti, deneyimi ve basireti gösterebileceklerine işaret etmektedir. Eleştirilerimiz, bu umudumuza dayanmaktadır.

Murat Çakır
alıntı.:
https://www.sosyalistforum3.net/show...ewpost&t=83151
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29 Haziran 2018, 14:23   #2
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,527
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart eleştiri tarzı eleştirileri

eleştiri yazısını eleştirmeden önce bir şeyler belirtmek istiyorum..
murat çakır.;kendi çizgisi temelinden öcalan tezlerini ve dolayısı ile özgürlük hareketini eleştiriyor.. buraya kadar olanı zaten haktır ama eleştiriye başlamadan önce bi tomar açıklamada bulunmak zorunda kalması toplumsal mücadele içindeki önemli birsıkıntının ta kendisidir..

Türkiyeli komünistlerin Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH) ile ilişkileri ilkesel olmak zorundadır, konjonktürel değil. Bu çerçevede Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle dayanışma, komünist olmanın “olmazsa olmaz” koşullarından birisidir. Nihayetinde, milliyetler sorununun demokratik çözümünün sadece Türkiye’de değil, tüm Ortadoğu’da sosyalizm mücadelesi için daha iyi koşullar yaratacağının ve bu mücadeleye ivme katacağının bilincinde olan komünistler açısından Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını önkoşulsuz tanımak, KÖH’nin siyaseti, ideolojisi ve pratiğini eleştirel biçimde ele almanın temel şartıdır.

Dayanışma ve eleştiri asla birbirleriyle çelişmezler, aksine ilkesel tutumun çerçevesini oluştururlar. Bu ilkesel tutum aynı zamanda KÖH’nin ikili karakterini de göz önünde tutmak zorundadır. KÖH bir tarafta Kürt ulusunun tüm sınıflarını, yani varlıklı sınıflarını da içeren bir ulusal kurtuluş hareketidir. Ama aynı zamanda kurulduğu günden bu yana daha ileri giden özgürlükçü ve sosyalist talepleri de ifade etmektedir, ki bu nedenle Irak, İran, Suriye ve Türkiye sol güçlerinin bir parçası olarak görülmelidir.

Böylesi bir girizgahı yapışımızın nedeni, Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Konfederalizm” üzerine olan görüşlerine tarihsel maddeci temelde devrimci-eleştirel bir katkı sunmak isteyişimizdir.
yani.. yanlış anlamayın düşmanca değil dostça eleştiriyorum diye başlamayı zorunlu görüyor..elbette bu durum murat çakır'ın suçu değil., hepimizin suçudur..

en küçük eleştiriyi saldırı sayan zihniyet o kadar yaygın ve baskın ki., ne? dedi., neden? dedi., amacı ne bakılmıyor.. aynı eleştiriyi düşmanca amaçla yapan olur dostça amaçla.. bakılması gereken yerler bellidir..
1- yapan kim? 2- ne? diyor 3- amacı ne?.. bu zeminlerden bakıp eleştiriyi öyle karşılamak yani tanımlamak gerekir..

aynı durum özgürlük hareketi savunucuları için de geçerli.. en küçük marks-lenin-vs. eleştirilerine düşman saldırısı olarak bakılıyor.. oysa dışarıdan düşman aramaya gerek kılmayacak koşullar kendi içinde o kadar çok ki..

kendine m-l diyen bir çok hareket.; kendine m-l diyen bir çok hareketi düşman olarak tanımlar ve bu işler her iki tarafın m-l savunmaları içerisinde olagelir.. yani m-l ler m-l lere karşı.. ben bunu melleler., mellelere karşı olarak dinsel bir zihniyet olarak tanımlıyorum..
dışarıdan bir çizgi elbette eleştirecek hatta derin eleştiriler de yapacak ki., kendini sınama olanakların artsın.. yine elbette bu eleştirileri(içerden-dışardan) kim neden ve hangi amaçla yapıyor olması önemlidir..

