Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SİYASET > Politik Gündem

Politik Gündem Siyasi konuları okuyabilir ve fikirlerinizi beyan edebilirsiniz...

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10 Mayıs 2017, 12:27   #1
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart önümüzdeki(2017 sonrası) politik süreç ile ilgili düşünceler

türkiye solu ve pek çok kesim tarafından referandum öncesi zaten doğru analiz edilemedi ve doğru duruş yaratılamadı., haliyle referandum ve sonrasının da doğru analiz edilemediğini ve doğru duruş yaratılamayacağını belirteyim..
bu anlamda öncelikle hdp atağına değinip sonra süreç ile ilgili tespitlerimi sunup., sürecin analizini kendimce yapacağım
..

türkiye solu nasyonalizmi iç savaşa göre pozisyon almaya zorlanıyor yada bu süreç başlıyor diyeyim.. darbecilere karşı olan!! ama dolaylı destekleyenlerin şifre cümleleri var.. pekdemir konu darbe iken pkk ile ilgili cümle sokuşturuyor.. ama akp yanlısı olarak fairplay desteği diyor., başkaları ise farklı ifade ediyor.. darbecilerin çözüm sürecine ve bu anlamda pkk ye güçlenme zemini sağlayan akp politikalarına karşı olduğunu kodluyor ve darbeciler aslında akp ve abd böl-parçala politikalarına karşılar demek istiyor..
bu ortak bakış şu noktaya ayrışıyor.. çözüm.: yani bunu iç savaş ile mi? çözebiliriz yoksa denetimli bir çözüm süreci ile zamana yayarak mı? noktasında ayrışıyorlar.. işte bu anlamda konsept olgusu devreye giriyor.. yani konsepte göre pozisyon alınıyor.. bu da nasyonalist cephede yarılmaların nedeni oluyor..

İÇ SAVAŞ KOSEPTİNE DAHİL OLANLAR.. İÇ SAVAŞ KONSEPTİNE KARŞI OLANLAR..

bu arada belirteyim.. her yazı açık değildir.. iç savaş tehlikesine vurgu yapan her kesim iç savaş konsepti karşıtı olmayabilir.. aksine bu noktada kontra faliyet işleri olabilir.. diğer yazılarla bütünlüğü içinde anlaşılır..

türkiye nasyonalist sağı ve solu bu anlamda ayrışmakta ve cepheleşmektedir.. demem o ki., aslında şu aşamada çatışmalar üst tarafta yaşanmaktadır.. bu noktadaki taraflaşmalar bittiğinde sıra enternasyonalistlere gelecektir.. elbette kazanan iç savaş konsepti olursa.. bu anlamda nasyonalist cephenin iç savaş konsepti karşıtları da kaybeden olarak yaşadıklarına devam edecektir.. demem o ki., akıllı olmaları gerekir.. şimdiden demokrasi cephesi içinde yer almaları gerekiyor.. biz enternasyonalist cephe ile ilişkilenmeyiz derken kazanacaklarını düşünüyorlar.. yani.. hem iç savaş konseptini yeneriz hem de enternasyonalist(hal iyle kürt halkı ile ilişkili) cepheyi denetimde tutarız beklentileri hayaldir..
iç savaş konsepti enstürümanları çatışma(silah) ve sokak(çatışma) provakasyon olduğu için koşullar ve araçlar konusunda daha avantajlılar.. diğerleri ise politik diplomasi ve hukuk ama samimiyetsiz enstürümanlarla işlevseller
..

tespitlerim bunlardır.. yine bu tespitlerimle bağlantılı konuların linklerini de vereceğim..
bağlantılı konu linkleri.:

baykal ve sisteme yeni bir format

referandum ve iç savaş

"hayır" üzerine değerlendirme

darbe ve türkiye solu nasyonalizminde yeni mevzilenme hareketleri

türkiye solu kendine milad aldığı 1920 tkp kuruluşundan itibaren nasyonalist bir damara sahiptir.. bu damarın söksı anlamında ne kadar atak yapılsa da bir türlü sökülememiştir..
t.c. devleti/sistemi ., toplumsal mücadeleyi çürütme anlamında bu damarı sürekli kullanmaktadır.. aynı şekilde sağ kulvarda da bu damar kullanılmaktadır.. ister çakma türkçülük adı altında olsun ister islamcılık adı altında olsun bu nasyonalizm devletçi bir karakter üzerinden kullanılmaktadır..

nasyonalizm/milliyetcilik/ulusalcılık öncelikle ve özellikle bir etnisiteye bağlı var olabilir.. sermaye sistemi.; aydınlanma çağı ile birlikte bu toplumsal-sosyal formatı etnisite üzerinden işletmeyi bıraktı devlet üzerinden işletmeye başladı ve bunu ilk kapan sol!! oldu..
sağ bu noktada etnisite yada dine dayalı var olmaya devam etti ama zamanla etnisiteyi-dini bir devlet/vatan ile tanımladı yada sınırladı diyeyim.. sol! ise etnisiteyi hatta sahiplendiğini zannettiği sınıfı da devlete direk bağladı..
kısaca etnisite yada inanç ancak bir devlet/vatan ile anlam bulacaktı..

osmanlı sisteminde toplumsal mücadelenin sağ ve sol zeminlerine bakıldığında din ve etnisite başat zemindi.. sınıf adına olanlar bile böyle idi.. küresel olarak da farklı değildi.. ister ulusal kurtuluş(etnisite temelli) ister sosyalist(m-l ve diğerleri) temelli olsun hepsinin tek kıstası ya var olan devleti/vatanı sahiplenmek üzerinde iktidar olmak yada yeni bir devlet kurup bunu başarmak idi..
kısaca.; ideolojik/pratik politik süreç içinde devlet yoksa ne etnisitenin ne de sınıfın bir anlamı yoktu..

tüm bu duruşlar kapitalist modernite aklının sağ ve sol tezahürleridir.. insanlık mücadelesini toplumdan ve sınıf gerçekliğinden koparmanın yabancılaştırmanın zeminleridir..

etnisite/inanç temelli mücadeleler.; hedeflerine devlet koymakla ve olmaz ise olmaz demekle dayandıkları zemini terk edip bir devlet/vatan tapusuna bağlanıyorlardı.. yani.; bir etnisite/ulus/millet özgürleşmesini değil., bunun üzerinden bir devlete sahip olmayı hedefliyorlardı.. böylece o ulusu/etnisiteyi parçalıyor-bölüyorlar-kuracakları devlet tapusunda olmayacakları dışlıyorlardı..
elbette bir etnisite/ulusun özgürleşmesi anlamında mücadele doğru idi ama kurulacak yeni sistem aslında kapitalist modernite aklına bağlı olacaktı.. tüm ulusal kurtuluş hareketleri başarı olsalar bile., aynı kaderi yaşadılar.. kapitalist moderniteye dahil oldular..

sınıf temelli mücadeleler.: etnisite/inanca bağlı mücadeleye karşı çıkanlar sınıf derken daha geniş/evrensel düşündüklerini sanıyorlardı ama toplumsal özgürleşmeyi bir sınıfa bağlamakla diğer sınıfsal(cinsel-sosyal) ezilmişlikleri es geçiyorlardı yani sınıf mücadelesini daraltıyor-bölüyorlardı.. yine sınıf mücadelesini var olan devlet/vatanla sınırlamakla yani devlet denilen tapu arazisi ile sınırlamakla aynı zemine düşüyorlar., hatta bir başka biçimde etnik/inançsal zemin yaratıyorlardı.. türk-iye işçi sınıfı., ingiliz-alman-fransız vs işçi sınıfı gibi tanımların garabetliğini ve toplumsal mücadelede komünist ideolojinin evrenselliğini es geçiyorlardı.. bunlar zamanla bir çeşit devlet nasyonalisti olarak sağ anlayışı bile "sol"ladılar..
reel sosyalizmin sınıfçı denilenlerin kaderi ulusalcı denilenlerden farklı olmadı..

hepsi osmanlı bankası olarak kapitalist sistem içine dahil oldular.. yani.. "bozulmuş" olanın yeniden düzenlenmesi oldular..

ilk zamanlarda latin amerika ve uzak doğu ulusal kurtuluşların ana damarı ana rüzgarı idi.. hepsi m-l idi.. sonra bu rüzgara orta doğu eklendi.. zaten sscb gibi sınıfçı bir sosyalizm vardı ve balkanları., doğu avrupayı etkiledi reel sosyalist devletler ortaya çıktı..

ne? oldu!!..
hepsi domino taşı gibi ard arda yıkıldı kapitalist siteme enteğre oldu.. ulusal kurtuluş mücadelesi üzerinden "başarılı" olanlar da aynı sonu yaşadı.. devam eden ulusal kurtulu mücadeleleri çürümeye başladı..

çin-hindi komünist partisi.; ho amcanın eseridir ve bir devlet/etnisite tanımlı değildir.. ama dağıtıldı ve ulusalcı-devletçi komünist partilerine dönüştüler.. başarı olsalar da çağımızda hepsi kapitalist sistem dahilinde..
sscb.; enternasyonal marşı milli marş yapıldı haliyle devrim de millileşti.. rus devrimi oldu ve şimdi bir etnisiteye bağlı emperyalist bir güç..

demem o ki.;
ideolojik zeminlerin tarihsel ciddi zaafları vardı.. yaşam pratiği yani tarihin diyalektik akışı bunu ispatladı ama hala kör ve sağır bir sol! anlayış var..
t.c. tapulu arazisinde de aynı durum devam ediyor..

ister bol sınıf kelimesi kullanın., ister ulusal kurtuluş deyin fark etmez.. ucunda içinde sonunda devlet varsa siz komünist değil çok net bir nasyonalistsiniz.. ister marksist ister marksist ve dahi leninist ve ek olarak maoist olun., troçkist olun.. anarşist olun.. ucunda devlet varsa ve toplumu sadece bir sınıf üzerinden tanımlıyorsanız zaaflı bir ideolojik zemine sahipsiniz demektir..

istediğiniz kadar., sermaye-mülkiyet sistemine karşı mücadele ediyorum deyin., samimi olarak pratik sergileyin., varacağınız yer bellidir.. devletçi-nasyonalizm üzerinden kapitalizm..

t.c. üzerinden politik sürece baktığımda tarihin derinliklerinden beri süregelen yada siz üretici güçlerin diyalektik ilerlemesi deyin., gördüklerim kapitalist modernitenin ilerlemesidir..
feodalizm! yıkıldı da ne oldu.. yerine neo-feodalizm geldi.. aristokratların yerini sanayi-ticaret sermayesi aldı.. dini aristokrasinin yerini mali oligarşiler aldı.. üretim mi?.. para(kapital) yoksa hikaye.. ticaret mi?.. para(kapital) yoksa hikaye.. her şey para-piyasalarına bağlıdır..
ve... mali oligarşinin hegomanyası ve küreselleşmesi için devlet en önemli araçtır.. devlete bağlı toplumsal mücadele sorunlu olsa dahi denetlenebilir sorundur.. hatta doğru denetlenir ise ilerde yararlı olacak bir şeydir..

