Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SINIF MÜCADELESİ VE SOSYALİZM > Sosyalizm

Sosyalizm Sosyalizm hakkında herşey

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 13 Eylül 2017, 16:57   #1
Aktif Üye
 
Marinaleda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16 Eylül 2014
Mesajlar: 769
Teşekkürler: 185
138 Mesajına 163 Kere Teşekkür Edildi
Standart Devrimci-Diktatörlük anlamı ve marks-izm

Yazıya başlamadan önce...bazı kavramların zamanla nasıl anlam kaybına uğradığını ve özellikle de bu kayıplar üzerinden nasıl demagojik anlatımların yapıldığının farkında olmak bazı şeyleri fark etmemizde bize yardımcı olur...Başlıktaki "devrimci-diktatörlük" kavramını bilerek kullandım...buna proletarya diktatörlüğü ya da başta tarz "dikta" tarzları eklenebilir ve bu tartışılır...

Diktatörlük...kelime kökenindeki gibi bir yönetimin bir olguyu birilerine "dikte" ettirmesinden gelir...bu noktada "devlet" tanımlanırken meşhur olarak...egemen sınıfların ezilen sınıflara karşı diktatölrüğünün aracı olarak tanımlanır...ki böyle düşünüldüğünde bence de hatalı değildir...evet devlet "ezen sınıfın" ezilen sınıfa karşı diktatörlüğünü ifade eder...

Peki ya ezilen sınıfın ezen sınıfa karşı diktatörlüğü...bu ne ifade eder...işte temel tartışma zeminleri bu noktalarda gerçekleşir...bir tarafta Anarşistler ve benzerleri bu kavrama itiraz eder..."dikte" etme süreci bir iktidar sürecidir...bu yeni egemen bir sınıf yaratımıdır...sınıfs ızlıktan sapmadır vb der...Marksizm,PD yi proletarya sınıfının burjuvazi üzerindeki diktatörlüğü olarak görür ve "devlet olmayan devlet" ya da bir geçiş aşaması olarak bu sürecin zorunluluğundan bahseder...

Ben bunları tartışmıyorum asıl amacım bunu tartışmak değil...

"devrimci diktatörlük" kavramını ilk kez kullananlar Marksist değillerdi...ve bu kavramı Marksizmin anladığı gibi de kullanmıyorlardı...b unu herkes farkında...fakat herkes aynı zamanda bu diktatörlüğü Marksizm rahlesinde eleştirilmesinden yana...kimse bu kavramın ilk kullanış zeminlerine göre ve o düşünce üzerinden bir eleştiri sunmuyor...

"devrimci diktatörlük" Marksizm de bir sınıf diktatörlüğü...Babeu f-Bounarotti-Blanqui de ise örgüt-kişi-elit grup diktatörlüğüdür tarzı bir eleştiri var...bu eleştiri temel komplocu-radikal cumhuriyetçi gruplara karşı yöneltilen eleştiri oluyor ve Marksizm içi hareketlerin birbirlerini eleştirmelerinde de sık sık kullanılıyor...


Öncelikle başta bir şey söyledim...DEVLET egemen sınıfların ezilen sınıflar üzerindeki diktatörlüğüdür ortak tabirinden bahsettim...buna direkt itiraz etmediğimi söyledim...

ve sordum...eğer ki varsa(öyle kabul edersek) ezilen sınıfların egemen sınıflar üzerindeki diktatörlüğü ne anlama gelir?...Devlet mi? ya da kendini sönümleyecek bir Devlet aşaması mi?...ya da Devlet olmayan onu yıkan ve devletslziği örgütleyen "geçici" bir süreç mi?


söylem bazında birbirinden farklı durmuyor gibi gelebilir...fakat aslen öyle değil...daha doğrusu "devrimci diktatörlük" kavramını ortaya kim atmışsa(atanlar Babeuf-Bounarotti-Blanqui üçlemesi) bunu nasıl kullanmışlar ya da neden böyle bir tabir seçmişler bunları tabii ki tartışmak gerekir...



kavramımızın kendisi devrimci-diktatörlük...burjuv aziyi ve aristokrasiyi ve onun kalıntılarını "ezme" sürecini ifade eder...kısacası burada bahsi geçen olgu temel olarak bir süreçtir..

bu kısımda herkes net...bu bir süreç...burada burjuvazi mülksüzleştiriliyor. ..aristokrasi keza öyle...kafalardan burjuva kalıntılar siliniyor...işçiler ve ezilenler örgütleniyor...evet bu kısımda herkes net...