bu zorunlu açıklamadan sonra.. diğer bir eleştiri tarzı sıkıntısına değineyim..
eleştiri yapılırken., muhatabının görüşlerini aynen aktardıktan sonra kendi açıklama ve tespitlerini sunmalısın.. ama böyle yapılmıyor.. muhatabının görüşlerini kendi algıladığın zeminde ve kendi çizginin tanım ve kavramları ile sunuyorsun.. bu hem haksızlık hem de zaaflı bir düşünce-tartışma biçimidir.. örneğin kautsky eleştirilerini lenin sözleri üzerinden yapmak., sadece lenini onaylamak ve tekrarlamaktan öte bir anlam taşımaz.. elbette leninin dikkat çektiği dokunduğu zeminlere eğilmek anlamında onaylamak yanlış değildir.. bu tarza kılavuz., ön bilgi., olarak bakarsak doğrudur ama.. yine de kautsky ne? demiş dendiğinde sunulan veride lenin böyle anlamış olarak yaklaşamayız., ne? demişise kendisinden sunmalıyız., sonra lenin zaten bu söyleme şöyle yaklaştı vs. devam ederiz..

murat çakır da aynı tarzı işletmiş..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29 Haziran 2018, 16:58   #3
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,527
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Konfederalizm” üzerine olan görüşlerine tarihsel maddeci temelde devrimci-eleştirel bir katkı sunmak isteyişimizdir. bu cümleyi şu anlamda alıntıladım.. tarihsel maddeci temelde..
evet.. bu çok doğru bir söz.. murat çakır bu sözlerini hangi anlamda-amaçla söyledi bilmiyorum ama doğrudur..
bir marksist.: eleştiri hatta onaylamalarını tarihsel maddeci bir temelde yapmak zorundadır.. bunu üretici güçler tezi temelinden olarak netleştirmek isterim.. marksistler bu noktada genelde bilgisiz.. ukalalık yapmıyorum.. marksın tezlerinin en önemlisi-temel olanı budur.. her şeyi bu temel üzerinden açıklar., yorumlar., ve öngürülerini bu temele bağlı olarak yapar.. hegel-feurbach ve hatta aristo-eflatun vs. hepsi tarihsel maddeci temelden düşünen filozoflardır.. bu anlamda tarihsel maddeci demek yetmez.. marks hegel için düşüncelerine temelden itiraz ediyorum demedi., düşünceler doğru ama baş aşağı idi ben baş üzerine çevirdim dedi.. temel olanı tarihsel maddeci özelliği idi.. hatta marks bu noktada klasik eleştiri tarzını işletmiştir..

marks.: hegel için idea temeldir-başlangıçtır ben maddeyi temel ve başlangıç yaptım derken başaşağı-başüstü olayını anlatır.. ama hegelde idea temel ve başlangıçtır gibi bir durum yoktur.. hegel maddenin düşünceleri(idea) yarattığını bilir-söyler ama yaşama müdahalede maddeden alın algılarla oluşan idea ile maddeye/yaşama müdahale edilir der.. yani., toplumsal yaşam tarihi yada tarihsel materyalizm dedikleri budur der.. marks tersini söyler.. ne algılarsan algıla ve düşün daima bunu belirleyen maddi yaşamdır der..
üretici güçler tezi budur.. üretici güçlerin geldiği aşamaya denk düşecek şekilde algılarsın ve denk düşecek şekilde irade koyabilirsin.. tersinde bir sonuç yaratamazsın kaçınılmaz olarak olması gerekene hizmet edersin., ya duraklatma ya da hızlandırma anlamındadır der..
marksdan alıntılarla desteklemedim ama bu temel görüşleri her marksist bilir diye uzatmamak için yapmadım.. hayır böyle değil., senin düşüncen diyen olur ise alıntı sunarım..