2017 sonrası süreç işte bu anlamda kapitalist modernitenin süreci mi? etken olacak yoksa bunun dışında bir toplumsal mücadele süreci mi? yaratılacak mücadelesidir..
bu yüzden geçmişe dönüp bakın diyorum.. orada ne demek istediğim görülecektir.. hem de kör göze parmak f-gibi açık-net ve gerçek..

devam edeceğim..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10 Mayıs 2017, 14:28   #2
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart açıklama

t.c. üzerinde bir olası iç savaş süreci tespiti yapılmaktadır.. bu tespiti yapanlar., haliyle ya iç savaşa hazırlık açıklamaları ya da bir iç savaşı engelleme anlamında açıklamalar yapacaktır..

hazırlık açıklamaları yapanlar haliyle olası bir iç savaşın direk tarafları ve tarafların taraftarlarıdır.. ama bu iç savaşın öznesi olsa dahi hazırlık açıklamaları yaparken aynı zamanda engelleme amaçlı açıklamalarda yapabilir.. yani., öncelikle., iç savaş isteyenler ve istemeyenler olarak tasnif yapmak gerekir ki., isteyenler ve istemeyenler olarak netleşelim..

t.c. sistemi içinde(küresel bağlantılı) bir iç savaş süreci isteyenler var.. bu konsept uzun süredir bölgede(orta doğu) bir iç savaş süreci işletmektedir.. t.c. içi bağlantıları bu konsepti açık-net talep edip işletememektedirler. . çünkü., t.c. yapısındaki kırılganlık ve t.c. sistem hegomanyasındaki kürt açmazı bu taleplerin ve işletilmesinin açık ilanını engelliyor.. toplumsal yapı hazır edilmeden., belirli oranda dolaylı yada direk müttefikler hazırlanmadan açık ilan ve pratik ataklar denetimsizlik ve olumsuz sonuçlar yaratabilir.. bu yüzden t.c. üzerindeki bu konseptin işleyişi çözüm arıyoruz ama çözüm muhatabımız yok., olan ise iç savaş yanlısı şeklinde demogojik tarzdadır..

somutlarsam.; oslo dahil dolmabahçe süreçleri içinde yer alan iç savaş konsepti çözüm arıyoruz adı altında sürekli çözümsüzlük yaratmıştır.. iç savaş istemeyenler bu konsepte doğru müdahale edememiştir çünkü onlarda iç savaşın muhatabı olan kürt halk özgürlük mücedelesine aynı mantıkla yaklaşıyordu.. bu yüzden özgürlük hareketinin çözümcü çabalarını es geçmekle kalmadılar çözüm üsrecinin baltalanmasında en etkin rolü aldılar..
gelinen aşamada.; şç savaş konseptinin daima bir adım önde olduğu görülüyor ve bunun asıl sorumluları şç savaş istemiyoruz diyen ama iç savaşa su taşıyan sol nasyonalistlerdir..
olmaz… hem tekçi ulus devletin var olacak hem de halklar nezdinde barışcıl bir süreç başlayacak..
istediğin kadar.. marksizm., işçi sınıfı mücadelesi., vs. vs. döktür.. bir şekilde sisteme hizmet edersin.. etmekle kalmaz., sistemin sosyal faşisti olursun.. türkiye solunun istisnalar hariç vardığı yer burasıdır..

bunları yazdım.. çünkü hdp üzerinden bir atak başlatılacak.. t.c. üzerinde bir iç savaş süreci derinleştirme atakları var.. bu ataklara karşı durabilmek için politika belirleniyor.. öncelikle t.c. üzerinde adı konmamış bir iç savaş sürecinin varlığını görmek gerekir.. bu iç savaş süreci henüz., toplumsal yarılma yaşanmış ve karşılıklı mevzilenmiş toplumlar olarak yaşanmıyor ama dolaylı olarak yaşanıyor.. özellikle batıdaki kürt düşmanlığı ve lokal linçler bu anlamda göstergedir.. yani.. aslında alttan gelen ve yaşanan bir iç savaş süreci var ama henüz toplumsal kopuş ve çatışma halini almamış ama alması için tüm koşullar mevcut..

hdk/hdp bu anlamda ciddi bir set görevi gördü ama yetmedi çünkü türkiye solunun duruşu bu gelişmenin önünde iç savaş yanlısı olarak dikiliyor.. sorsan hiç birisi iç savaş yanlısı değil ama iç savaşın engellenebilmesi için., öncelikle tarafların doğru tespiti gerekir..
taraflar türkler ve kürtler olarak şimdilik net değil ve hiçbir zaman da net olmayacak.. çünkü ortada gerçek bir türk milliyetciliği yok.. devlet ve marabaları ile kürt halkı ve politik temsilcileri olarak net.. işte bu netliği görmemekten bahsediyorum.. bu netliği göremeyen yarın devletin marabası ve çakma türk ulusalcısı(sol) ya da milliyetcisi(sağ) olarak taraf olacaktır.. iç savaş işte bu aşamadan sonra netleşecektir..

ben bu anlamda türkiye solu içindeki zehirli zeminlere ve özneler değinmeye ve deşifre etmeye çalışıyorum..
devam edeceğim..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10 Mayıs 2017, 15:36   #3
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart 23 nisan 2017 önemli bir yazı

yeniçağ gazetesi bilinir.. burada bir yazar yazmış.. tarih nisan 23 2017

*"Çözüm süreci" hortluyor!..
İktidar, referandum* sürecinde HÜDA PAR'ı ön plana çıkardı. Seçim sonrasında kendi içlerinde yaptıkları oy analizlerinin dışa vurumunu; "Bölgede ve Türkiye'de Kürt oylarında AKP'ye destek de** büyük artış var" diye pazarladılar.* Referandumun ardından da vakit kaybetmeden* çözüm sürecini yeniden hayata geçirmek için kolları sıvadılar.
...
Bu seferki "çözüm süreci"nin ön yüzünde PKK olmayacak. Sürecin ortasına "sivil inisiyatifler" yerleştirilecek. Bu sivil inisiyatiflerin başında sosyalist bloklar öncü olmak üzere Barzani ağırlıklı yapılar olacak.
..

Şu anda Erbil, Diyarbakır hattında mekik* dokuyan Leyla Zana sahaya* iniyor. Leyla Zana süreci Barzani ile birlikte götürecek. Bölgede Barzani ağırlıklı yapılarla temas trafiği artacak. Öte yandan eski solcu, sosyalist tüfekler toplumun tümüne ulaşmak için kullanılacak. Yeni, az kullanılmış "akiller" geliyor anlayacağınız!.. İktidarın derin mahfillerinde, bunun için, sosyalisit blok oluşturma çalışmaları yapılıyor. HÜDA-PAR'dan çok bu yapı ile geniş tabanlı bir "çözüm süreci"nin başlatılması planlanıyor.
..
Oslo sürecinin Türkiye ayağında olduğu gibi gizli görüşmeler bile başlatıldı. HDP'nin içinde bugüne kadar adları pek ön plana çıkmayan eski Marksist, sosyalist isimlerle bu oluşumun gerçekleşmesi için temaslara başladı. Dev-Yol'un* eski yöneticilerinden ünlü isimlerinde işin içine dahil edilmesi* planlanıyor. Dev-Yol ile bölgedeki Halk Evlerine ulaşılması hedefleniyor.. Halk Evlerinin aynı zamanda büyükşehirlerdeki yapılanmasının da buna destek atması planlanıyor. Eski sosyalist tüfekler ve yakın çevreleri, Avrupa'da bazı girişimlerde, bulunmaları için sürekli teşvik ediliyor
.

Kaynak: Öcalan ile birlikte yeni "çözüm süreci" makası!.. - Ahmet TAKAN

yazıdaki bazı iddialar tartışılır.. örneğin.. sürece eski dy önderlerinin dahil edilmesi ahmet türk sırrı sakık vs. iddiaları.. ama şu bir gerçek.. ahmet türk., sakık., zana gibi isimler zamanında bir şekilde kullanılmaya çalışıldı ve kullanılanları da oldu.. ahmet türk erken çekildii.. sırrı sakık çekilmek zorunda kaldı.. zana inatla yer aldı ama dışlanınca çekiliyormuş gibi yaptı.. bazı eski solcular!! özellikle dy önderleri vurgusuna gelince.. ortada duman ve koku yok gibi ama belli olmaz.. t.c. tapu bütünlüğüne ve sistemine dokunmayan ve pkk tasfiyesi içeren bir çözüm süreci başlayınca ve olasılık ortaya çıkarsa., bu kesimler yer alabilir.. çünkü dertleri ortak.. pkk ve t.c. bütünlüğü ve sistemi..

bu yazıyı baz alırsam.. o tarih ve hemen öncesi tarih ve sonrası tarihlerde bahsi geçen türkiye solundsaki örneklerin yazılarını ele aldım ve içeriğini deşifre etmeye çalıştım.. verdiğim linklerde ve fazlası forumda mevcut..


peki.. ahmet takan neye? "takmış"..

yazar.. çözüm sürecine karşı mı?.. bu çeşidine de mi karşı.. bunlar albette önemli ama şu sözlerine dikkat çekeceğim..
Şu anda size nereden pay çıkacak denilebilir. Her partinin içinde o partiye benim problemlerimi çözecek diye oy verenlerin, her partinin içinde AK Parti'de, CHP'de de MHP'de de HDP'de dâhil ciddi bir oy potansiyeli var nereye gideceğini bilmeyen. İşte o insanlara biz kucağımızı açacağız. Düşünen, arayan insanlara ulaşacağız..
Kaynak: "Kıblemi değiştirmem..." - Ahmet TAKAN

chp farklı mı? söylüyor.. % 49 baz alınacak.. bu orandaki her kesim baz alınacak ise eyvallah ama hdp baz alınacak mı?.. hayır.. NEDEN HAYIR
çünkü hdp bunlardan farklı.. ödp-t"k"p mhp sadet tamam ama hdp olmaz.. NEDEN OLMAZ..
işte.. bu iki sorunun yanıtı., bize., önümüzdeki süreci açıklıyor..

şimdi ele alacağım yazı ahmet takan mantığı ile aynı.. baktığında hiç bir benzerlik hatta bağ kurulamaz gibi görülse de aynı.. açıklayacağım..

aydemir güler yazmış!! ama yalan ve demagoji ile yazmış.. öncelikle neden yalan ve demagoji ona değineyim ki.. benzerlik ortaya çıksın..
Dört ülke topraklarına yayılan bir ulusal coğrafyası var Kürt halkının. Kürt ulusal siyasetinin merkezi on yıllardır bu bölmeler arasında yer değiştirir. Öncesine gitmeyeyim; Mehabad zamanında İran Kürdistanı’ydı merkez. Barzani aşireti uzun süreliğine Güney’e taşıdı ağırlığı. Türkiye’deki isyanlar bu ağırlığı değiştirmeye yetmeyecekti.
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ayd...rt-ufku-195827

neden!? öncesine gitmiyor..!!!!!
çünkü öncesi dedikleri arasında örneğin.. mahmut berzenci ayaklanması var.. 1918-24.. osmanlı-ankara güçleri 7 düvele karşı anti emperyalist ulusal kurtuluş mücadelesi hikayesi yazarken., berzenci musul-kerkük alanında ingilizlere karşı savaşıyordu.. bu dönemde araplar ingilizlerin yanında ankara ise ingilizlerle gizli ilişkiler içindeydi.. berzenci "hal edildi lozan bitti.. "Irak sınırı ve Musul meselesi için Türkiye ve İngiltere'nin aralarında görüşüp anlaşmaları görüşü kabul edildi."
yalan ve demagoji arasında bir gerçeği ifade etmek zorunda kalmış.. Dört ülke topraklarına yayılan bir ulusal coğrafyası var Kürt halkının.
dikkat edin kürt halkının diyor.. kürt vatanının demiyor.. ama ne derse desin bu dedikleri m-l litaratüre göre anlamı şudur.; kürt ulusal özgürlük mücadelesinin ulusal vatan sınırları var ve dört ülke/devlet bu sınırları işgal-ilhak-sömürge olarak paylaşmış..
demek ki.. aydemir çakalı gerçekliğin farkında..

Ama 1980’lerde başlayan Apocu rüzgâr bir kaymayı daha yaşattı. O kadar ki, Irak’ın kuzeyinde bir fiili devlet oluşmasıyla şekillenen tablonun bile bu durumu değiştirdiği zor söylenir. Irak Kürdistanı özerk devleti uluslararası ilişkiler alanında çok kritik bir öneme sahip hale geldi. Ama Kürt ulusal dinamiği açısından bakarsak, Türkiye’deki Kürt faktörü başat konumunu sürdürdü.
şöyle desek.. türkiye işgalindeki kürt halkının ulusal coğrafyası uyanışa geçti hatta politik merkez oldu..