Fakat herkesin net olmadığı nokta şu...Devrimci-Diktatörlük süreci illaki yeni bir sistem ya da yeni bir devlet-iktidar yapısı mı olmak zorunda.....

daha net olarak şöyle ifade edeyim...Devrimci bir dikta sürecindeyiz...bu süreç illa belirli bir devlet-iktidar aracılığıyla mı(proleter devlet gibi) gerçekleştirilecek.. .yoksa bu sürecin amacı mı yeni bir sistem(devlet-iktidar olmayan bir sistem yaratmak)...yani bu süreç devlet olmayan geçici bir süreci mi ifade ediyor...

işte zurnanın zırt dediği yer burası...burada Marksizm ile Babeuf-Blanqui geleneği ayrışır...somut örneklerle olayı açıklayarak devam edeyim...


Blanqui devrimci bir insandır...evet bir sürü savaşta yer aldı-zindana düştü ve benzeri devrimci bir neferdi...fakat aynı zamanda da teorisyendi...eksiği gediğiyle kendi kafasındakileri yazılarına dökmüştür...pozitivi zmi eleştiren yazıları mevcuttur...ilerleme ciliği eleştiren yazıları mevcuttur...bu kesimler kapitalist "ilerlemeye" bağlı olmadan devrimci bir sürece girdiler...kendi girdikleri devrimci sürecin ve gene bir ilerlemeyle sonuçlanmayacağının farkındaydılar...bun un için bazı şeyleri örgütlemeleri-inşa etmeleri gerekiyordu...


Blanqui...Komünizm-Toplumun Geleceği adlı makalesinde yapmaları gereken görevleri özetlemiştir...Blanq ui nin kafasında Kapitalizm yıkıldıktan sonra Komünizmin inşası gibi bir görev mevcuttur...bu kesimlerin kafasında ilk önce PD ya da ara geçiş aşamaları vesaire yoktu...yani önce PD gibi bir sistem sonra devletin sönümlenmesi tarzı "pozitivist bir şemaya" zaten karşıydılar...haliyl e amaçları farklıydı...

bu kesimler de devlet aracını ele geçirmek ve buradan Komünizme ulaşmak istiyorlardı...Fakat devlet aracını ele geçirdikten sonra proletarya adına yeni bir devlet sistemi kurma gibi bir amaçları yoktu..buradan komünizmi(devletislz iği) direkt örgütlemeyi amaçlıyorlardı...kıs acası bu kesimler için "devrimci diktatörlük" ayrı bir devlet sistemini ifade etmiyordu...öncü örgütün mevcut iktidarı eline aldığı ve tabandan komünizmin örgütlenmesinin önünü açtığı bir süreci ifade ediyordu...


Blanqui devrim sonrası ilkin gerçekleştirilecekle r için yazdıklarında hükümet için şunları yazıyordu(İngilizce paylaşıyorum Türkçe çevirimde sonra sıkıntı çıkmasın diye)

Parisian dictatorship.

The hurried call for universal suffrage in 1848 was a well-conceived act of betrayal. It was widely known that, as a result of the gagging of the press after the 18 Brumaire [of 1799], the provinces had become the prey of the clergy, of state functionaries, and of the aristocrats. To request a vote from these enslaved populations was simply to request one from their masters. Republicans of good faith demanded the postponement of the electoral assemblies until all minds had been thoroughly liberated through open and unrestricted debate.


burada çok önemli bir olgudan bahsediyor aslında...

Blanqui kendi devrimci diktatörlüğüne-devimci Parisin diğer bölgeler üzerindeki diktatörlüğü- olarak ifade eder...Parisian Dictatorship ifadesi temel olarak bu dur...Paris Endüstriyel ve yönetimsel merkezdir...bu merkezdeki devrimin diğer bölgelere yayılmasını amaçladığı içinde böyle bir ifade kullanmaktadır...

Blanqui değerlendirmesinde diyor ki...devrim sonrası hemen seçimlere gitmek devrimi egemen sınıflara devretmektir...Cumhu riyetçiler "tüm akıllar aydınlanmadıkça-temizlenmedikçe" direkt ulusal-seçimlere gitmek doğru değildir...

tabii yazının üst kısmında ekonomik önlemlerde mülkiyete el konulması ve benzeri süreçlerle birlikte eğitimden de bahsetmektedir...Bla nqui burjuva kalıntılar kaldırılmadan ülkenin kendi hakkında karar verecek durumda olmadığını ifade ediyor...

