Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SİYASET > Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri

Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri Bu bölümde üyesi veya yandaşı olduğunuz örgüt, parti, sendika veya derneği tanıtabilir, haber yayınlayabilir ve bulabilirsiniz

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19 Ocak 2009, 03:40   #11
Banned
 
Amed_Dersim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 775
Teşekkürler: 1,155
271 Mesajına 449 Kere Teşekkür Edildi
Standart

ÖRGÜTÜMÜZÜN KADIN SORUNUNU ELE ALIŞI VE BU ALANDAKİ FAALİYETİMİZ

Bugünkü burjuva-feodal düzende, emekçi kadın ikili bir boyunduruk altında ezilmekte gelişmesi çok yönlü olarak engellenmekte ve adeta ikinci sınıf bir insan durumuna düşürülmüş bulunmaktadır.

Kadınların köleleştirilmesi sömürüye dayanan sınıflı toplumların en belirgin özelliklerinden biridir ve onun kurtuluşu da başta proletarya olmak üzere emekçi sınıfların sermayenin boyunduruğundan kurtuluşu ile mümkün olacaktır. Burjuvazi ve uşakları tarafından piyasaya sürülen sayısız teori bu gerçeği karartmaya ve kadının kurtuluşu davasını devrimin zaferi davasından ayırmaya hizmet ediyor. Bunlar kadını feodal geleneklerin zinciriyle bağlamaya, 'feminizm' vb. akımlar aracılığıyla kadının ezilmişliğine karşı duyulan tepkiyi saptırmaya, revizyonizmin aldatmacalarıyla uyutmaya çalışıyorlar.

Bu durum proletaryaya ve onun komünist partisine, Marksizm-Leninizm’in öğretileri ışığında, kadının kurtuluşu konusundaki her türden burjuva revizyonist teoriye ve akıma karşı dişe diş mücadele süreci içinde, parti tarafından yönlendirilen ve ulusal ve sosyal kurtuluş uğruna mücadele eden militan, devrimci bir kadın hareketi yaratmak görevini yüklüyor. Bu devrimin başarısının can alıcı sorunlarından bir diğeridir, Ve diyebiliriz ki, örgütümüzün bu ölçüde hayati önem taşıdığı halde, ele alıp çözümlemede bu kadar geç kaldığı ve pratikte bu kadar az şey yaptığı başka bir sorun yoktur.

Yarı sömürge, yarı feodal toplumumuzda kadın konusundaki burjuva feodal ideoloji ve gelenekler çok güçlüdür. Öyle ki, bunların etkileri örgütümüz ve onun yakın çeperi içinde dahi görülmekte, bazı yoldaşlarımız bu konuda bir Marksist'e yakışmayacak tavırlar içine girebilmektedirler. Örgütümüzde kadın yoldaşların oranı çok düşüktür (%6,6) ve bu oran yönetici organlara gelindikçe daha da azalmaktadır.

Buna karşılık mücadelemizin pratiği, ülkemizde geniş emekçi kadın kitlesinin mevcut burjuva feodal düzenden nefret ettiğini, berrak bir şekilde olmasa da emekçi ve kadın olarak kurtuluşunun yolunun bu düzenin yıkılmasından geçtiğini gittikçe daha fazla kavradığını ve devrimci mücadeleye büyük istekle katılarak, ona paha biçilmez katkılarda bulunduğunu gösteriyor. Bu durum, partimizin bu konudaki teorik ve pratik geriliğiyle, kadınların devrime gittikçe kitlesel bir şekilde katılmaları olgusu arasında keskin bir çelişki yaratmıştır Bu da partimizin önüne en kısa zamanda kadın ve örgütlenmesi sorununun çözümlenmesi gerektiğini koymaktadır.

Kadın sorunu ve kadınların örgütlenmesi alanındaki eksik ve zaaflarımız Ekim Konferansı'nda GMK'nın raporunda ortaya konmuş ve burada üstesinden gelmemiz gereken görevler belirlenmişti. Ancak bugün tespit ediyoruz ki Ekim Konferansı'nda belirtilen eksik ve zaaflar bugüne kadar aşılmış değildir ve varlığını sürdürmektedir.

Konferans raporunda çeşitli görevler tespit edilmiş olmasına karşın, GMK bu konuda üzerine düşen görevleri yerine getirmedi ve gereken faaliyeti gerçekleştiremedi. Kadın sorununa gereken önemin -uygulamada- verilmemesi şeklindeki zaaf en başta GMK'da söz konusuydu. Bu alanda yapılabilecek olanlar dahi yapılmadı. Bu durum, bu alanda ortaya çıkan zaaf ve eksikliklerin başlıca kaynaklarından birini oluşturdu. Yapılması gereken, en başta, Marksizm-Leninizm ışığında kadın sorununun, kadınların örgütlenmesi sorununun teorik planda açıklığa kavuşturulması; kadınların kurtuluşu davasının muhtevasının, hedef ve taleplerinin ve kadınların nasıl ve nerede örgütleneceğinin açıklanmasıydı. Bu, gerçekleştirilemedi.

Sorunun teorik planda çözümlenmemesi, bu konuda yayın organlarımızda da doğru, derinlikli, zengin ve açıklayıcı bir faaliyetin sürdürülmesini engelledi. Bunun doğrudan bir sonucu olarak, kadın sorununun örgütümüze, üyelerimize, çevremize benimsetilmesi ve onların bu konuda seferber edilmesi, bu alanda mümkün olmadı.

Çeşitli bölgelerde örgütlerimiz ve yoldaşlarımız bu atanda çalışmaya giriştiler ve bir takım örgütlenmeler gerçekleştirdilerse de; bugüne kadar önderliğimizde kurulan kadın örgütleri gerçek kitle örgütleri niteliğine kavuşamadılar. Bunların çoğu yakın çevremizdeki kadınların bir dernekte toplanması durumundan daha ileri gitmedi. Bunlar kadınların kurtuluşu davasında doğru, nitelikli, sistemli bir mücadele ve faaliyetin aracı olamadılar. Bunun yanında örgütlerimizin bu alanda yürüttüğü propaganda ve ajitasyon faaliyeti de doğru, nitelikli, sistemli bir faaliyet olmadı.

Elbette bunlar, konunun teorik planda, Marksizm-Leninizm’e uygun olarak net bir şekilde çözümlenmemiş, açıklanmamış olmasının doğrudan ve kaçınılmaz bir sonucuydu.

Öte yandan bu alanda her türden burjuva-revizyonist teoriye, akıma ve faaliyete karşı dişe diş ve etkin bir mücadele sürdürülemedi. Oysa bugün ülkemizde revizyonistler ve reformistler bu alanda yoğun bir faaliyet sürdürmekte, kitle örgütleri kurmakta ve bizim etkin bir mücadelemizin yokluğu koşulunda birçok kadını yanlış düşüncelere çekebilmektedirler.

Onların kurdukları ve etkinliklerinde olan kadın örgütleri kadınların kurtuluş davasının araçları değil; aksine kadınların mücadele ufkunu burjuva-revizyonist, reformist «teorilerle» karartan, kadınların kurtuluşu davasının engelleri olan araçlardır.

Mücadelenin her alanında olduğu gibi, bu alanda da revizyonizmi ve reformizmj yere sermek, kitleleri Marksizm-Leninizm’in gösterdiği doğrultuda eğitmek, seferber etmek ve kadınların kurtuluşu davasını, işçi sınıfının önderliğine ve işçi sınıfının büyük davasına bağlamak bize, partimize düşen ve ancak onun başarabileceği bir görevdir.


ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKI KONUSUNDAKİ TUTUMUMUZ VE ULUSAL BASKIYA KARŞI YÜRÜTTÜĞÜMÜZ MÜCADELE

Nüfusunun 1/3 civarındaki bir bölümü Türk olmayan millet ve milliyetlerden oluşan Türkiye'de, milli meselenin büyük önem taşımasından daha doğal bir şey olamaz. Ama kuşkusuz ülkemizde milli meselenin önemi yalnızca Türk milliyetinden olmayanların sayısal büyüklüğünden ileri gelmiyor. Tüm kapitalist-revizyonist ve özellikle geri ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de, çeşitli millet ve milliyetler baskı altında bulunuyor. Baskı ve ulusal zorbalık krizin derinleşmesi ve ulusal öfke ve hareketlerin gelişme eğilimi karşısında artarak sürdürülüyor. Emperyalizmin bir yarı-sömürgesi olan ülkemiz egemen sınıfları, çeşitli milliyetten kompradorlar ve toprak ağalan, tüm ülkede emperyalist sömürü ve baskının gerçekleşmesine aracılık ediyorlar. Bu çerçevede birbirleriyle çekişip çatışıyorlar.

1974'de Kuzey Kıbrıs'ı da işgal ederek ulusal baskı ve zorbalık alanını yaygınlaştırmaya çalışan gerici sınıflar, çok ulustu ülkemizde çeşitli milliyetlerden halkın giderek yükselen muhalefetiyle karşıkarşıyadırlar ve bu muhalefeti bastırmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Kendisi de yarı-sömürge bir millet olan Türk milleti ülkemizde egemen millet durumundadır. Başta Kürt milleti olmak üzere, Arap, Çerkez, Gürcü, Laz, Azeri, Ermeni, Rus, Çingene, Süryani gibi milliyetler, imtiyazlı Türk milleti karşısında ezilen millet ve milliyetler konumundadırlar. Ve bunların tümü şu ve ya bu ölçüde bu duruma karşı çıkmakta, ulusal eşitsizlik ve baskılara karşı talepler ileri sürmektedirler.

Ulusal talepler uğruna mücadelenin en gelişmiş olduğu yer kuşkusuz Türkiye Kürdistanı'dır. Ve gerici sınıflar ve onların uşakları Kürdistan'a yönelik baskı tedbirleri ve katliamlara varan bastırma hareketlerine özel önem vermektedirler. Gericiliğin Kürdistan'a yönelik gerici eylemlerinin artarak gelişmesinde İran olayları da ö-nemli bir etkide bulunmuştur. İran gericiliğine karşı şeyhlerin, aşiret reislerinin önderliğinde de olsa gelişen ve silahlı çatışma ve ayaklanma boyutları kazanan Kürt ulusal hareketi, ülkemizde de Kürt ulusal hareketinin gelişmesi yönünde etkide bulunmuştur. O aynı zamanda, bölgedeki gerici burjuva-feodal devletlerin, ulusal hareketler karşısında duydukları korkuyu artırmış ve bu durum onların ulusal hareketlere karşı ortak tedbirler almalarına ve ortak eylemler düzenlemelerine yol açmıştır. Nitekim ülkemiz gericiliği, son bir yıl içinde, halka gözdağı vermek ve büyük boyutlarda katliam provaları yapmak amacıyla Kürdistan'da düzenledikleri askeri tatbikatların sayısını artırmışlar ve bunları gerçek silah ve mermilerle yürütmüşlerdir.

Öte yandan Kürdistan'da TKP, TİKP gibi tüm Türk sosyal-şoven partilerince desteklenen arama-tarama, köy baskınları, tutuklamalar, işkence ve siyasi cinayetler tırmandırılmıştır. Bugün sıkıyönetim altındaki 19 ilin büyük çoğunluğu Kürdistan bölgesindedir. Bu da, sıkıyönetimin terörünün İstanbul, Ankara ve Adana gibi büyük merkezlerdeki yoğun işçi ve gençlik hareketi yanında, büyük ölçüde Kürt ulusal hareketini hedeflediğini göstermektedir. «Bölücülük»e son verilmesi ve «bölücü akımlarsın ezilmesi, sıkıyönetim ilanının ve genişletilerek sürdürülmeğinin Esas nedenleri arasındadır.

gerici egemen sınıflar Türkiye'de çeşitli millet ve milliyetlerin varlığını bile tanımıyorlar. Onlar, emperyalizmin baskısı altındaki ülkemizde, Türk olmayan millet ve milliyetlerden halkı katmerli bir ulusal baskı altında tutmakla, onların dillerini bile konuşmalarını engellemektedir. Gerici egemen sınıflar böylece sözde birlikten yana olduklarını gösteriyorlar. Ama zora dayanan birlik hiçbir yerde uzun ömürlü olmamıştır. Ve böylesi bir birlik, devrimci komünistlerce her yerde mahkum edilmiştir. TDKP milletlerin gönüllü birliğinden yanadır, bunu her zaman savunur ve savunacaktır. TDKP çağımızda ezilen ulus burjuvazisine ve onların iktidarına karşı mücadeleden koparılmayacak olan ulusal haklar uğruna mücadelenin ve bu temelde halkların kendi kaderlerini tayin hakkı durumuna dönüşen ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının koşulsuz savunucusudur.

Çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryasının tek öncü müfrezesi TDKP, kuşkusuz ulusların kendi kaderlerini tayın hakkının tüm kullanılma biçimlerini savunacağını vaat etmiyor, Devrimci komünistler ancak, emperyalizmi zayıflatan ve devrimin ilerlemesine yardım eden ulusal hareketleri destekleyeceklerdir. Bizler emperyalizmin yedeğine düşen, ya da daha baştan emperyalistlerin kışkırttıkları, gerici önderlikler altında gelişen ulusal hareketleri desteklemeyeceğiz ve bu doğrultuda gerçekleşecek ayrılmalara karşı çıkacağız. Ama hiçbir şekilde ezilen millet ve milliyetlerin bugünkü koşullarını savunmadan, onların bükü statülerinin devamı doğrultusunda hiçbir eylemde bulunmadan ve bu yöndeki tüm girişim ve eylemleri mahkum ederek bunu yapacağız.

Bugün Türkiye Kürdistan'ında durum oldukça karışıktır, Amerikancı faşist ve gerici akımlar ve genel olarak Amerikan emperyalizmi burada, esas olarak bugünkü durumun devamından yanadır, Amerikan emperyalizmi, yalnızca, bununla yetinmiyor ve ileride değişik tutumlar alabilmenin koşullarını bugünden hazırlamaya çalışıyor. Buna bağlı olarak Kürt milletinden gericiler ve onların uşakları arasında gelişmemiş de olsa bugün belirli farklı eğilimler ve kıpırdanmalar görülmektedir. Örneğin bazı toprak ağaları ve onların siyasi temsilcileri Kürt ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkını istismar etmeye başlamışlardır. Öte yandan faşist diktatörlük, sözde ulusalcı, Apo’cu türünden faşist hareketlerin varlığına izin veriyor. Bu hareketler tamamıyla bazı Kürt toprak ağalarına dayanmaktadır. Onların esas hedefi Kürdistan'da kabarmaya başlayan halk hareketi ve onun önderi Kürdistan devrimci komünistleridir.

Rus sosyal-emperyalizmi Kürdistan üzerinde çok yönlü planlar hazırlamakta ve oyunlar tezgahlamaktadır. O, emperyalist emellerini her yolu deneyerek gerçekleştirmeye çalışıyor. Bir yandan bugünkü statüyü tanıyarak manevralar yapıyor; öte yandan kendi hizmetinde akımlar geliştirmeye ve emperyalist emellerine alet edeceği Kürt ulusal hareketini kışkırtmaya yöneliyor. O, Kürdistan'da bugünden kendisine Şıvancılar, Özgürlük Yolu vb. gibi uşaklar edinmiştir ve onları desteklemektedir.

İçinde çeşitli emperyalistler ve özellikle Amerikan emperyalizmi ve Sovyet sosyal-emperyalizmi yanlılarının cirit attığı, Kürt gericiliğinin çıkarlarını savunan KDP (Kürdistan Demokrat Partisi), Irak’ta Amerikan emperyalizmine uşaklık temelinde mücadele ederken, yediği darbe sonucu önemli ölçüde güçten düşmüştür. Türkiye'de hâlâ belirli bir güce sahip olmasına karşın, onun yüzü büyük ölçüde açığa çıkmıştır. Bu parti, Kürt toprak ağalarının, Kürt halkı üzerindeki baskı ve sömürüsünün devamını savunmakta ve bugün için Türkiye'yi esas faaliyet alanı olarak görmemektedir.

Bugün Kürdistan'da, Kürt gericileri Kürt modern revizyonistleri ve gerici burjuva milliyetçi akımlar, Kürt ulusal hareketini bölmeye, onun bir halk hareketi olarak gelişmesini engellemeye, hedefinden saptırmaya ve onu yeni sömürgeciliğin sınırları içine hapsetmeye çalışıyorlar.

Tüm Kürt ulusunun ayrılma hakkını istismar eden Kürt modern revizyonistleri ve burjuva akımları, emperyalist sömürgeciliği, Kürt gericiliğinin de emperyalist sömürgeni aleti olduğunu Kürt halkının gözünden gizlemeyi esas görev edinmişlerdir. Onlar emperyalizmi ve onun sömürü ve baskısını gerçekleştirmenin aracılığını yapan Kürt gericiliğini, komprador-burjuvazi ve toprak ağalarını hedeflemiyorlar. Bu doğaldır; çünkü bu akımlar, ya doğrudan emperyalizmin uşağı ve Kürt gericiliğinin çeşitli siyasal akımlarıdırlar, ya da emperyalizm ile Kürt gericiliği ile uzlaşan gerici ulusal burjuvazinin siyasal akımlarıdırlar.

Milliyetçi Kürt küçük-burjuva akımları ise Kürt gericiliğiyle Kürt halkı arasında yalpalamaktan bir türlü kurtulamıyorlar. Sömürgeciliğe karşı çıkan, ancak sömürgeciliğe karşı mücadele ile devrim mücadelesi arasındaki bağı doğru olarak kuramayan bu küçük-burjuva milliyetçi akımlar, Kürt gericiliğinden, modern revizyonistlerden ve diğer gerici burjuva akımlarından tam olarak kopamıyorlar. Yer yer Kürt gericiliğine, toprak ağalarına ve onların gerici hareketlerine karşı belirli tavırlar alan ve yalpalayarak da olsa Kürt halkının demokrasi uğruna mücadelesini savunan bir kısım küçük-burjuva milliyetçi Kürt hareketinin, emperyalizme ve Kürt gericiliğine karşı tutumlarını desteklemeli ve onlara, yalnızca Türk gericiliğine karşı mücadele etmenin yetersizliğini anlatmalıyız. Onlar sosyal-şoven damgası yerim korkusuyla, açıktan Kürt gericiliğini karşılarına almakta ve proletaryanın komünist hareketiyle birlik doğrultusunda adımlar atmaktan kaçınıyorlar. TDKP'miz Kürdistan'da güçlendikçe, kuşkusuz, bunun yaratacağı sonuçlardan onlar da etkilenecektir. Bu durum onların daha ileri konumlara gelmesini kolaylaştıracaktır. Bu hareketleri Kürt gericiliğine karşı mücadeleye kazanmalı, onların gericilikle olan bağlarını kopararak devrimci komünist hareketle birlik yoluna girmeleri için çalışmalıyız. Aksi takdirde, bu hareketler, Kürt gericiliğine tavır almadıkları sürece onların yedeğine düşmekten ve giderek gericileşmekten kurtulamayacaklardır .

Devrimci komünistler, ulusal hareketin Kürt gericiliğine karşı mücadeleden, özellikle toprak devrimi mücadelesinden; komprador-burjuva ve toprak ağalarının siyasi iktidarını devirme mücadelesinden koparılmasına karşı çıktılar ve bu konuda yaygın propaganda yürüttüler. Özellikle Apocu faşist çeteyi hedefleyerek yürüttüğümüz kampanyayla, modern revizyonist akımların ve burjuva milliyetçisi akımların, bir emperyaliste dayanarak ya da onunla uzlaşarak Kürt gericiliğinin çıkarları doğrultusunda eylemde bulunmasını teşhir ettik. Kürt milletinin bugünkü ezilen millet olma durumunun, emperyalist sömürgeciliği karşıya almadan, Türkiye Cumhuriyeti devletinden ayrılarak Kürt komprador ve toprak ağalarının iktidarı altında bir Kürt devletinin kurulmasıyla giderilmesi ilerici bir alternatif olamazdı. Ayrıca Kürt ulusunun bugünkü statüsüyle yeni sömürge bir Kürt devletinin kurulması karşı karşıya konulamaz ve ikincisi de savunulamazdı.

Özellikle bu açıdan TDKP-İÖ önemli sayılabilecek bir faaliyet yürüttü. Milli meseleye ilişkin siyasetini ve programını açıklıkla ortaya koyan ve Kürdistan'da oldukça yaygın bir çalışma yürüten ve yürütmekte olan örgütümüz, genel olarak burjuvazi karşısında olduğu gibi, Kürt burjuvazisi karşısında da proletaryanın devrimci alternatifidir. Örgütümüz üyelerinin % 54,2'si Türk % 38,5'i Kürt ve geri kalan % 8,5'i de diğer milliyetlerdendir. Bu durum örgütümüzün Kürt halkıyla ve proletaryasıyla olan bağlarının bir göstergesidir. Kürdistan'da çok kez binlerce emekçiyi faşizme, ulusal zulme ve egemen sınıflara karşı eylemlere seferber ettik. Ancak genel olarak milli meseleye gereken önemi verdiğimiz söylenemez. Tek tek ve birlikte çeşitti Kürt modern revizyonist akımların ve burjuva milliyetçisi akımların çarpıtma ve yozlaştırıcı tutumlarıyla mücadelede yetersiz kaldık. Milli mesele ve özellikle Kürdistan'daki gelişmelerle ilgili olarak yeterli bir çaba içinde olamadık. Kürdistan'a yönelik olarak ara sıra çıkarılan yayınlar, bu durumun üstesinden gelinmesinde kuşkusuz başarı sağlayamazdı. Bunlar ileri ve doğru adımlar olmasına karşın, geliştirilmelidir. Kürdistan’a yönelik olarak sürekli bir yayının çıkarılması, yerine getirilmesi gereken bir görev olarak önümüzde durmaktadır. TDKP böyle bir bölgesel yayın çıkarılmasını hedeflemektedir. Bu yayın, bu konudaki eksikliklerimizin giderilmesinin bir aracı olacaktır.

Yine benzer şekilde, ülkemizde yaşayan ezilen milliyetlerin sorunlarına büyük ölçüde ilgisiz kaldık. Ezilen milliyetlere yönelik olarak hemen sadece Kürt milleti içinde çalıştık. Bundan böyle, Arap milliyetinin ve diğer ezilen milliyetlerin sorunlarına önem vermeliyiz.

TDKP, tüm ezilen millet ve milliyetlerin ulusal talepler uğruna mücadelesini destekleyecek bu hareketlerin toprak devrimi uğruna mücadeleyle birlikte yükselmesine çalışacaktır. Tüm ezilen millet ve milliyetlerin ulusal zulüm, baskı ve sömürüden kurtuluşunun tek gerçek yolunun ülkemizde devrimci işçi-köylü diktatörlüğünün kurulmasından geçtiğinin bilincinde olarak, bu doğrultuda mücadele etmeliyiz. Sömürgeciliğe ve yeni-sömürgecili-$e karşı mücadelenin en önünde yer almalıyız. Tüm milliyetlerden gericiliğin en kararlı düşmanı olan, çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryası ve onun öncü müfrezesi TDKP, tüm milliyetlerden halkın özgürlük, toprak ve bağımsızlık mücadelesini örgütleyip yönlendirecektir. Partimiz tüm ulusal eşitsizliklere karşı çıkarak, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını koşulsuz olarak savunacak ve bu hakkın işçi-köylü diktatörlüğü altında tüm milliyetlerden halkın kardeşçe birlikte yaşaması şeklinde gerçekleşmesi için çalışacaktır.