Ancak çözüm sürecinin 2015’de tıkanmasıyla iş değişmeye başladı. Kürt siyaseti bütün yatırımını Türkiye’de reform umuduna yapmıştı. Bugün bile, 16 Nisan’dan sonra, belediyelere el konmuşken, dayanışma tasfiye gerekçesi olmuşken, siyasal temsilcilerin kaderi AKP’nin iki dudağı arasındayken bile Türkiye’de Kürt hareketi varını yoğunu ve beklentilerini müzakere masasına yatırıyor. Hal böyle olunca, son ağırlık kayması gerçekleşti ve Kürt ulusal dinamiğinin merkezi Suriye’ye yerleşti.
Irak’ın kuzeyinde bir fiili devlet oluşmasıyla şekillenen tablo var.. ama bir devlet talep etmeyen türkiye kürtleri var ve fiilen devlet oluşumuna rağmen Kürt ulusal dinamiği açısından bakarsak, .. başat konumda olabiliyor.. siz anladınız mı?..
aydemir güler.. benim derdim ırak değil diyor.. ne olursa olsun.. t.c. vatanımda kürtler başat olmasın diyor.. derdi bu..

ikinci yalan da aşağıda..
İkinci Dünya Savaşının bitiminde İran coğrafyasında Sovyetlerle ittifak ilişkisi arayan bir hareket vardı. Bundan 15-20 yıl sonra Türkiye sosyalist hareketinin içinde nefes alıp veriyordu Kürt özgürlükçülüğü. Şimdi aynı akım Rojava’da Amerikan-Rus dengesine sığınmıştır.
bahsettiği kürt özgürlükçüleri dönemin sosyalistleriydi.. yine bahsettği yer alma olayı tkp-tip gibi nasyonalist revizyonist soldur.. üstelik nefes falan aldıkları da yoktu.. kimse kürtlerden olumlu söz etmezdi.. sadece kürtlerden faydalandılar.. tip es keza kürt dedi kapatıldı bir daha demedi..
nefes alıyor dersen.. bu "abilerin" kürtlerin özgürlüğünden bahsediyor olması yada kürtlerin konuşmalarına izin vermiş olması gerekir ki.. bu asla olmadı..
ikinci söz ettikleri ise.; Şimdi aynı akım Rojava’da Amerikan-Rus dengesine sığınmıştır burada bahsettikleri özgürlük hareketi oluyor ki.. eskilerle uzak yakın ilişkili değil., aksine ciddi bir kopuş yaşayanlar oluyor..

bu i.t.nin anlatmak istediği başka şey..
Dahası var. Kürt ulusal özgürlükçülüğü ve ulusal kurtuluşçuluğu Rojava’da bitmiştir. O denklemin içinde özgürlük ve kurtuluş bir burjuva demagojisi olmaktan ileri gidemez artık. Komün masalları çocukları kandırabilir, ama bunları anlatmak da çocukların saflığına karşı suç sayılır.

Modern Kürt siyasi tarihi şöyle de okunabilir: Türkiye sosyalist ve devrimci hareketi, serpilme çağında Kürt hareketinin iki tarihsel özelliğine darbe vurdu. 1930’ların sonuna kadar süren cumhuriyet karşıtı “feodal isyancılık” ve tek parti döneminde başlayıp sonrasında devam eden cumhuriyetle “mülk sahipliği temelindeki uzlaşmacılık”, Kürt emekçilerin Türkiye işçi sınıfıyla ve ilerici hareketleriyle ittifaka yönelmesi sonucu geriledi. Artık ulusal özgürlük talepleri solda konumlanacak, isyan halkçı olacak, yoksul köylülüğe dayanacaktı.
ulusal özgürlük talepleri solda konumlanacak-mış?? hangi sol!!da.. kürtlerin ulusal özgürlüğünü savunan "sol"(bu zibidilere göre sol) var mı?.. kürtlerin ulusal coğrafyasını tanıyor musunuz..

şu feodal isyancılık tanımına takılı kaldım.. ne demek oluyor!!.. ağaların isyanı ise., tamam da.. kürt coğrafyasında işçi sınıfı varda isyan mı? etmediler., engellendiler.. türk!! coğrafyasında işçi sınıfı isyan halindeydi de kürt feodal isyanları mı? engel oldu..


Geleneklere ve “yapıya” bu solcu meydan okuma solun gerilemesiyle değer yitirmiştir. İlişki tersine döndü ve bu kez Kürt ulusalcılığı sol değerleri aşındırmaya, liberalleştirmeye başladı. Hareketin sıklet merkezinin Suriye Kürdistanı’na yerleşmesiyle birlikte bu yönelimin mantıksal sonucuna varmış bulunuyoruz. Bu noktada konu ulusal haklar olacaksa, herhangi bir sol programın ABD vaatleriyle, örneğin ekmek kadar su kadar ihtiyaç duyulan ağır silahlarla rekabet etme şansı kalmamıştır.

yani.. ağır silahlarla rekabet için bir başka ağır silah sahipleriyle ilişkilenme gerekiyor..
işte anlatmaya çalıştığım şey budur..

abd tarafından ağır silahlarla donatılmış bu feoadal isyancılar yarın cumhuriyetlerine yönelecek ve sol vatanını nasıl savunacak., tek şansları var o da t.c. ağır silahları.. yani özgürlük hareketine karşı operasyonlar.. bunu perinçek zaten söylüyor.. git yanına takıl.. şansın artsın..

kısaca..
YA ŞİMDİDEN GÖRÜRSÜNÜZ YA DA GEÇMİŞTE AYDINLIKÇILAR İLE İLGİLİ YAŞADIĞINIZ AHMAKLIKLARI BİR DAHA YAŞARSINIZ..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22 Mayıs 2017, 15:56   #4
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart türkiye solu ve t.c. solu

türkiye solu tanımı bir yere kadar anlaşılır bir şeydir.. bu tanımı kimler?., niçin? kullanıyor ve kullananların özündeki zeminler üzerinden bu tespitler yapılabilinir.. yani., içeriğinde etnisite/ulusculuk/milliyetcilik aranmaz ama öze dikkat etmek gerekir..

kapitalist modernite aklının yarattığı devlet-toplum(halk/ulus) bütünlüğü sadece toplumu düzenleyen-denetleyen bir mekanizma değil., aynı zamanda zihniyettir de.. devlet yanı mekanizma ise., toplum yanı .; devletin vatan-daşı/ulusu olarak işletilir ve bu zihinsel bir olgudur.. bilince yerleştirilmiş bir çip gibidir.. her şeyi devlet ve bu zihniyetteki toplum olarak algılar., yorumlar ve formüle edersin.. sonuçta ortaya çıkan teori ne kadar komünist olsa., devrimi amaçlasa dahi özünde kapitalist modernite zihniyetidir..

B-alık hafızalarına anımsatayım.. enternasyonal kurulduğunda ve dahi öncesi bir çok örgütlenmede asla bir devlet ve ulus zihniyeti yoktu.. toplumsal mücadele sınırları devlet tapuları ile sınırlı değildi.. nerede hareket varsa herkes oradaydı.. alman devleti envanterinde olan bir komünist paris sokaklarında barikatdaydı ve kimse ona ne misafir ne de geçici destekci gözüyle bakardı.. kavga hepsinin kavgasıydı.. hatta paris komünü denir ve sahiplenirsiniz ama paris komünü paris ile sınırlı idi.. bırakın fransa devlet tapusunun bütününü parisin uzak banliyölerinde bile etkili değildi.. öncesi lyon komün ayaklanması vardı.. yani aynı devletin içinde bile toplumsal mücadelede bütünlük aranmazdı.. nereyi tuttu isen orası devrim topraklarıydı..

"birileri".. devlet/ulus devrimi sayıklamaya başladı ve yedirdi de ama bu öyle kolay kabul görmedi.. enternasyonal tasfiye/likidite edildi yerine 2. enternasyonal kuruldu.. örgütte artık komünistler ve örgütleri değil., envanterinde oldukları tapu sahibi devleti temsilen komünist ve örgütlenmeleri olarak yer aldılar.. yine de.; örneğin rosa hem almanya hem polonya hem de rusya sdip içinde görev-yetki sahibi idi.. böylesi çoktu..

kısaca.... zamanla devlet-toplum zihniyeti içerikli komünistler ve örgütleri bilinçlere bir ur gibi yerleşti.. eskiden kimse alman solu., fransız solu., rus solu demezdi.. örgütler ile anılırdı.. bu örgütler zamanla devletleşti.. alman sdip vs. oldu.. bazı şeyleri açıklayabilmek için kullanılan alman solu artık resmi devlet üzerinden tanımlanır hale geldi.. böylece bir alman komünisti fransız solu ve devrimine yabancı sayılmasa da misafir/destekçi sayıldı.. oysa devrim.; ne devlet sınırları ne de ulus tanır.. devrim.; insanlığın özgürleşmesini tanımlar.. bu durum.; bir devletin bir bölümünde olabilir., o devlet bütünü ve bir başka devletin bir bölümü ile birlikte de gerçekleşebilir.. aslında reel tarih içinde olan biten de farklı değildi..

rusya devrimi resmi çarlık rusyası sınırları/tapusu dahilinde olmadı.. ulusal desen hiç ilgisi yok.. yani rus ulusunun kurtuluşu falan da değil.. ama bu durum doğru bir zihniyet temelinde olagelmedi.. eski devletin tapulu arazisinden ne kurtarabilirim anlayışı ile ve eski devleti elde tutarak olageldi.. devrimle ilgisi olmayan sibirya eklendi.. ama polonya ve finlandiya terk edildi.. üstelik polonyada çok güçlü olunmasına rağmen terk edildi örgütlü olunmayan yakut toplumu devrime zorla alındı.. bunları eleştirme amaçlı yazmıyorum.. koşullar gereği olabilir.. ama işte buradaki "koşullar" neye göre tanımlanıyor ve dikkate alınıyor bu önemli..

reel sosyalizmlerle birlikte devlet/ulus/toplum zihniyeti komünistler içinde tavan yaptı.. enternasyonal bile rusyaya göre tanımlandı.. tek komünist devlet., tek komünist ideoloji., tek komünist lider/örgüt..

günümüzde bu zehrin yol açtığı arazlarla karşılaşıyoruz.. en dip olanı var olan devletin bir aşamasını kutsayıp ona sahip çıkmak oluyor.. yani., pd hedefi bile silikleşiyor.. ya da sadece söylemde kalıyor., önce bu iyi cumhuriyet olgunlaşsın deniliyor..

ispatı mı?..
Saray’ın yol haritasına bel bağlayanlar, iyimser tahminlerde bulunanlar, ‘kucaklama’ umut edenler, yeniden müzakere masasının kurulması için bekleyenler şunu bilmeli, aydınlanma değerlerine nefretin devlet eliyle kitleselleştirildiği , laiklikle kavganın anaokullarına girdiği, emekçilerin tüm kazanımlarının elinden alındığı bir ülkede tek çıkış yolu ilericilerin, cumhuriyetçilerin, sosyalistlerin, demokratların laik cumhuriyeti yeniden inşa etmesidir.
dikkat edin.. laik sosyalist bir cumhuriyet kurmak demiyor., yeniden inşa diyor.. yani eskisi varmış yıkılmış ki., yeniden inşa edilecek.. ne diyeyim allah söylettiriyor..

toparlarsam..
türkiye solu aslına rücu ediyor.. 70'li yıllarda terk ediliyor gibi olan türk solu tanımı ve içeriği yeniden inşa ediliyor.. yazar!! boşuna bu cümleyi kullanmıyor., eskiye işaret ediyor.. türk solu olmalıyız diyor.. bunu kürt bölücüleri!! ve enternasyonal sol varlığı "tehlikesi" nedeniyle söylüyor..

bu sürecin ilerisinde iki seçenek kalacak.. 1- chp etrafında kümelenmek veya dolaylı kümelenmek.. yani., merkez "sol"un içinde yer almak ya da merkez "sol"un dışında duran ama merkeze göre pozisyon alan "sol" olmak.. 1974 seçimleri ve karaoğlan hikayeleri gibi.. 2- bu devletin kuruluşunun ne olduğunu ve chp'nin devletin kurumu olduğunu gören komünistlerin ister m-l ister m-l-maoist vs. ister anarşist ve ya yeni bir anlayış içersinde olursa olsun anti devlet ve iktidar., anti mülkiyet temelinde ortaklaşması.. toplumsal mücadele ve özgürleşme hedefi içinde ortak yer alma.. yaşam.; başarmanın en doğru yöntemini pratik içinde öğretecektir..

bunları yazdım.. aslında uzun süredir aynı şeyleri tekrarlıyorum.. çünkü önümüzdeki süreç içinde egemenlerle mücadelemizde bizi en çok engelleyecek şeyler buradan çıkacaktır.. bu sorunları belirli oranda çözümleyemez isek., egemenlerle mücadelede o kadar başarısız oluruz..


alıntı..
http://www.birgun.net/haber-detay/ak...ir-160603.html
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…

Konu suat tarafından (22 Mayıs 2017 Saat 15:58 ) değiştirilmiştir. Sebep: alıntı linki eklendi
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
suat Kullanıcısına Bu Mesajı için Teşekkür Edenler: 2 Kullanıcı
epica (03 Haziran 2017), Marinaleda (22 Mayıs 2017)
Alt 03 Haziran 2017, 18:21   #5
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart işaret verildi

önce bir alıntı sunayım..
sol!haber isimli kontra alanda bir zibidi yazmış!!.. yazısında.; akp yi destekleyen "sol" liberalleri ve isim vermeden kürt siyasetcilerini eleştiriyor..!! ama asıl işi kodlama yapmak.