Far from imposing itself by decree, communism must wait for its advent to result from free resolutions taken by the country, and these resolutions can only emerge from the general diffusion of enlightenment.

Komünizm kendini yukarıdan empoze etmektense...ülkenin kendi kararlarını alabileceği sürece kadar...zihinler aydınlanana kadar beklemelidir...bu süreçte kendini örgütlemelidir...

This is no reason to remove the word communism from the political dictionary, however. Far from it – we must help the country folk get used to hearing it not as a threat but as a hope or expectation. One need only clarify that community is simply the full, integral association of the whole of the country, gradually formed by partial associations, and enlarged by successive federations. The political association of the French territory already exists. Why should economic association not become its natural complement, through the progress of ideas?

burada da aynı şekilde Komünizmin nasıl beklemesi gerektiğinden...ve tabandan başlayarak en tepeye kadar politik ve ekonomik federasyonların toplumu örgütledikçe-toplum aydınlandıkça gelişeceğinden bahsediyor...

bütün bu alıntılardan sonra şunu söylemek istiyorum...bütün bu süreçlerde ortada yeni bir devlet yapısı yoktur...ulusal karar alma mekanizması yoktur...taa ki Komünizm örgütlenene kadar...tabii bu Fransa ile sınırlı bir düşünce tarzıdır...Blanqui ve benzeri cumhuriyetçiler bu şekilde düşünmektedirler...

Marks-Engels bütün bu süreçleri "devrimci elit diktatörlüğü" olarak ifade ederken bizimkisi "sınıf diktatörlüğü" tarzında bir savunma gerçekleştiriyorlar. ..Öncelikle bu çok demagojik bir anlatımdır...içinde çarpıtma vardır...

Marks-Engels PD den bahsederken yeni bir iktidar-devlet yapısından bahsediyorlar...Blan qui de ise böyle bir şey yoktur...Blanqu ve geleneği devrimci-diktatörlüğü eski devlet yapısının parçalanması ve komünist sürecin inşası için gerekli geçici bir süreç olarak görüyorlar...bu süreçte ortada belirliyeni bir devlet yapısı ya da yeni bir iktidar mevcut değil ...Öncü örgüt ve onun kurduğu devrimci hükümet(halk güvenliği komitesi olarak ifade ediyorlar) aracılığıyla devletin yıkılması süreci var...

kısacası iki kesimin devrimci-diktatörlük algısı birbirinden farklıdır...bir algıdan diğerini eleştirmek kolay gibi gözükse de özünde çok büyük hatalara neden olur...


Aradaki farkın temelinde aslında ideolojik zeminler yatıyor...Proletarya adına kurulan bir devlet yapısı kendi kendini sönümleyecek diyen bir anlayış ile...devlet aygıtını alan ve onu komünizmin örgütlenmesinin önünü açacak şekilde kullanan bir öncü örgüt öngören bir anlayış birbirinden çok farklıdır...


Engels bütün bu eleştirileri dahi yaparken bazı şeyleri ağzından kaçırıyor...

İşler blankiciler için de daha iyi gitmedi. Komploculuk okulunda yetişmiş, kendine özgü sıkı bir disiplin ile birbirlerine bağlanmış bulunan blankiciler, görece küçük bir sayıdaki kararlı ve iyi örgütlenmiş adamın, zamanı geldiğinde, sadece iktidarı elegeçirmeye değil, ama büyük bir yılmazlık ve gözüpeklik göstererek, halk yığınını devrim içine çekmeyi ve onu küçük yönetici birlik yöresinde toplamayı başarmak için yeterince uzun bir zaman iktidarda kalmaya da yetenekli olduğu fikrinden yola çıkıyorlardı. Bunun için, her şeyden önce, tüm iktidarın yeni devrimci hükümetin elleri arasında en sıkı diktatörce merkezleşmesi gerekiyordu. Ve, çoğunlukla bu blankicilerden bileşen Komün ne yaptı? Taşradaki Fransızlar için yayınladığı bütün bildirgelerinde, Komün, onları, tüm Fransız komünlerinin Paris ile özgür bir federasyonuna, ilk kez olarak gerçekten ulusun kendisi tarafından kurulacak ulusal bir örgütlenmeye çağırıyordu