Konseptin temel yanılgıları başlığı ile eleştirilerine başlamış., ama nedense eleştiri yapacağı tezlere yönelmek yerine öcalan tezlerini yanlış okuma üzerine dönmüş.. Ancak Öcalan’ın kendisi tezlerinin dogmatikleştirilme ve yüzeysel yorumlanma tandanslarını görmekte, bunları eleştirmektedir. konumuz bu değil.. konumuz öcalan tezleri ve eleştirisi.. kim? nasıl anlamış başka konu..
murat çakır.. şunu yapmış..öcalanı doğru anlamıyorlar.. bunu öcalan da belirtiyor ama asıl neden öcalan tezlerinin yanlışolmasındandır diyor.. aslında bundan sonra başkaca bir şey yazmasına gerek yoktu.. her şeyi çözmüş.. zaten yanlış.. haliyle kimse doğru algılayamıyor.. iyi de bu tespitimarks ve marksistler üzerinden de yapabiliriz.. piyasada elli çişit marksist var ve hepsi bir diğerine yanlış algıladın diyor.. neden acaba.;
Bu tandansların temel kaynağı içerisinde farklı ve birbirleriyle çelişen liberal, varoluşçu, postmodernist, postpositivist, postmarksist, liberter-sosyalist ve anarşist argümentasyonları barındıran düşüncelerin kendileridir. desem., murat çakır gerekçesi ile aynı değil mi?..

yine murat çakır öcalan ne? dedi es geçmiş kendince bir öcalan tezi yazmış..
Örneğin bir tarafta, esas itibariyle baskıcı ve otoriter olarak görülen ulus devletin karşısına, klasik liberal veya liberter düşünce figürlerinin doğal, demokratik toplum anlayışı çıkartılmaktadır. hayır.. böyle bir şey yok.. ve üzülüyorum.. bazılarını anlarım.. ama murat çakır gibi dost eleştirisi yapan kişiler bazı şeylere dikkat etmelidir..
ulus devlete karşı çıkmak ayrıdır., devlete karşı çıkmak ayrıdır.. ulus devlete kökten karşı olup devleti gerekli gören sağ-sol-liberal radikal çok düşünde var.. ayrıca.. Bunu yaparken sınıf çelişkileri reddedilmekte, en azından önemsizleştirilmekte dir. bu da kökten yanlış.. devleti savunan(tarihin akışı-tarihsel materyalizm ve üretici güçler tezi temelinde) hatta ulus-devleti savunan(tarihin akışı-tarihsel materyalizm ve üretici güçler tezi temelinde) ama sınıf çelişkisini ret etmeyen bir çok düşünce de var.. örneğin marks.. sınıf çelişkisini temel alan ama devleti ret edenler de var.. anarşizm..

demem o ki.. öcalan sınıf çelişkisine sizin gibi bakmıyor ama buna ret ediyor demek yanlıştır.. öcalanın sınıf çelişkisi anlayışı marksın tanımından farklı.. yani sınıfları kentli-sanayi işçisi(proleterya.. kentli demek) ve kentli anlamına gelen sanayi burjuvazisi olarak sınırlı daraltılmış olarak tanımlamıyor.. cinsiyet temelli sınıf çelişkisini., etnik-kültürel olarak sınıf çelişkisini ve hepsinin emek temelindeki sınıflaşmasını ret etmiyor.. bütün olarak ele alıyor..
komünizmi.: insan iradesi dışında tarihin akışı ile sırası gelince oluşacak bir maddi yaşam-toplumsal yaşam biçimi olarak görmüyor.. maddi yaşam içersinde insanlığa ve insanın içinde yer aldığı doğaya en yararlı bir zihniyet üzerinden yaratılacak bir maddi yaşam biçimi olarak bakıyor..
daha anlaşılır anlatayım..
komünist zihniyet-yaşam biçimi ve toplumsal sistemi.: tarlada "var olan" buğdayın tohumlaşması sonra., fideleşmesi sonra., meyveleşmesi sonra., rüzgarın ayrıştırması sonra., taş atına düşüp ezilmesi sonra., ezilenin yağmurla karışıp., un haline gelmesi sonra., bir yıldırımla pişip ekmek haline gelmesi ile oluşan bir ekmek değildir.. kaldı ki., ekmek de böyle oluşmaz.. evet.. nesnelolarak beklemen gereken durumlar vardır ama bu demek değildir ki., tarihsel bir dilimi beklemek anlamına gelsin..tarihin her aşamasında var olan koşullara-bilince göre oluşturulacak bir şeydir ki., başına ilkel tanımı konsa dahi çağında en büyük en modern devrimdi.. sonra çürütüldü..kuranlar da insandı çürütenler de..
öcalan meseleye böyle bakar.. yani üretici güçler tezini ret eder..