İşte fırsat önlerindeydi. Bu referandumla yargıdaki “Kemalist-Alevi darbeciler” temizlenecek ortalık çiçek gibi olacaktı. Daha ne olsun? Çeşitli görüşlerden o bir kısım aydınımız tereddüt etmeden destek verdi AKP’ye. Nihayet faşist ve ırkçı CHP-MHP duvarını yıkacaklardı.
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/orh...cu-yazi-198575

bahsettiği referandum olayında bahsettiği liberal kankaları yetmez ama evet dedi.. mantık şuydu.. anayasa değişiklikleri yeterli değil ama 12 eylül olgusuna ilk darbe anlamında olumlu bir adım.. özgürlük hareketi ve enternasyonalist devrimciler boykot ettiler.. mantık.; bu değişiklikler adım atma değil aldatmadır.. peki nasyonalist zibidiler ne dedi.; hayır dedi.. 12 eylül anayasasını değiştiremezsiniz anlamına gelen bir hayır işlemiş oldu.. alıntıdaki kodlamaya denk düşen bir pozisyon.. Nihayet faşist ve ırkçı CHP-MHP duvarını yıkacaklardı.
12 eylül anayasasını ve işleyişini mhp'nin desteklediği bilinen bir şey.. mhp duvarını yıkmak isteyen varsa ona destek sunmanın neresi kötü.. ama bu çakal., yanına chp'yi katarak aslında faşist cumhuriyet devletini tarif etmiş oluyor.. yani.. hayır diyerek mhp-chp ve nasyonalist sol olarak ortak olduklarını ifade etmiş oluyor..
yaptığı bu çakallık yetmiyor.. “Kemalist-Alevi darbeciler” tanımını sokuşturuyor..
bu yazı basit bir demagoji yazısı ya da nasyonal sosyalist(nazi) bir mantığın açık ifadesi olarak ele alınamayacak kadar önemlidir.. zamanlama ve diğer "yurtdan sesler" korosu"ndan ve ast solistlerinden gelen işaretlere bakıldığında önemli..

ne diyor bu zibidi..
Ne yan yanayız, ne bir aradayız. Hopa’da gaz bombası ile öldürülen öğretmen Metin Lokumcu’ya “darbeci”, “Ergenekoncu” diyen aklı da, vicdanı da satılmışlarla yollarımızı ayıracağız. Laik cumhuriyeti tepelemekle görevli CIA beslemeleriyle kamplaşacağız. Dinci yobazla, sağcı gericiyle, faşistle, hayırsızla, uğursuzla evetçi- hayırcı diye bölüneceğiz.

Yan yana gelmek istemiyoruz biz. Ayrılalım, görmeyelim birbirimizi. Murat Belge karşı çıkıyorsa mutlaka memleketin hayrınadır, bölünelim mümkünse!


metin lokumcu diyerek dy!-ödp cephesine göz kırpıyor.. ve en önemli cümlesi şu.: Laik cumhuriyeti tepelemekle görevli CIA beslemeleriyle kamplaşacağız.
cıa ve beslemelerinin tek derdi laik cumhuriyet.. sanki bu cumhuriyeti onlar kurmadı.. da yıkacaklar.. ve bu faşist cumhuriyeti koruma kollama görevi bu i.t. kalıntılarına düştü.. bir sürü m-l örgüt var hepsi de bu laik cumhuriyeti tepelemeyi görev biliyor.. sanırım bunlara karşı da kamplaşacaklar..

sol!haber bu yazı ve benzerlerini yakın zamanda yineleyip duruyor.. nedeni şimdi belli oldu..

Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden BirGün gazetesi yazarı Oğuzhan Müftüoğlu bugün saat 17.00’de ODTÜ Vişnelik Çim Amfi’de düzenlenecek olan ‘kırkıncı yıl buluşması’ çağrısını BirGün’e değerlendirdi.

Bu çağrıyı gelecek çağrısı olarak gördüğünü söyleyen Müftüoğlu şunları söyledi: “Ben bugün yapılacak 40. Yıl etkinliğini sadece geçmişte yol arkadaşlığı yapmış olan dostlarımızın bir araya gelmesi olarak değerlendirmiyorum. Bu çağrıyı aynı zamanda bir gelecek çağrısı olarak düşünüyorum.” Müftüoğlu, geniş birlikteliklerin bu dönemde bir ihtiyaç olduğunun altını çizerek “Bugün ülkemiz karanlık bir dönemden geçiyor. Türkiye’nin çok büyük sorunları var, bölgemizde önemli gelişmeler oluyor. Yaptığımız davet bu karanlık tabloya karşı geniş bir birlikteliğe çağrıdır da aynı zamanda. Önümüzdeki dönem için buna çok ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

http://www.birgun.net/haber-detay/40...ir-162615.html

“Bugün ülkemiz karanlık bir dönemden geçiyor. Türkiye’nin çok büyük sorunları var,
halkın değil., işçi sınıfının değil., .. değil.. ülkesinin-vatanının ve türkiyenin-devletinin büyük sorunları var.. !! çağrı yapıyor.. tıpkı sol!haber yazısı gibi..

b-alık hafızalarına anımsatayım.. bu vişne toplantıları daha öncede yapıldı.. hemde anlamlı bir tarihte.. 30 ağustos.!!!!! 2014 yılında ve zafer!! bayramında yapılan toplantıdan nur topu gibi bir nazi hareketi doğu.. bhh(birleşik haziran hareketi).. ama çocuk sakat doğdu yada babası kim olacak tartışmaları içinde boğuldu parçalandı..
30 Ağustos Pazar günü ODTÜ Vişnelik’te ilki yapılan toplantıların ikincisi, 21 Eylül Pazar günü için planlanmıştı. Çeşitli çevrelerden sosyalistleri, CHP’nin bazım milletvekillerinin de (İlhan Cihaner, Hüseyin Aygün, Gökhan Günaydın) katılımıyla bir araya getiren bu toplantılar, önüne, solda birlik halinde çalışan bir muhalefetin olanaklarını koymuştu. 13 Eylül günü toplanan Sol Cephe Yönetim Kurulu “Ankara ODTÜ Vişnelik Tesisleri’nde yapılan ve Türkiye’yi bir karabasan gibi kuşatan siyasal gericiliğe karşı solun ortak mücadele olanaklarının değerlendirildiği toplantılara büyük değer ve destek” verdiğini açıklayınca bu toplantıların önemi elbette arttı.

2014 zafer bayramındaki bu sol!! birlik toplantısı üzerinden hemen hemen 3 yıl geçti.. ama "sol"dsa birlik oluşamadı.. hoş sol derken bahsettikleri nasyonalist sol.. ama yine de olmadı.. vişneden kurt çıktı..

imam oğuzhan yine atağa geçti.. uzun zamandır sessizdi demek ki düğmeye basıldı ya da hadi len bi işe yarayın dediler.. öyle ya 12 eylül zımmi anlaşması(bu sözlerim ima değil gerçekliktir) var..

önümüzdeki dönemi iyi izleyin.. yüksek "gerilim" telleri olayından sonra devlet sarsıldı yine sol!!! a görev düşüyor..


i.t geleneğinin sol!!u örgütlenmek zorunda.. ya bir cephe yaratacaklar.. ya da yaratacaklar.. artık deşifre olsalar da yapmak zorundalar..


not..;
bu aralar doğu perinçeği takip edin.. ilginç şeyler söyleyecektir..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
Özgür Yaşam (03 Haziran 2017)
Alt 06 Temmuz 2017, 12:51   #6
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart

2014 zafer bayramındaki bu sol!! birlik toplantısı üzerinden hemen hemen 3 yıl geçti.. ama "sol"dsa birlik oluşamadı.. hoş sol derken bahsettikleri nasyonalist sol.. ama yine de olmadı.. vişneden kurt çıktı..

imam oğuzhan yine atağa geçti.. uzun zamandır sessizdi demek ki düğmeye basıldı ya da hadi len bi işe yarayın dediler.. öyle ya 12 eylül zımmi anlaşması(bu sözlerim ima değil gerçekliktir) var..

önümüzdeki dönemi iyi izleyin.. yüksek "gerilim" telleri olayından sonra devlet sarsıldı yine sol!!! a görev düşüyor..


i.t geleneğinin sol!!u örgütlenmek zorunda.. ya bir cephe yaratacaklar.. ya da yaratacaklar.. artık deşifre olsalar da yapmak zorundalar..


önce., kısa bir tarih gezintisi..

1914 küresel savaşın bitimine doğru osmanlı sisteminde iktidar olan i.t içinde ayrışmalar netleşmişti.. artık eski osmanlı olmayacaktı.. ne tapu mülkiyeti ne de sistemsel yapı olarak olamayacaktı.. tarihsel birikim ile oluşan tüm güç odakları konseptler olarak ayrıştı.. i.t. içinden ve dışardan gelenlerle oluşan hürriyet itilaf partisi resmi tarihde işbirlikçi-vs. olarak sunulur ama aslında i.t. içindeki bazı grup/konseptlerinden farklı değildi.. ben hepsini i.t. olarak ele alacağım..

1917-18 sonrasında küresel sistemde yeni bir dönem başlıyor ve yeni dönemde osmanlı nasıl olacak.. ve buna uygun güç odakları/konsept ne olacak....