Öte yandan, Kıbrıs'taki işgalin, Kıbrıs'taki emperyalist sömürü, baskı ve bölücülüğün, Türk ve Rum egemen sınıflarının düşmanı olan Türkiye Devrimci Komünist Partisi, Kıbrıs'ın bağımsızlığını savunmaktadır. Bu ancak emperyalizme ve Türk ve Rum gericiliğine karşı mücadeleyle elde edilebilir. Başta işgalci Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere tüm yabancı güçler adadan çıkmalıdır. Türkiye Devrimci Komünist Partisi, Türk ve Rum egemen sınıfları arasında sağlanacak bir uzlaşmayla gerçekleşecek olan Kıbrıs sorununun Amerikancı çözümüne karşıdır.

Partimiz, aynı zamanda, Sovyet sosyal emperyalistlerinin, Kıbrıs üzerinde oynadığı oyunları ve onlar tarafından gündeme getirilen Kıbrıs sorununun «uluslararası bir toplantı» da çözümü önerisini mahkum etmiştir. Her iki çözüm de, Kıbrıs'ın özgürlük ve bağımsızlığına yönelen saldırılardır ve Kıbrıs halkı ancak kendi gücüne dayanarak kurtuluşunu sağlayabilir. Türkiye Devrimci Komünist Partisi Kıbrıs halkının emperyalizme, sosyal emperyalizme ve Türk ve Rum gericiliğine karşı mücadelesini kararlılıkla destekleyecektir. Türkiye Devrimci Komünist Partisi Kıbrıs proletaryasına, komünist ve devrimcilerine bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde bugüne kadar olduğundan daha yakın bir destek sağlamaya çalışacaktır. Partimiz Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz olarak savunmaktadır ve savunmaya devam edecektir.


IV. BÖLÜM
ULUSLARARASI DURUM, TÜRKİYE'NİN İÇİNDE BULUNDUĞU KOŞULLAR VE ÖNÜMÜZDEKİ GÖREVLER

Çağımız, kapitalizmin ölüm çağı olan emperyalizm ve proleter devrimleri çağıdır.

Emperyalizm, işgücünün de **** haline geldiği, ****-ekonomisi üzerinde yükselen en önemli üretim araçlarının kapitalistlerin ve büyük toprak sahiplerinin tekelinde olduğu ve üretim araçlarından kopan işçi sınıfının yarattığı değerlerin en büyük kısmının (artı-değer) gasp edildiği, plansız ve anarşik üretimin kâr amacına uygun ak yapıldığı kapitalizmin son aşamasıdır. O can çekişen kapitalizmdir.

Sanayi sermayesine ve serbest rekabete dayanan sanayi kapitalizminin yerini alan tekelci kapitalizm, kapitalizmin temel gelişme yasalarının rolünü oynaması sonucunda ve bu gelişmenin tarihi bir sonucu olarak ortaya O, tercih edilebilir bir siyaset değil, bir zorunluluktur

Sermayenin ve üretimin yoğunlaşıp merkezileşmesi; rekabeti tümden ortadan kaldırmayan, ama onun yanı sıra varolan, tekellerin doğmasına yol açtı. Tüm ekonomik hayata damgasını vuran tekeller, kapitalizmin son aşamasına karakterini veren ve sanayi sermayesiyle banka sermayesinin iç içe geçmesiyle oluşan mali sermayeye dayanır. Bu sermaye, tekelci, asalak, rantiye nitelikleriyle sanayi sermayesinden ayrılır. Tekelci sermaye, diğer üretken olmayan sermaye biçimlerinden (örneğin tefeci sermayeden) modern sanayi temelinde ortaya çıkması bakımından farklıdır; ama o, kendisini esas olarak, spekülasyon gibi mali dalaveralar gibi tekelci iş ilişkileri çerçevesinde maddi zenginliklere el koymaya dayanarak ve serbest rekabetçi kapitalizmden farklı olarak ortalama kârı değil, tekel kârını amaçlayarak yeniden üretir. Tekelci kapitalizmin kalbi, basit bir araç olmaktan çıkan
bankalar olmuştur.

Mali sermaye, pazarları ve hammadde kaynaklarını denetimi altına almış, bunu dünya ölçüsünde gerçekleştirmiştir. Daha sanayi kapitalizmi döneminde yaratılan dünya pazarı, emperyalizm döneminde, sermayenin uluslararasılaşmasın a bağlı olarak oluşan kapitalist dünya ekonomisinin bir unsuru olmuştur. O, yalnızca ve esas olarak ticari değil, sermaye ilişkileri temelinde işlevini sürdürmeye başlamıştır.

Tekelci kapitalizmin ayırt edici bir özelliği, **** ihracından ayrı olarak özel bir önem kazanan sermaye ihracıdır. Rekabetçi dönemde, kapitalizm, yine uluslararası ilişkiler geliştirmeye yöneliyordu ve bir dünya pazarı yaratmıştı. Bunun nedeni, ulusal pazardan daha çok büyüyen kapitalist üretimin ortaya çıkardığı üretim fazlasına yani pazarlar bulma ve gelişen sanayiye hammadde temin etme ihtiyacıydı. Bu, kendisini, esas olarak ulusal bir çerçevede yeniden üreten sanayi sermayesinin ve sanayi kapitalizminin bir özelliğiydi. Tekelleşen sermaye ise, esas olarak ulusal değil uluslararası çerçevede kendini yeniden üretir. Metropollerde oluşan «sermaye fazlası» hammaddelerin bol ve ucuz toprağın ve ücretlerin ucuz, kâr oranının yüksek, sermayenin kıt olduğu alanlara doğru akar; ve mali sermaye, doğrudan doğruya kapitalist dünya ekonomisini (var olmadığı yerlerde kendi uzantısı bir kapitalizm geliştirerek), üretimi egemenliği altına alır. Pazarların ve hammadde kaynaklarının, ülkelerin denetim altına alınması, bu alanlarda üstünlükler elde edilmesi bu temelde gerçekleşir. Bu, tek tek ülkelerin ekonomilerinin kapitalist dünya ekonomisi denilen zincirin halkaları haline gelmesi demektir. Bu sermaye egemenliğinin dünya Ölçüsünde genelleşmesi demektir.

Tekeller ve emperyalist ülkeler bu çerçevede dünya-ekonomik bakımdan paylaşırlar ve yeniden paylaşırlar. Paylaşım, güç ilişkileri temelinde gerçekleşir. Bu paylaşım yalnız ekonomik alanla sınırlı kalmaz, dünya, aynı zamanda toprak olarak da paylaşılır. Onun zaten paylaşılmış olması ise bir yeniden paylaşımı gerekli kılar. Çünkü genel olarak eşitsiz bir biçimde gelişen kapitalizm, emperyalizm döneminde bir dizi sıçramayla ve eşitsizliğin boyutlarının daha artması ile gelişir. Pazarlar, hammadde kaynakları, yatırım alanları ve sömürgeler üzerindeki tekelci egemenlik, bu eşitsizliği derinleştirmiştir. Böylelikle tekeller ve emperyalist devletler arasında güç ilişkileri değişir ve yeni oluşan duruma uygun yeni payın talepleri ortaya çıkar. Yeniden paylaşım ancak zora dayanarak ve sonunda emperyalist savaşlara yol açarak gerçekleşir. Emperyalizm koşullarında savaşlar kaçınılmazdır. Savaşın kaynağı emperyalizmdir.

Emperyalizm, Kapitalizmin Tüm Çelişmelerini Son Derece Keskinleştirdi

Üretimin ve emeğin sosyalleşmesiyle mülk edinmenin özel kapitalist biçimi arasındaki kapitalizmin temel çelişmesi, emperyalizm aşamasında tamamen olgunlaştı. Son derece dev boyutlarda gerçekleşen ve işçileri binler, on binler halinde büyük makinalı sanayi işletmelerinde toplayan kapitalist üretim, emperyalizm koşullarında dünya ölçüsünde sosyalizmin maddi ön koşullarını yarattı.

Emperyalizm, küçük üreticilerin mülksüzleştirilmesi sürecini ilerletmekle kalmadı; küçük tekellerin yanında küçük kalan orta ve büyük kapitalistlerin özel mülkiyet alanından kopmalarına da yol açtı. Küçük kapitalistler arasındaki çelişmeler ve rekabet, yerini tekeller arasındaki rekabete bıraktı, rekabet ve çatışmalar son derece yıkıcı bir özellik kazandı.

Kapitalizmin yol arkadaşı olan ve devrevi olarak tekrarlanan buhranlar, emperyalizm döneminde daha da sık ve ölümcül sonuçlarıyla görülür oldu. Üretici güçlerin gelişmesiyle kapitalist mülkiyet ilişkileri arasındaki temel zıtlık keskinleşti; emperyalizm üretici güçlerin belirli ölçülerde gelişmesine yol açmakla birlikte esas olarak. onun gelişmesinin önünde engel durumuna geldi. Bu koşullarda üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetten ve üretimin anarşik niteliğinden kaynaklanan; üretimin sınırsız bir biçimde gelişme eğilimiyle emekçi kitlelerin sınırlı tüketimi arasındaki çelişmenin birbirinin pazarı olan çeşitli üretim dalları arasındaki değişmede uyumsuzluğa yol açmasıyla oluşan buhranların korkunç sonuçlara yol açması kaçınılmazdı ve öyle oldu. Buhran devreleri kısaldı, devre tamamlanmadan ve refaha ulaşılmadan belirli bir canlanmadan hemen sonra tekrar çöküntüye yöneten kronik buhranlar ortaya çıktı. Üretimi ve pazarları egemenliği altına alan tekeller, fiyatların düşmesini engelleyerek, emekçilerin yoksulluğunu artırarak buhranların, işsizlik ve pahalılığın yıkıcı sonuçlarını derinleşirdiler. Eskiden etkilerini esas olarak tek tek kapitalist ülkelerde gösteren buhranlar, artık çok yönlü kapitalist dünya buhranlarına dönüşebildi.

Sömürgelerle kapitalist devletler arasındaki çelişme do olağanüstü keskinleşti. Sermaye ihracı yoluyla bu ülkelere sızan, buralarda kendi uzantısı bir kapitalizm geliştirerek bu ülkelerin ekonomilerini denetimi altına a-mali sermaye, buralarda geniş halk kitlelerinin, işçi ve köylülerin yarattıkları değerlen yağmaladı, ulusal zenginliklere el koydu. Emperyalizm, aynı zamanda ezilen halkların siyasi ve kültürel olarak baskı altına alınması ve köleleştirilmesi ve mali boyunduruk altına sokulması demektir. Ama bu yağma ve baskı, ezilen halkları, emperyalizme, artan ölçülerde karşı çıkmaya yöneltti. Ayrıca, buraları sömürmek için, bu sömürünün gerçekleşmesinin aracı olan komprador nitelikte bir kapitalizm geliştiren emperyalizm, proletaryanın ve küçük üreticilerin farklılaşması sürecinin gelişmesine, dolayısıyla ulusal bilincin yanı sıra sosyal bilincin doğmasına ulusal kurtuluş hareketinin yanı sıra sosyal kurtuluş mücadelelerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Görünüşte «ulusal» devletlerin kurulması ve bu ülkelerde yönetimin uşaklarına devredilmesi gibi yeni-sömürgeci yönetimler, emperyalistlerin başvurdukları hilelerden başka hır şey değildir ve bu yöntem de emperyalizme karşı mücadelelerin gelişmesini engelleyemedi. Kapitalizmin buhranı geri ülkeleri etkilemezlik etmez, aksine buralar da buhranın sonuçları daha yıkıcı bir durum alır. Ulusal burjuvazinin, reformculuğun maddi temeli olarak sistemli bir şekilde satın alınması sonucu olarak ulusal kurtuluş hareketine ihanet ederek emperyalizmle uzlaşması ise, onun halk kitleleri üzerindeki etkisinin azalması ve özellikle köylülüğün proletarya önderliği altına girmesinin ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinin birleştirilerek kesintisiz sosyalizme yönelinebilmenin ön koşullarını hazırladı.

Emperyalizm, metropollerdeki proletarya hareketi ile sömürge, yarı-sömürge ve bağımlı ülkelerdeki ulusal kurtuluş hareketlerinin proletarya ile ezilen ulus ve halkların kendine karşı, mali sermaye egemenliğine karşı birleşmesine yol açtı.

Emperyalizm aşamasına giren kapitalizm, bunun yanında içerden de çürümekte buhranların yanı sıra savaşa da yol açan tekeller ve emperyalist devletler arasındaki çekişme, onu yine çöküşe götürmektedir. Zaman zaman geçici anlaşmalar ve bloklar oluşturarak işbirliği yapan tekeller ve tekelci devletler arasında rekabet esastır. Uluslararası mali sermaye, çeşitli ulusal mali sermaye gruplarından oluşmaktadır. Onlar tek bir dünya ekonomisi içinde yer almalarına karşın, farklı ulusal ekonomilere dayanmaktadırlar. Kısaca uluslararası mali sermaye parçalı bir bütün oluşturmaktadır. Sermayenin uluslar-arasılaşması eğilimi, tek bir dünya tröstünün oluşması doğrultusunda rol oynamasına karşın, kapitalizmin gittikçe daha fazla derinleşen ve kendisini kaçınılmaz çöküşüne götüren çelişmeleri, buna ulaşılmadan onu çöküşe mahkum etmekte; ve yine sıçramalı ve eşitsiz gelişme yasası emperyalist devletlerin sürekli ve sağlam bir birlik oluşturmalarına olanak vermemektedir.

Emperyalizm, Can Çekişen Kapitalizmdir Ve Sosyalizmin Arifesidir

Birinci Emperyalist Savaş ve Rusya'da proletarya diktatörlüğünün kurulması, kapitalizmin genel buhranına, onun ilk aşamasına girmesine yol açarak proletarya devrimleri dönemini başlattı. Sosyalizmin maddi koşullarının yalnızca tek tek ülkeler açısından değil, dünya çapında, emperyalist sistem açısından ortaya çıktığı emperyalizm koşullarında artık dünya proleter devrim süreci başlamış oldu.

Bilimsel teknik devrim, tekelci devlet kapitalizmi gibi, kapitalizmi istikrara kavuşturacağı revizyonistlerce iddia edilen hiçbir olgu çağımızda kapitalizmi çöküşten kurtaramaz. Kapitalizmin istikrarını, yine, ne işçi aristokrasisi ve geri ülkelerde ulusal burjuvazinin reformculuğa temel oluşturmak üzere satın alınması ve ne de baskı, şiddet ve onun faşizme başvurması sağlayamaz. Bunlar uzun vadede tam tersi sonuçlar verir, kapitalizmin genel buhranını şiddetlendirirler.

Kapitalizmin genel buhranının belirgin özelliği, dünyada birbirine düşman iki kampın yaratılmış olmasıdır. Kapitalist-emperyalist ülkelerle sosyalist ülkeler bir birinin karşısında yer almışlardır. Bir kısım eski sosyalist ülkelerde kapitalizmin restorasyonunu ve sosyal emperyalizmin ortaya çıkması bu durumu ortadan kaldırmamış, kapitalizmi geçici olarak güçlendirse de onu çöküşten kurtaracak bir rol oynayamamıştır, oynayamaz.

Genel olarak kapitalizm, özel olarak onun son aşaması emperyalizm sosyalizme kaçınılmaz olarak yol açmaktadır. Çağımız kapitalizmden sosyalizme geçiş çağıdır ve o, kapitalizmle sosyalizm arasındaki temel çelişme tarafından nitelendirilmektedir . Ekim Devrimi ile birlikte başlayan dünya proleter devrim süreci gelişmektedir, sosyalist ülkeler (bugün Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti) dünya devriminin destek üsleri ve proletaryanın anavatanıdır. Dünya devriminin güçleri, sosyalist ülkelerin yanı sıra uluslararası proletarya ve ezilen uluslar ve halklardır. Demokratik ve ulusal devrimler artık dünya proleter devriminin bir parçası durumuna gelmiştir. Demokratik anti-emperyalist ulusal burjuvazinin iktidarda bulunduğu ülkeler dünya devriminin müttefikleridir. Karşı-devrimin güçleri ise, uluslararası burjuvazi, gericilik, emperyalizm ve sosyal emperyalizmdir. Devrimin güçlerinin saldırısı, karşı-devrime cepheden yönelirken, iç çelişmeleri onu içinden zayıflatarak devrimci güçlerin işini kolaylaştırır. Devrimci güçler dünya gericiliğinin iç çelişmelerinden doğru olarak yararlandığı takdirde devrim elverişli koşullarda gelişecektir. Ama bir emperyaliste da yanarak diğerine karşı mücadele edilemez, böylelikle emperyalist sisteme, dünya gericiliğine darbeler vurulamaz. Kapitalizmin yol açtığı temel (başlıca) çelişmelere (ileri kapitalist ülkelerde proletarya ile burjuvazi, emperyalizmle ezilen uluslar ve halklar ve emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişmeler), sosyalist (ülkelerle (bugün tek sosyalist ülke) kapitalist ülkeler arasındaki çelişme de eklendiğinde, bunların dünya proleter devriminin (ve onun parçası olan ulusal ve demokratik devrimlerin) ilerlemesine neden olması tarihi bir zorunluluktur. Proletarya devrimi, kapitalizmin gelişmesinin eşitsizliğinden dolayı, tüm dünyada birden değil, önce bir veya birkaç ülkede zafere ulaşarak gelişecek ve bu zaferler yeni zaferlere dayanaklık ederek, devrimci süreç ilerleyecek ve dünya komünizmi gerçekleşecektir.
Amed_Dersim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Ocak 2009, 03:41   #12
Banned
 
Amed_Dersim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 775
Teşekkürler: 1,155
271 Mesajına 449 Kere Teşekkür Edildi
Standart

BUGÜNKÜ ULUSLARARASI DURUM

Emperyalist-kapitalist sistemin çürümüşlüğü, kapitalizmin derinleşen ekonomik ve siyasi bunalımıyla daha da belirginliğe kavuşmaktadır. Günümüz koşullarında, giderek yoğunlaşan kapitalizmin bunalımı sadece sanayileşmiş ülkeleri değil, az gelişmiş geri tarım ülkelerini de sarmış durumdadır. Kapitalizmin yol arkadaşı aşırı üretim bunalımının yarattığı işsizlik, üretimde durgunluk ve üretimin gerilemesi tüm emperyalist-kapitalist ülkeleri saracak bir şekilde varlığını sürdürmektedir.

Kapitalist ve revizyonist ülkelerde bunalım bugün öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, bu bunalım kapitalizmin geç-misteki bunalımlarının bir çoğunu aşmaktadır. Ve bunalım sürekli olarak derinleşerek şiddetlenmektedir. Bu ülkelerde işsizlik .enflasyon, fiyat artışları ve üretimdeki düşme dev boyutlara ulaşmıştır.

örneğin ABD'de 1930 başı rakamlarına göre çalışabilir nüfusun % 7,5'i işsizdir. Bu oran 1979 sonu rakamlarına göre Fransa'da % 6,3, Almanya'da % 4, İtalya'da % 7’dir Yine 1979 sonunda SSCB'de 6,5 milyon civarında ve Çin’de ‘de 20 milyon civarında açık işsiz bulunuyordu. Fiyat artışları ise, 1979 yılı sonu esas alınırsa, ABD'de % 13.

Fransa'da % 10,4 Japonya'da % 4,5, Çin'de ise % 33'tür. Enflasyon oranı da, yine 1979 yılı sonu rakamlarına göre. ABD'de % 15,4, Fransa'da % 12, Almanya'da % 7,4, İtalya’da % 18, İngiltere'de % 16 ve Macaristan'da % 9'dur.

Revizyonist ve kapitalist ülkelerin yöneticileri de ar tık ekonomik bunalımı ve onun sonuçlarını kabul etmektedirler. Örneğin «ulaşım, enerji, ****lürji, makine yapımı, fabrika yapımı, halk beslenmesi» sektörlerinde sonuçların kötü olduğunu, üretimin geçen yıla oranla düştüğünü, halkın beslenmesi konusunda ise «çok çaba harcandığını, ama sonucun kötü olduğunu» belirten sosyal emperyalist şef Brejnev ayrıca şunları itiraf etmek zorunda kalıyor:

«Bu affedilmez bir şeydir. 1980'de bu durumu düzeltmek gerekiyor. Suçluları bulmak ve cezalandırmak gereklidir.»

Revizyonist Sovyetler Birliği'nde durum 1980'de de düzelmeyecektir.

Polonya Birleşik işçi Partisi Birinci Sekreteri Edwar Gierek ise şunları söylemektedir:

«Polonyalı ailelerin konut sorunları, beslenme sıkıntıları, kuyruklar elektrik kesintileri, bunların hepsi yüzünden gözüme uyku girmiyor.»

Kapitalist-revizyonist sistemin içine düştüğü çok yönlü bunalım, 1980'de de derinleşerek devam edecektir. Burjuva iktisatçıları bile açıkça 1980'leri «felaket yılları» olarak nitelemektedirler.

Emperyalist ülkelerde görülen bu ekonomik bunalım sömürge ve yan-sömürge ülkelerde daha üst düzeyde varlığını sürdürmektedir. Emperyalist sömürünün geri ülkelere getirdiği ekonomik çöküntünün üstüne bir de emperyalist kapitalist sistemin aşırı üretim bunalımı eklenmiştir.

Geri tarım ülkeleri durumunda olan sömürge ve yarı-sömürge ülke ekonomilerinin bunalımı çok daha derindir. Bu ülkelerin çoğunda enflasyonun tüketim maddelerinin fiyatlarındaki artış oranı % 50, % 100, % 200, % 500'e kadar yükselmektedir. Buralarda işsizlik, açlık, sefalet önüne geçilemeyecek bir duruma gelmiştir.

Sömürge ve yarı-sömürge ülkelerdeki bunalımın bu kadar büyük boyutlara çıkmasının nedeni, emperyalizme bağlı ekonomik yapının getirdiği sorunlarla birleşen emperyalist ülkenin kendi bunalımını bu ülkelere doğru kaydırması, bunalımın getirdiği zararları bu ülkelerin sırtından çıkarmaya çalışmasıdır.
Emperyalist-kapitalist sistemi saran bunalımın varlığı, bu sistemin dört başlıca çelişkisini; yani, emperyalist ülkelerle sömürülen ve ezilen halklar arasındaki çelişkiyi, ileri kapitalist ülkelerdeki burjuva ve proletarya arasındaki çelişkiyi, emperyalist-kapitalist ülkelerle sosyalist ülkeler arasındaki çelişkiyi ve emperyalist ve gericilerin kendi aralarındaki çelişkiyi bugün eskisine oranla oldukça keskinleştirmiş durumdadır. Bunun yanı sıra, dünya proletaryası ve ezilen halklarla emperyalizm ve dünya gericiliği arasındaki çatışma alabildiğine şiddetlenmektedir. Bu da dünya proleter devriminin koşullarım giderek olgunlaştırmaktadır.

Dünya çapında devrim ile karşı-devrim arasındaki çatışmanın şiddetlenmesi her türlü gericiliğe karşı devrimin güçlerinin giderek gelişmesine neden olmaktadır. Genç Marksist-Leninist partiler, bu mücadele içerisinde gelişmekte, güçlenmekte ve onlar kitlelere doğru kurtuluş yolunu göstermektedir.