evet doğrudur yapmıştır...kendi içinde de federatif bir yapılanmaya gitmiştir...Blankici ler "devrimci bir hükümetin elleri arasında merkezileşmesi" için istediği iktidarı federasyonun kurulmasına olanak sağlamak için istemişlerdir ki bunu yapacak örgütlenmeye gerek kalmadan Paris de ayaklanma çıkmıştır...Blankici lerin savunduğu "Devrimci Parisin diğer bölgeler üstündeki diktatörlüğü" o bölgeleri federasyona davet ediyor...hatta Blankiğ bu federasyonun zorla değil isteğe bağlı gerçekleşmesi gerektiğini dahi söylüyor...Demekki Engels Blankicileri bir yerde farklı anlıyor ya da farklı kodluyor...

bu kesimler bir yandan devrimci bir hükümet kurmayı istiyorlar...diğer yandan bu hükümete fabrikalarda işçi örgütlenmelerini kurma...politik federasyonları(komün lerden başlayarak) örgütleme tarzı görevler veriyorlar...bu nasıl bir "merkeziyetçilik " anlayışıdır...yoksa bu kesimler bu merkeziyetçiliği devlet-iktidarı ele geçirme amacıyla mı savunmaktalar...yeni bir devlet-iktidar yapısını "merkeziyetçilik " üzerine kurmak isteyen bir örgüt federasyonu savunmaz ve örgütlemez de...


biraz uzattım...fakat asıl meseleyi anlatmak amacıyla bunu yaptım...yani Engels in bahsettiği gibi Blankiciler bir yerde "merkezileşmeyi" ve elit diktasını..bir yerde federasyonu ve komünleri savunmuyorlar...merk ezileşme öncü örgüt yapısıyla ilgilidir...devlet ve iktidarı ele geçirmek amaçlı bir örgütlenme tarzıdır...federasyo n ve komünler ise kurmak istedikleri sistem ile ilgilidir...Marksizm de olduğu gibi PD tarzı bir devleti değil özgür bir federasyon kurmayı hedeflemişlerdir...B lanqui den alıntıladığım yazı da ekonomik ve politik birlikler(assocation-Proudhon da bu tabiri kullanırdı) federasyonunu nasıl savunduğunu okudunuz...bunun gönüllü gerçekleşeceğini de yazının devamında kendisi söylemektedir....



Not1:bütün bu süreçlerde Blankicilerin durduğu konum Marksizm ve Anarşizm arası bir konum olarak değerlendirilebilir. ..ne yeni bir devlet yapısı kurma amaçları var..ne de eski olanı direkt yıkma çabaları...fakat bu süreçte eski devlet aygıtını ele geçirdikten sonra onu yeni-devlet olmayan- sistemi örgütlyecek bu sürecin önünü açacak şekilde kullanma gibi bir amaçları var

Not2:kısacası Blankicilerin kafasındaki devrimci diktatörlük bir süreçten ibarettir...ne bir sistemi ifade eder..ne de yeni bir devlet-iktidar yapısı...

fakat Marksizmdeki PD sadece bir süreç değil aynı zamanda yeni bir sistem-bir devlet iktidar yapısıdır...evet kendi kendine sönümlenecek "devlet olmayan bir devlettir" ama bu süreci sonlandıran da ilerlemedir..

Not3:ilerlemeye inanmayan Blankicilerin Marksizmdeki gibi "yeni bir devlet" kurma amaçlarının olmaması normaldir...bu kesimler herhangi bir ilerleme olmadan hedefleri olan komünizmi direkt örgütlemek istemektedirler...bu sürecin vakit gerektirdiğinin de farkındadırlar...


en azından kafalardaki bazı karışıklıkları giderdiğimi düşünüyorum...bu yazıyı yazmamın amacı Marksizmin bu kesimlere ilişkin "elit diktatörlük" tarzı savlarının hatalı olduğunu ifade etmektir...

başkalarından aldıkları "diktatörlük" ifadesini kendi mülkiyeti haline getiren bu anlayış...onun ilk kullanış zeminlerini yok sayarak ve çarpıtarak bir yere varamaz...1 mayıs ve 8 mart meselelerinde olduğu gibi alınan ve kendi mülkiyetlerine geçirdikleri bu değerlerin asıl anlamlarının kaybolmasına müsaade etmemeliyiz...


daha ayrıntılı olarak tartışma şansımız olursa arkadaşlarla tartışabiliriz...şim dilik bu kadar yazıyorum...
__________________
İnsanlık her zaman sosyalist idealler taşımış, ancak demokrasiye dayandırılmadığı için egemen sistemlere ve sömürücü sınıflara daha fazla itaat sağlatan bir konuma düşmekten kurtulamamıştır. İnsanlık tarihinin kendisi, komünal yaşamın ancak demokratik duruşla gerçekleşeceğinin kanıtıdır. Komünal demokratik duruşun çağdaş değerlerle yeniden yaratılması sosyalizmin yeniden yükselen değer haline getirilmesidir.