1- osmanlının mondros ile belirlenmiş tapu mülkiyeti aynen kalmalıdır.. sistem ingiltere tipi meşrutiyet yada cumhuriyet olabilir.. eski eyalet sistemi revize(bazı bölgelere federasyon bazılarına muhtariyet vs.) edilebilir.. batı ile enteğrasyon(batılıla şma) olmalıdır..
bu konsepte h. itilaf ve i.t. içinden cavit-talat-adıvar-vs. gibi kesimler denk düşüyordu

2- osmanlının mondros ile belirlenmiş tapu mülkiyetinin meşru olduğunu "şimdilik" kabül eden ama bu sınırları genişletmek gibi projesi olan., osmanlı sistemi ister meşrutiyet ister cumhuriyet olsun ama iktidar katıksız bizde olacak diyen., türk-islam üzerinden bir devlet ulusu yaratmayı hedefleyen ve uyum sağlamayanları., gayrı Müslümleri ikinci sınıf sayacak olan., osmanlının bölgede tek hakim ve etkin bir devlet olmasını amaçlayan., o döneme göre jakoben sonrasına göre nasyonalist-faşist bir konsept..
bu konsepte enver-cemal konsepti diyebiliriz..

her iki konsept sahipleri 1918-20 arasında ortak hareket ettiler.. çünkü h.i. ekibi batı tarafından deneniyordu.. başarılı olursa i.t.'nin sonu gelecekti.. bu anlamda.; talat ekibi enver ekibi ile ortak hareket ederken., batının ve sscb nin desteği ile enveri osmanlı içinden uzak tuttular.. ayrıca ankarada oluşan ekibin yönetimine kemal gibi(adıvarlar-ismet-çakmak vs) arada derede kullanılabilir olanları getirdiler.. talat paşa-kemal mektuplaşmalarını okuyun kim lider anlarsınız.. bu "zorunlu" ittifak ingiliz-abd ekibi netleşene kadar sürdü.. zaten tasfiyelerle dağıtıldı.. ortada ekip falan kalmadı..

h.i. ciler enver-cemal konseptini bahane ederek bu ekibin farklı olamayacağını söyleyip biz yaparız diyorlardı.. ki denendiler de ama gerek devlet kurumsallaşmasında(ö zellikle ordu ve bürokrasi) gerek tabansal(sermaye) içinde etkili değillerdi başaramadılar.. çünkü.; her ne kadar aralarında uyuşmazlık olsa da.. enver-cemal konseptinin 1917 den beri hazırladığı yapılar istanbul merkezli bir iktidarın işleyişini örseleyebiliyordu..

en önemlisi.. h.i dahil talat ve enver ekibi en azından mondros ile belirlenen osmanlı mülkiyet hakkına sahip çıkıyordu.. yani şimdiki t.c. daralmasını asla kabül etmiyorlardı.. bu çok önemliydi.. musul-kerkük iskenderun/sancak., batı trakya-kırcali-deliorman gibi yerler sorun olacaktı..

ingiliz-abd ekibi olarak çekirdek kadro.; ismet-çakmak ekibiydi.. adıvarlar-cavit bey-rauf orbay gibileri ise talat konseptine dahil olsalar da döndürülebilirlerdi. . dönmezlerse tasfiye edileceklerdi ki., öyle de oldu.. karabekir., hüseyin avni., ali şükrü vs. gibileri ya envercilikten ya da talatcılıktan dönmediler tasfiye edildiler..
kemal bu noktada ben yerimde kalayım da direksiyon kimde olursa olsun moduyla hareket etti.. inönü-çakmak ekibi üzerinde ayrı bir güç olmayı denedi ama önce izmir suikasti kumpası ile ikna edildi.. . sonra iki defa parti kurma girişiminde bulunduysa da olmadı.. adı oldu ama etkisi olmadı. ironik ifade ile.: devletin adı türk ama ne erkte ne de sermayede bir tane türk yok.. adı ata-türk ama erk inönü-çakmak elinde..

süreç bir dizi iç çatışmalar., küresel çatışmalar ve projeler ile ilerledi ve 1920 ile birlikte netleşti.. enver-talat-cemal gibi etkin isimler tasfiye edildi.. ankara ile ifade edilen devlet merkezi ve erk netleşti.. uymayanlar 1920-23 arasında etkisizleştirildi etkisizleştirilemeye nler tasfiye edildi.. kalanlar ise., 1930 lara kadar şu yada bu şekilde tasfiye edildi..

kısaca.. ortaya osmanlıdan kırpılmış t.c. çıktı.. artık geride i.t. anlamında ne enverci ne de talatcı bir güç ve ekip kalmıştı.. bu zihniyetin devamcıları artık elde kalan t.c. üzerinden bu zihniyeti işletmek zorundaydılar.. çünkü.: devşirme-dönme karakterin ne halk ne de bu halka ait saydığı vatan/toprak anlayışı olur.. hepsini devlet olarak tanımlar.. devlet ne ise onun üzerinden hareket eder.. varlığı devlete bağlıdır.. bu kesimler.; üniter yapı dışında var olamaz.. yani çakma bir devlet ulusu olmadan bir hiçtirler.. solcusu da aynıdır.. sınıf dese de farketmez.. devlet olmadan sınıf olsa ne yazar.. sınıfında bir sosyal-kültürel tarihsel kökeni., toplumsal yapıları var.. bu yüzden önce devlet sonra bu devletin envanterindeki bir sınıf onların sınıf anlayışıdır..

günümüze gelince..
aynı ekipler ve konseptler yine aynen küresel konseptlere göre mevzileniyor.. sağ ya da sol fark etmez.. hepsi osmanlı bankasıdır..


not..
tasfiyelerde batı(abd-ingiltere) ile sscb ortak davranmıştır.. çünkü.; mondros ile kalan bir osmanlı ve enverci bir osmanlı sscb için bir tehdittir.. demem o ki., sscb nin suphileri ankaradaki konsepti desteklemeye yollaması dönemsel yanılgı değil., devlet çıkarı tercihtir.. dönemin sscb içi ve geneldeki tartışmalarında ankaradaki oluşumun aslen ne olduğu çok ifade edilmişti.. örneğin 1. bakü kurultayında.. ve ingiliz-sscb "ticaret"! anlaşması örneği..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10 Temmuz 2017, 12:59   #7
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart önce., kısa bir tarih gezintisi.. devamı

kısa tarih açıklamamda asıl olarak şu tespiti yapmıştım.. devlet kurumsal olarak varlığını bir olguya yüklemek zorunda.. bu olguyu sermaye olarak tanımlamak açıklayıcı değildir.. elbette devlet., sermayenin kurumudur ama benim anlatmak istediğim başka bir şey.. bir kurumun ve işleyişinin toplum üzerindeki hegemonik yapısı.. hiç bir kurum sadece şiddet üzerinden iktidar sürdüremez.. özellikle sosyal-siyasal(inanç-ideoloji-etnik) tanım ve kurumlara gereksinimi vardır.. bu da toplumsal taban ve meşruiyet demektir..

devletin ilk kurumsal nüvesi "aile"dir.. yada hanedan diyelim.. kabile üzerindeki yönetsel yapı., seçilmiş/onanmış olmaktan çıkarak siyasallaştı.. bu siyasallaşma ya etnik(kurucu ata) yada etnik ve inançsal(dinsel atanmışlık) şeklinde zuhur etti.. yani güç ve sermaye birikimi bir klan/aile/hanedan üzerinde somutlaştı.. tarihsel olarak çatışmalı ve uzun süreçler sonucunda erkesel/iktidarsal birikim ile sermayesel birikim iç içe yürüdü ve devlet son şeklini aldı.. yani.; devlet artık bir klan/aile ve temsil ettiği etnik-dinsel tanım üzerinden tanımlanmıyordu.. kapitalist modernite solu buna modern devlet dedi.. ben erginleşmiş levithan diyorum..

evet.. bir devleti bir etnisite ya da bir din/mezhep üzerinden tanımlamak daraltmaktır.. hem iktidar hem sermaye daralır.. bir azınlık.; çoğunluk üzerinde ya da azınlıkların bileşkesi olarak çoğunluk üzerinde şiddet olmadan etkin olamaz.. "modern! devlet" bunu aşan bir olaydır.. belirli tapu arazisi üzerinden tanımlanan ve kendi etnisitesi kendi inancı olan bir kurumsal yapı.. kendi etnisitesi derken toplumsal tarihsel bir toplum değil.. kendi dini derken de aynı..
bu yapının uzun süreli ve işler olabilmesi için.; tarihsel köklere sahip olmayan yada tarihsel köklerinden koparılmış(devşirilm iş) insanlara ve bu insanların konuşlandığı sosyal-siyasal yapılara gereksinimi vardır.. çünkü.; şartlar gereği tarihsel bir etnisite., inanç zeminleri üzerinden işlese de., adını kullandığı bu zeminden kimseyi erksel yapıda konumlandırmaz.. sermayesel varlığına izin vermez.. gerçeklerinin yerine bu tanımı kullanan devşirmeler olur.. böylece sadece devletin varlığı ile toplumsal anlamı olanlar diyeyim..

tüm devletler böyledir.. t.c. de böyledir ve tarihsel olarak osmanlıdan beri gelen bir sürecin sadece tapusal değişmiş halidir..
orhan bey ile başlayan devletleşme.. dönmeler önderliğinde devşirme devlet kurumsallaşması ile olageldi.. yıkıldı!! yani daraltıldı t.c. olarak devam etti..
haliyle sosyal-siyasal alanlarda da bu sistem işletilmektedir.. ideolojik olarak ne renk olursa olsun illaki devlet merkezdedir.. ideolojik varlıkları ideolojik zeminlere göre değil., devşirme-dönme yapılardaki mevzilenmelere biçim alır..
perinçek ile t"k"p ideolojik olarak farklı görünür ama mevzilenmelere bakıldığında aynıdır.. osmanlıdan beri süre gelen siyasal partilerin(parti derken bilinen değil., siyasal grup anlamındadır) sağ ve sol zeminlerdeki uzantıları ya da işlevsel araçları olarak varlık gösterirler.. ayrıca kendi varlık alanlarında iktidar kavgaları vardır..

örneğin.; "türk"(devlet anlayın) solunun geneli chp proğramının arkasına dizilirken., t"k"p buna itiraz etmektedir ama.. itirazı neyedir! iyi görmek gerekir.. bir yanı ile bu "toparlanmada" varlıkları yok olacağı için verilecek statü yoksa dükkan açık kalsın ama biz dolaylı destek sunarız anlamındayken., diğer yanı., ortak bir nedene dayanır.. kürtlerden ve enternasyonalistlerd en uzak kalınmalıdır..

bana göre son chp çıkışı bir ecevit pratiği olarak sonuçlanmayacak.. çünkü o dönemlerde t.c. devşirme-dönme erksel yapısı iki kutup halinde net ayrışmıştı.. ve halletmeleri gereken sol ve sağ toplumsal bir muhalefet rüzgarı vardı.. yani devletten ayrışan bir sol(68 kuşağı devamı) ve sağ(kırsala-taşraya dayanan islami muhalefet)..
en önemlisi.; küresel sistem içi çatışmalar bu derecede karmaşık değildi.. reel sosyalizm ve ulusal kurtuluş mücadeleleri varlığı nedeniyle uzlaşma sağlanıyordu.. 80-90 sonrasında ipler koptu ve küresel hegemonya savaşları başladı.. ben buna mali oligarşi atağı diyorum..

işte bu tarihsel aşamada.; gerek küresel gerekse yerel sosyal-siyasal güçler mevzilenme süreci yaşıyor..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10 Temmuz 2017, 13:39   #8
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart

işte bu tarihsel aşamada.; gerek küresel gerekse yerel sosyal-siyasal güçler mevzilenme süreci yaşıyor..

mali oligarşi.; küresel olarak.. hem mali sermaye güçlerini hem de diğer sermaye güçlerini küresel sistem iktidarı olarak netleşmeye zorluyor.. çin deneyimi gösteriyor ki., tüm diğer sermaye güçleri(sanayi-hizmet-ticari-teknik-vs.) mali oligarşik bir yapıya bağlı olarak organize olacaklar.. üstte mali sermaye ve altında(vasal) diğerleri.. tıpkı dönemin imparatorlukları gibi.. kral artur ve yuvarlak masa şövalyeleri ve bağlı eyaletler(devletler) diyeyim..
ab süreci aslında bu projeye muhalif ve alternatif olarak sürece dahil olmuştur.. ab sürecine ayak direyenlere ya da ab sürecinde sorun yaratanlara bakın kesinlikle mali oligarşi denetimindeki devletlerdir.. zaten.. ab süreci iki karaterli olarak yola çıktı.. 1- kutsal-roma cermen imparatorluğu anlayışı.. 2- avrupa merkezli ama konfedere ortaklık.. 1. şık mali oligarşinin talebidir.. 2. şık muhaliflerinin talebi..

bu açıklamalardan sonra heme ya t.c. diyeyim..