Tüm emperyalist-revizyonist sistemi saran bunalımın, sosyalist Arnavutluk'u etkilememesi, sosyalizmin üstünlüğünün bugün için somut ve acık bir göstergesini oluşturmaktadır. Bu da dünya emekçilerinin sosyalizme karşı sevgisini ve ilgisini kamçılamaktadır. Proletarya ve dünya halkları daha güçlü olarak sosyalizmin kurtuluş yoluna sarılmakta ve bu uğurda fedakarca mücadele etmektedirler.

Ezilen Halklar ve Emperyalizm Arasındaki Çelişki

Ezilen ve sömürülen ülkeler halklarıyla emperyalizm ve sosyal emperyalizm ve onların yerli müttefikleri egemen sınıflar arasındaki çatışma ve mücadele yeni boyutlara erişerek gelişmektedir. Sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde emekçi kitlelerin emperyalizme ve komprador-feodal sınıflara yönelen mücadelesi bunalımın derinleşmesiyle birlikte yükselmekte ve şiddetlenmektedir. Emperyalistler ve egemen sınıflar bu devrimci mücadeleyi durdurmak için müdahale ediyorlar. Doğrudan müdahaleden Cok dolaylı müdahaleye baş vuran ve yerli gericiliği destekleyen emperyalistler, bazen faşizm bazen da faşist baskı ve demagojiyi bir yana itmeksizin reformist demagojiye başvurarak kitlelerin devrimci mücadelesini durdurmayı amaçlıyor, Emperyalistler ve gericiler, durmadan ezilen ve sömürülen halkların önüne yeni yeni tuzaklar çıkarıp, halkların ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesinin yönünü saptırmaya çalışıyorlar.

İkinci Dünya Savaşından sonra proletaryanın, ezilen ulus ve halkların mücadelesinin belirgin bir biçimde yükselmesi, emperyalist sistemden yeni kopmaların olması, emperyalist sistemin zayıflaması, özel olarak Uzak Doğu halklarının genelde emperyalist sisteme, özelde de ABD'nin başını çektiği Batılı emperyalist mihraka indirdiği darbenin etkisi, emperyalistleri daha tedbirli davranmaya ve ince yöntemlere başvurmaya itmektedir. Bu tedbirli davranma ve ince yöntemler ise yeni-sömürgecilikten başka bir şey değildir.

Emperyalistler, çok zor durumda kalmadıkça, dolay sız müdahale yoluna başvurmuyorlar. Onlar doğrudan müdahale etmek zorunda kaldıklarında da, müdahalelerini, kendilerine değişen düzeylerde bağımlı, ama görünüşte bağımsız devletleri eskiden olduğu gibi tasfiye ederek değil, aksine onları güçlendirerek, olmayan ülkelerde bu yola başvurarak gerçekleştirmektedir ler. Emperyalistler yeni -sömürgeci yöntemlere dört elle sarılmakta ve bu sarılışın bir sonucu olarak da iç gericiliği kendilerine daim bağımlı duruma getirmekte ve destekleyip güçlendirmektedirler . İç gericiliğe dayanarak siyasi ve ekonomik egemenliklerini sağlamlaştırmaya çalışmaktadırlar. Ancak emperyalistler Vietnam'da, Kamboçya'da ve en son olarak da Batı Sahra örneğinde görüleceği gibi, halkların mücadelesini boğmak, baskı ve sömürülerini devam ettirmek için doğrudan müdahaleleri de bir yana itmiyorlar. Gerici egemen sınıflar, halkların mücadelesinin gelişmesini engellemede yetersiz kaldığında, emperyalist burjuvazi uzlaşmacı ulusal burjuvaziyle bağlarını sıkılaştırmakta ve egemen sınıfların yanı sıra uzlaşmacı ulusal burjuvaziye de dayanmaktadır. Uzlaşmacı ulusal burjuvazinin reformist yolunu desteklemekte; devrimi, reformist girdaplara sokarak boğmaya çalışmaktadır. Bu amaçla hareket eden emperyalistler devrimci mücadelenin önderliğini ele geçiren burjuvaziye ses çıkarmamakta, onları açık veya gizli bir şekilde emekçi halkla ve devrime karşı desteklediktedirler. Ayrıca emperyalistler halkların mücadelesini boğmak için, gelişmesini engellemek için, ülkemizde görüldüğü gibi faşist hükümetleri düşürmekte, yerine reformist hükümetleri işbaşına getirmektedirler. Emperyalistler bu yolla da, zayıflayan egemenliklerini yeniden güçlendirmenin koşullarını yaratmaya çalışmaktadırlar. Onlar, uzun vadeli çıkarları için kısa dönemli tavizler vererek işi İdare etmeye» çalışmaktadırlar. Koşulların oluşmasına bağlı olarak da, emperyalistler faşist baskı ve terörü yoğunlaştırmakta, Şili, Arjantin ve Endonezya örneklerinde görüleceği gibi, zalim faşist diktatörlükler kurmaktadırlar. Asya, Afrika, Latin Amerika ülkelerinin birçoğunda görüleceği gibi devrimci mücadele karşısında geriye çekilmek zorunda kalan emperyalistler ve gericiler, yok olmalarını uzlaşmacı ulusal burjuvaziye dayanarak engellemeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle, emperyalizme ve egemen sınıflara karşı mücadele, ulusal burjuvazinin siyasi egemenliğine ve onun reformcu yöntemlerine karşı mücadele ile birleştirilmelidir. Sosyalizm hedeflenmeden ve proletarya önderliği gerçekleşmeden, uzlaşmacı ulusal burjuvazi tecrit edilemez ve emperyalizm ve gerici egemen sınıflara karşı tutarlı bir mücadele yürütülemez.

Emperyalistler halkların kinini ve Öfkesini üzerinde toplayan egemen sınıfların faşist hükümetlerini geriye çekiyor, sadece bunları hedef haline getirerek gerici düzeni kurtarmaya çalışıyorlar. Onlar, uzun yıllar uşaklıklarını yapan faşistleri birer birer gözden çıkarmaktan bile çekinmiyorlar. Hükümetler ve diktatörle' sürekli değişmekte, İspanya'da olduğu gibi demokrasi güldürüleri sahnelenmektedir. Emperyalistler Bolivya'da, El Salvador'da, Etyopya'da, Angolo'da, Afganistan'da olduğu gibi darbeler tezgahlamakta, bu darbelerle halkların kin ve öfkesini üzerinde toplayan uşaklarını devirmekte, yenilerini işbaşına getirmektedir.

Emperyalistler doğrudan müdahalenin, uzlaşmacı ulusal burjuvaziyle işbirliğinin, bir faşist hükümetin yerine Ötekini geçirmenin, reformist burjuva hükümetleri İşbaşına getirmenin yanı sıra. halkların mücadelesini boğmak ve saptırmak için, devrim ve sosyalizm sözcükleri ile de süslenmiş gerici burjuva-feodal İslamcılık akımlarını desteklemektedirler. Günümüzde İran'da, devrim sözcükleriyle süslenmiş gerici İslamcılık akımlarına dayanarak devrimi boğma ve saptırma girişiminin tipik bir örneği yaşanmaktadır.

Emperyalistlerin ve gericilerin tüm karşı-devrimci manevralarına karşın Asya, Afrika, Latin Amerika'nın ezilen ve sömürülen halkları kimi yerde elde silah, kimi yer de kitlesel gösteriler, yürüyüşler ve grevlerle mücadelelerini sürdürmektedirler. Çoğu yerde bu mücadeleler büyük boyutlara erişmektedir. 30-40 yıllık faşist diktatörlükler emekçi halkın kin ve öfke dolu mücadelesiyle birer birer çöktü ve çöküyor. Portekiz'den sonra, İran ve Nikaragua' da faşist diktatörlükler yıkıldı. Bolivya ve El Salvador'da emekçi halkın genel grev ve direnişleri gerici rejimleri sarsıyor. İran hâlâ kaynıyor. Zimbabve ve Namibya haklarının mücadelesi ırkçı faşist rejimleri sarsıyor.

Halklara kan kusturan faşist rejimlerin yıkılışı karşısında emperyalistler telaşa kapılıyor, devrim mücadelesini yolundan saptırmak için ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Sahte reformcu yollara dört elle sarılıyorlar. Böylece halkın devrimci mücadelesinin gelişmesini ve zafere ulaşmasını engellemeye çalışıyorlar. Ancak emperyalistlerin ve egemen sınıfların ne baskı ve terörü yoğunlaştırmaları, ne de sahte reformcu yollara başvurmaları artık sökmüyor. Ezilen ulus ve halkların mücadelesinin gelişmesi engelleniyor. Halkların mücadelesi yükselmeye devam ediyor. Ne var ki, halkların mücadelesi Marksist-Leninist partilerin yönetimindeki işçi sınıfının önderliğinde gelişmedikçe, emperyalistlerin ve gericilerin kurdukları tuzaklar, çevirdikleri dolaplar etkisiz kılınamaz, halklar kalıcı ve kesin zaferler kazanamazlar. Çeşitli ülke emekçileri gerçek kurtuluş yolunun proletaryanın Marksist-Leninist partisinin gösterdiği yolda olduğunu çetin sınıf savaşları içinde öğrenmektedir. Halkların yükselen devrimci mücadelesi Marksist-Leninist partinin önderliğinde emperyalistlerin ve gericilerin tüm oyununu boşa çıkaracaktır ve çıkarmaya da başlamıştır.

İleri Kapitalist Ülkelerde Burjuvaziyle Emekçi Halk ve Proletarya Arasındaki Mücadele

ABD, İngiltere, Fransa, Japonya, Batı Almanya, İtal ve sosyal olandaki hızlı gelişmesine devam etmektedir. Emekçi kitlelerin tüketimi için üretimi esas alan sosyalist üretimin başarısı, kapitalist ülkelerde yaşayan emekçilerin gerçek kurtuluşlarının somut yolunu göstermektedir. Bu, ekonomik krizin, işsizliğin, enflasyonun, açlığın, yoksulluğun ve sefaletin nedeninin kapitalist ekonomi olduğunu daha da açıklığa kavuşturmaktadır.

Burjuvazi gericilik, emekçilere sosyalizmin tek kurtuluş yolu olduğunu pratikte gösteren sosyalist Arnavut-luk'u yok etmek için, ellerinden gelen her türlü çabayı harcamaktan geri durmuyorlar. Son dönemde Çin sosyal emperyalizminin ve çeşitli ülkelerdeki uşaklarının, sosyalist Arnavutluk'a saldıran dünya gericiliğinin öncülüğünü yapmaya çalışmalarının esas nedeni budur. Ne var ki, sosyalist Arnavutluk, başta ABD emperyalistleri, Sovyet. Çin emperyalistleri olmak üzere tüm emperyalistlerin ve gericilerin her türden karşı-devrimci saldırılarını başarıyla püskürtmektedir.

Bugün, sosyalist Arnavutluk, başında Enver Hoca Yoldaşın bulunduğu şanlı Emek Partisi'nin önderliğinde Marks, Engels. Lenin ve Stalin'in yolunda yürüyerek başarıdan başarıya koşmakta, emperyalist revizyonist kuşatma altında olmasına karşın, sosyalizmin, kapitalizme olan üstünlüğünü kanıtlamaktadır.

Kapitalist-revizyonist ülkelerin tersine Arnavutluk'ta 1951-1979 yılları arasında toplam toplumsal üretimde yıllık ortalama artış hızı % 8,7. ulusal gelirde % 7.4, toplam sanayi üretiminde % 12,4, toplam tarım üretiminde % 5' tir. 1S79'da Arnavutluk'taki toplam sanayi üretimi 1938' deki sanayi üretiminin 125 katıdır. Bütün kapitalist ülkelerde enflasyon, fiyatlar ve işsizlik hızla artarken, Arnavutluk'ta 35 yıldır enflasyon görülmemiş, fiyatlar sabit kalmış ya da düşmüştür. Arnavutluk halkı issizlik olgusunu tanımamaktadır.

Sosyalist Arnavutluk, dünya proletaryasının, ezilen dünya halklarının mücadelesine büyük katkılarda bulunmaktadır. Proletaryanın ve halkların yolunu karartan, her türden revizyonizme ve diğer gerici burjuva akımlara karşı Arnavutluk'un açtığı ideolojik savaş, halkların ve proletaryanın sosyal ve siyasal kurtuluşlarının gerçek yolunu göstermektedir.

Başında Enver Hoca Yoldaşın yer aldığı, şanlı Emek Partisi'nin izlediği Marksist-Leninist çizgi, dünya proletaryasına ve emekçilerine Marksizm-Leninizm’in ışıklı yolundan başka kurtuluş yolunun olmadığını göstermektedir. O, emekçilerin her türden revizyonist barikatları aşmasında ve Marksizm-Leninizm’in çevresinde toplanmasında güçlü bir şekilde yardım etmektedir.

Emperyalistler ve Gericiler Arasındaki Çelişki

Emperyalist-kapitalist sistemin bunalımı, emperyalistler ve gericiler arasındaki çatışmayı ölebildiğine keskinleştirip kızıştırmaktadır. Bu durum, emperyalist-kapitalist sistemin bunalımının daha do şiddetlenmesine neden olmaktadır.

Bilindiği gibi, bugün emperyalistler iki gerici bloğa bölünmüştür-. Biri başında ABD emperyalizminin yer aldığı, Batı-emperyalist bloğu; diğeri başında Sovyet sosyal emperyalizminin yer aldığı, emperyalist-revizyonist blok. Son dönemde dünya pazarlarını paylaşma mücadelesine katılan Çin sosyal emperyalistleri, üçüncü bir süper devlet olmayı amaçlamakta, özellikle Balkanlarda savaş kışkırtıcılığı yapmaktadır. Çin sosyal emperyalistleri,.bug ün emperyalist amaçlarını ABD'nin başını çektiği emperyalist blokla ekonomik, siyasi, askeri bağlarını güçlendirerek ve onu destekleyerek gerçekleştirecekleri ni hesaplamaktadırlar. Bu nedenle Çin sosyal emperyalistleri üçüncü bir süper devlet olma amaçlarından vazgeçmeksizin ABD emperyalistleri ve müttefiklerini desteklemektedirler.

Emperyalist blokların kendi içlerindeki gerici çelişki ve" çatışmalar yer yer şiddetlenerek sürmektedir. Emperyalist bloklar arasındaki çatışma günümüz koşullarında, özellikle iki alanda keskin bir şekilde kendini göstermektedir ; a) Silahlanma, b) Kendine bağlı gerici sınıflara dayanarak diğerinin aleyhine siyasi ve ekonomik egemenliği yayma... Bunun yanı sıra, emperyalistler, bir birlerini kendi egemen oldukları pazardan kovmak için karşılıklı olarak ekonomik, siyasi, askeri, ideolojik saldırılarını sürdürmektedirler.

Gerek ABD emperyalistlerinin ve gerekse Sovyet sosyal emperyalistlerinin askeri harcamaları çok büyük boyutlara erişmiş durumdadır Emperyalistler arası silahlanma yarışı SALT-I anlaşmasından ve SALT-II görüşmelerinden sonra da tüm hızıyla devam etmiştir. Emperyalizm koşullarında başka türlü de olamaz. Burjuvazinin ve her türden revizyonizmin detant, silahsızlanma, SALT art-anlaşmaları üzerine kopardıkları yaygara, emperyalistlerin özellikle de iki süper devletin çılgınca silahlanmasını halklardan gizlemek üzere başvurdukları demagojiden başka bir şey değildir. Başta iki süper devlet olmak üzere tüm emperyalistler silahlanmakta, NATO ve VARŞOVA paktları güçlendirilmektedir. ABD emperyalistleri orta menzilli nükleer füzeler olan Cruise ve Pershing füzelerini, başta NATO üyesi ülkeler olmak üzere Avrupa'ya yerleştirmeye çalışırken, Sovyet sosyal emperyalistleri de Avrupa’daki askeri gücünü yeni ve geliştirilmiş silahlarla güçlendirmektedirler .

Bugün silahlanmanın başını iki süper devlet, ABD ve SSCB çekmektedir. Ayrıca Çin sosyal emperyalistleri de hızla silahlanmaktadır. Cin devlet bütçesinin % 40'ını askeri harcamalar oluşturuyor. Diğer emperyalistlerin de hızla silahlanmalarına karşın, onlar iki süper devletten bu konuda oldukça geridirler. Bu, toplam askeri harcamalar içinde iki süper devletin payı göz önüne alındığında açıkça görülmektedir. 1979 yılında dünya toplam askeri harcamaları 425. milyar dolardır ve bunun 300 milyar doları iki süper devlete aittir.

Gerek ABD ve gerekse Sovyet sosyal emperyalistleri, silah satışından büyük kârlar elde etmektedirler. Bunun için durmadan, dünyanın dört bir yanında savaş ocaklarını körüklemekte, çeşitli ülke gericilerini, birbirlerine karşı kışkırtmakta, gerici savaşları körüklemektedirler. Onlar, ezilen ülke halklarını birbirlerine düşürerek egemenliklerini pekiştirmekte, sömürü ve soygunlarını yoğunlaştırmakladırl ar. Pakistan-Hindistan, Türkiye-Yunanistan, Kuzey Yemen-Güney Yemen, Etiyopya-Somali arasındaki çatışma ve yer yer patlak veren diğer yerel savaşlar bu durumun çeşitli Örnekleridir. ABD ve SSCB'nin başını çektiği emperyalist bloklar, sömürge ve yon-sömürge ülkeler arasındaki ulusal çelişkiden alabildiğine yararlanmakta, ezilen halktan birbirine düşürmek için önlerine çıkan her fırsatı değerlendirmektedirl er Onlar, bu yolla hem gerici sınıfları daha güçlü bir şekilde kendilerine bağımlı bir duruma getirmekte,, hem de bu ülkelerde yeni mevziler elde etmektedirler.

Diğer yandan emperyalistler bu ülkelerdeki gerici sınıflara dayanarak ve onları her alanda destekleyerek, diğer emperyalist bloğun aleyhine pazarlarını, ekonomik ve siyasi egemenlik alanlarını giderek genişletmeye çalışmaktadırlar.

Emperyalistler, günümüz koşullarında ekonomik ve siyasi egemenliklerini yaymak ve pekiştirmek için yeni-sömürgecilik yöntemlerine daha fazla başvuruyorlar. Gerici sınıflara dayanarak ve onları destekleyerek hem pazarlarını genişletmeye çalışıyorlar, hem de sömürü ve soygunlarını yoğunlaştırıyorlar.

Kapitalizmin bunalımının derinleşmesi ve bunun bir sonucu olarak da emperyalist sistemin çelişmelerinin keskinleşmesi emperyalistleri, etki ve nüfuz alanlarını genişletmek, sömürü ve baskılarını yoğunlaştırmak için sömürge ve yarı-sömürge ülkelere doğrudan müdahale etmeye zorlamaktadır.

Ancak emperyalistlerin etki ve nüfuz alanlarını genişletmek, sömürü ve baskılarını yoğunlaştırmak İçin yerel gericiliğe dayanmasının yanı sıra onlar, doğrudan müdahalelere de başvurmaktadırlar. Kapitalizmin genel bunalımının derinleşmesi ve bunun bir sonucu olarak da emperyalist sistemin çelişmelerinin keskinleşmesi, doğrudan müdahaleyi giderek daha güçlü bir biçimde gündeme getirmektedir. Batılı emperyalistler (ABD'nİn başını çektiği emperyalist blok) Zaire'ye, Batı Sahra'va, Çat'a, Çin sosyal emperyalistleri de Vietnam'a askeri müdahalede bulunurken, Sovyet sosyal-emperyalistleri, sömürü ve baskılarını yoğunlaştırmak ve tam denetimlerini gerçekleştirmek için Afganistan'ı işgal ettiler. Afganistan'ın işgali, emperyalistlerin etki ve nüfuz alanlarını genişletmek, rakiplerini ve onların yerli uşaklarını etkisiz kılmak, sömürü ve baskılarını yoğunlaştırmak için doğrudan müdahalelere başvuracaklarının yeni bir kanıtıdır. Afganistan bu gün savaş ocaklarından biridir. Sovyet işgali karşısında ABD ve müttefikleri de sessiz kalmamaktadırlar. Onlar da, Afganistan'daki yerli uşaklarını bütün güçleriyle desteklemekte ve savaşa hazırlamaktadırlar. Günümüzde ABD'nin başını çektiği emperyalist bloku destekleyen Çin sosyal emperyalistleri, 'Çihad' çağrısında bulunmakta, Afganistan'a müdahale edeceklerini açıklamaktadırlar. Çinlilerin bu girişimi ABD emperyalistleri tarafından açıktan desteklenmektedir. Son Afganistan olayları Detantın, silahsızlanma çağrılarının, SALT-I-II anlaşmalarının bir masaldan ibaret olduğunu bir kere daha, hem da daha açık bir biçimde kanıtladı. Sovyet sosyal emperyalistlerinin Afganistan'ı işgalinden sonra Çarter gibi emperyalistlerin en ö-nemli ve resmi sözcüleri, DETANT'ın sona erdiğini, SALT-I ve II anlaşmalarının işlemezliğini açıklamakta ve silahlanmanın gerekliliğini açıkça belirtmektedirler.

Emperyalistler arası çatışmanın ve silahlanmanın yarışının hızlanması, dünyamızı yeni bir emperyalist savaşla karşı karşıya getiriyor. Bu durum; dünya proletaryasının ve halklarının önüne emperyalist savaşı önleme görevini koymaktadır. Bu görevin yerine getirilebilmesi, proletaryanın ve ezilen halkların mücadelesinin; emperyalist burjuvaziye, dünya gericiliğine, emperyalist-kapitalist sisteme yönelmesini devrim ve sosyalizm mücadelesinin geliştirilip güçlendirilmesini gerektirir.

Bugün çıkabilecek bir emperyalist savaşa karşı mücadelede, ABD ve SSCB'nin başını çektiği iki emperyalist bloğa karşı aynı derecede mücadele etmeyi zorunlu kılmaktadır. ABD emperyalizmi, Sovyet ve Çin sosyal emperyalistleri başta olmak üzere hiç bir emperyalist, bugün emperyalist savaşın çıkmasını körüklemekten geri durmamaktadır. Özellikle iki süper devlet emperyalist savaşın baş kışkırtıcılığını yapmaktadır.

Çin sosyal emperyalistlerinin ve bunların çeşitli ülkelerdeki uşaklarının, emperyalist yağmadan pay almak arzusuyla, ABD'nin başını çektiği blokta yer almalarını örtbas etmek için harcadıkları çaba, onların ABD emperyalizminin savaşın esas kaynaklarından biri ve saldırgan olmadığına ilişkin demagojik propagandaları, somut olaylar karşısında açığa çıkmakta ve iflas etmektedir.

Bugün sürmekte olan emperyalistler ve gericiler arası çatışma, Marksist-Leninist’lerin tespitlerini doğrulamakta; Çin'li revizyonistlerin kaba, ilkel, demagojik propagandalarını etkisiz kılmaktadır.

TÜRKİYE'NİN SOSYOEKONOMİK YAPISI VE ULUSAL DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ

Türkiye, komprador-tekelci kapitalizmin ve feodal kalıntıların hüküm sürdüğü, emperyalizmin egemenliği altında yarı-sömürge, yarı-feodal geri bir tarım ülkesidir. Bu durum, ülkemizin hala demokratik devrim süreci içinde bulunmasını belirlemekte ve bu durum sosyalizm ve komünizm yolunda yürüyen devrimci proletaryaya geçici bir görev olarak, Ulusal Demokratik Halk Devrimini gerçekleştirerek demokratik devrim sürecini tamamlama görevini yüklemektedir.