SOSYALİZMDE ISRAR İNSAN OLMAKTA ISRARDIR
Marinaleda isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
suat (14 Eylül 2017)
Alt 14 Eylül 2017, 13:15   #2
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,346
Teşekkürler: 1,275
2,506 Mesajına 3,498 Kere Teşekkür Edildi
Standart

bazı kavramların zamanla nasıl anlam kaybına uğradığını ve özellikle de bu kayıplar üzerinden nasıl demagojik anlatımların yapıldığının farkında olmak bazı şeyleri fark etmemizde bize yardımcı olur. marinaleda

bazı kavram ve tanımların zamanla ilk çıkış nedeninden farklı yerlere varması olayı çeşitlidir.. -kendi özgün sürecinde çıkış zeminlerine bağlı değişim yaşaması.. - ilk ortaya atanların özsel değişimlerinden kaynaklı deformasyona uğratılması.. - başkalarının ilk çıkış nedeni ve zeminlerini değiştirerek/bozarak yeni bir içerik vermesi.. -vs..

her kavram ve tanım(*) bu anlamda kendine has olarak ele alınmalıdır.. bu konudaki devrimci diktatörlük ya da pd tanımı aynı zamanda bir kavramdır..
yani.; pd bir tanımdır.. bir iktidar biçimini isimlendirir ve belirli bir kesim(marksist) tarafından özelleştirilmiştir.. oysa aynı kelime/tanım marksist olmayan başkaca kesimler tarafından da kullanılır ve marks öncesinden ortaya atılmasından dolayı asıl sahipliği nettir.. marksistler.; pd derken., bu kavramı şöyle tanımlarlar.. işçi sınıfının diğer sınıflar üzerindeki diktası.. böyle tanımlandığında pd kavramı ilk ortaya atılmasından farklı özel bir içerik kazanır.. marinaleda'nın belirttiği gibi.;

Öncelikle başta bir şey söyledim...DEVLET egemen sınıfların ezilen sınıflar üzerindeki diktatörlüğüdür ortak tabirinden bahsettim...buna direkt itiraz etmediğimi söyledim...

ve sordum...eğer ki varsa(öyle kabul edersek) ezilen sınıfların egemen sınıflar üzerindeki diktatörlüğü ne anlama gelir?...Devlet mi? ya da kendini sönümleyecek bir Devlet aşaması mi?...ya da Devlet olmayan onu yıkan ve devletslziği örgütleyen "geçici" bir süreç mi?

marksın pd tanımlaması aslında devletin ta kendisidir.. burjuva sınıfının egemen olduğu devlet yerine işçi sınıfının egemen olduğu devleti tarif eder.. yani devlet organ olarak aynı ama egemen sınıf farklıdır.. neden böyle diyorum.. marinaleda vurguluyor.. mevzu aslında devlettir.. yani devlet kavramı değişmiyor.. sanki devlet toplumsal bir örgütlenme ama iktidardaki sınıftan dolayı tu kaka idi şimdi olmayacak deniliyor.. oysa devlet denilen organı yaratan nesnel ve iradi şey.; bir sınıfın ya da sınıf koalisyonunun toplum üzerinde iktidar olabilme olayıdır.. sınıflaşma olmadan devlet de oluşmazdı.. oluşur diyen varsa öncelikle marsist devlet tanımını sorgulasın.. peki marks kendi devlet tanımı ile mi çelişiyor.. hayır.. marks nasıl ki., tarihin diyalektik akışında(üretici güçler tezi) sınıfların ortaya çıkması zorunlu ve doğal ise devletin de ortaya çıkışı bu anlamda bu sürecin bir aracı olarak doğal ve kaçınılmazdı.. marks.. bu tezine bağlı olarak özellikle şunu da ekler.. nesnel olarak tarihte var olan sınıflar ve aracı devlet yine nesnel olarak kaçınılmaz olarak kendini sönümlendirerek sınıfsız topluma geçişin bir aracı olarak tarihsel/nesnel son görevini yapar işte bu aşamasına pd diyoruz der.. dikkat edilir ise.; marksa göre sınıflar ve devlet gibi pd olayı da tarihsel/nesnel bir sürecin kaçınılmaz sonucudur..