güçlü merkezi iktidara sahip üniter devlet... bu anlayışı şu yada bu yolla dillendirenlerin tümü mali oligarşi konsepti dahilindedirler ve bu anlamda kürtler baş düşmandır.. bazıları ahmak(nutukcular ) takipciler olabilir.. perinçek., t"k"p ödp içindeki ana kurmay kanat.. yani ulusalcı/nasyonalist sol.. akp içinde ise saray çetesi.. ama bunlar her yana dönebilecek karakterdedir bu yüzden 15 temmuz ile kendini ortak eden avrasyacılar asıl ekip olarak saray çetesini ikna etmiştir.. chp içinde bu anyalış tamamen hakim değildir ama chp yürütmesinde etkindirler.. sanırım??.. kılıçtaroğlu saf değiştirdi ve chp içindeki bu konseptin karşısında güç yaratmak amaçlı "yürüyüş"e geçti..

tekrar edeyim..
bahsettğim şeyler siyasi-sosyal olgular olsa da bahsettiğim mevzilenmelerin ideolojik-inançsal bir temeli yoktur.. osmanlıdan beri süregelen devşirme-dönme partilerin mevzilenmelerine göre sosyal-siyasi gruplar mevzilenmektedir.. ideolojik olarak hangi renkte olurlarsa olsunlar tarihsel devşirme-dönme partilerine/gruplarına göre tavır belirlerler.. hatta muhalif gibi durup merkezlerine oradan hizmet ederler..

yine.. dönmeler.; asıl etkili gruplardır devşirmeler bu anlamda tali gruplardır ve kendi içlerinde sık sık parçalanma yaşarlar.. şöyle açıklayayım.; bir dönme.. devşirmeden farklıdır.. iki yüzlü olamaz.. nereye döndü ise orada keskin olmak zorundadır..devşirme ise evde başka siyasal alanda başka olabilir.. sakarya mhp vekili zihni açba köyünde abaza dışarda türkçüdür.. böyle yaşar ama bir sebateyist yada pontuslu ya da hemşinli bunu yapamaz..
osmanlıda devşirmeler geçmiş kökleri ile açık bağ kurabiliyordu..ya da kurabilenleri vardı ama dönmeler asla yapamazdı.. arnavut-boşnak-kafkas-kürt devşirmeler yapabiliyordu., diğerleri yapamazdı gibi.. t.c. ile bu zorlandı.. ya tam döneceksin yani devletin verdiği kalıba gireceksin ya da teşhir edilirsin.. kürtlerin isyanları bu zorlamaları gevşettirdi..

örneğin kürt metiner kürdüm der ama devlet türkü gibi işlevsel olur.. örnekdeki abaza mhp vekili gibi.. ya milliyetçi asker ibrahim yaylalı(pontus).. pkk'ye esir düştü zihniyeti değişti anında üstüne çöktüler.. ailesinin rum kökenli olmasının teşhirinden tutun her türlü baskıları yaşadı.. o da madem öyle adım yanlis vasilis yaylalı dedi..

Öncelikle ben Yannis Vasilis. Tabi hep Yannis Vasilis Yaylalı değildim. Daha önce askere gitmeden önce İbrahim Yaylalı’ydım. O zaman Rumluğum ile ilgili herhangi bir bilgiye sahip değildim ve Türk ırkçılığı yapıyordum. Ama yaşadığım yerden, aldığım eğitimden kaynaklanıyordu elbette.

Askere giderken de bu şekildeydi. İbrahim, Yannis gibi olmadığı için seve seve gitti. Herkes Türkiye’den başka taraflara kaçarken ben gönüllü savaşmaya gittim. Hatta askerlik şubesine gittiğimde oradaki subayı komando olmak için zorladım. O ezberletilmiş bilgilerle askere gittim. ...... Ama doksanlı yıllarda da çok büyük acılar yaşandı. Yani yüz binlerce insan evini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Yine binlerce insan yaşamını yitirdi. 50.000 in üzerinde insan yaşamını yitirdi o dönemde. Toplu mezarların haddi hesabı yok. İHD’nin çalışmalarına göre 400 ün üzerinde toplu mezar var. Ve o dönemde yaşananlardan, bilinçsiz de olsa- ezbere de olsa, gidip bunun bir parçası olduğumuz için de bizler de sorumluyuz. Ta ki Uludere sınır bölgesinde, Güney Kürdistan da esir düşünceye kadar İbrahim Yaylalı olarak ben de parçasıydım tüm bu yaşanılanların. ..Aileme tehdit için söyleniyor. Ailem 3. aydan sonra beni aramak için çeşitli yerlere gidiyor. Tabi Ankara’ya da gidiyorlar. Orada subaylarla görüşüyorlar. Ailem biz çocuğumuzu istiyoruz diyor. Asker ise “bakın siz sağa sola gidiyorsunuz, her tarafı harekete geçiriyorsunuz ama sizin başınız belaya girer” diyorlar. Siz Rumsunuz, başınız belaya girer diyorlar. Aslında aile büyüklerimiz biliyor ama bir şekilde bizden saklıyorlar bu gerçeği. Bir yalana inanıp ona bizi de inandırmışlar.

Biz büyükbabamızın kurtuluş savaşına gidip orada yaşamını yitirdiğini ve cenazesinin getirilemediğini düşünüyorduk. Ama daha sonradan öğrendik ki dedemizin babası Bafra’nın karşısında Rumların yoğun yaşadığı bir yerdeki bir mağarada Rum arkadaşlarıyla katledilmiş. Dedemiz de üç dört yaşındayken Bafralı bir Türk aileye veriliyor. Orada tam bir devşirme kültürüyle dedem yetiştiriliyor ve bugün bize kadar geliyor
.

ibrahim yaylalı acı deneyimlerle devşirme olduğunu öğrenmiş ama geri adım atmamış.. madem öyle bende böyleyim demiş.. çoğu böyle yapamıyor..az biraz hizadan çıkanı anında dürtüyorlar.. olmadı dişliyorlar ve tekrar eski formata ve daha yalaka hale gelirse besliyorlar..

demem o ki., "türk" solu aynıdır.. az biraz hizadan çıksın.. dürterler olmadı katlederler.. dik duramayanlar daha bir yalakalaşıp devletin çakalı olur..

keşke t.c. sistemi içindeki so..l sol olsa yani ideolojik duruşunda net ve tutarlı olsa.. devşirme-dönme kökenli olsun önemli değildir.. yani etnik köken önemli değil ideolojik yan önemlidir ki., ideolojik olarak tutarlı olan yanlış da olsa yaşam pratiğinde doğruyu yaratabilir.. ben bunları yazarken anlatmak istediğim de tam budur..
türkiye solunun sorunu ideolojik değildir.. sosyal-psikolojiktir..

t.c. ya da genel olarak devlet diyeyim.. bu devşirme-dönme travmaları üzerinden kendi işleyişini toplum üzerinde hakim kılıyor.. karadenizdeki soy adlarına bakın.. gidin türk köylerindeki soy adlarına bakın demek istediğimi anlarsınız..

.................... .............

hutbenin mevzusuna hala gelemedim.. doğru ama bunlar anlaşılmadan yaşam anlaşılamıyor..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07 Eylül 2017, 13:30   #9
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart 2018 yılına ilerlerken.. ön anlatım..

öncelikle bu bölümü aşağıdaki link ile birlikte okuyun isterim..
ordu-sol ve umutlar

uzun süredir işliyorum ve son aylarda özellikle vurguluyorum.:

1- t.c. politik-ekonomik sistemi osmanlıdan süregelen devşirme-dönme cemaat/gruplar üzerinden oluşturulmuştur.. dönmelerin başat olanları sabetayist gruplar ve dönme yahudilerdir.. vasal olanlar ise dönme(yahudi-ermeni-rum) ve devşirme gruplardır.. devşirme gruplar cemaat tarzından çok kişisel(ailesel) pozisyon alırlar..
başat gruplar.; ekonomiden siyasal ve sosyal alana kadar her zeminde kurmay heyetinde yer alırlar ve elemanlarını farklı zeminlere dağıtırlar.. yani islamcı zeminde olanı varken., tam karşıtı kemalist-sol zeminde olanı da vardır.. sabetayist dönmeler dışındaki yahudi dönmeler cemaat tarzında değil., kişisel/aile tarzında örgütlü iken başat grupların da üstünde etkili bir güç olarak yer alırlar çünkü küresel ilişkiler(politik-özellikle ekonomik) bunların üzerinden yürütülür..
bu işleyişte elbette kişisel/ailesel olarak istisna/özel durumlar da yaşanır.. yani.. devşirme kökenli olup., başat grupta yer alma ya da dönme olup vasal konumda olma gibi..

t.c. sistemi oluşurken yaşanan çatışmaların arka planında bu zeminler vardı.. küresel konseptlere göre pozisyon alma ya da görevlendirmeler küresel çatışmalar ve t.c. içine yansımasına ya da iktidarda olanların becerilerine göre olageldi ve değişiklikler yaşandı..
2000li yıllardan itibaren bu işleyiş değişmeye başladı., daha doğrusu değiştirilmeye başlandı..

2- birinci şıkta anlattığım olgular şu aşamalarda değişim sancısı yaşamaktadır ama sonuca doğru ilerlemektedir.. bunun ana nedeni küresel alanda da cemaat/grup üzerinden ekonomik-politik oligarşi ya da yönetim yaratma işlevleri terk ediliyor.. artık sermaye yapısı üzerinden tüzel/nesnel yapılar oluştu.. artık., cemaatler/aileler değil., sermaye grupları etkin.. bu anlamda devlet üzerinden küresel hakimiyet işleyişi de bitiyor.. artık., devleti ele geçirmek değil., sistem önemli.. sistem., devleti., uygun şekle girmeye determinist olarak zorluyor..
işte.. burada.. nasıl bir sistem sorusu ortaya çıkıyor.. sistem kapitalist sistem ama!!..

.........
mülkiyetçi sistem oluştuğunda başat sermaye ve sınıfları ve altında vasal sermaye ve sınıfları olarak tarihsel "ilerlemesini" yapardı.. marksın bahsettiği determinizm yani üretici güçler belirleyici değildi.. üretgen!! olmayan sermaye ve sınıf üretgen olan sermaye ve sınıf üzerinde egemendi.. yani alt yapı üst yapıyı belirlemiyordu ama marks şu noktada doğru söylüyordu.. mülkiyetçi sistem ilerlerken kendi determinist iç yasaları üzerinden ilerliyordu kendi iç çatışmalarının yönü mülkiyet değişimi ve asıl olarak iktidar/hegemonya temelinde ilerliyor., gelişiyordu.. ama., marksın öngürdüğü üzere sanayi(yaniüretgen!! ) sermaye başat olamadı aksine baştan beri var olan ama başat olamayan mali sermaye lehinde bir tarihsel ilerleme(üretici güçler ilerlemesi) yaşanıyordu..

açayım..
ilk mülkiyetçi sistem oluşması öncelikle iktidar gerektirdi.. yani.; talan üzerinden oluşan biriken sermaye hala özel mülkiyet sistemi değildi.. sadece iktidarda olanın daha çok yararlandığı bir olgu idi.. yani.; önce hanedan/aile oluştu ve iktidar oldu sonra bunun üzerinden sermaye sahipliği oluştu ve birikimler bu anlamda "özel"leşti.. yoksa.. birikim oluşacak ama mülkiyet hala toplumsal(kabile anlamında) kalacaktı.. görüldüğü gibi alt yapıdaki gelişmeler üst yapıyı belirleyemiyor.. çünkü., kabile ortak mülkiyetini hiç bir ferd kendi rızası ile terk etmez veya el konulmasını onaylamaz.. bazılarına göre az pay alabilir ama mülkiyet özelleşmedikçe isyan etmez.. işte.. kabile içersinde etkin olan hanedan/aile yapıları öncelikle yapısal olarak özelleşmek ve kabileden ayrılmak zorundaydı.. bunu da zor ile başardılar.. süreç.: ittifaklar ve iktidarsal değişimler ile ilerledi.. devlet denilen organizasyon bu anlamda çok önemlidir.. hanedan/aile zor üzerinden özelleşmek yerine "ortak bir toplumsal organizasyon" içinde başat güç olarak var olmayı tercih etti..