Türkiye, ulusal sanayi sermayesinin kendisini genişleterek yeniden üretmesi temelinde bağımsız bir kapitalist gelişme ve sanayileşme dönemi yaşamamıştır. Tersine, diğer pek çok sömürge ve yarı-sömürge ülke gibi, ülkemizde kapitalizm, esas olarak, emperyalizme bağımlı olarak gelişmiştir.
Emperyalizm öncesinde Türkiye'de, yabancı sanayi kapitalisti ülkelerle girilen ticari ilişkilerin etkisiyle **** üretimi ve **** ekonomisi önemli ölçüde gelişmişti. Yabancı sanayiinin ürünleriyle bu sanayiinin ihtiyaç duyduğu hammaddelerin mübadelesi, ülke İçinde de ticari ekonominin gelişmesine ve buna bağlı olarak feodalizmin, kapalı, mahalli feodal birimlerin çözülmesine itici bir güç sağlıyordu. Bu gelişme, dışa bağlıydı ve ülkenin bağımsızlığını yitirerek sömürgeleşmesine neden oluyordu. Bu durum feodalizmin çözülmesine ve kapitalizmin gelişmesine uygun koşullar hazırlayarak tarihi olarak ilerici bir rol oynamaktaydı. Bu gelişme içinde, lonca ve malikane sistemi çözülmeye başladı. Bu gelişmeler sonunda ülkede ticari faaliyeti yürüten ve feodalizmin bağrından yeni çıkmakta olan, aynı zamanda feodal özellikler de taşıyan bir feodal-burjuvazi, tefeci-tüccar burjuvazi palazlanmaya başladı. Giderek bir tefeci-tüccar sistemi oluştu ve bu sistem, yabancı kapitalizmin aracısı bir rol oynadı. Burjuvazinin en irilerini, daha henüz feodal toplumun bir kategorisi olan, tamimiyle yabancı kapitalizme ve onun ticari sömürüsünün gerçekleşmesine hizmet eden ve yabancı kapitalizmin doğrudan acenteleri durumunda olan eski tipte kompradorlar oluşuyordu.

19. Yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında ülkemizde ticari sermayenin ve üretimin yanı sıra, çok cifiz ve feodal kabuk içinde de olsa sanayi sermayesi ve küçük sanayi işletmeleri uç vermeye başlamıştır.

Feodalizmin gerek iç etkenler ve gerekse, özellikle dış etkenler sonucunda çözülme süreci İçine girmesi, **** üretimi ve mübadelesinin gelişmesi, küçük üreticilerin farklılaşma sürecinin ortaya çıkıp ilerlemesi, kaçınılmaz olarak, ülkemizde de ulusal bir sanayi kapitalizminin gelişmesine yol açacaktı.
Ancak ülkemiz, Batı Avrupa ülkelerinin tuttuğu yolu tutmadı. Gelişmiş sanayi ülkelerinde kapitalizm emperyalizme yol açmış, bu ülkeler mali sermaye egemenliğini temsil eden emperyalist ülkeler durumuna gelmişlerdir. Önem kazanarak ön plana çıkan ve metropol ülkelerin geri ülkeler ekonomilerini ele geçirmesine ve egemenlikleri altına almalarına yol açan sermaye ihracı ve genel olarak emperyalizm koşullan, ülkemizde ulusal kapitalizmin gelişerek egemen hale gelmesini engelledi. Kuşkusuz ulusal sermaye ve ulusal kapitalizm tümden yok olmadığı gibi, belirli ölçülerde gelişmesini de sürdürdü; ama onun gelişmesi ve egemenliği emperyalizm tarafından önlendi.

Ülkemize sızan mali sermaye, büyük ekonomik ve mali gücüne dayanarak ekonomiyi denetimi altına aldı. Ulusal pazarın oluşumunu engelledi, ülkemiz pazarını emperyalist pazarın bir parçası haline soktu. Böylece Türkiye ekonomisi, kapitalist-emperyalist dünya ekonomisinin tamamlayıcı bir parçası haline geldi.

Emperyalizm, bu süreçte, kapitalizm-öncesi toplumsal yapının egemen tabakaları ile, toprak ağalarıyla, tefeci-tüccar burjuvaziyle, yüksek devlet bürokrasisiyle İttifak kurdu, onlara dayandı. Bu gerici müttefiklerin varlığının temeli olan bütün kapitalizm öncesi sömürü biçimlerini, feodalizmi koruyup yaşatmaya ve sürdürmeye yöneldi. Emperyalizm, öteden beri yabancı kapitalizme hizmet eden ve varlığı ile dışa bağlı olan kompradorlarla iş
birliğini geliştirdi. O, sermaye ihracına bağlı olarak, ülkemizde kapitalizmin belirli bir ölçüde gelişmesine yol açtı, kapitalist ilişkileri ve proletaryayı oluşturdu. Emperyalizm küçük-üreticilerin, özellikle köylülerin farklılaşması sürecini hızlandırdı. Ama geliştirdiği kapitalizm kendi uzantısı ve eklentisi bir kapitalizmdi. O, kendi sömürüsünü gerçekleştirmenin aracı oları komprador-tekelci kapitalizmi yaratıp geliştirdi.

Emperyalizm tarafından yaratılan komprador burjuvazi, feodal toplumun bir kategorisini oluşturan yabancı kapitalizmin ticari aracısı durumundaki kompradorlardan farklı olarak, modern kapitalist ilişkilerin gelişmesi temelinde kapitalist bir sınıf olarak oluşmuştur. O, öncekinden farklı olarak, ticari sermayeye değil, mali sermayeye dayanır. Komprador burjuvazi yerli ama hiç bir ulusal özellik taşımayan kapitalist bir sınıftır.

Komprador sermaye, emperyalist sermayenin kendisini yeniden üretimi sürecinin bir unsuru olarak doğmuş, gelişmiş ve sermaye ihracına bağlı olarak oluşmuştur. Bu nedenle o, uluslararası mali sermayenin bir parçasıdır. Onun emperyalist sermayeden ayrı ve bağımsız bir kendini yeniden üretmesi süreci yoktur. O, doğrudan doğruya Emperyalizmin bir kategorisi, onun yarı-sömürge ülkelerdeki temsilcisi ve dayanağıdır. Ülkemize ihraç edilmiş mali sermaye azami kârını gerçekleştirerek birikirken, onun birikimine aracılık eden komprador-burjuvazinin elinde azami kâr temelinde ve bu birikimin gerçekleşmesi sürenin bir unsuru olarak sermaye birikir. Bu komprador sermaye sanayi ya da ticari sermaye değil, mali sermaye; asalak, rantiye, tekelci sermayedir. Çünkü o, bağımsız \olarak ve ülkemizdeki ulusal sapayı kapitalizminin gelişmesi sürecine teme! oluşturarak gelişmemiştir. Varlığı ve gelişmesi ile emperyalizme bağlı olan bu sermaye, emperyalist mali sermayenin beli başlı özelliklerini gösterir. Çünkü emperyalizm gittiği her yere kendi özelliklerini de götürür. Bu sermaye uluslararası mali sermayenin bir biçimidir ve emperyalist sermayeden yalnızca sahip olduğu komprador karakteri dolayısıyla ayrılır. Kendi başına bağımsız bir faaliyet sürdüremez. Ama uluslararası mali sermayenin uzantı bir parçası olarak emperyalist sermayenin tüm faaliyetlerine katılır.

Ülkemizde komprador-tekelci sermaye ve kapitalizmin yanı sıra, ulusal bir sermaye ve kapitalizm de bulunmaktadır. Komprador-kapitalizm üretici güçlerin gelişmeli sinin önünde engelken, ulusal kapitalizm belirli bir ilerici potansiyele sahiptir. Gelişmesi emperyalizm ve komprador-kapitalizm tarafından engellenen ulusal kapitalizm, tekelci bir kapitalizm değildir, tersine onunla çelişir ve çatışır. Ulusal kapitalizm feodalizmin bağrından doğmuştur, ama tekelci kapitalizmin yanı sıra onunla ittifak durumunda bulunan feodalizm ulusal burjuvaziyi baskı altında tutar, ulusal sermaye birikimini önler. Feodal ayrıcalıkların ve bağımlılık ilişkilerinin oluşturduğu engel yanında, ulusal sermaye birikiminin esas engeli, hammadde kaynaklarını, pazarları denetimi altına alan ve ülkede yaratılan tüm sosyal ürüne azami kârını gerçekleştirmek üzere el koymaya yönelen emperyalizmin (ve komprador-kapitalizmin) varlığıdır.

Emperyalizm ülkemizde ki üretici güçlerin belirli bir gelişmesine de yol açmakla birlikte, esas olarak onların gelişmelerinin önünde bir engeldir. Tekellerin, mali sermayenin eğilimi egemenlik ve gericiliktir. O cağımızda gericiliğin esas kaynağı ve gücü durumuna gelmiştir ve tüm gerici ilişki ve unsurları besler ve yaşatır.

Emperyalist sömürünün gerçekleşmesi ve onun aracı olarak komprador kapitalizminin gelişmesi, kuşkusuz, pazar ilişkilerinin ve ücretli emek sömürüsünün gelişmesi ve feodalizmin çözülmesiyle birlikte görülür. Çünkü emperyalist sömürü, kapitalist İlişkilerin varlığını gerektirir. Ama bundan, emperyalizmin ve onunla aynı kategori içinde yer alan komprador-kapitalizminin feodalizmi tasfiyeye çalıştığı sonucu çıkarılamaz. Ve Türkiye'deki gelişme de böyle değildir.

Feodalizmle bir arada bulunmayan, karakteri gereği onunla çelişen ve onu tasfiyeye yönelen kapitalizm serbest rekabetçi kapitalizmdir, sanayi kapitalizmidir. Üretken sermayenin, sanayi sermayesinin yeniden üretimi süreci, aynı zamanda feodal ayrıcalıkların tasfiyesi sürecidir. Çünkü feodal (ve ona bağlanmış ticari) tekel, köylülerin özgürleşmesinin Ön koşullarının oluşmasını engeller. Serbest rekabetçi donemde, feodalizmle uzlaşmaz çelişmesi bulunan sanayi kapitalizminin gelişmesi, tarım dışında gerçekleşen sanayi devrimi ve sermaye birikimi süreci feodalizmin tasfiyesi sürecine denk düşer. Bollaşan ve serbest rekabetin itici gücüyle giderek ilerleyip modernleşen bir teknoloji yaratan sanayi sermayesinin tarıma akması, köylülüğü üretim araçlarından ve topraktan kopardığı gibi, toprak ağalarını da topraktan ve üretim sürecinden koparmaya yöneltir. Feodalizmin tasfiyesi İngiltere, Fransa gibi ülkelerde köylü devrimleri yoluyla gerçekleşmiştir. Feodalizmin tasfiyesinde bir başka biçim, sanayi sermayesine bağlanan tefeci-tüccar sermayesinin sanayi sermayesine dönüşmesine, toprak ağalarının kapitalizmin gelişmesi ve sermayenin bollaşması karcısında verimsiz hale gelen feodal sömürü yollarını terk ederek kapitalistleşmeye yönelmelerine dayanan biçimdir. «Prusya yolu» denen bu biçim Almanya, Japonya ve bazı Balkan ülkelerinde görülmüştür. Bu ikincisi burjuvazinin gericileşmesi ve feodalizmle ittifaka yönelmesi ile birlikte önem kazanan feodalizmin tasfiyesinin reformcu yoludur. Ama devrimci ya da reformcu hangi yoldan gerçekleşirse gerçekleşsin, bu gelişme, sanayi devrimi ve sanayi sermayesine dayanan kapitalizmin feodalizmi tasfiyesi alanının dışına taşmıştır.

Emperyalizm döneminde, geri ülkeler ve ülkemiz böyle bir gelişme olanağına sahip değildi. Emperyalizm, ulusal sanayi kapitalizminin gelişmesini önleyerek, aynı zamanda, bu temelde gerçekleştirilecek, feodalizmin tasfiyesini engellemiştir. Sanayi sermayesine değil, mali sermayeye dayanan emperyalizme, komprador-kapitalizme gelince, onlar feodalizmi tasfiyeye yönetmezler. Emperyalist sömürünün gerçekleşmesi için belirli ölçüde kapitalist İlişkiler gerekli olmakla birlikte, bu, feodalizmin tasfiyesini öngörmez; tersine, çözülme halindeki feodalizme dayanarak, feodal sömürüyle birlikte gerçekleşebilir ve gerçekleşmiştir. Kapitalist tekel, emperyalizm, feodal ve feodal ilişkinler temelinde oluşan ticari tekelle çelişmez, tersine iki tekel durumu bir birine uyum sağlar. Aşın tekel kârı peşinde koşan ve sosyal zenginlikleri yağmalamak amacıyla kaynaklan ve pazarları egemenlik altına almaya yönelen, serbest rekabeti ortadan kaldıran, üretici güçlerin geliştirmesini engelleyen kapitalist tekel, feodal (ve ticari) tekelle uyum sağlar ve onu kendine tabi kılarak, dayanağı durumuna getirir.

Bu durum emperyalizmin uzantısı olarak gelişen komprador-kapitalizmi için aynı ölçüde geçerlidir ve o, feodalizmi tasfiye bir yana, onunla iç içe geçerek gelişir.

Ülkemizde gelişen komprador-tekelci kapitalizm baştan beri devletle iç içe bürokratik bir nitelik taşıyarak gelişmesinin yanında, feodalizmle de iç içe geçmiştir. Önceleri sanayi sermayesine bağlanmayan tefeci-tüccar sermayesinin kendi bağımsız gelişmesi, feodalizmin tasfiyesi sürecine yol açmadığı gibi, bugün mali sermayeye bağlanan bu sermayenin gelişimi de bu sürecin bir unsuru değildir. Bizzat kendisi mali sermayeye dayanarak gelişen komprador-tekelci kapitalizm ise, feodalizmle birlikte yan yana bulunuyor; kompradorlar, toprak ağalarıyla ittifak kuruyorlar.

Bugün ülkemizde kapitalizm egemen duruma gelmiştir ve ülkemiz bu bakımdan kapitalist bir ülkedir. Ama o, emperyalizmin yarı-sömürgesi olduğu gibi, geri bir kapitalist ülkedir, yarı-feodal bir ülkedir. Tarımda toprak ağalığı ekonomisi hüküm sürmekte, kapitalist ve feodal sömürü biçimleri çok çeşitli biçimlerde İçiçe geçerek bir arada bulunmaktadır. Bir yandan emek, ürün. para-rant biçimleriyle feodal rantı; diğer yandan ücretli emek sömürüsü, hangisinin nerede başladığı, hangisinin nerede bittiği eczacı tartısıyla ölçülemeyecek giriftliği ile emekçileri kıskacında tutmaktadır. Köylülüğün farklılaşması süreci önemli boyutlardadır. Tarımda önemli boyutlarda bir proleter ve yarı-proleter_kitlesi oluşmuştur. Ama onlar hâlâ aynı zamanda angarya sisteminin kalıntılarının baskısı altındadırlar ve feodal bağımlılık ilişkileri alanının dışına çıkmışlardır. Emperyalist, komprador ve feodal yağma işçileri, köylüleri hedef almakta. tüm emekçilerin ürettiği değerleri gasp etmeye yönelmekte, yanı sıra ulusal sermaye birikimini de önlemektedir.

Bu durum ülkemiz proletaryasının önüne iki farklı sosyal mücadeleyi birlikte yürütme gereğini koyar: Genel olarak kapitalizme karşı sosyal kurtuluş mücadelesi ve bu mücadeleyi kolaylaştırmak, onun koşullarını geliştirmek üzere ulusal (siyasi) kurtuluş mücadelesi, demokrasi uğruna mücadele...
Türkiye bugün demokratik devrim (Ulusal Demokratik Halk Devrimi) aşamasındadır, Bu devrim emperyalizm ve feodalizm ile ezilen halk kitleleri arasındaki temel çelişme (çelişmeler) üzerinde yükselmektedir. Ulusal Demokratik Halk Devrimi için proletaryanın önderliğinde komprador-kapitalizmi ve feodalizmi hedef alan emperyalist sömürü ve soyguna ve komprador-feodal ilişkilerin varlığına son verecek bir devrimdir. O, böylece emperyalizmin, komprador-kapitalizmin ve feodalizmin gelişmesini önlediği emek sermaye çelişmesinin derinleşip, çözülmek üzere gündeme gelmesine yol açacak; bu ''emelde de. şimdiden taşıdığı sosyalist unsurların gelişmesiyle kesintisiz olarak sosyalizme doğru ilerleyecektir

Bu devrim burjuvazinin önderliğinde tamamlanamaz. Ulusal burjuvazi emperyalizmle sonuna kadar tutarlı mücadele yeteneğinde değildir. Bu, onun emperyalizmle bağlara sahip olması ve bunların onu uzlaşmaya itmesi yarsında, ulusal burjuvazinin kapitalist bir sınıf olarak emperyalizmin temsil ettiği kapitalizmin sanırlarını açamayacak olması ve kapitalizm koşullarında mali sermaye egemenliğinin kaçınılmazlığı dolayısıyladır. Ulusal burjuvazi, ayrıca gelişen işçi hareketinden duyduğu korkuyla kendisini gericiliğin kollarına atma eğilimindedir. Bu nedenle zaman zaman Ulusal Demokratik Halk Devrimine katılsa bile, onun ancak yalpalayan, kararsız bir taraftarı olabilir, ama böyle bir devrime önderlik ederek tamamlayamaz- Radikal ulusal burjuvazinin önderliğinde belirli başarılar elde edebilse bile, bunlar geçici ve kısmi olmaktan ileriye gidemez. Ulusal Demokratik Halk Devriminin tamamlanması, proletarya önderliğini, proletaryanın köylülüğü burjuvazinin etkisinden kurtararak kendi yedeği durumuna getirmesini, köylülüğün proletaryanın temel müttefiki olmasını gerektirir.

Bu durum, Ulusal Demokratik Halk Devrimini eski tipte burjuva demokratik devrimlerden ayırt eden bir başka özelliktir.

Emperyalizmin egemenliği, ona bağlı olarak komprador nitelikte bir kapitalizmin gelişmesi ve emperyalist sömürü ve baskı ve tekelci-kapitalist ilişkilerin tasfiye edilmesi gereği ülkemizde demokratik devrimin kapsamını genişletmiş, ama onun özünü değiştirmemiştir. Feodalizme karşı bir köylü devrimi niteliğini taşıyan ve ulusal sermaye birikiminin gelişmesine bağlanarak ilerleyen eski tipte demokratik devrimler, yeni demokratik devrimlerden ulusal sermayenin gelişmesine bağlanması acısından ayrılır. Yoksa öz değişmez. O köylü-toprak devrimi olmaya devam eder. Çünkü emperyalist egemenliğin temeli feodalizm olmaya devam ettiği gibi. yarı feodal bir ülkede emperyalizme karşı yürütülen mücadele de bir köylü-toprak_ mücadelesi olabilir. Milli mesele özünde köylü sorunudur. Eski tip demokratik devrimlerle Ulusal Demokratik Halk Devrimi arasındaki fark, köylü-toprak devrimine sınıf olarak burjuvazinin ya da proletaryanın önderlik etmesinde, devrimin kapitalizmin sınırlarına sıkışması ya da onu aşamasındadır. Proletarya önderliğinde Ulusal Demokratik Halk Devrimi, burjuva karakterde bir devrim olmaya devam eder; ama o kapitalizmin sınırlarına sıkışıp kalmaz, kesintisiz olarak sosyalist devrime dönüşür.

Sürekli ve kesintisiz devrim teorisi, önce tüm köylülükle birlikte emperyalizme, komprador-kapitalizme ve feodalizme karşı gelişen Ulusal Demokratik Halk Devriminin bilinçli ve örgütlü proletaryanın gücüne ve müttefiklerini peşine takabilme yeteneğine bağlı olarak ve yarı yolda durmadan yoksul köylüler, yarı-proleterler ve tüm sömürülenlerle birlikte kapitalizme karşı devrime, sosyalist devrime dönüşmesi teorisidir. Bu devrim, burjuva diktatörlüğünü amaçlamaz. O özgül biçimlerinden geçilerek proletarya diktatörlüğünün kurulmasını hedef alır. Devrimin ilk adımı, emperyalizmin desteklediği komprador-burjuvazi ve toprak ağalarının diktatörlüğünün yıkılması ve devrimci demokratik işçi-köylü diktatörlüğünün kurulması olacaktır.
Amed_Dersim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Ocak 2009, 03:42   #13
Banned
 
Amed_Dersim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 775
Teşekkürler: 1,155
271 Mesajına 449 Kere Teşekkür Edildi
Standart

GÜNÜMÜZ KOŞULLARINDA TÜRKİYE

Bugün kapitalist-emperyalist sistem içinde, yarı-sömürge ve yan-feodal bir ülke olarak yer alan Türkiye, bu sistemin yoğunlaşan ekonomik, siyasi, askeri, kültürel, sosyal bunalımından güçlü bir şekilde etkilenmektedir.

Türkiye, şimdiye kadar uz rastlanan, bir çok alanda ise hiç rastlanmayan bir bunalımın içiçe yuvarlanmış durumdadır. Özellikle ekonomik ve bunu izleyen siyasi bunalım, şiddetinden ve yoğunluğundan hiç bir şey yitirmeden, yaşamını sürdürmektedir.

Bugün Türkiye'de komprador-kapitalizminin bunalımı o kadar derinleşmiştir ki, çalışabilir durumdaki her yüz kişiden 15'i işsizdir. Son iki yılda tüketim maddelerindeki artış hızı % 210'a ulaşmıştır ve fiyatlardaki artış hızı giderek de yükselmektedir. Burjuvazi dahi halkın yaşama düzeyinin geçmişe göre büyük ölçüde düştüğünü kabul etmektedir. Örneğin İstanbul Ticaret Odası'nın kayıtlarına göre kişi başına GSMH'nın artış hızı 1978 yılında % 0,5 iken, bu oran 1979 yılında % -3.8'e düşmüştür.

Emperyalizme her yanı i!e bağlı, emperyalist ülkelerin üretimine tabi olan komprador tekelci kapitalist üretimin çıkmazı öyle kolay atlatılacak durumda değildir.

Türkiye'de emperyalizmin uşağı gerici sınıflar, bunalımdan kurtulmak için emperyalist ülkelerle, özellikle, içinde yer aldığı Batılı-emperyalist bloğa daha fazla sarılmaktan, onların her dediğini kabul etmekten, emperyalist sömürü ve yağmayı daha da yoğunlaştırmaktan, kısacası kımıldamayacak bir şekilde emperyalizme daha da bağımlı duruma gelmekten başka bir çıkış yolu bulamamaktadır. Emperyalizmin sömürüsünün sosyal temelini oluşturan uşakları, bir avuç gerici sınıf kendi sefil çıkarları için milyonlarca emekçiyi emperyalist sömürü ve baskı altında aç, yoksul, işsiz bir şekilde yaşantılarını sürdürmeye 'zorluyor.

Türkiye Gericiliğinin Bunalımdan Kurtulmak İçin Başvurduğu Yollar

Türkiye gericiliği, emperyalist ülkelerin, ülkemize aktardıkları ekonomik bunalımın ve çıkmaza girerek iflas eden komprador-kapitalist ve yarı-feodal toprak ağalığı ekonomisinin bunalımının tüm yükünü emekçi kitlelerin omuzuna bindirmektedir. Onlar emperyalistlerin dayattığı en ağır koşulları bile kabul etmekte hiç bir zaman tereddüt etmediler. Türkiye gibi ekonomisi çıkmaza giren bir sürü yarı-sömürge ülke gericilerinin bile ağır bulduğu IMF'nin ekonomik koşullarının önünde, Türkiye komprador-burjuvazisi ve toprak ağaları hemen boyun eğdiler.