türkçe meali ile.. tarihin nesnel ilerlemesi(üretici güçlerin ilerlemesi) belirli bir aşamada pd yi zorunlu kılmaktadır.. uzar., esner ama kaçınılmaz olarak olagelir.. yani devrim yapılmaz devrim olur.. sen tarihsel görevini yapmış olursun o kadar.. peki.. ne? zaman.. işte lenin burada hem pd kavramı/tanımını hem de zamanlama olayını revize eder.. tarihsel olarak oluşmamış aşamada pd kurulur.. aslında yaşamın gerçekliğine baktığımızda lenin bu noktada marksı revize etmemiştir.. ilk iktidara(17 ekim) pd demez., işçi-köylü iktidarı der.. belgelerde mevcuttur.. revizyonu şurada yapar..
rusyada burkuva devrimi yarım kalmıştır ve küresel olarak burjuva artık devrim yapacak "baruta" sahip değildir., yerine biz yapıp tamamlayacağız.. zaten nep proğramı da bu anlamdadır.. elbette bu durumlar!! marks da mevcuttur ve ingiltere devrimi sömürgelerinde kapitalizm gelişmediği halde sosyalizme geçişi merkezden sağlayabilir.. lenin de moskova-petrograd üzerinden bu işletti!!.. tartışılacak konu rusyanın neresinde kapitalizm oldu olacak aşamadaydı merkezlerde olma aşamasında mı idi.. olmalıdır..

bu kısmı toparlarsam.. pd.; ama aynı zamanda bir kavramdır..
marksın pd tanımı kavram olarak var olan devletin bir aşamasına(son) denk düşen iktidarsal tanımıdır.. üretici güçler tezi içinde yer alır.. çünkü üretici güçler tezine göre devletin o aşamaya gelmesini belirleyen de üretici güçlerin tarihsel olarak vardığı aşamadır.. yani., pd devlet/iktidar kavramı içinde bir iktidar tanımıdır..
başkalarının pd tanımı ise marinaleda'nın vurguladığı gibi başkadır.. devlet kavramı içinde yer almaz ve tarihsel süreç nesnelliğini de tanımaz.. gerek blanqui gerek ise muadillerinin pd tanımı var olan devletin dışında ve yerine bir iktidar yapılaşmasıdır..

örnek mi?.. paris komünü.. komünde devlet yoktur.. aşağıdan yukarıya bir yönetme işleyişi ile yukarıda aşağının onayladığı bir dikta söz konusudur.. üstteki diktaya sınıfsal tanım konmaz ama aşağıdan gelen yapılaşmaya sınıfsal tanım konur.. seçilenlerin/temsilcilerin süre dolmadan tekrar geri çağrılma hakkı ve konfederalizm(paris merkez komün değil diğer komünlerin eşit ortağı) anlayışları en güzel örnektir.. elbette ilk merkez diğer alanlara yayılma anlamında diktadır da derler.. böyle işledi., işlemedi., eksik-yanlış yanları vs. tartışılır.. bu ayrı.. zaten reel sosyalizmlerdeki pd süreçleri ve olayı da marksa göre işledi-işlemedi tartışılır..


devlet tanım/kavramlarını ve üretici güçler tezini atlayıp pd tanımı yapılamaz.. yapan., marksa göre değil., kendine göre yapmış sayılır..

toplumsal yaşamın örgütlenmesi anlamında komünizm de toplumsal yaşam ve yapılaşmaları dışında tanım-kavram olarak nasıl söylenirse söylensin hikayedir.. naif ifade ile varsayım-iddiadır ve tartışılır..

sınıf adına iktidarı aldık demekle ve bu anlamda özel(ama büyük) mülkiyeti iktidara devrettik demekle komünal yaşamı örgütlemiş olmuyorsun.. hatta yaratacak garantisi de veremezsin.. iktidarın insiyatifine kalmış oluyor.. oysa en alttan toplumsal yaşamın örgütlenmesi ve üste doğru bu yaşatan-koruyan-yayan işlevlere sahip kurum-hukuk yaratman gerekir ki., iktidar kişiler insiyatifinde kalmasın.. zaten buna iktidar da denilemez.. görevliler-hizmetliler denilebilinir..