ek olarak.; öcalan var olan ulus devletin karşısına, klasik liberal veya liberter düşünce figürlerinin doğal, demokratik toplum anlayışı çıkartılmaktadır.
bu "eleştiri" her yönden yanlış ve zaaflı..
öcalan.: ulus devletin yerine demokratik cumhuriyet/devlet önerir.. ama devletin yerine bir (.....) anlayış önermez.. komünal yapı önerir..bunu da ilk aşamalar için demokratik konfederasyon olarak açımlar.. demokratik cumhuriyet başkadır.. demokratik konfederasyon başkadır..

liberter düşünceler komünist düşünce içinde gerçek anlamını bulur.. liberal dediğin kelime de farklı değildir.. hoşgörülü-özgürlükçü anlamı taşır.. liberter ile aynı köktür.. sizin bildiğiniz liberal ise idareyi malahatçılardır.. doğru tanımları farklı kalıplara dökmek-evirmek kapitalist modernite aklının bilinçliişleridir..t ıpkı proleterya gibi.. köken olarak romalı özgür ama mülksüz vatandaşı tanımlar.. kentlidir.. işçi sınıfı ise köken olarak köleden ve belirli oranda serf den gelir..

yine.. tarihin bir aşamasında köle dediğinde sadece birey/insan akla gelmezdi.. bütün olarak bir halk da köle sınıfından sayılırdı.. slav halk tanımının kökü latince slave(köle) den gelir.. hindistanda kast/sınıf denilince.; emek harcayan ve emeğe el koyan şeklinde değildi.. halklar anlamında idi.. yani.. her emek harcayan işçi idi ama köle/işçi alt sınıfından değildi..
bence siz.. tarihsel materyalizm derken., tarihin akışındaki ortaya çıkmış realiteleri değil., uydurulmuş kavramları temelalıyor ve tarihsel akış olarak sunuyorsunuz..

Ancak diğer yandan da kapitalist üretim tarzının karşısına, kooperatifler üzerine kurulu komünal ve ekolojik ekonomi modellerinin çıkartıldığını görmekteyiz.
yine yanlış ve haksız bir eleştiri..kapitalist üretim tarzının karşısına kooparatifler üzerine kurulu komünal-ekolojik model önermez.. bu eşyanın tabiatına aykırıdır.. kapitalist üretim biçiminin etkin olduğu yerlerde öz savunma anlayışı temelinde ister kooparatifler ister komünal tipi yapılar., istersen başkaca yollarla kendini savunursun.. kapitalist üretim tarzı dediğin şey kurumsal yapılar(devlet) olmadan işletilemez.. kapitalist üretim tarzı derken ne anlıyorsunuz bilmiyorum!!.. teknik gelişme-sanayileşmek mi?.. komünist üretim tarzı sanayi-teknoloji olmadan olmaz ki.. emek harcamak mı?.. komünist üretim tarzı da emek harcamadan olmaz ki.,

peki farkı ne?.. farkı iktidar/egemenlik yani mülkiyet hakkıdır.. ve bu.; tarihin derinliklerinden beri aynıdır değişmez.. komünist üretim tarzı dediğin ise., tam karşıtıdır.. iktidarsızlık-mülkiyetsizliktir..ü retim anlamında tarihsel olarak temel aynıdır.. yani iş madde de değil., zihniyet ve zihniyet egemenliğindedir.. hangi zihniyet egemen ise üretim sonucu(paylaşım-toplumsal hiyerarşi-vs) ona göre sistemi belirler..