Halit Narin, Koç gibi komprador tekelci burjuvalar, yeni kredilerin alınabilmesi, yabancı sermaye akışının artırılabilmesi için ÎMF'nin dayattığı tüm koşulların hemen kabul edilmesini ve yerine getirilmesini savundular. Komprador tekelci burjuvazinin TÜSİAD gibi çeşitli örgütleri demeçlerle, paralı ilanlarla IMF'nin ileri sürdüğü tüm koşulların kabul edilmesi doğrultusunda kampanyalar yürüttüler. Bu kampanyaya, reformist hükümeti yıpratmayı amaçlayan demagojik çıkışları bir yana İtmeksizin, komprador burjuvazi ve toprak ağalarının, başta AP olmak üzere tüm partileri katıldı. Onlar reformist hükümetin IMF'nin koşullarını halka «yavaş yavaş» alıştırma taktiğine tepki göstererek emperyalistlere ne İstiyorlarsa hemen verilme si gerektiği görüşünü çeşitli kampanyalarla yaygınlaştırdılar. iMF'nin tek istediği ise, daha fazla sömürü ve soygun ve emperyalistlerin işçî ve köylülerin emeğine daha ucuza el koymasıydı.

Emperyalistler buna uygun ekonomik koşulları Türkiye'ye dayattı ve kabul ettirdi. Onlar; işgücünün maliyetini en düşük düzeye getirmek için emekçi halkın tüketim maddelerine zam üstüne zam yaptırarak artı-değer sömürüsünü alabildiğine artırdılar, montaj sanayisinde bile üretimin ve bu alana yönelik yatırımın gelişme hızını düşürdüler. Yüz binlerce işçiyi kapı dışarı attırdılar. Fabrika işçilerinin çalışma temposunu hızlandırdılar. Bu yolla bugün artı-değer sömürüsü oldukça büyük boyutlara ulaşmıştır.

Artı-değer sömürüsünü yoğunlaştırma uygulamaları yetmiyormuş gibi bir yandan da İMF'nin dayatmasıyla, egemen sınıfların siyasetini uygulayan hükümetler işçi ücretlerini dondurmaya çalışıyorlar Komprador-burjuvazi bugün, işçi sınıfının tepkisinden çekindiği için açık yasal yollarla ücretleri dondurma Yöntemini uygulayamıyor, bunun yerine başka yöntemlere başvuruyor. Toplusözleşme görüşme süresinin sendika ağalarının da yardımıyla bir hatta iki yıl kadar uzatılması, grev hakkının daha da kısıtlanması, hükümetin grevleri daha büyük ölçüde ertelemesi, iş yerlerinde yetkili sendikanın belirlenmesinin çözümsüz bırakılması vb bu konuda başvurulan bazı yöntemlerdir. Bu yollarla işçiler oyalanarak ücret artışları engelleniyor. Bu uygulama özellikle son zamanlarda ve büyük fabrikalarda yoğun bir şekilde uygulanmaktadır.

Komprador-burjuvazi ücret artışlarını en düşük düzeyde tutmak için sıkıyönetimi de giderek daha belirgin bir biçimde devreye sokuyor, işçi ve 'işveren' temsilcilerinin yanı sıra sıkıyönetimin resmi görevlileri de toplusözleşme görüşmelerine katılıyor. Sıkıyönetim görevlileri ücret artışlarını 'işverenlerin' uygun gördüğü bir düzeyde tutmak için işçi sınıfına ve temsilcilerine baskı yapıyor. Grevci işçiler dipçikleşiyor, gözaltına alınıyor fabrikalar kuşatılıyor, basılıyor, işçi önderleri tutuklanıyor, İşten atılıyor. Sadece işçi sınıfının siyasi mücadelesini bastırmak için değil, ücret artışlarını da içeren ekonomik mücadelesini bastırmak için de militarist güçler giderek daha yaygın bir biçimde kullanılıyor, baskı ve terör yoğunlaştırılıyor. Fabrikalarda «süngüler altında toplusözleşmelere hayır» sloganı bu baskı ve terörün, açık müdahalenin) sonucu olarak yükseliyor ve yaygınlaşıyor.

Bugün yarı-serf durumdaki milyonlarca tarım işçisinin iş gücüne diğer emekçilere göre daha ucuz şekilde el koyulması, İMF'nin dayattığı yeni koşulların kolayca yerine getirilmesi için uygun bir ortam oluşturulmaktadır. Toprak ağasına bağımlılık temelinde yarı-işçi durumuna getirilen tarım emekçilerinin sendika kurma, grev ve toplusözleşme haklan yoktur. Bunun bir sonucu olarak da, tanın işçileri için asgarî ücret çok düşük tutulmakta, bunun da ötesinde onlar çok düşük olan asgari ücretin altında ücretlerle çalışmaktadırlar, toprak ağasına ya da dayı başına, elçiye veya her ikisine birden önceden borçlanan tarım işçileri, kişisel bağımlılık ilişkilerinin de etkisiyle, 'işverenlerin' ve onlarla işbirliği yapan toprak ağalarının ve dayı aşılarının saptadıkları ücretlere göre çalışmaktadırlar. Bu durum hem işverenlerin düşük ücret "demelerine, hem de 'işverenle' tarım işçileri arasında aracılık yapan toprak ağalarının, dayıbaşılarının ve elçilerin işçilerden haraç almalarına yol açmaktadır. Tarım işçilerinin çok düşük durumda olan yaşam düzeyleri, daha da düşürülerek, bu yolla emperyalist sömürü ve soygunun oldukça büyük boyutlara ulaşması sağlanmaya çalışılmaktadır.

Emperyalistlerin IMF eliyle Türkiye'ye dayattıkları ve büyük bir bölümünü gerçekleştirdikler, diğer önlemler, tarım ürünleri taban fiyatlarının düşük tutulması ve Türk parasının değerinin dolar ve diğer emperyalist ülkelerin para birimleri karşısında düşürülmesidir.

Bu yollarla emperyalistler, hem Türkiye'ye sattıkları malları daha pahalıya satıyorlar; aldıkları malları, özellikle tarım ürünlerini daha ucuza alıyorlar, hem de sermaye yatırımlarından daha fazla kâr ediyorlar ve sermayenin faizini yükseltiyorlar.

Komprador burjuvazi ve toprak ağaları, emekçi kitleleri, aşın sömürüyle, açlıkla, sefaletle daha fazla işsizlikle ezerek, emperyalizmin dayattığı ekonomik koşullan yerine getirirken, karşılığında emperyalistlerden yalnızca daha fazla borç istiyorlar.

Hammaddesi, ana maddesi, enerjisi, makinası ile tamamen emperyalizme bağımlı sanayi ve bu sanayiinin sürüklediği ülke ekonomisi! Böyle bir ekonomik yapı, emperyalist borç olmadan yaşamını sürdüremez. Her türden reformist ve revizyonist akımın iddialarının aksine, emperyalistlerden yeni borçların alınması emperyalizme ekonomik bağımlılığı daha da güçlendirmekte, bunun yanında ekonominin çıkmazdan kurtulmasına da yol açmamaktadır. Bütün revizyonist akımlar emperyalist ülkelerden yeni borçların alınmasıyla ekonominin çıkmazdan kurtulacağı noktasında birleşmekte, borcun hangi emperyalist ülkeden alınacağı sorununda da birbirlerinden ayrılmaktadırlar. TİP, TKP, TSİP revizyonistler: Sovyet sosyal emperyalistlerinden, TİKP revizyonistleri de ABD'den, Çin'den borç alınmasıyla bugünkü ekonomik yapının emperyalist borç olmadan yaşamını sürdüremeyeceği gerçeğini ileri sürmektedirler. Revizyonistlerin bu gerçeğe dört elle sarılmaları ve onu bir dayanak noktası olarak ele almaları, onların ekonominin emperyalizme bağımlılığını tasfiye etme diye bir sorunlarının olmadığını, sorunları emperyalizme bağımlılığı öngörerek ele aldıklarını da göstermektedir.

Komprador ekonominin çıkmazını gidermek amacıyla alınan borçlar yeni borçlara ihtiyaç duyulmasını kamçılamaktan, ekonomiyi yeni çıkmazlarla baş başa bırakmaktan başka bir işe yaramadığı ve yaramayacağını burjuva iktisatçıları bile kabul etmek zorunda kalıyorlar. Ne var ki, ülkemizin bütün değerlerini emperyalizme peşkeş çeken, emekçilerin işgücünü en ucuz şekilde emperyalistlere satan, egemen sınıfların emperyalistlerden borç almaktan, sözde bu şekilde «ekonomiyi düze çıkarmak» tan başka bir çıkış yolu da yoktur. Komprador-kapitalizmden ve burjuvaziden tek kurtuluş yolu vardır: Bu da onu yok etmektir. Kapitalizme, özellikle komprador-kapitalizme son verilmedikçe, emekçilerin ekonomik bunalımın doğurduğu zorluklardan kurtuluşları olanaksızdır.

Günümüz Koşullarında Türkiye'de Siyasal Yaşam

Gericilik, ekonomik bunalımın yükünü emekçi kitle-İMIII sırtına yıkma faaliyetini çeşitli siyasal önlemlerle gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Türkiye halkının 12 Mart faşizmine duyduğu tepki, 12 Mart sonrasında güçlü bir şekilde reformizme doğru kanalize edildi. Egemen sınıflar ve onların sözcüleri kitlelere, ekonomik ve siyasal sömürü ve baskılardan, bu düzenin sınırları içinde kurtulabileceklerini n mümkün olduğunu göstermek için yoğun bir demagojik propaganda Kampanyası başlattılar. Milyonlarca emekçi boş «umut»ların peşine takıldı. Reformizm, «barış», «kardeşlik», «sömürüsüz, baskısız düzen» sloganlarıyla gericilikten ve düzenden yavaş yavaş kopmaya başlayan emekçilerin düzenden umut kesmelerine engel oldu. 12 Mart faşist terörünün yarattığı yılgınlığı diri tutmak için yoğun bir ça baya giren her türden revizyonist, faşizm korkuluğu sallayarak reformizmden başka çıkış yolu olmadığı yolunda görüşler yaygınlaştırdılar ve bütün güçleriyle reformizmi desteklediler. Buna bir de 12 Mart Öncesinde revizyonistlerle birlikte reformcu darbe peşinde koşan, ilerici kitleler üzerinde şu veya bu şekilde etkinlikleri olan reformist aydınların CHP reformizmine kaymaları eklendi.

Emekçi kitlelerin üzerinde reformizmin etkinliğinin güçlenmesi, kitlelerin ileri kesimlerinin de reformistlerin peşine takılması, emperyalistleri, komprador-burjuvaziyi ve toprak ağalarını, reformistleri devreye sokmaya ve halk hareketini parçalamak için reformizmi kullanmaya zorladı. Gericilik bu yolla kitleleri etkinliği altında tutmaya devam edebileceğini gördü. Kapitalizmin bunalımının derinleşmesiyle birlikte yükselen halkın mücadelesinin ve devrimin karşısına, bu kez de «demokrasi» güldürüsüyle reformizm çıkarıldı.

Lenin çok önceden, kitlelerin mücadelesine karşı gericiliğin bazen yoğunlaşan terörle, bazen sahte «liberal» görünümlerle çıkabileceğini belirtmişti. Bu durum, 1970 sonrası Türkiye'sinde gericilik tarafından somut olarak gündeme getirildi.

Her türden revizyonistin, küçük-burjuva aydının faşizme karşı alternatif olarak öne sürdüğü reformizmin, gericiliğin peşine kitleleri takma çabasına örgütümüz var gücüyle karşı koymaya çalıştı. Faşizmin alternatifinin reformizm değil, devrim olduğunu vurguladık. Reformizme karşı savaşmadan faşizme karşı savaşılamayacağı doğru tespitini yaygınlaştırmaya çalıştık.

Reformizme karşı tek doğru tavrı ve siyaseti örgütümüz savundu, Sosyal pratik örgütümüzün reformizmie faşizm arasındaki ilişki üzerine yaptığı tespitleri doğruladı. Ekonomik bunalımın derinleşmesine, emekçi halkın mücadelesinin yükselmesine bağlı olarak, reformizm gi derek daha açık ve belirgin bir biçimde faşizmle işbirliği yapmakta ve faşizmin bir alternatifi olmadığını ve olamayacağını kendi pratiğiyle kanıtlamaktadır.

Ne var ki, gerek örgütümüzün genç, tecrübesiz ve partileşme süreci içinde olması; gerekse kitleler içinde, özellikle emekçi kitleler içindeki etkinliğinin az olması, ne çeşitli küçük-burjuva grupların reformistlerin (açık veya utangaç bir şekilde) kuyruğuna takılmasını önleyebildi, ne de kitleleri etkileyen reformistlerin sahte vaatlerini boşa çıkarabildi.

Gericilik, reformizmin kitleler üzerinde kurduğu etkinlikten oldukça iyi bir şekilde yararlandı.

Emperyalistler ve komprador-burjuvazinin ve toprak ağalarının büyük bir bölümü reformistlerin hükümete gelmelerini destekledi. Her türden revizyonist, sendika ağası, çeşitli küçük-burjuva grupları da bu destekleyiciler içinde yer almaktan geri durmadılar. Böylece birbirlerine karşı olduğunu söyleyenler ama aslında halka ve devrime karşı olanlar bir araya gelip aynı hükümeti desteklediler.

Emperyalistler ve gericilerle birlikte reformist hükümeti destekleyen revizyonistler, kendi karşı-devrimci yüzlerinin açığa çıkmasını engellemek için çeşitli demagojik yöntemlere başvurdular. Revizyonistlerden bazıları, hızını alamayarak emperyalistlerin ve gericiliğin bir bölümünün demokrasi yanlısı olduğunu ve bu yüzden reformist hükümeti desteklediklerini ileri hürdüler, Onlar çok ince hesaplarla, hangi komprador-burjuvazi ve toprak ağaları kliğinin demokrasi veya faşizm yanlısı olduğunun ayrıştırılmasını yapmaya başladılar.

Onlar bir yandan da örgütümüzü 'solculukla, her şeyi tekdüze görmekle, esas düşmanı göz ardı etmekle suçlamaya devam ettiler.

Revizyonistler, kendi kendilerine gelin-güveyi olurken emperyalistler ve gerici sınıflar çok usta bir biçimde reformizme dayanarak kitlelere yeni tuzaklar hazırlamaya giriştiler. Reformist hükümet işbaşına gelir gelmez emperyalistlerin, komprador-burjuvazi ve toprak ağalarının çıkarları doğrultusunda ekonomik bunalımın yükünü emekçi kitlelerin omuzuna yıkmaya başladı. Hemen tüketim maddelerinin fiyatına büyük ölçüde zamlar yapıldı Türk parasının satın alma gücü düşürüldü.

Oysa o günün somut koşullarında reformist hükümetin dışında, MC tipi hükümetlerin, bu ekonomik önlemleri böylesine kolayca yürürlüğe koyması oldukça güçtü. Çünkü AP ve MC hükümetlerine karşı kitlelerin ileri kesimlerinin şiddetli bir tepkisi vardı. Bu hükümetlerin izlediği siyaset onların gerici sınıfların hükümetleri olduğunu somut olarak ortaya çıkarmıştı. Emekçi kitlelerin çoğunluğu da bu gerçeği faik ettiği için reformist CHP' ye yönelmişti. Bunun yanı Sıra uzun bir süre reformizm ve revizyonizm tarafından AP ve MC gibi hükümetler gerici sınıflardan, düzenden, faşist-feodal devletten tamamen soyutlanarak yalnızca tek başına hedef haline getirilmişti. Revizyonist ve reformistler, bu hükümetler giderse herşeyin düzeleceği yönünde yoğun bir propaganda yürütmüşlerdi. Emekçi kitleler bu demagojik propagandanın da etkisinde kalarak. AP hükümetinin ve MC gibi hükümetlerin işbaşından uzaklaştırılmasıyla her şeyin düzeleceğini zannettiler.

Bu durum gericiliği daha da tedbirli davranmaya zorladı. Emperyalistler ve egemen sınıflar bunalımın yükünü kitlelerin omuzuna faşist hükümetler eliyle değil de CHP reformist hükümeti eliyle daha kolayca yıkılabileceğini gördü, ve reformist hükümeti diğerlerine tercih etti. Olaylar gericiliğin kendisi için en uygun tercih yaptığını kanıtladı. CHP reformizmi kitleler içindeki etkinliğinden yararlanarak, gericiliğin çıkarları doğrultusundaki ekonomik önlemleri, kitlesel direnişlerle karşılaşmadan yürürlüğe koydu. Çünkü kitleler reformistlerin gericilikten yana değil, kendilerinden yana bir siyaset izleyeceğini zannediyordu; reformizmin gerçek yüzünü görerek henüz ondan kopmaya başlamışlardı.

Reformist hükümetin iş basma gelmesiyle demokrasi ortamının genişleyeceğini umut eden bazı oportünistler 141-142'nin kendilerine legal olanaklar verecek şekil değiştirileceğini zanneden revizyonistler umduklarını bulamadılar. Gericilik demokratik hak ve özgürlüklerin pratikte genişlemesinden yana değildi ve olamazdı da.

Reformistlerin demokrasi vaatleri seçim alanlarında kaldı. Faşist yasaların iptali, Kontr-gerillayı dağıtma, MHP'yi kapatma, topraksız köylülere toprak dağıtımı gibi demokratik talepleri, hükümet olmalarıyla birlikte reformistler ağızlarına bile almaz oldular.

Reformistler, ilk ağızda yıllardan beri gericiliğin her türlü faşist saldırı ile mücadelesini durduramadığı öğrenci gençliği sindirmeyi kendine hedef seçti. Reformist hükümet, öğrenci gençliğin mücadelesini faşist terörle yok etmek için organize edilen ve öğrenci kitlesi içine salınan, bir avuç besleme faşist uşakla, devrimci Öğrenci kitlesini aynı kefeye koydu. Ve sivil faşistleri bahane ederek öğrenci gençliği siyaset dışı tutmayı amaçlayan faaline hız verdi. Reformist hükümet sinsice öğrenci gençliğin varolan tüm siyasi özgürlüklerine saldırıya geçti.

Reformist hükümetin saldırıları sadece öğrenci gençlikle sınırlı kalmadı; tersine yoğunlaşarak tüm emekçi halka yöneldi. CHP hükümeti tüm ezilen sınıflara ve onların fiilen kazandıkları ve kullandıkları kısmi özgürlüklere saldırıya geçti. Varolan kısmi özgürlükleri de rafa kaldıran yeni baskı yasaları hazırlandı. Grevleri erteledi fabrikalara, okullara, kurumlara ve diğer çalışma alanlarına militarist güçleri doldurdu. Kitlelerin örgütlendiği dernekleri kapattı, yöneticilerini ya tutuklattı ya da sürdü. İşkenceler, gözaltına almalar, tutuklamalar giderek arttı.

CHP hükümeti özellikle Türkiye Kürdistan'ında, 'bölücülüğe hayır' yaygarasıyla, baskı ve terörü yoğunlaştırdı. Kürdistan'da tatbikatlar, 'temizleme' hareketleri düzenlendi. Köyler basıldı. Karakollarda, baskınlarda Kürdistan'ın emekçi halkı en aşağılık işkencelerle karşı karşıya kaldı.

Sıkıyönetimin ilanıyla birlikte, baskı ve terör her yerde daha da yoğunlaştırıldı. Bütün bu ve benzeri uygulamalar reformizmin gerçek niteliğini ve onun kimin hizmetinde olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koydu. Reformizmin egemen sınıfların ve faşist diktatörlüğün Koltuk değneği olduğunu somut olarak açığa çıkardı.

Reformist Hükümetin Ekonomik Alanda İflası

Reformistler, kapitalizmin bunalımını emekçi kitlelerin sırtına bindirmelerine karşın ekonomiyi 'İstikrara' kavuşturamadılar. Bu başarısızlığın esas nedeni, Türkiye' deki bunalımın, sadece Türkiye ekonomisinden kaynaklanmaması ve emperyalist-kapitalist sistemin ekonomik ve siyasi bunalımının şiddetlenerek devam etmesi ve ülkemize yansımasıdır. Bunun için reformistler ne duran ve çöküntüye giden üretimi canlandırabildiler, ne sanayi hammaddesi ve ara maddesini yeterli ölçüde sağlayabilecek kadar döviz bulabildiler, ne de sanayiinin enerji sorununu çözebildiler.

İMF eliyle emperyalistlerin dayattığı tüm ekonomik önlemleri yürürlüğe koyan reformist hükümet, bunun karşılığı olarak egemen sınıfların emperyalistlerden beklediği kredilere bir türlü kavuşamadı. Bu durum ekonominin çıkmazını oldukça derinleştirdi. Enflasyonu, pahalılığı durduracağını ileri sürerek iş başına gelen reformist hükümet, enflasyonu, hayat pahalılığını kamçılamaktan başka bir iş yapmadı. Tekeller görülmedik düzeyde karaborsa yarattılar. Tüketim maddelerinin aşırı ölçüye varan kıtlığı, ülkede uzayan kuyrukların oluşmasına neden oldu. Bugün üretim durgunluğu ve tekellerin piyasada yarattığı karaborsa nedeniyle herhangi bir tüketim maddesi bulunamamaktadır veya son derece azdır.

Reformist hükümet dönemindeki bu durum, bugün de sürmektedir.

Ekonominin çıkmazı bugün de devam etmektedir. Üretimde durgunluk, enflasyon oranında artış, fabrikaların kapanması ve onların kapasitesinin çok altında çalışması, artan işsizlik, pahalılık gibi bütün olgular bugün de şiddetlenerek sürmektedir.

Özetle, reformist hükümet döneminde ekonominin bunalımı doğal gelişmesi gereği daha da şiddetlendi.

Reformist Hükümetin Siyasi Alanda İflası

CHP reformistleri, faşist-feodal diktatörlüğü, siyasi 'istikrara' kavuşturmada da yetersiz kaldı. Düzenin siyasi istikrarsızlığını devrimle karşı-devrim ve karşı-devrimin kendi arasındaki çelişmelerin yarattığı bilinmektedir.

Örgütümüz başından itibaren faşistlerle reformistler arasındaki çatışmanın niteliğini doğru tespit etti. Örgütümüz bu çatışmanın devrimci hareketin ve halkın mücadelesinin gelişmesinin hangi yöntemlerle durdurulup yok edileceğine ilişkin olduğunu belirtti ve buna uyan devrimci taktikleri pratiğe geçirmeye çalıştı.

CHP reformist hükümeti, devrimci hareketlenin ve halkın devrimci mücadelesinin gelişmesinin, faşist saldırılarla durdurulamamasında dünyada gelişen devrimci mücadele karşısında birçok faşist siyasi rejimin sallantı geçirmesinden, faşist diktatörlüklerin birer birer çökmesinden hareket ederek, sahte demokrasi güldürüleri ile devrimci gelişmeyi durdurabileceğini gericiliğe ispat etmek için işbaşına geldi.

Türkiye'deki faşistler, faşist siyasi hareketler ise aksi görüştedirler. Bunlar, devrimci mücadeleyi yok etmenin tek yöntemi olarak azgın faşist terörü ve faşist örgütlenmeleri görmektedirler, demokrasi güldürücülerinin dahi «komünizmi geliştirdiğini» söylemektedirler.