bu gelişmeler de sancılı yaşandı.. hanedan/aile mülkiyeti parçalandı., daraltıldı.. daha önemlisi tüzelleşti.. artık var olan mülkiyet/sermaye bir hanedan/aile üzerinden değil., hanedandan ayrışan aile üzerinden tanımlanır hale geldi.. bu durum osmanlıda bile vardır.. padişah mülkiyeti dışında hanedan ailesinin özel mülkleri-sermayesleri vardı.. ilk zamanlar bu işleri vakıflar üzerinden netleştirdiler.. sonrasında şirketleşildi..
bu gelişmelere bağlı olarak devlet ve devlet-toplum ilişkileri ve kurumsallaşmaları ve hukukları da değişti.. aydınlanma ya da cumhuriyet denilen süreç aslında budur..

mutlakiyet.: tanıma göre her şey(mülkiyet hakkının çoğu veya el koyma hakkı veya el değiştirme hakkı ve sistem üzerinde etkinlik) bir hanedan/aile ve temsilen başına ait olarak bilinir.. hukuksal olarak öyle olsa dahi işleyişte öyle değildir.. güçler dengesine göre işler.. sonuç olarak mulakiyet sistemi içinde başat olan ile onu destekleyen güçler egemen güçlerdi..

meşrutiyet.: bu sistem bir öncesinin gelişmelere göre düzenlenmiş halidir.. aslında sermayenin giderek tüzel olarak sisteme ve topluma egemen olma sürecidir.. dönemsel özelliklerden dolayı sermaye/mülkiyet sahiplerinin bir uzlaşma-konsorsiyum üzerinden iktidar olma işleyişi süregeldi ama başat iktidarsal yapılaşma istemleri değişmedi..

cumhuriyet.: devletin en son aldığı biçim olarak toplumsal anlamda da en güzeli olarak lanse edildi ama aslında toplum ve yaşamı üzerinde egemenliğin en gizlenmiş biçimi ve en oligarşik biçimi olarak tanımlanmalıdır.. ortada bir hanedan/aile egemenliği yok.. bir sermaye egemenliği de yok.. toplumun seçtiği temsilciler iktidarı var olarak görülse de gerçekte., mülkiyetin en güçlü iktidar olduğu biçimdir.. üstelik bu iktidar toplumun geçmişe göre en etkili olduğu dönem olarak bilinçlerde yer eder..

tüm bu süreçler.; cemaat/aile üzerinden toplumsal yapıyı biçimlendirme., manüple etme ya da zor üzerinden ikna etme şeklinde ilerledi.. toplumun etkin olamadığı aşamalardan geçip., toplumun egemen olabildiği aşamalara geldi sanılır.. oysa tersidir.. açık egemenlikten gizli egemenliğe geçiş aşamalarıdır..
zaman zaman etnisite-din-sosyal yapı ve bu yapıların cemaat örgütlenmeleri üzerinden işleyen süreç artık bu araçlara gereksinim duymamakta hatta engel görmektedir.. yani.; sermaye direk kurumlar ve hukuk üzerinden bir egemenliğe doğru ilerlemektedir.. bu anlamda siyasi partiler de yapısal değişimlere girecek..cemaatler üzerinden oluşan partiler yerine çıkarlar(konsepte dahil olarak yaşamı idame) üzerinden oluşan partiler olacak.. aslında siyasallaşma yaşanacak ama bu siyasallaşma sınıfsal ya da toplumsal anlamda olmayacak..
örneğin.; sol yada sağ bir politik görüş olarak pozisyon alınmayacak.. fabrika işçi yada tarlada üretici olarak pozisyon alınmayacak.. bu zaten olmuyordu.. olan şey bunları dışarıdan(adına ana içinden gelme değil) temsilen partiler şeklinde oluyor., asıl gerçek temsiliyet sendika vs. gibi araçlar oluyordu..

toplumsal yaşamda.; sistem ne geliştirirse geliştirsin illaki sistem karşıtı bir toplumsal anlayış(sistem anlamında) yaşamda vardır..
cemaatler yerine komünler., siyasi partiler yerine halk komiteleri vs. devlet yerine halklar konfederasyonları vs. en önemlisi.; mülkiyet yerine kollektivizm.. pazar için üretim yerine ihtiyaç için üretim ve paylaşım..

kısaca..
tarihsel ilerleme!! mülkiyetçi sistemlerin kendi tarihsel ilerlemesidir.. yani sermaye/iktidar işleyişinin ilerlemesidir.. toplumsal anlamda gerçek tarihsel ilerleme komünal yapıların çürütülüp., yıkılması ile duraksatıldı ama yok edilemedi.. bir şekilde varlığını sürdürdü.. ama., mülkiyetçi sisteme göre değişim-ilerleme yaşandığından bu varlığını koruma olayı da sancılı-zaaflı gelişti..
kabile bir anlamda etnisite idi.. genişledi.. bu ilerlemedir ama kabile dağıtılırken yerine uluslaşma etnisitesi geçti ama merkeze devlet/vatan konulunca haliyle toplumsallığını kaybetti.. etnisite yada ulus tanımı özgürlük zemininde dahi olsa bu zaaflı gelişmeden dolayı olumsuzdur.. baskılanan., tasfiye edilen ya da asimile edilen(el konulan) etnisite bir toplumsal yapılaşma anlamında direnirken., iki karakterle direnir.. 1- mülkiyetçi temelde direniş.. 2- anti-mülkiyetçi kollektif temelde direniş.. birincisi yine devletle(mülkiyetçi sistem) son bulurken ikincisi devletsiz(mülkiyetsi z) ve diğer etnisite/uluslarla eşit-özgür kaynaşan bir tarz ile sonlanır.. ikincisi ilerlemedir.. yani tarihin gerçek ilerlemesidir..

örneğin.; güney kürdistanda yaşanan referandum birinci şık dahilindedir.. rojavadaki yaratılanlar ise ikinci şık dahilindedir.. bu yüzden rojava güney kürdistana göre daha tehlikeli ve kabul edilemezdir..

örnek olarak verdiğim olgu aslında t.c. sürecindeki(elbette bölge ve küresel anlamda) gelişmeleri belirleyen ana faktördür..

t.c. içinde iki anlayış ortaya çıktı..
1- bağımsızlık referandumuna direk karşı çıkmak..
bu anlayışın savunucuları referandumdan çok bunun t.c. nezdindeki sonuçlarına karşılar..
bu sonuç., t.c. ilhakındaki kürtlerin ayrılacağı ve vatanlarının bölüneceği nedeniyle değil., t.c. sistemindeki politik-sosyal değişimlerin habercisi ve tetikleyicisi olacağını bildiklerindendir.. ab sürecine itiraz edenler de aynı nedenle itiraz ettiler.. devletler içindeki cemaat/grup işleyişi değişecekti.. üzerinde yükseldikleri ve etkin oldukları yapılar kalkacaktı.. t.c. anlamında da böyle olacak.. t.c. artık tapuya göre değil., bölgeye göre konuşlanacak ve bu anlamda politik sistem oluşacaktı.. bölgedeki bir arap toplumu geçmişte devşirme dönme konumundaki birini/grubu(politik-sermayesel vs.) değil., aslını bilen birini tercih eder.. zamanla değişecek ama bir süre etnisite/ulus anlamında ilişkilenmeler olacak.. devlet kendini buna göre yeniden yapılandıracak..
kısaca.. eski sistem(devşirme-dönme cemaat) devam etmeyecek.. bu durum bir savaşa yol açsa dahi durum değişemeyecek ama savaş-kaos hali fırsat yaratabilir.. çünkü., t.c. sistemi bu anlamda ne kurumsal ne hukuksal ve ne toplumsal olarak yeterli derecede değişim süreci yaşamadı ve eskiye gereksinim duyulabilir..

2- referanduma faydacı yaklaşmak..
gelişmelerin farkında olan ve yeni sürece göre hazırlanmış olan kesimler bu anlayışa sahip ve en önemlisi rojava karşısında bu gelişme önemli bir set konumunda.. devletleşen bir kürt toplumsal yapısı üzerinden rojava anlayışı-yapılaşması sınırlanabilir.. kurulacak ilişkiler üzerinden t.c. tapu arazisi dışında etkin bir başat ülke olabilir ve böylece politik-ekonomik aktörlerin faliyet alanı genişler., ve gücü artar.. bu kesim.; özellikle sistemsel anlamdaki değişim kaçınılmazlığının farkında bu anlamda yeni sürece biz hazırız demiş oluyorlar.. yeni süreçte., rojava anlayışı-yapılaşması karşısında kullanabilir bir malzeme olabilecekler..
......

türkiye solu içindeki son gelişmeler bu zeminler üzerindendir.. bahsettiğim referandum olayı bu sürecin bir aşamasının olayıdır ve geçicidir.. ana zemin sistemdeki cemaat/grup üzerinden işleyişin değişme kaçınılmazlığıdır.. devlet bahçeli.. bu karar bir savaş ilanı gerekçesidir derken aslında itiraz edecek olanları zorlamaktadır.. savaş ilan edilemeyeceğine göre tek çare bu demekle onların elini zorlaştırmaktadır.. t.c. nin tek başına savaş ilanı olanaksız.. tek şansı mali oligarşi konseptinin kaos işleyişi olabilir ama son görünene göre mali oligarşi bu dürtmeyi savaş çıksın diye değil., diğer konseptlerin projeleri örselensin diye yapıyor.. kore krizi!! bu anlamdadır.. özellikle çin ve dolaylı rusya mali oligarşi konsepti dahilindeler..

akp kendini yeniden dizayn ediyor.. bu olay sadece fettullah cemati temizliği değildir.. konsept işleyişine uymayanların temizliğidir.. chp içinde de ayrışmalar başlayacak..gandhi çıkışı ertelemiş olsa dahi yaşanacak.. ön görünümleri kemalist-kp ve ödp de görülüyor..

yazıma birgün gazetesinden i. kabaoğlu yazısı ile devam edeceğim..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08 Eylül 2017, 14:03   #10
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,550
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart emperyalizm ve emperyalist anlayışı

yazıma iki alıntı ile devam edeceğim.. ilk alıntı birgün-i.kabaoğlu
https://www.birgun.net/haber-detay/c...ar-178114.html

CHP için, 3 Kasım 2019 (veya erken) seçimlerine giden yolda birçok görüş öne sürülüyor. CHP nasıl bir tavır belirlemeli bu süreçte? sorusu ile başlıyor ve asıl olarak chp etrafında nasıl kümelenmek gerekiri anlatıyor-kodluyor..

soruya dönelim: Siyasal partiler ve özellikle CHP, nasıl bir yol ve yöntem belirlemeli?

açıklama yerine ard arda sorularla devam ediyor.. Halkoylamasında ‘hayır’ diyen kitlelerin, türdeş olmayan geniş yelpazesi, “çeşitlilik içinde birlik” olarak da nitelenebilir. Neye ‘hayır’ dediler? Özetle;

-Tanzimat-Meşrutiyet ve Cumhuriyet çizgisindeki siyasal ve anayasal birikimin ortadan kaldırılmasına,

-Anayasal ve siyasal mekanizmaların bir kişinin beklentilerine göre düzenlenmesine,

-Gelecek kuşakların iradesinin ipotek altına alınmasına.

diyerek elmalarla armutları aynı sepete koyarak., ‘Evet’ ve ‘hayır’ birlikteliği ise, 2019’un zorluğu: tespiti ile devam ediyor..

öncelikle belirteyim.. hayır cephesi kabaoğlu'nun belirttiği zeminlerde ortaklaşmış değildir..
örneğin.; Anayasal ve siyasal mekanizmaların bir kişinin beklentilerine göre düzenlenmesine, hayır diyenler içinde yalancılar var.. chp ve ulusalcı sol bu grup oluyor.. bu cümle nezdinde itirazı olan., öncelikle 1923-50 arasındaki rejime itiraz eder.. bu süreç içinde tek parti(chp) tek lider( ata-türk ve milli şef) yani duçe/başbuğ anlayışı işletilmişti.. vekiller masada belirlenirdi.. seçilen vekilleri seçildiği il ile ilgileri bile olmazdı.. adı üstünde "ata-türk" devrimleri yani tek kişinin kararları toplumsal talep değil..
demekki bu zibidiler grubunun derdi., kim duçe olacak..