yıkılan(dış güçler ve iç hainler yıktı diyelim)., reel sosyalizmlerde gizli kalabilmiş burjuvalar değil., iktidardaki güçler yeni burjuvalar ya da ortakları oldu.. şimdi burada.. devlet sınıf yarattı mı? diyelim.. yoksa.. burjuva gizlenmiş ortaya çıktı mı? diyelim..kim inanır.. burjuva dediğin sınıf., sermaye olmadan bir anlam ifade etmez.. ve en önemlisi sınıfları devlet değil., devleti sınıflar yarattı.. değil mi?

ek bilgiler..:
lyon komünü 4 eylül 1870 yılında yani paris komününden önce kuruldu ve 1871 nisan sonuna kadar da yaşadı..

komünal kabile bir toplumsal örgütlenmedir.. yönetsel organları vardır.. tarihsel süreci içinde çocukların bile ortak olduğu mülkiyet anlayışı giderek çürütüldü ve kabile ortak mülkiyeti içinde klan ortak mülkiyetlerine ne kadar daraldı(özel aile mülkiyetleri özerkti ama kabile ortak mülkiyeti hala geçerliydi) ama yine de özel mülkiyet tanımı/kavramı kullanılamıyor çünkü özel mülkiyet özel sermaye ile birlikte tanımlanır ve bu anlamda bir kavramdır.. ve olayın(özel mülkiyet/sermaye) ortaya çıkışının üretimle ilişkisi de talidir.. üretim ne kadar gelişse de birikimler kabile ortak mülkiyetine dahildi.. ta ki., kabile içinde baba/sahip temelli aile ortaya çıkana dek.. klan da ortadan kalktı(aslında bir çeşit akrabalık sistemine dönüştü ama ortak mülkiyet yoktu) aile yaratıldı.. bunun için kabile içindeki erkek kardeşin(dayı) kabile ya da dar olarak klan mülkiyeti dışında kalan bir çocuğa sahip olması gerekiyordu.. böylece kendi özel birikimlerini klan dışında tanımlayabileceği bir mülkiyet kavramı yaratıldı.. aile..
bazı aileler klan içinde ve giderek kabile içinde etkin oldular böylece devlet denilen aygıtın yaratılma süreci başladı.. yani.. bu özel mülkiyet/sermaye devlet ile toplumsal yaşamda kendine yer bulabildi., kalıcı-sürekli olabildi.. çünkü toplumsal yaşam içinde de kalmak zorundaydı.. toplumsal yaşamın örgütsel tanımı devlet oldu.. bunu da aşiretten devlete giden süreç ile daha net açıklarız.. tüm bu gelişmeler haliyle toplum yaşamı içinde sınıflaşmalar yarattı.. sadece üretim alanında değil., sosyal(statü-cinsiyet vs.) alanlarda da sınıflar oluştu.. hatta önce sosyal alanlarda oluştu ki., en altta çalışan kesimlere malzeme çıksın.. işte alt sınıf köle serf ve emeğini satan diye anlatılan şey ve süreçleri budur..



(*) tanım.: bir varlığa, bir şeye özgü olan nitelikleri belirterek onu tanıtma işi. bir kavramın, bir sözcüğün ne anlama geldiğini, özel ve başlıca niteliklerini belirterek anlatma, açıklama, tanıtma işi.
kavram.: bir nesnenin, bir duygunun ya da düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, anlamı, anlam yükü. nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini içine alan ve onları bir ortak ad altında toplayan genel tasarım.


not.. biraz dağınık gibi olabilir ama konuya katkı amaçlı yaptım..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
kobaneye yapılan saldırı ve anlamı suat Politik Gündem 2 26 Haziran 2015 14:53
madımak ve politik anlamı suat Makaleler 0 03 Temmuz 2012 16:08
M. Barzani: "Diktatörlük gelirse, bağımsızlığımızı ilan ederiz!" BABİL Politik Gündem 1 20 Ocak 2011 15:33
kemal burkay-taraf işbirliği ve anlamı!! suat Politik Gündem 2 03 Ağustos 2010 20:48
20 aralık’ın anlamı büyümüştür lokman0047 Eylem ve Mitingler 0 17 Aralık 2008 21:19

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:41.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.