Bu durum ve yöntem farklılıkları reformist hükümetin işbaşına gelmesinden sonra, reformistler ve revizyonistlerle faşist hareketler arasında kıyasıya bir çatışmaya neden oldu.

Reformist CHP, düzeni savunan çeşitli revizyonist mihraklarla kurduğu ittifaklara dayanarak, devrimci-demokrat hareketleri ve örgütümüzü saf dışı ederek devrimci gelişmeyi önemli ölçüde gerileteceklerini zannetti. Bunun için, revizyonistlerin örgütlenmesini ve siyasi faaliyetini destekledi ve onları güçlendirmeye çalıştı. Bunun yanında Örgütümüzün ve devrimci-demokrat hareketlerin etkinliklerini yok etmek için MC dönemini aratmayacak şekilde saldırıya girişti.

Ne var ki, bu reformist saldırılar devrimciler tarafından boşa çıkarıldı. Faşizme karşı mücadele reformizme ve revizyonizme karşı mücadeleyle birleştirildi. Halk kitlelerinin yükselen mücadeleci doğru bir rotaya sokularak geliştirilmeye çalışıldı. Türkeşçi faşistler bir çok il, ilçe ve mahalleden sökülüp atıldı; bu faşist çetelerin bir çok yerde kurdukları etkinlik önemli ölçüde kırıldı.

Bunun yanında, reformist hükümetlerin halk düşmanı siyasetinin adım adım açığa çıkması karşısında, kendiliğinden kitle eylemleri, çok kısa duraklama dönemini geride bırakarak ve revizyonistlerin, sendika ve dernek ağalarının yarattığı engelleri aşarak yeniden yükselmeye başladı. Reformist hükümet döneminde şiddetlenerek süren ekonomik bunalım kendiliğinden kitle eylemlerinin yük Bölmesinin bir diğer nedenim oluşturdu.

Böylece reformizm, devrimci gelişmeyi durduramayarak siyasi «istikrar» sağlamada da başarısız kaldı.

Sivil faşistlerin, etkinliklerinin çeşitli alanlarda geriletilmesi faşistlerle reformistler arasındaki çatışmanın şiddetlenmesinin diğer bir nedenini oluşturdu. Çünkü, faşist partilere göre; devrimci hareketlerin gelişmesinin ve sivil faşistlerin bir çok yerdeki etkinliğinin zayıflamasının nedeni faşist diktatörlüğün terörünün onlara göre devrimciler üzerinde yoğunlaştırmamasıydı . Fakat onların bu tip iddiaları tem bir demagojiden ibaretti. Çünkü faşist partilerin hedef gösterdiği yerlerde faşist devletin saldırıları yoğunlaşmıştı. Faşist partilerin tek amacı reformistler tarafından devrimci mücadelenin durdurulamayacağının ispat edilmesiydi. Bunun için kitle katliamları tertip ederek çeşitli provokasyonlar yarattılar. Mezhep ayrılıklarından yararlanarak ve ayrılıkları körükleyerek Sivas, Malatya, Erzincan, Maraş olaylarını yarattılar, sıradan insanları, tanınmış aydınları, devrimcileri kurşuna dizerek yılgınlık ve tedirginlik ortamı yaratmaya çalıştılar. Faşist diktatörlük sivil ve resmi militarist güçlerini kullanarak, Maraş'ta emekçi halka karşı doğrudan saldırıya geçti. Yüzlerce emekçi çocuğu, yaşlısı, erkeği, kadınıyla ayrım gözetmeksizin faşist diktatörlük tarafından hunharca katledildi. Faşistler, bütün bu saldırılarıyla bir yandan kitleleri yıldırmaya çalışırken bir yandan da reformist hükümetin «siyasi cinayetlerim durduracağı vaatlerini boya çıkarmaya çalıştılar.

Faşist partiler eliyle tezgahlanan provokasyonların asıl hedefi, faşist diktatörlüğün devrimci mücadeleye yönden saldırılarını yoğunlaştırmaktı. Bunun için faşist partiler reformist hükümeti köşeye sıkıştırıyor ve onun faşist diktatörlüğün kitlelere yönelen saldırısını yoğunlaştırmaya zorluyordu. Faşist partiler bu taktikle rinde önemli ölçüde başarılı oldular ve reformist hükümetin, sıkıyönetim ilan etmesine uygun bir ortam hazırladılar. Böylece onlar gericiliğe, artan faşist terörle, devrimci mücadelenin durdurabileceğini kanıtlamaya çalıştılar ve egemen sınıflar tarafından tekrar kendilerine 'görev' verilmesini sağlamayı amaçladılar.

Nitekim CHP reformizminin kitleleri aldatmanın ve pasifize edici demagojisinin iflas etmesi, reformizmin kitlelerin gelişen mücadelesini engelleyememesi ve bu sürede faşist uygulama ve yöntemlere daha da ağırlık verilmek zorunda kalınması, gericiliğin bir dönem reformist CHP hükümetine verdiği desteği, bu süreç içinde faşist partiler tarafından kurulacak bir hükümete doğru kaydırması sonucunu doğurdu. Bu durum, CHP hükümetinin gerici egemen sınıfların tercih ettiği bir alternatif durumundan çıkmamak için militarist güçleri giderek daha çok devreye sokmasına ve faşist yöntemlere daha çok başvurmasına yol açtı. Bu da onun kitlelerden tecridini hızlandırdı.

Bu koşullarda yapılan 14 Ekim ara seçimlerinde, partimizin ve bir devrimci-demokrat hareketin «seçimleri boykot» çağırışının da etkisiyle, >akın bir zamana kadar CHP hükümetine umut bağlamış geniş emekçi kitleler CHP'den desteğini çekti. Seçime katılma oranı şimdiye kadar görülmemiş Ölçüde düştü. (% 55 civarında) Seçimlerde CHP reformizmj ve onu değişik biçimler altında desteklemekte birleşen tüm modern revizyonist mihraklar ağır bir darbe yediler. Faşist-feodal partiler ise, seçimlerde eskiden aldıkları oy miktarını korumakla birlikte, reformizmden umut kesen kitleleri kendilerine çekemediler. Hayat, devrimci propagandanın geniş kitleleri etkilediğini ve reformizmden umut kesen emekçilerin devrime yöneldiğini gösterdi.

Gericilik bu durumda, korkuya kapılarak, seçmen sayısıyla ilgili çarpıtılmış ve tahrip edilmişi rakamlarla seçimlere katılma oranının çok yüksek olduğu ve faşist partilerin büyük bir 'oy patlaması' yaptığı yolunda kulakları sağır edici demagojik bir kampanya başlattı. Seçimler Öncesinde Cumhurbaşkanından militarist şeflere ve faşist, reformist, revizyonist partilere ve onların çeşitli destekçilerine kadar uzanan ve tüm gericiliği kapsayan bir cephe boykot» çağrısına açıktan hücum etti. Onlar, bu çağrının kazandığı zafer karşısında, bu kez onu görmezlikten gelerek mücadele etmeyi denedi. Ama bu taktik de kısa sürede iflas etti. Bir süre sonra CHP reformizmi-IIİM başı Ecevit bile, faşist partilerin seçimde oylarını artırmadıklarını, seçimin CHP ile «onun seçmeni» arasında IHI 'yarış' şeklinde geçtiğini ve bu yarışı CHP'nin 'yitirdiğini itiraf etmek zorunda kaldı. Seçimlerden sonra iflas eden CHP hükümeti çekildi, onun yerine gerici faşist partiler tarafından desteklenen faşist AP hükümeti kuruldu. Bugün tüm gericilik devrim karşısında güçlerini birleştirmeye ve bu hükümeti yaşatmaya çalışıyor.

Faşist AP Hükümetinin Kurulması

CHP reformizminin iflasıyla birlikte, emperyalistler ve egemen sınıflar faşist baskı ve terörü doğrudan faşist hükümetler aracılığıyla yoğunlaştırarak, emekçi halkın mücadelesini bastırmaya ve bunalımın tüm yüklerini emekçi halkın sırtına yıkmaya çalışmaktadırlar. Emperyalistler egemen sınıfların reformist CHP hükümetine verdikleri desteği geri çekerek, faşist AP'ye hükümeti kurdurmaları bunun bir göstergesidir. Ancak, emperyalistler ve egemen sınıflar emekçi halkın yükselen mücadelesini basıcı ve bunalımın tüm yüklerini emekçi halkın sırtına yıkmaya çalışırken, CHP de içinde olmak üzere tüm gerici güçleri birleştirmeye özel bir önem vermektedirler. Bu, baskı ve terörün yoğunlaştırılmasını, bunun için de gerekli önlemlerin alınmasını, özel olarak da yeni baskı yasalarının bir an önce çıkarılmasını vurgulayan faşist generallerin son 'Muhtırası'nda da belirtilmektedir. Emperyalistler ve gericiler, egemen sınıflar, militarist güçlerini doğrudan devreye sokarak, onlara muhtıralar verdirterek gericiliği halka karşı birleştirmeye, faşist ve her türden gerici parti arasında daha sıkı bir işbirliğini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Faşist generallerin muhtırasından sonra Yeni Baskı Yasaları Mecliste hemen ele alındı. Bugün yeni baskı yasaları peş peşe meclisten geçiriliyor.

Emekçi halk üzerindeki baskı ve terörü yoğunlaştırmaya çalışan faşist AP hükümeti, emperyalistlerin ve onların uluslararası bir kuruluşu olan İMF'nin tüm isteklerini yerine getiriyor. Kurulur kurulmaz İMF ile anlaşma imzalayan AP hükümeti ekonomik bunalımın tüm yüklerini halkın sırtına yıkmak için yeni zamlar yapmıştır, paranın değerini yeniden düşürmüş ve ülkemizi emperyalizmin tam anlamıyla açık pazarı durumuna getirmiştir.

Faşist AP hükümeti, ücret artışlarını en düşük düzeyde tutmak için çaba harcıyor. AP hükümetinin kurulmasından sonra, sıkıyönetim işçi grevlerini ve toplusözleşmelere müdahale edeceğini açıkladı. Gözaltına almalar, tutuklamalar, işkenceler, sürgünler, İşten atmalar yoğunlaştı. Türkiye Kürdistan'ında, baskı ve terör daha da yoğunlaştı. AP hükümeti kurulana kadar kapatılamayan TÖB-DER gibi kitle örgütleri bile sıkıyönetim tarafından kapatıldı. Devrimci basın üzerindeki baskı yoğunlaştırıldı.

Faşist AP hükümeti kurulur kurulmaz ABD emperyalizmi ve müttefikleriyle daha sıkı işbirliği yapacağını, emperyalist sermayenin ülkemize girmesini kolaylaştıracağını, emperyalist tekellerin isteği doğrultusunda önlemler alacağını açıkladı. AP hükümeti, ABD ile y-eni kölelik anlaşmalarının imzalanması için hemen görüşmeleri başlattı. AP, daha hükümete adımını atar atmaz, geçmiş teki göstermelik olarak 'kapatıldığı' açıklanan üslerin tümünü yeniden açtı. ABD'nin yeni isteklerini uyguladı. Türkiye'yi ABD emperyalizminin savaş arabasına daha sıkı bir şekilde bağladı.

Reformizmin faşizmin alternatifi olmadığı ve olamayacağı tezlerini, CHP bugün AP hükümetine karşı izlediği siyaset] ve pratiğiyle kanıtlamaktadır. CHP, faşist AP hükümetine karşı görünüşte bir muhalefet bile yürütmemektedir. Faşist AP ile halka karşı işbirliği yapmanın şampiyonluğunu elinden bırakmamaktadır. O, AP hükümetinin halka karşı aldığı ve almaya planladığı gerici tedbirleri desteklemektedir. Yeni Baskı Yasaları çıkarılırken, CHP, AP ile açıkça İşbirliği yapmaktadır. Faşist generallerin muhtırasından hemen sonra Ecevit'in AP ile bir koalisyon hükümeti kurmaya hazır olduğunu açıklaması, CHP'nin faşist partilerle işbirliği yapmada attığı yeni ve ileri bir adımdır.

CHP'nin reformist hükümeti gibi, faşist AP hükümeti de, emperyalistlerin, egemen sınıfların ve her türden gerici faşist partinin desteğini almasına baskı ve terörü yoğunlaştırmasına karşın, emekçi halkın yükselen mücadelesini bastıramadı. Ve başaramayacaktır. Emperyalistler ve egemen sınıflar, bu durum karşısında, tüm gericiliği halka karşı daha sıkı bir bibimde birleştirerek yeni yollar arayışı içindedirler. Bugün kapalı kapılar ardında yeni hükümet alternatifleri üzerinde durulmaktadır. Faşist AP hükümeti kurulduktan kısa bir süre sonra, yeni hükümet alternatifleri Üzerinde durulması ve faşist general-muhtıra vermesi ve emekçi halkın mücadelesinin yükselmeye devam etmesi, faşist AP hükümetinin de sökmediğini ve sökmeyeceğini göstermektedir.

Halkın devrimci mücadelesi bu ve benzeri barikatları da parçalayacaktır.

Dönemin Devrimci Görevleri

Ekonomik bunalımın derinleşerek devam etmesi ve bunalımın tüm yüklerinin işçi sınıfı başta olmak üzere ezilen ve sömürülen sınıfların sırtına yıkılması, kitlelerin yaşama koşullarını sürekli kötüleştiriyor. Buna bağlı olarak da kitleler arasında hoşnutsuzluk, öfke ve mücadele isteği gelişiyor. Faşist diktatörlüğün baskı ve terörüne, her türden gericiliğin demagojisine ve kurduğa barikatlara karşın başta işçi sınıfı olmak üzere emekçi halkın mücadelesi yükselmeye devam ediyor. Yeni yeni güçler mücadeleye katılıyor.

Reformistler, revizyonistler ve her türden sendika ağaları, yalan ve demagojiyle, göstermelik çıkışlarla kitleleri yatıştırmaya mücadelenin gelişmesini engellemeye çalışıyorlar. Onların gerici, karşı-devrimci yüzleri sınıf çelişmelerinin keskinleşmeye başlamasına bağlı olarak daha da belirginleşiyor, netleşiyor. Onlar kitleleri mücadelenin dışında tutmaya, tutamadıkları taktirde de kitle mücadelesini en geri taleplerle sınırlamaya çalışıyorlar. Kitleleri ve onların örgütlerini bölüyor, kitle örgütlerini işlemez bir duruma getiriyorlar.

Reformistlerin, revizyonistlerin, sendika ağalarının tüm engelleme çabalarına, yoğunlaşan baskı ve terörüne karşın grevler, direnişler, boykotlar, yasadışı gösteriler yaygınlaşıyor. İşçiler direnişlerini, grevlerini kırmaya çalışan sendika ağalarını bugün artık dinlemiyorlar. Fabrikalarda direnişler, faşist sosyal-faşist, reformist sendika ağalarının muhalefetine karşın gerçekleşiyor.

Örgütümüz, kitledeki hoşnutsuzluğu, öfkeyi, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesine dönüştürmeye çalıştı. Kitle mücadelesinin içinde yer alarak onu nitel ve nicel olarak geliştirmeye çalıştı. Kitlelerin en hayati taleplerini formüle etti, kitleleri daha ileri talepler için mücadelenin içine çekmeyi amaçladı. Bunun için devrim ve sosyalizmin propagandasının yanı sıra, içinde bulunulan dönemin özelliklerine uygun talepler formüle etti ve platformlar hazırladı. Sistemli bir teşhir ve ajitasyon faaliyeti yürüttü. Devrimci propaganda ve ajitasyonu, devrimci eylemlerle birleştirdi. Tüm bunların bir sonucu olarak da örgütümüzün kitleler üzerindeki etkisi arttı. Örgütümüzün çağrısıyla grevler, direnişler, boykotlar gerçekleşti. Örgütümüz yasal gösterilerin yanı sıra, yasadışı gösteriler düzenledi. Her türlü gericiliğin engelleme çabalarına karşın, 1 Mayıs ve ?4 Aralık 1979 tarihinde gerçekleşen kitle eylemleri, örgütümüzün devrimci propaganda ile devrimci eylemi birleştirdiğinin en önemli örnekleridir. Sınıf mücadelesinin ateşi içinde doğan ve gelişen örgütümüz yürüttüğü kahramanca mücadele içinde onlarca şehit verdi.

Örgütümüzün ve diğer bazı demokrat-devrimci örgütlerin bugüne kadar yürüttüğü faaliyetin bir sonucu olarak, kitle mücadelesi sadece nicel olarak gelişmiyor, emekçi halkın mücadelesi büyük ölçüde kendiliğinden taleplerin yanı sıra siyasi talepler çerçevesinde de yükselmeye devam ediyor. Bununla birlikte, işçi sınıfının ve emekçi halkın mücadelesi büyük ölçüde kendiliğinden bir karakter taşımaktadır.

Faşizmin, reformizmin ve her türden gericiliğin kitleler üzerindeki etkisi giderek zayıflamakla birlikte, hâlâ kitlelerin önemli bir bölümü onların etkisi altındadır. Onlar demagoji ve yalana dayanan bir propaganda ile kitle üzerindeki etkilerini artırmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle faşizm ve reformizmi teşhir etmek, onların geri propagandalarına karşı mücadele etmek, kitleleri faşizmin ve reformizmin etkisinden kurtararak kazanma partimizin önündeki en önemli görevlerden birini oluşturmaktadır.

Partimiz, kitleler içinde çok yönlü ve sistemli teşhir, ajitasyon ve propaganda faaliyeti yürütmeden, kitleleri kazanamaz ve seferber edemez. Faşizmi ve her türden gericiliği tecrit edemez. Kitleleri faşizmin ve gericiliğin etkisinden kurtararak, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için mücadeleye seferber edebilmemiz, aynı zamanda, doğru bir taktik önderliği gerektirir. Partimiz, kitlelerin taleplerini, döneme uygun devrimci sloganları formüle ederek kitleleri seferber etmelidir. Bugün sadece devrimci sloganlar formüle etmekle, teşhir, ajitasyon, propaganda faaliyeti yürütmekle yetinmemeli; daha da önemli olarak kitle mücadelesini örgütlemeli ve devrimci insiyatifi kullanmalıyız, Proletaryanın devrimci partisinin sadece bir propaganda örgütü olmadığını, onun kitleleri yöneten, seferber eden, bir öncü müfreze olduğunu unutmamalıyız. Bu özellikler ve bundan çıkan görevler ekonomik ve siyasi bunalımın derinleştiği, kitlelerde hoşnutsuzluğun ve öfkenin yükseldiği bugünkü koşullarda daha da önem taşımaktadır.

Yukarıda belirtmeye çalıştığımız olayların ve gelişmelerin ışığında bugün gündemde bulunan en önemli görevlerden birini de faşizme, gericiliğe, revizyonizme ve reformizme karşı devrimci-demokrat bloğun oluşturulması olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kapitalizmin bunalımı derinleşiyor ve kitlelerin devrimci mücadelesi gelişiyor. Bugün reformizmin güçlü bir şekilde ortaya sürüldüğü dönemlere göre. devrimci-demokrat platformlar çevresinde devrimcileri ve emekçi kitleleri bir araya getirmenin koşulları giderek olgunlaşmaktadır.

Reformizmin kendisini, sözde faşizmin alternatifi olarak sunmasında revizyonistlerin önemli payları vardır. Revizyonistler bugüne kadar kitlelere reformist yollan 'çözüm' olarak gösterdiler ve kitlelerin mücadelesinin düzenin sınırları içinde hapsolmasına özen gösterdiler.

Revizyonistler emperyalizmden, komprador-burjuvazi ve toprak ağalarından ve bunların siyasi ve ekonomik egemenliklerinden soyutladıkları faşizmi sahte hedef haline getirdiler, sahte anti-faşist platformlar oluşturarak faşizme karşı mücadeleyi reformcu mücadeleye indirgediler.

Onlar, CHP reformistlerinin hükümet kurmasıyla, faşizmin önemli ölçüde gerileyeceğinden dem vurdular. CHP reformistlerinin koltuğu altına giren revizyonistler, özellikle de TKP'li revizyonistler, önemli ölçüde etkinliklerini geliştirdiler. Buna karşılık da, kitlelerin reformizmi de hedefleyecek bir tarzda hareket etmesine engel oldular. Başta TKP'liler olmak üzere tüm revizyonistler, düzeni hedef almaya yönelen her kitle eylemini reformizme doğru kanalize ettiler. Ve kitlelerin mücadelesinin reformcu taleplerle sınırlı kalmasına var güçleriyle çalıştılar.

CHP reformist hükümetinin izlediği siyasetin iflası, bir anlamda, her türden revizyonistin iflasını da içermektedir. Çünkü revizyonistlerin kitleleri çevresinde toplamaya çalıştıkları sözde anti-faşist reformcu platformlarının, sahte «cephe» çağrılarının içyüzü ortaya çıktı. Bu gelişme sonunda revizyonistlerin devrimci-demokrat hareketler üzerindeki etkinliği de kırılmaya başladı. Faşizme karşı mücadelenin reformizme karşı mücadeleyle birleştirilmesi gerektiği daha açık bir şekilde kavranmaya başlandı. Önceden revizyonistlerle şu veya bu alanda ittifaklara giren devrimci-demokrat hareketlerin saflarında TKP, TİP, TİKP gibi modern revizyonist, karşı-devrimci akımların gerçek niteliği kavranmaya başlandı ve bunların revizyonistlerle ittifak ve eylem birliği eğilimi zayıfladı. Buna karşılık Örgütümüzle ittifak ve eylem birliği eğilimi devrimci demokratik akımların saflarında güçlendi Bu gelişmeye bağlı olarak, örgütümüzle devrimci-demokrat akımlar arasında ülke, bölge ve birim düzeyinde geçici de olsa eylem birlikleri gerçekleştirildi. Örgütümüzle devrimci-demokrat akımlardan biri arasında ülke düzeyinde eylem birliği ilk kez 1979 1 Mayıs'ında gerçekleşti.

Devrimci-demokrat akımların saflarında gerek reformizme gerekse revizyonizme ilişkin olarak ortaya çıkan bu olumlu gelişmelerin nedenlerinden biri, sınıf mücadelesinin şiddetlenmesine bağlı olarak reformizmin ve revizyonizmin gerici niteliklerinin daha belirginleşmesi; ikincisi de örgütümüzün başından beri bu akımlara karşı ısrarlı bir biçimde izlediği doğru siyasettir.

Tüm bu gelişmeler, faşizme, feodalizme, revizyonizme, reformizme karşı devrimcî-demokrat platformların oluşturulmasının daha elverişli ortamının doğmasını gösteriyordu.

Örgütümüz devrimci-demokrat hareketlerle, devrimci bir temelde devrimci-demokratik birlikler oluşturmayı, onlarla her alanda güç ve eylem birliklerine girmeyi hedeflemelidir.

Ayrıca her türden revizyonistin izlediği gerici siyasi taktiklerin içyüzü, somut olgulara dayanılarak kitlelere açıklanmalı ve bunların sahte devrimcilikleri teşhir edilip, faşizmin ve gericiliğin koruyucuları olduklarını açıklığa kavuşturmalıyız. Revizyonistlerin, tezgahlamaya çalıştıkları reformcu sahte «anti-faşist, anti-emperyalist» platformların esas olarak devrimi ezmeyi hedeflediğini teşhir etmeli, bunların kurmaya çalıştıkları «Ulusal Demokratik Cephe» gibi ittifakların, faşizmi ve gericiliği yaşatmayı amaçladığını açıklayan devrimci propagandamızı yoğunlaştırmalıyız.