Gelecek kuşakların iradesinin ipotek altına alınmasına. 1923 den beri kesintisiz t.c. sistemi tek tip insan yetiştirmek üzere proğramlanmıştır.. dönem dönem "tip"in biçimi değişse de devlet-lider-parti kulluğu asla değişmemiştir..
chp ve ulusalcı sol dahil sağ da aynı genetik koda sahiptir.. yani., ipotekçi planlar ipotekçiliğe itiraz ederse yalandır..

Tanzimat-Meşrutiyet ve Cumhuriyet çizgisindeki siyasal ve anayasal birikimin ortadan kaldırılmasına, işte bu cümle karışık.. bahsedilen birikimler nelerdir? söz konusu olunca işler değişir..
akp dahil geneldeki sağ kesim padişahlığa geri dönmeyi talep etmiyor.. bunu iddia etmek bile ahmaklıktır.. ortada aday yada kabul görmüş harekete geçmiş bir hanedan yok.. tayyip mi? padişahlık ilan edecek.. evet.. bazı birikimlere itiraz edenler var.. örneğin ben de ediyorum.. bazı birikimleri sahiplenirim..

kabaoğlu.; "kabaca" bir tanım-tasnif ve tespit yaptıktan sonra sonuç kodluyor..
CHP ise, bu ortak paydanın ötesinde insan haklarını, “özgürlük-eşitlik ve haysiyet” üçlüsünde bütüncül bir yorumla sahiplenerek, insan hakları ideolojisi ve biliminin gereklerini içselleştirebilir; laikliğin demokrasi için vazgeçilmezliğini, bilimsel ve çağdaş eğitimin gerekliliğini savunarak, dayatılmaya çalışılan ders programlarının tehlikelerini sistematik biçimde ortaya koyabilir; yağmacı kapitalizmin toplumsal yaşamda ve ülke üzerinde yol açtığı yıkımların ancak sosyal (hatta çevresel) devlet anlayışıyla onarılabileceğini savunabilir.

CHP, böyle kapsayıcı ve güven verici bir programla toplumun geniş kesimlerine hitap edebilir; yoksa farklı akımlardan devşirme ile değil... Aslında bu yaklaşım, “demokratik hukuk devleti” paydasını da pekiştirir.

bu dedikleri zaten chp parti proğramı.. dışardan da sadece devletçi sol destekler.. ve en önemlisi chp.; bu proğramını asla sağlıklı işletmedi.. yani güvenirliği yok..

ama.. kabaoğlu olsun!! yetmez ama evet diyor ve ekliyor..
İkili yelpaze, CHP’nin sağında ve solunda yer alan siyasal partilerin kendi kimliklerini sürdürmesine de olanak tanır. Sivil toplum örgütleri ise, yelpazeleri birbirine yakınlaştırma işlevini üstelenebilir...

Demokratik hukuk devleti için “evet”, bir kişinin keyfi yönetimine “hayır” sloganı, farklı kimliklerin ortak paydada buluşması ile doldurulabilir.

Bunun için, siyasal açıdan farklı, ama anayasal ilkelerde ortak programların geliştirilmesi önem taşır.


kabaoğlu kaba hayal peşinde..
1923-50 arasında tek lider tek parti sistemi işleten chp.. demokratik proğramında samimi olmayan bir chp şimdi tek parti-tek lider işlerine muhalif-miş!!..

bir yanda bağnaz laikçi ulusalcılar.. yani sol faşistler.. diğer yanda bağnaz devletçi muhafakazarlar yani sağ faşistler.. bunların ortaklaşabileceği tek zemin.; anti halklar ve tek taraflı demokrasidir.. türkçe meali ile klasik faşist devlet konseptidir ve özellikle anti-kürtlük üzerinden ittifak yapıyorlar..
kısaca.. kendine özel demokrasi talepleri ile birleşmeleri olanaksızdır..

anayasal i,lkeler-miş!!.. hangi anayasa ve hangi ilkelerde ortaklık.. 1923-50 kemalist faşist anayasa mı?..sağ kesim asla yanaşmaz.. 1980 anayasası mı?..herkes hayır diyor ama iş kullanmaya geldimi değiştiren yok..

anayasa oylamasında haır cephesini de böyle birleşik saymışlardı ama hayır diyenlerin çoğu 12 eylül anayasasının tırpanlanmasına karşı idi.. özellikle tekçi yanının..

kabaoğlu ne düşünür! bilemem!.. ama şu kesin.. hayal ettiği ittifakın tek adı var.. faşizm..

geleyim ikinci alıntıya.. çünkü zihniyet ortaklığını gösteriyor..
yine birgün-ibrahim varlı..
https://www.birgun.net/haber-detay/y...ri-178302.html

ulusalcı sol.. rusyaya asla emperyalist demez.. bölgedeki emperyalist güçler çatışması der ama rusyaya emperyalist demez.. küresel güçlerden biri der ama asla emperyalist demez..abd emperyalizmi., batı emperyalizmi ve şimdi kollektif emperyalizm diye bir şey söyleniyor..ama rusyanın tanımında hala emperyalist yok..

Yeni hegemonya ve paylaşım savaşları başlık bu..
ben..şu yeni kelimesine takılı kaldım.. eski hegemonya ve paylaşım ne? idi de yenisi ne?..

bu sözler 1914 öncesinde söylenirdi.. ingiliz hegemonyasına itiraz eden almanya-italya-japonya vs.. dünyanın yeniden paylaşımı vs.. yaşandı bitti ama bu söylem bitmedi ve 1940-48 arasında "yeni"si yaşandı.. taraflar değişti..bu sefer almanya-italya-japonya oldu..
peki... şimdi taraflar kimler.. bu zibidilere göre taraflardan biri.; abd-ab ya da batı emperyalizmi veya kollektif emperyalizm.. de..diğeri kim-ler.. rusya-çin diyor ama birtürlü emperyalist diyemiyor..

Yeni bir tür egemenlik, paylaşım ve hegemonya savaşlarının arifesindeyiz. Tıpkı 20. yüzyılın ilk yarısında olduğu gibi. Asya Pasifik’ten Ortadoğu’ya, Latin Amerika’dan Orta Asya’ya, Doğu Avrupa’dan Afrika’ya dünyanın dört bir tarafında savaş ve çatışmalar yaşanıyor. Birbirlerinden kopuk gözükse de bu kriz ve çatışmaların her biri birbiriyle bağlantılı.

Emperyalist-kapitalist düzen, tıpkı yüzyıl önce olduğu gibi, içine düştüğü çok yönlü tıkanıklığı yeni savaşlar, çatışmalar ve krizlerle aşmanın arayışında. Halihazırda iki dünya savaşına yol açan emperyalist paylaşım kavgasının bir benzerine günümüzde yaşanıyor.

varlı.. durum tespiti yapıyor ve tarafları tarif! edecek..
Hegemonya ve paylaşım savaşlarındaki rekabet gün geçtikçe tırmanırken, yaşanan çatışma iklimi genel hatlarıyla iki farklı cepheleşme yaratmış bulunuyor. “Kolektif emperyalist cephe” ve Avrasya Cephesi. Homojen olmayan bu cephelerin içindeki aktörler kendi içlerinde sorunlar yaşasa da fikri anlamda da, pratikte de benzer bir pozisyona sahip.

“Kolektif emperyalist cephe” ve Avrasya Cephesi. dikkat edin..bir taraf kollektif! ama emperyalist.. diğer taraf ise bölgesel güç tanımı ile tarif edilirken(avrasya) üzerinde emperyalist etiketi yok..

ilginç değil mi?..
emperyalist paylaşım savaşı diyeceksin., tarafları çizeceksin ama birini şirinler yaparken diğerini karga mell yapacaksın..

neden!!??
varlı.. bu garabet cümleleri kullanırken samir amin'e başvuruyor ama onun asıl söylemini buraya almıyor.. görememiştir.. ben yardımcı olayım..
Dünyaca ünlü iktisatçı Samir Amin, modern ekonominin içinde bulunduğu çöküş koşullarının nedenini izah ediyor ve küresel emperyalizmden kurtuluşun reçetesini veriyor: "Rusya, Çin’le, Orta Asya ülkeleriyle, İran’la ve Suriye’yle birleşmelidir. Bu ittifak aynı zamanda Afrika için ve Latin Amerika’nın pek çok kısmı için çekici olabilir. Böyle bir durumda emperyalizm tecrit edilecektir."
alıntı aydınlık gazetesi
ilginç değil mi?.. genetik ortaklık.. aynı kaynaktan su içmeye yöneltiyor..

samir amin bu kadarı ile yetinmiyor.. Rusya’nın Ukrayna’nın sömürgeleştirilmesi projesine direnme politikası bu nedenle desteklenmeli. tamam ukrayna üzerinde ab emperyalizmi etkin olmasın diyor da rusya burada neci?! dir..
Onun yerine sosyal (sosyal diyorum, sosyalist değil) boyutu olan yeni bir devlet kapitalizminin kurulmasını öneriyorum. Bu sistem, nihayetinde, ekonomi yönetiminin toplumsallaştırılmas ına ve dolayısıyla modern bir ekonominin zorluklarına yanıt üreten bir demokrasinin icadına doğru özgün yeni gelişmelere ilerlemelerin yolunu açacaktır.
sanırım şimdi anlatabileceğim..

samir.. bizim ulusalcı solcular gibi 1923-50 arası sisteme gönderme yapıyor.. devlet kapitalizmi.. makalesinde zaten sscb bunu yapıyordu ama örselendi demeden diyor..
yeni bir devlet kapitalizminin kurulmasını öneriyorum. nep örneğini verirken amacı da bu.. sosyalizm ile ortaklaştırmak..yada tarihin ilerlemesine sosyalist katkı demek istiyor.. lenin de aynı şeyi söylerdi.. tamamlanmamış kapitalist ilerlemeyi tamamlayıp., kapitalist olmayan rusyadaki devrimi marksizme uygun hale getirmek..

günümüzdeki anlamı ise., bir küresel blok karşısında bir başka bloğu destekleyip "ilerlemek"..
neo-con larda marksist-troçkist! di.. samir amin de marksist!.. aynı zamanda bilgi birikimini kötüye kullanan bir şarlatan..
samir.. emperyalizmin devletler üzerinden tanımlanmayacağını bilmez değil.. yine küresel güçlerin devletler olarak tanımlanmayacağını da bilir.. küresel olarak., mali sermaye oligarşik konsepti ile muhalif kollektif sermaye konsepti çatışmasının yaşandığını da bilir..

bu anlamda tanımları ve tespitleri ve açıklamaları demagojiktir.. çin mali oligarşi dışında kalabilir mi?..çin nasıl dünya sanayi bölgesi oldu..hangi sermaye ile ve hangi pazara açılma destekleri ile yayıldı..
samir amin mali oligarşinin bir ajanıdır.. türkiyedeki bu zibidiler de aynı formattadır..

kabaoğlu ile ibrahim varlı aslında ayrı konsept yanlısı olmakla birlikte şimdilik!! birlikte yürümeliyiz diyen ulusalcı tavır içindeler..çünkü artık eski devşirme-dönme sistemi kalkıyor..

yakında netleşirler..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
1980 ve sonrası genel bir politik süreç analizi özeti suat Politik Gündem 3 12 Ekim 2016 18:38
politik süreç üzerine değerlendirmeler suat Makaleler 8 25 Aralık 2015 13:55
politik süreç ve içindeki özneler suat Politik Gündem 15 02 Temmuz 2013 14:46
seçimlere giden süreç ve sonrası suat Makaleler 1 30 Mayıs 2011 13:02
Abdullah Öcalan: Önümüzdeki günlerde açıklama yapacağım BORGA Politik Gündem 0 21 Şubat 2011 10:21

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:32.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.