öcalanı okumamış gibi bir eleştiri yapılmış.. elbette bir marksisttin temel aldığı tezler bellidir ve yaşamın nasıl gelişeceğini ve bu gelişme içinde., yani aşamasında.; insanın iradesini nasıl ve ne şekilde işletilebileceğini anlatır.. bu anlamda.; tarihin belirli aşamalarında komünist zihniyetin olamayacağını.. bu anlamda.; komünist yaşamın yaratılamayacağını.. bu anlamda.; tarihin uzun bir döneminde egemenlerin ve mülkiyetin altında cezamızı çekmek zorunda olacağımızı söyler..
diğer bir anlatımla.; kapitalizm gelmeden yeşermeden küresel egemen olmadan komünizm düşüncesi yoktur ve kurmak da hayaldir der.. biz işte burada itiraz ederiz.. nerde(komünal toplum) kaybetti isek orada kazanacağız deriz.. şimdiye kadar başaramadıysak., nesnel zamanın gelmediğinden., tarihin haydi abbas sıra sende demediğinden değil., beceremediğimizden dir deriz.. eleştiri yapılacak ise asıl buralardan yapılmalı ve tartışılmalıdır..

yoksa.. devlet nasıl kaldırılır.. mülkiyetçi-egemen üretim tarzı nasıl kaldırılır bu anlamda toplum nasıl örgütlenir mevzuları ayrıca her yönden tartışılır..

bu anlamda..
Öcalan’ın Marksizm eleştirisindeki yanlışlarının Türkiye sosyalist hareketinde yer edinen yanlış Marksizm anlayışının sonucu olduğu söylenebilir. Öcalan 20. Yüzyılın sosyalist ülkelerindeki hatalı gelişmeleri ve salt ekonomist bakış açısını haklı olarak eleştirmektedir, ama eleştirileri genelde görüntülerin yüzeyinde kalmaktan öteye gidememektedir.
hayır.. marksizm eleştirileri., Türkiye sosyalist hareketinde yer edinen yanlış Marksizm anlayışının üzerinden değildir.. yukarıda bahsettiğim tezleri üzerindendir..

mevzu.; kemalizm., ulusalcılık vs. gibi şeyler ise.. ilgisi yoktur.. zaten bu kesimleri marksist saymayız.. reel sosyalizmler konusunda da marksizm eleştirisi sınırlıdır.. en basiti.; marksizme göre ne bulgaristan ne romanya., vs. devrim yapacak nesnel koşullara sahip değildi.. buna rusya da dahil.. zaten rusya devriminde marksizm etkin olsa idi adına işçi-köylü iktidarı denilmez., proleterya diktatörlüğü denirdi.. nep(eksik kalan kapitalistleşmenin tamamlanması) diye bir süreç olmazdı.. üretici güçler tezine aykırıdır.. anımsatayım..

üretici güçler tezine göre kapitalizm tarihsel-nesnel gelişimini tamamlamışise proleterya diktatörlüğü aşaması hazır demektir geriye sadece irade koymak kalır ki., bilirsiniz.. üretici güçler tezine göre tarihin tekerleği geriye çevrilmez., irade illaki oluşur..öyle ya çelik çekirdek parti vs. değil., üretici güçlerin geldiği aşama önemli.. yoksa çelik de olsa bir işe yaramaz.. rusya bu anlamda denk düşmüşü? düşmemiş ki., nep uygulanıyor..
marksın hindistan çözümlemelerini anımsatayım.. hindistan tarihselsüreci elbette kapitalizm aşamasına gelecek ama bu yürüyüşü ingiliz işgali istemese de hızlandırıyor der.. demek ki., lenin bu işe önce rusyada başladı ve başardıkça asya toplumları nezdinde ingiltere görevi gördü..

..... devam edecek...
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
solplatform kürt sorunu konusu üzerine eleştiri suat Sosyalizm 2 02 Şubat 2014 22:25
savaş tarzı ve çocuklar ve "körlük" suat Politik Gündem 2 25 Ekim 2011 22:15
alevliyıldız ve tarzı karakteri hakkında suat Öneriler ve Eleştiriler 3 11 Haziran 2011 17:20
Ters yöndeki süreci yaşam tarzı haline getirmiş uzmanlar topluluğu-Türkiye solu İhsan Dağ Politik Gündem 0 12 Ocak 2011 09:06
Liberalizm uzerine-Murat Belge yazilari AliKorkmaz Makaleler 35 24 Haziran 2009 15:53

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:56.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.