Gericiliğin uşağı her türden revizyonistin kitleler üzerindeki etkinliğini kırmayı esas almalıyız.

Revizyonistlerin gericiliği, devleti, düzeni savunan demokrasi düşmanı siyasetini kitlelere ve bu işin farkında olmayan devrimcilere kavratmak için en küçük olaydan dahi yararlanmalı ve revizyonizme karşı ideolojik mücadeleyi kesintisiz sürdürmeliyiz.

«Devrimci, Demokratik Cephe»yi oluşturmada tüm bu söylediklerimizden çok önemli ve belirleyici olanın partimizin kitleler içindeki siyasi, ideolojik ve örgütsel etkinliğinin gelişmesi olduğunu unutmamalı; bunun için halk kitlelerini Ulusal Demokratik Halk Devrimini amaçlayan asgari programımızın ve proletaryayı ve yoksul köylülüğü sosyalizmi amaçlayan azami programımızın çevresinde toplamayı esas almalıyız.

Emekçi kitleleri örgütlemeliyiz. Reformistlerin ve revizyonistlerin siyasi etkinliğinde bulunan kitle örgütlerini Marksist-Leninist siyasetimizin ve ideolojimizin etkinliği altına almaya çalışmalıyız Partimizin üzerindeki etkinliğinin gelişmesi diğer devrimci-demokrat hareketlerin devrimci-demokrat platformlarda birleşmesine önemli ölçüde yardım edecektir. Bu nedenle partimiz her türden burjuva ve küçük-burjuva ideolojiyle mücadeleyi esas almalı ve Marksizm-Leninizm’in saflığı korunmalıdır. Kitleler içinde, kendi Programımız temelinde siyasi etkinliğimizi geliştirirken, bir kısım devrimci-demokrat hareketlerle devrimci birlikler oluşturma arasında belirli bir çelişkinin çıkacağı unutulmamalıdır. Bu kaçınılmazdır. Küçük-burjuvazinin azami hedefiyle, proletaryanın azami hedefi arasında fark vardır. Demokratik devrim proletarya için sosyalizme gitmenin bir aracıdır, küçük-burjuvazi için demokratik devrim amaçtır. Bu ve bunun gibi farklar, küçük-burjuva demokratlarıyla gerçekleştirilen birliklerle hiç bir zaman yok olmayacaktır. Proletaryanın siyasi hareketiyle küçük-burjuva demokrat hareketler arasında ideolojik ve siyasi hegemonya mücadelesi her zaman sürecektir. Çünkü işçi sınıfı ancak siyasi, ideolojik, örgütsel ve siyasal önderliği sayesinde Ulusal-Demokratik Halk Devrimini sosyalist devrime dönüştürebilir.

Devrimci birlikler oluşturmayla, proletaryanın bağımsız ideolojik, siyasi, örgütsel gelişmesini birbirini reddetmeyecek şekilde ele almalıyız Devrimci birlikler oluşturma Siyasetimiz, oluşturulması esas olarak, bağımsız siyasi etkinliğimizin gelişmesine tabi olmalı ve ona hizmet etmelidir. Ama siyasi gelişmemiz hiçbir zaman devrimci birlikleri reddeder, sekter ve rekabetçi tarzda yürütülmemelidir.

Kitlelere ve devrimci demokratlara doğru kurtuluş yolunu göstermeyi esas hedef haline getirmeli ve ancak bu temelde devrimci-demokrat birlikler oluşturmalıyız.

Bugün bunu gerçekleştirmenin her türlü koşulu olgunlaşmıştır.
Amed_Dersim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Ocak 2009, 03:42   #14
Banned
 
Amed_Dersim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 775
Teşekkürler: 1,155
271 Mesajına 449 Kere Teşekkür Edildi
Standart

V. BÖLÜM
ULUSLARARASI MARKSİST-LENİNİST HAREKETİN DURUMU, PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ, ENTERNASYONALİST GÖREVLER, KARDEŞ PARTİLERLE İLİŞKİLER

Burjuvazi işçi sınıfı hareketini bölmek, zayıflatmak, hedefinden uzaklaştırmak için işçi sınıfını burjuva ve feodal ideolojilerin, egemenliği altına almaya çalışır. Bunun o bir yandan, emekçi halkı gerici ideolojiyle eğitmeye çalışırken, bir yandan da Marksizm-Leninizm maskesi takarak proleter devrimci saflara sızmaya, işçi sınıfı hareketini bölmeye ve onu kendi yedeğine almaya çalışır. Burjuvazinin işçi sınıfı hareketi içindeki ajanları revizyonistle oportünistler, sözde Marksizm-Leninizm’i savunur görünürken, onun devrimci özünü tümüyle boşaltmaya çalışır. Komünist hareketin tarihi, aynı zamanda bu sapmalara karşı verilen mücadelelerin de bir tarihidir. Marksizm-Leninizm bu mücadelelerden her seferinde zaferle çıkmış daha da güçlenmiş, gelişmiş ve zengin deneyler edinmiştir. Son 25 yıldır Marksist-Leninist partiler modern revizyonizmin değişik biçimlerine karşı açık ve uzlaşmaz bir mücadele sürdürmektedir.

İkinci Dünya Savaşı öncesi ortaya çıkan Tito revizyonizmiyle tehlikeli bir nitelik kazanan ve Kruşçev revizyonizminin SBKP (B) yönetimini gasbetmesiyle uluslararası boyutta güçlü bir karşı-devrimci akım haline gelen modem revizyonizm, Arnavutluk dışında bütün sosyalist ül kelerdeki partileri de ele geçirerek yozlaştırdı. Bu ülkelerde kapitalizmin restorasyonunu gerçekleştirdi. Kruşçevci ihanet şebekesi Sovyetler Birliğini baştan aşağı burjuvalaştırdı, burada kapitalizm yeniden kuruldu. Ve SSCB giderek saldırgan, yeni-sömürgeci savaş kışkırtıcısı emperyalist bir süper devlet haline geldi. Eski halk demokrasisi ülkeleri revizyonist partileri de ürelerini Sovyet sos yal emperyalizminin uydusu haline getirdiler, emperyalist baskı ve sömürünün bekçileri oldular. Dünyanın birçok kapitalist ülkesinde, modern revizyonizmin egemen olduğu partilerde de devrim ve komünizm adına hiç bir şey kalmamıştır. Bunlar bugün birer düzen partisi haline gelmişlerdir.

Kruşçevci revizyonizmin 1956rda başlattığı bu karşıdevrimci saldırı, o güne kadarkilerin en ciddisi ve en güçlüsüydü. Uluslararası gericilik bununla komünist hareketin tümüyle dağıtıldığını, sosyalizmin dünya üzerinden bir sistem olarak kalktığını sandı. Bu karşı-devrimci saldın komünist harekete gerçekten büyük zarar verdi. Ama sosyalizm bu burjuva revizyonist saldırıyı göğüsledi, komünizm yaşadı, yaşıyor. Marksizm-Leninizm’e sadık kalan, Kruşçevcilere karşı uzlaşmaz bir ideolojik mücadele sürdüren Arnavutluk, revizyonist kapitalist kuşatmaya karşın sosyalizm yolunda başarıyla İlerledi, süreç içinde birçok ülkede de Marksist-Leninist partiler kuruldu. Marksizm-Leninizm yeni zaferler kazandı.

Kruşçevci modern-revizyonistler her alanda sosyalizm ve Marksist-Leninist teoriye saldırıya geçtiler, bütün temel ilkeleri çarpıttılar. Kruşçev ve şürekası, her zaman olduğu gibi, dünyanın değişen koşullarından söz ederek, Marksizm-Leninizm’in bu durumda yetmediğini, artık eskidiğini iddia ederek, kendi karşı-devrimci tezlerini piyasaya sürdüler. Hayat Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in Ölümsüz fikirlerini bir kere dona doğruladı ve Kruşçevcilerin gerçek yüzünü açığa çıkardı. Modern revizyonizmin egemenliği altına giren eski komünist partilerin komünizmin, proletaryayla, devrimle, Marksizm-Leninizm’le hiç bir bağları kalmadı. Sovyetler Birliği ve bir çok halk demokrasisi altındaki ülkede, parti yönetimini gasp eden bu karşı-devrimci akım, bu partileri giderek sosyal faşist partiler haline getirdi.

Yoldaşlar,

Herkesin komünizm bitti dediği zaman, bir çok parti ve ülkeye modern revizyonizmin egemen olduğu zaman, Marksizm-Leninizm’in ve devrimin bayrağını tek başına yükselten Arnavutluk Emek Partisi, sosyalizm yolunda büyük başarılar elde etti. Brezilya Komünist Partisi de revizyonist hainleri saflarından atarak komünizm davası için mücadelesini sürdürdü. Bu süre içinde proletaryanın bağımdan yeni Marksist-Leninist partiler doğdu. Bu gelişme ve başarılar sadece uluslararası gericiliğe, Sovyet revizyonizmîne karşın değil, aynı zamanda Marksist-Leninist çizgiyi savunuyor görünen ÇKP'ye karşın da elde edildi. CKP; Stalin, sosyalizmin inşası, Komüntern'in değerlendirilmesi gibi konularda Kruşçev'in görüşünü savunmasına karşın, diğer revizyonistler gibi tümüyle Kruşçev revizyonizminin yanında saf tutmadı. Uzun süre Sovyet revizyonistleriyle uzlaşma ve anlaşma peşinde koşan (ÇKP yönetimi, bu gerçekleşmeyince, 1963'de, o güne kadar AEP'nin sürdürdüğü ilkeli ve kararlı mücadeleye katıldı. Ancak ÇKP yönetimi bu mücadelede ilkelere bağlı, tutarlı ve kararlı bir yol izlemedi. Revizyonizme karşı sürdürülen mücadeleyi büyük devlet şovenizmi ve burjuva milliyetçiliğinden kaynaklanan siyasetine alet etmeye çalışan Çin'in bu tavır, sürdürülen genel mücadeleyi zaafa uğrattı. CKP yönetimi bu mücadeleyi Çin'in, ÇKP’nin ve MAO Zedung'un dünyada nüfuzunun artmasının bir yolu olarak gördü.

1930'larda Mao Zedung'un Çin Komünist Partisi yönetimine gelmesinden sonra partiye egemen olan Mao Zedung Düşüncesini. ÇKP yönetimi Kruşçev revizyonizminin ortaya çıkışıyla doğan ortamda, 1960'larda, çağımızın Marksizm-Leninizm’i yaftası altında uluslararası Marksist-Leninist harekete egemen kılmaya çalıştı. Onlar diğer ülkelerdeki devrimci grupları, Çin'in Mao'nun ve Mao Zedung Düşüncesinin propagandacıları olarak gördüler. Bu grupların kendi ülkelerinde sosyalizm mücadelesine önderlik edecek Marksist-Leninist parti kurmalarını engellemeye çalıştılar. Gelişimin önünde duramayınca, Marksizm-Leninizm’i savunmakta kararlı gerçek Komünist partilere provokasyonlar düzenlediler. Çeşitli ülkelerde anti-parti Maocu gruplar örgütlediler. Hiçbir şekilde ayakta duramayan bu Maocu anti-parti gruplara, her ay binlerce dolar para göndererek kendi borazanları olarak yaşatmaya çalıştılar. Bir ülkede birden fazla partiyle ilişki kurdular.

ÇKP yönetimi tek tek ülkelerde Marksist-Leninist hareketin birliğine karşı olduğu gibi, Marksist-Leninist partilerin uluslararası birliğini de engellemeye çalıştı. ÇKP yönetimi, tıpkı Sovyet revizyonistleri gibi proletarya enternasyonalizmi yerine büyük devlet şovenizmini koydu. ÇKP yönetimi, tıpkı Sovyet revizyonistleri gibi partilerle ilişkilerinde, iç işlerine karışma ve görüşlerini zorla kabul ettirme yolunu izledi. Ortak toplantılarda anti-Marksist görüşlerinin teşhir olacağını bildiklerinden, Marksist-Leninist partiler arasında çok taraflı ilişkileri reddettiler, engellediler. İkili görüşmelerde ise, anti-Marksist tezlerim zorla kabul ettirmeyi denediler, ÇKP yönetiminin bu tavrı daha açık ve tehlikeli bir biçimde «Üç Dünya Teorisi» nin ortaya atılmasıyla görüldü.

Çin'li revizyonistler Çin'in az gelişmiş ülkelere nüfuz etme, dünya halklarının safından, ABD ve Batılı emperyalistlere dayanarak bir süper devlet olma siyasetinin ifadesi olan «Üç Dünya Teorisi»nin Marksist-Leninist partilerin herhangi bir ortak toplantısında tartışılmayan bu teoriyi, hiç bir Marksist-Leninist partiye haber bile vermeden uluslararası Marksist-Leninist hareketin genel çizgisi olarak ilan ettiler. ÇKP yönetimi, Marksist-Leninist harekete zorla kabul ettirmeye çalıştıkları bu teoriyle, devri-yerine uluslararası gericilikle birleşmeyi, Marksizm-Leninizm yerine oportünist ve revizyonist tezlerin eklektik bir karışımını koydu. Çin yönetimi, Tito. Kruşçev ve benzerlerinin savunduğu karşı-devrimci görüşlere Çin şapkası giydirerek piyasaya sürdü. Bu durum onların Marksist-Leninist hareket içinde gerçek yüzlerini gizlenemez bir biçimde açığa çıkardı. Gerçek Marksist-Leninist-partiler bu teoriyi karşı-devrimci bir teori olarak lanetledi 0 güne kadar ÇKP’nin her yanlışına karşı doğru görüşleri savunan, görüşlerini ÇKP’ye ileten ve tartışmak Isın AEP ve diğer Marksist-Leninist partiler, iflah olmazlığı açıkça ortaya çıkan ÇKP’ye açık tavır aldılar. Bu süreç içinde Marksist-Leninist harekette yeni bir arınma gerçekleşti. Modern revizyonizme karşı mücadele içinde çelikleşmeyen, reformcu uzlaşmacı çizgiye sahip, Çin'e maddi olarak bağlı bazı partiler ÇKP yönetiminin yolundan gittiler. Büyük çoğunluk ise Marksizm-Leninizm’i savunmada tereddüt etmedi.

Üç Dünya Teorisi»ne karşı mücadele, bu karşı-devrimci teoriye yataklık eden Mao Zedung Düşüncesinin niteliğinin açıkça ortaya çıkmasına yol açtı. Sovyet-Yugoslav revizyonizmine, Avrupa Komünizmine ve Üç Dünya Teorisine açık, ilkeli ve sağlam bir tavır alan gerçek Marksist-Leninist partiler «çağımızın Marksizm'i» diye lanse edilen Mao Zedung Düşüncesinin gerçek niteliği konusunda da, kısa bir süre ipinde doğru sonuçlara ulaştılar. Mao Zedung Düşüncesini her türden küçük-burjuva, oportünist, pragmacı, revizyonist idealist düşünce ve tezlerin eklektik bir karmaşası olarak reddettiler.

«Üç Duya Teorisi»nin köklü bir eleştirisini yapmayan, yeterli ideolojik sağlamlığa sahip olmayan az sayıda parti, Mao Zedung ve Mao Zedung Düşüncesi sorununda kararsız veya sağcı bir tavır aldılar. Bugün onlar bu tavırlarını sürdürüyorlar. Mao Zedung Düşüncesiyle Marksizm-Leninizm’in bir arada savunulamaz. Mao Zedung Düşüncesi konusunda yeterli incelemeleri yapmak ve parti içinde tartışma doğru tavrı, Marksist-Leninist hareket içinde kalarak revizyonist düşünceleri yaymanın gerekçesi olamaz. Marksist-Leninistler buna izin vermezler ve vermeyeceklerdir.

Yoldaşlar,

Son çeyrek yüzyıldır, Marksist-Leninist hareket, gericiliğin cepheden saldırılarının yanında, revizyonist ihanetle de savaştı. Bu savaşlarda büyük başarılar elde etti. 25 yılda çok önemli engeller eşildi. Bugün gerçek komünist partiler kendi ülkelerinde ve uluslararası planda daha büyük görevlere hazır durumdadır. 4 milyar nüfuslu dünyamızda 2,5 milyon nüfuslu Arnavutluk Marksizm-Leninizm’in gücünün canlı bir örneğidir. Başında Enver Hoca yoldaşın bulunduğu Arnavutluk Emek Partisi önderliğinde sosyalist Arnavutluk’tur. Kapitalist revizyonist kuşatmaya karşın elde ettiği başarılar Marksizm-Leninizm’in zaferidir. 1979'da kuruluşunun 35. yıldönümünü kutlayan Arnavutluk Halk Cumhuriyeti'nde sosyalizmin inşasında elde edilen başarılar Marksizm-Leninizm’den ayrılınmadığı sürece zaferin mutlak olduğunun en açık kanıtıdır.

Yine geçen bu 25 yıllık süre içinde ,eski komünist partilerin yozlaştığı, bir çok ülkede, proletaryanın öncüleri gerçek Marksist-Leninist partiler kurulmuştur. Bu partiler Sovyet, Çin, Yugoslav, «Avrupa Komünizmi» gibi modern revizyonizmin her türlüsüne karşı mücadele içinde sağlam bir ideolojik siyasi çizgiye ulaşmışlar, sınıf mücadelesi içinde denenmişler ve proletaryanın tek umudu haline gelmişlerdir. Yakın zamanda gerçekleştirilen Almanya Komünist Partisi Marksist-Leninist'in 4. Kongre- lspanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist'in 3. Kong-Portekiz Komünist Partisi (Yeniden Kurulmuş) nin 3. kongresi her renkten revizyonizme ve gericiliğe karşı güçlü darbeler vurmuş, bu partilerin mücadeleleri de atılım sağlamıştır. Tekelci burjuvazinin ve uzlaşmacı sahte komünistlerin içerden ve dışarıdan saldırılarına karşı, karşılıklı dayanışma içinde ulusal ve uluslararası planda verdiği mücadele ve elde ettikleri sonuçlar, Marksist-Leninist partilerin örgütlü bir birliğine varmanın koşullarını hazırlamıştır.

Komünistlerin en önemli özelliklerinden biri örgütlenme gücüdür. Bu ulusal ve uluslararası alanda böyledir. Marksist-Leninist partiler bunu kendi ülkelerinde ispatlamışlardır. Günümüzdeki görev bu örgütlenmeleri daha üst düzeyde bir örgütlenmeye yükseltmek, bütün Marksist partilerin örgütlü birliğine ulaşmaktır. Bu birlik Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in ölümsüz fikirleri üzerinde enternasyonallin şanlı mirası üzerinde, devrimci proletaryanın mücadele deneyleri üzerinde, son yarım yüzyılda Yugoslav, Sovyet, ve Çin revizyonizmine, «Avrupa-Komünizmine», «Mao Zedung Düşüncesine» karşı verilen mücadelelinin başarıları üzerinde yükselecektir.

Başta Arnavutluk Emek Partisi olmak üzere, bütün partiler böyle bir birliğe ulaşmak için her türlü çabayı göstermektedir. Sovyet revizyonizmine karşı uzun süre tek başına örnek bir mücadele sürdüren Arnavutluk Emek Partisi, Çin revizyonizminin yüzünün açığa çıkarılmasında da öncülük etmiştir. Arnavutluk Emek Partisi 7 Kongresinin tarihi kararları karşı-devrimci «Üç Dünya Teorisi»ne öldürücü bir darbe olmuştur. Enver Hoca Yoldaşın Emperyalizm Ve Devrim adlı eseri genel olarak modern revizyonizme, özel olarak da Çin revizyonizmine ve Mao Zedung Düşüncesine karşı mücadelede dünya Marksist-Leninistlerinin ellerinde güçlü bir silah olmuştur Arnavutluk Emek Partisi'nin, Tito'nun ihanetinden bu yana modern revizyonizmin her çeşidine karşı verdiği mücadelenin bir ürünü olan bu eser aynı zamanda bu mücadeleye de önemli bir katkıdır. Yine Enver Hoca Yoldaşın Çin Üzerine Düşünceler adlı eseri, Çin revizyonizminin gelişimini ve nasıl tümüyle karşı-devrimci bir nitelik kazandığını bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Çin Üzerine Düşünceler Cin revizyonizmine ve Mao Zedung Düşüncesine karşı mücadeleyi güçlendirmiş, bu mücadelenin daha da yaygınlaşmasına hizmet etmiştir. Arnavutluk Emek Partisi'nin uluslararası Marksist-Leninist harekete katkıları sadece sapmalara karşı sürdürdüğü Kararlı ve ilkeli mücadeleyle sınırlı değildir. Arnavutluk Emek Partisi yeni kurulan ve kurulmakta olan partilerle kurduğu ilkelere uygun eşit ilişkilerle onlara çok değerli tecrübelerini aktararak büyük yardımda bulunmuştur. Arnavutluk Emek Partisi'nin bir yıl kadar önce düzenlediği Bilimsel Oturum, revizyo-nizme karşı mücadelede önemli bir yer tutmasının yanında, bir çok partinin bir araya geldiği bir forum olması açısından da önemliydi. Yine 35. Yıl kutlamaları da bütün dünya komünistleri ve proletaryasının sosyalizmin zaferini kutladıkları bir gün olmasının yanında, Marksist-Leninist parti temsilcilerinin bir araya geldikleri, görüş alışverişinde bulundukları bir gün oldu.

Kardeş partilerin çok taraflı ilişkiler kurması Çin engelinin ortadan kaldırılmasından sonra daha da hızlanmıştır, «Üç Dünya Teorisi»nin reddi kararlarının ortak açıklaması bu yönde atılmış önemli adımlardır. Daha son-ıı kardeş parti temsilcileri Almanya Komünist Partisi/ Marksist-Leninist'in 4, Kongresinde ve 10. yıl Kutlamalarında, Portekiz Komünist Partisi (Yeniden Kurulmuş)un I Kongresinde, İspanya Komünist Partisi/Marksist-Lenınist'in 3. Kongresinde ve Kanada Komünist Partisi Marksist-Leninist'in düzenlediği uluslararası toplantıda bir araya geldiler. Uluslararası Üçüncü Gençlik Festivali başarıyla gerçekleştirildi. Bu ortak toplantılar karşılıklı fikir alışverişi ve deney aktarımı sağlayan toplantılar oldu. Gerçek Marksist-Leninist partilerin 1979 yılını Stalin Yılı ilan etmeleri ve bu konuca yayınlanan ortak deklarasyon birlik açısından özel bir önem taşımaktadır. Ortak değerlendirme Kruşçev revizyonizminden sonra Çin revizyonizminin yaratmaya çalıştığı ideolojik kargaşaya karşın, gerçek Marksist-Leninist partilerin bir cevabıdır ve uluslararası Komünist hareketin birliğinin ancak Marksist-Leninist ilkeler temelinde olabileceğinin ilanıdır.

Gerçek Marksist-Leninist partiler arasındaki ilişkilerin giderek sıkılaşması, her renkten modern revizyonistin son çeyrek yüzyıldır. Marksist-Leninist hareketi bölme, yolundan çıkarma, saflarda karasızlık yaratma girişiminin ve komploların boşa çıkarılması ve ideolojik niteliğin sağlanmasının sonucudur. Bu durumda gerçek Komünist partilerin önüne, uluslararası örgütlenmenin yaratılması görevini koymuştur. Türkiye Devrimci Komünist Partisi, Marks ve Engels'in yüz yıldır geçerliliğini ve önemini yitirmeyen «Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin» çağrısını hayata geçirmek için, uluslararası komünist hareketin birliği yolunda üzerine düşen görevleri sonuna kadar yerine getirecektir.

Uluslararası Komünist Hareket yeni bir toparlanma ve ilerleme döneminde P. Pomar gibi, D. Arruda ve H. Ka po gibi değerli evlatlarını yitirdi. Brezilya polisi, içinde P. Pomar'ın da bulunduğu Brezilya Komünist Partisi Merkez Komitesi üyelerinden üç yoldaşı 1976 yılında hunharca katletti. Arnavutluk Emek Partisi Merkez Komitesi Siyasi Büro üyesi H. Kapo yoldaş ve gene Brezilya Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi R. Arruda yoldaşı yitirdik. Onların ve komünizm davasının daha bir çok şehidi ve onların mücadele tecrübesi, bugün dünya proletaryasına ve halklarına yol gösteriyor. Partimiz, bugün onları saygıyla anıyor. Onların anısı bütün komünistlerin kalbinde yaşayacaktır.

Yoldaşlar,

Örgütümüz bugüne kadar proleter enternasyonalizminin kararlı savunucusu oldu, enternasyonalist görevlerini eksiksiz yerine getirmeye çalıştı. Kardeş partilerle hiç bir organik ilişkimiz yokken de örgütümüz kendini uluslararası komünist hareketin bir parçası olarak gördü ve ona göre hareket etti. Sosyalizm yolunda her türlü engeli aşarak ilerleyen Arnavutluk'u devrim ve sosyalizm için savaşan gerçek Marksist-Leninist partileri her koşul altında destekledi. Ve desteklemeye devam edeceğiz.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi - İnşa Örgütü'nün ilan edildiği Ekim Konferansı birçok alanda olduğu gibi kardeş partilerle ilişkilerimizde de atılım sağladı. Geçen kısa süre içinde birçok kardeş partiyle örgütümüz arasında sağlam bağlar kuruldu. Marksist-Leninist partiler arasındaki enternasyonalist birlik ve dayanışmanın örneği olan ve bu birliği geliştiren bu ilişkilerde kardeş partilerle Marksizm-Leninizm ve devrimin düşmanlarına karşı mücadele üzerine tartışıldı. Onların zengin deneylerinden öğrendik. Konferanstan çok kısa bir süre sonra Almanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist Merkez Komitesi delegasyonunu ülkemizde misafir etmemizle başlayan ilişkilerimiz, daha sonra yoğunlaşarak devam etti. Örgütümüz Merkez Komitesi delegasyonunun katıldığı Almanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist'in 10. Yıl Kutlamaları da, İspanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist'in 3. Kongresi'nde ve TGKB delegasyonunun katıldığı Arnavutluk Halk Cumhuriyeti 35. Kuruluş törenlerinde ve 3. Gençlik Festivalinde kardeş parti delegasyonlarıyla yararlı görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde, karşılıklı olarak örgütlerimizin durumu, gelişmesi ve mücadelesi üzerine bilgi verildi.

Arnavutluk Emek Partisi'nin misafiri olarak 20 gün Arnavutluk'ta kalan Merkez Komitesi Delegasyonumuz burada da çok yararlı görüşmeler yaptı, Arnavutluk Emek Partisi her alanda ve her konudaki zengin deneylerini örgütümüze aktarmak için hiç bir fedakarlıktan kaçınmadı. Delegasyonumuz Arnavutluk Emek Partisi önderliğinde Arnavutluk halkının elde ettiği başarıları, şanlı Emek Partisi'nin ve Enver Hoca yoldaşın halkın içinde nasıl yer tuttuğunu gördü, yaşadı.

Merkez Komitesi delegasyonumuzla Almanya'da yapılan görüşmelerde Brezilya Komünist Partisi ve uluslararası komünist hareketin yılmaz savaşçısı Diogenes Aruda yoldaş genel olarak revizyonizme ve özel olarak da Mao Zedung Düşüncesine karşı mücadele üzerine değerli görüşlerini, mücadelemize ışık tutan zengin deneylerini aktardı.

İspanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist Merkez komitesi ilk kez katıldığı genel seçimlerin yoğun çalışmaları arasında delegasyonumuzla yapılan uzun görüşmelerde 15 yıldır çok zor koşullar altında sürdürdüğü mücadelenin tecrübelerini aktardı Bu görüşmeler aynı zamanda örgütümüzle İspanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist arasında tam bir ideolojik birlik olduğunu ortaya koydu.

Ayrıca örgütümüz Merkez Komitesi delegasyonunun katıldığı Almanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist'in 10. Yıl Kutlamalarında, İspanya Komünist Partisi/Marksist -Leninist'in 3. Kongresinde ve Türkiye Genç Komünistler Birliği Delegasyonunun katıldığı Arnavutluk Halk Cumhuriyeti'nin 35. Kuruluş törenlerinde ve 3. Uluslararası Gençlik Festivali'nde kardeş parti delegasyonları ile yararlı görüşmeler yapıldı. Danimarka Komünist Partisi/Marksist -Leninist, İran İşçi Köylü Komünist Partisi, Fransa Komünist İşçi Partisi, Kanada Komünist Partisi/Marksist-Leninist, Dahomey Komünist Partisi ile yapılan bu ilk görüşmelerde, karşılıklı olarak örgütlerimizin durumu, gelişimi ve mücadeleleri hakkında bilgi verildi.

Bütün bu görüşmeler Kongre hazırlıklarımıza her açıdan önemli katkılarda bulundu, kardeş partilerin deneylerinden çok şey öğrendik. Burada şunu içtenlikle belirtelim ki, bu ilişkilerimizin gelişmesinde Almanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist'in çok önemli rolü oldu. Kasım 1978'de ülkemizde misafir ettiğimiz Almanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist delegasyonuyla aralıksız bir hatta süren görüşmelerde ÇKP ve Mao Zedung Düşüncesi üzerine tartışmaların gelişimi ve Almanya Komünist Partisi/Marksist-Leninist'in 10 yıllık mücadele deneyi üzerine değerli bilgiler edindik. Delegasyonun ülkemizin bazı illerinde yaptığı gezilerde yoldaşlarımızla aralarında çok sıcak bağlar kuruldu, yoldaşlar örgütümüz ve mücadelesi üzerinde yakından bilgi sahibi oldular. AKP/M-L ile örgütümüz arasında Almanya'daki Türkiyeli işçiler arasında sürdürdüğümüz çalışmalarda da her gecen gün daha da gelişen çok sıkı bir birlik vardır. Bilinen enternasyonalist tavrıyla AKP/M-L bütün olanaklarıyla örgütümüzün yurtdışı faaliyetini desteklemektedir. AKP/M-L ile örgütümüz arasındaki bu enternasyonalist dayanışma ve birlik Almanya'da çalışan 1 milyondan fazla Türkiyeli işçi ile Alman proletaryası arasındaki birliği de güçlendirmektedir. AKP/M-L önderliğindeki Halk Cephesinde bugün Türkiye işçileri. Alman kardeşleriyle omuz omuza mücadele etmektedir.

Stalin yılı ortak açıklanmasının hazırlığına Türkiye Devrimci Komünist Partisi - İnşa Örgütü aktif olarak katıldı. Türkiye Gene Komünistler Birliği 3. Gençlik Festivalinde ve festivalin hazırlanmasında önemli görevleri yerine getirdi. 4. Gençlik Festivali için görevler üstlendi.

Son bir yılda kardeş partilerle ilişkilerimiz önemli ölçüde gelişmiş olmasına karşın, henüz yeterli düzeyde değildir. Ülkemizde süren sınıf mücadelesinin bize yüklediği yoğun görevler, gizlilik koşullan, coğrafi uzaklık, dil ve mali nedenler bazı sınırlamalar getirmektedir. Önümüzdeki dönemde bütün bu sorunları çözerek ilişkilerimizi daha da sıklaştırmamız gereklidir. Partimiz bu sorunları da kısa sürede çözecektir.

Yoldaşlar,

Bugüne kadar Marksizm-Leninizm’i proleter enternasyonalizmini savunduk. Türkiye Devrimci Komünist Partisi bugüne kadar olduğu gibi süper devletlere, emperyalizme, sosyal-emperyalizme ve her ülkedeki uşaklarına karşı mücadele eden işçi sınıfının ve emekçi halkların mücadelesinin kararlı destekçisi olacaktır.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi bugüne kadar olduğu gibi sosyalizmin inşasında her türlü engeli aşarak ilerleyen sosyalist Arnavutluk'un, başında Enver Hoca yoldaşın bulunduğu şanlı Arnavutluk Emek Partisi'nin kararlı destekçisi olacaktır.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi, dünyadaki bütün komünist kardeşleriyle omuz omuza devrimin, sosyalizmin ve Marksizm-Leninizm’in zaferi için savaşmaya devam edecektir.

Yoldaşlar,

Türkiye proletaryası ve halkı için şanlı bir gün olan bugün, burada 1975 yılında THKO'nun merkezi yapısını yeniden kurup, eski devrimci-demokrat çizgisinin yerine, Marksist-Leninist bir ideolojik-siyasi çizgi ve örgütsel yapının inşasına girişmemizden bu yana geçen beş yıllık çok yönlü faaliyetimizin (buna THKO'nun özeleştiri dönemi öncesi faaliyetini de katarsak on yıllık da diyebiliriz) bir muhasebesini yapmış bulunuyoruz.

Bu beş yıl boyunca her zaman işçi sınıfının yüce ideolojisi Marksizm-Leninizm; Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in ölümsüz öğretilerine sarıldık ve onlara sadık kaldık. Bu sayede 50 küsur yıl boyunca ülkemiz «sol» hareketi üzerine çöken revizyonist kâbusa bir son verdik. Zaman zaman hatalar da yapsak bunların üstesinden gelebildik. İdeolojik-siyasi çizgimizi ve örgütümüzü kitlelerin içinde ve önünde sürdürdüğümüz devrimci, militan bir mücadele içinde geliştirdik, güçlendirdik. İşçi sınıfıyla komünizmi birleştirme yolunda adımlar attık. Uluslararası komünist hareketle bağlar kurduk ve sağlamlaştırdık. Kısacası devrimci, militan ve komünist bir hareket yarattık. Ve bugün gerçek bir komünist parti olmanın asgari koşullarını tümüyle yerine getirerek, Marksist-Leninist bir Programa, Tüzüğe, eylem platformuna, örgüte, geniş sınıf ve kitle bağlarına, denenmiş kadrolara; işçi sınıfımızın, halkımızın ve devrimcilerin arasında önemli bir prestije sahip, uluslararası komünist hareketin bir parçası ve işçi sınıfımızın öncü müfrezesi olan Kürt, Türk ve diğer milliyetler den tüm Türkiye komünistlerinin tek ve merkezi örgütü olan Devrimci Komünist Partimizin I. (Kuruluş) Kongresini toplama ve onun kuruluşunu ilan etme aşamasına geldik.

Geldiğimiz yol güçlüklerle dolu, sonsuz fedakarlıklar isteyen bir yoldu. Yürüyeceğimiz yol da böyledir Özellikle bugün kapitalist-revizyonist sistemin bunalımının derinleştiği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de devrim ile karşı-devrim arasındaki çatışmanın keskinleştiği, faşizmin saldırılarını giderek artırmakta olduğu koşullarda, devrim ve sosyalizm mücadelesi biz komünistlerden çok daha fazla fedakarlık ve özen bekliyor. Önümüzdeki dönemde ideolojik-siyasi çizgimize sıkıca sarılmalı, birliğimizi daha da güçlendirmeli, örgütümüzü sağlamlaştırman ve işçi sınıfının ve halkın mücadelesine daha fazla önderlik etmeliyiz. İşimiz bitmiş değildir, aksine yeni başlamaktadır. Biz komünist partimizi işçi sınıfını sosyalist devrime başarıyla götürmek üzere kuruyoruz. Önümüzdeki uzun ve çetin mücadele döneminde, geçmiş bize güç veriyor. O Marksizm-Leninizm’in, bütün düşmanlar karşısında mutlaka başarıya ulaşacağını, her türden engele karşın, burjuvazinin terör, baskı ve saldırılarına karşın, ideolojik yozlaştırma çabalarına karşın; revizyonizmin, oportünizmin bütün karşı-devrimci çabalarına karşın er veya geç mutlaka zafere erişeceğini bize en açık bir şekilde göstermektedir. Bu, tarihin akışıdır, tarihin diyalektiğinin, insan iradesinden bağımsız bir yasasıdır.

Partimiz, daima kızıl kalacak, daima Marksizm-Leninizm’in yolundan yürüyecek ve yeni zaferlere doğru ilerleyecektir.

• YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZM !
• YAŞASIN, MARKS, ENGELS, LENİN VE STALİN
• YAŞASIN TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ
Amed_Dersim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Ocak 2009, 03:43   #15
Banned
 
Amed_Dersim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 775
Teşekkürler: 1,155
271 Mesajına 449 Kere Teşekkür Edildi
Standart

KONGRE KARARLARI: 1

ÖRGÜTÜN SİYASAL TEZLERİNİN ONAYLANMASI

FAŞİZM ÜZERİNE

Devletin bir veya birkaç sınıfın ezilen sınıflar üzerindeki egemenliğinin devamını sağlayan bir şiddet aleti olduğu bilinmektedir. Devlet sınıfların ortaya çıkmasıyla birlikte silahlı özel grupların temelini oluşturduğu bir şiddet aleti olarak oluşmuştur ve sınıfların ortadan kalkmasıyla birlikte sönüp yok olacaktır. Köleci, feodal ve kapitalist toplumlarda devlet; köle sahiplerinin, feodallerin ve kapitalistlerin uzlaşmaz karşıtları olan emekçi sınıflar üzerindeki diktatörlüğüdür, egemen sınıfın karşıtı üzerinde uyguladığı şu veya bu biçim alan şiddetin aracıdır. Bu, devletin özüdür ve devlet kavramı şiddet kavramından ayrılmaz.

Devlet her zaman bir şiddet aleti olmasına karşın, bu şiddet, çeşitli dönemlerde içinde bulunulan ekonomik, siyasi ve sosyal koşullara ve esas olarak devrimle karşı-devrim arasındaki mücadelenin gelişmesine ve ilişkisine bağlı olarak çeşitli biçimler alır. Ve şiddetin uygulanma yöntemlerinde ortaya çıkan bu değişiklikler, devletin biçiminin değişmesine yol açar. Dolayısıyla devletin özü ve sınıfsal niteliği değişmeden, şiddet yöntemleri, yani devletin biçimi değişebilir ve tarih köleci, feodal ve kapitalist devletin aldığı çeşitli biçimlerin birçok örneğini sunmuştur.

Kapitalist burjuvazi de sınıf egemenliğini çeşitli biçimler altında sürdürmüştür. Ve emperyalizm dönemine girilip burjuva devletin muhtevasında bir değişiklik ortaya çıktığında, genel olarak burjuvazinin devletinin yerini, onun bir zümresinin, tekelci burjuvazinin devleti aldığında, yani burjuva diktatörlüğü mali sermayenin oligarşik diktatörlüğüne dönüştüğünde, oligarşik devlet yine çeşitli biçimler almaya devam etmiştir.

Emperyalizm döneminde ortaya çıkmakla kalmayan aynı zamanda Ekim Devrimi sonrası dolayısıyla proleter devrimleri döneminin bir olgusu olan faşist diktatörlük, burjuva demokrasisinin yanı sına tekelci burjuvazinin diktatörlüğünün iki başlıca biçimimden birisi olmuştur. O, emperyalizm ve proleter devrimleri çağında tekelci burjuvazinin son egemenlik sistemidir.

Faşizmin kaynağı tekelci kapitalist ekonomi, sınıfsal dayanağı tekelci burjuvazidir.

Tekeller yalnızca ekonomik hayatta egemenliklerini sağlayıp üretimi, pazarları, hammadde kaynaklarını vb. denetimleri altına almakla, en gerici üretim ilişkileriyle uyum sağlayıp bir arada bulunmakla ve üretici güçlerin gelişmesini önlemekle kalmazlar. Bu temelde tekelci burjuvazi siyasi bakımdan gericiliğin esas kaynağını oluşturur. O, proletarya ve ezilen halkların ve ulusların mücadelesini ezmeye yönelen ve tüm gericileri etrafında toplayan esas güç haline gelmiştir. Feodalizme karşı ilerici bir rol oynayan sanayi burjuvazisinden farklı olarak tekelci burjuvazi, can çekişmekte olan kapitalizmin temsilcisi, çağın gündeminde olan sosyal devrimin hedefi gerici bir burjuvazidir. Tekellerin, mali sermayenin eğilimi her yere egemen olma, siyasi alanda da tekel kurma, çürüme ve gericilik eğilimidir. Emperyalizm, tekeller, genel olarak demokrasi ile çelişir, hem iç ve hem de dış siyasette demokrasiyi yıkmaya ve gericiliğe eğilim gösterir. Lenin'in dediği gibi, tekelci kapitalizmin üst yapısı demokrasiden siyasi gericiliğe değişimdir. Demokrasi serbest rekabete tekabül eder, siyasi gericilik tekele tekabül eder.

Bu gericilik ve demokrasinin inkarı eğilimi, tekelci kapitalist ekonomiden kaynaklanır. Çağımızda yalnızca bazı tekeller ya da tekel grupları değil, gene! olarak tekeller mali sermaye, siyasi gericiliğin kaynağıdır ve demokrat ya da liberal bir eğilim taşıyamazlar. Kuşkusuz tekeller ve mali sermaye grupları ekonomik alanda olduğu gibi siyasi alanda da birbirleriyle çelişir, rekabete girişir ve çalışırlar ama bu çekişme ve çatışma gericiler arası çelişme ve çatışmalardır. Gericilik ile demokrasi eğilimi arasındaki çelişme ve çatışmalar değil.

İşte faşizm tekellerin bu gericilik eğiliminin proleter devrimlerinin (ve proletarya önderliğindeki demokratik devrimlerin) gündemde olduğu çağımızda yoğunlaşmış ifadesinden başka bir şey değildir. (Faşizm için söylenen her şey sosyal-faşizm açısından da geçerlidir). Faşist diktatörlük, gerekli iç ve dış koşulların olgunlaşmasıyla tekellerin gericilik eğiliminin bir devlet biçimi haline gelmesidir.

Faşist diktatörlük, tekellerin «bir kesiminin diktatörlüğü», doğru deyimiyle salt bir hükümet biçimi değildir. O, yoğunlaşan buhran koşullarında, eski yöntemlerle yönetemez ve kapitalizmin istikrarını sağlayamaz duruma gelen tekelci burjuvazinin sosyal devrim ihtimali karşısında ve buhranın yüklerini proletaryanın ve ezilen halkların ve ulusların sırtına yıkmak için başvurduğu ve çürümeyi geliştirip genelleştiren ve burjuvazinin zaafının ifadesi olan bir sözde çıkış yoludur; tekelci burjuvazinin proletaryaya ve ezilen halklara yönelttiği top yekün bir saldırışıdır. Faşist diktatörlük tekelci burjuvazinin gelişen işçi (ve halk) devrimlerini kana boğmak için ve demokratik özgürlükleri yok etmeye yönelen açık terörcü diktatörlüğüdür.

Faşizm, emperyalistler ve tekeller arası çelişmenin bir ürünü, onların bir kesiminin sözde diğer kesimi üze rinde bir diktatörlüğü değildir. O, devrim ile karşı-devrim arasındaki çelişme ve çatışmanın ürünüdür. Ve emperyalist ülkelerde faşist diktatörlükler, ekonomik ve siyasi bunalımın ve sınıf mücadelelerinin yoğunlaştığı koşullarda emekçilerin kitlevi hareketinin tekelci burjuvazinin saldırısıyla yenilgiye uğratılması ve siyasi özgürlüklerin ortaçtan kaldırılmasına bağlı olarak kurulabilir ve kurulduğu yerlerde böyle olmuştur.

Faşizmin genel olarak tekellerin eğilimi ve bir diktatörlük biçimi olması, tüm tekelci grupların belirli bir anda faşizm yanlısı olması anlamına gelmez. Derinleşen ve dengesiz olarak gelişen kapitalizmin buhranının ilk planda ve öncelikle etkilediği tekeller ve mali sermaye grupları, faşist diktatörlüğün kurulmasında önder bir rol oynar. Buhranın derinleşmesi ve sınıf mücadelesinin keskinleşmesine bağlı olarak, genel olarak tüm mali sermaye gruplarının eğilimi faşist bir diktatörlüğün kurulması yönüne doğru gelişmesine karşın; buhrandan en çok etkilenen gruplar, faşist yönetim biçiminin oluşturulması için mücadele ederlerken, öteki bazı gruplar o somut durumda henüz eski yönetim biçimlerinde ısrar edebilirler. Bu, siyasi arenada çeşitli gerici burjuva partilerin en azgınlarıyla diğerleri arasında silahlı çatışmaya varan bir dizi çatışmaya yol açabilir. Ama bu durum bazı tekel grupları ve tekelci burjuvazinin temsilcisi bazı partilerin anti-faşist konumda bulunmalarından kaynaklanmaz. Bu, belirli anda karşı-devrimci şiddetin yöntemleriyle bunlardan hangisinin kullanılacağıyla ilgili bir çatışmadır. Buhranın ve emekçi sınıfların devrimci mücadelesinin gelişmesi faşizm yanlısı tekelci grup ve partilerin sayısını kabartır, önce faşizmi hazırlayan gerici tedbirler yoğunlaşır ve sonunda faşizm tüm gericiliğin benimsediği bir yönetim biçimi haline gelir.

Faşizmi, gerici tekelci burjuvazi arasındaki çelişmelerin ürünü olarak gösteren ve onun kaynağının bazı tekelci gruplarda olduğunu, örneğin 'savaş tekelleri' ya da yükselen emperyalistlerde olduğunu ilen süren bütün görüşler gericidir ve faşizme hizmet eder.

Faşizmin genel olarak tekellerin eğilimi ve onların bir diktatörlük biçimi olmasına karşın, mali sermaye egemenliği koşullarında o, tek devlet biçimi değildir. Mali sermaye egemenliği koşullarında oligarşik devlet, bizzat bu oligarşik karakteri dolayısıyla güdükleştirilmiş de olsa, demokratik bir biçim alması, onun örneğin belirli gruplarının liberalizm gibi anti-faşizm gibi sınıfsal özelliklerinden kaynaklanmaz. Böyle özelliklere hiçbir tekelci grup sahip değildir. Buna karşın devletin demokratik bir biçim alması, doğrudan anti-faşist sınıfların mücadelesinin, devrimle karşı-devrim arasındaki ilişkinin sonucudur. Anti-faşist sınıfların yükselen mücadelesiyle baş edemeyen, bu mücadeleyi bastırmada tavizler yolunu seçmeye zorunlu kalan tekelci burjuvazi, demokrat olduğu için değil ama kendisine karşın varolan durumu kabullenir. Burjuva demokrasisi,tekelci burjuvaziye karşın, onun geçici olarak demokrasiye katlanmayı egemenliğini sürdürme bakımından çıkarına görmesiyle var olur. Ekonomi ile siyaset arasında mutlak bir eşit işareti konulamaz. Mali sermaye ekonomik egemenliğini siyasi bakımdan tam tekelini kuramadığı koşullarda, burjuva demokrasisine katlanmak zorunda kalarak da sürdürebilir..Onun ekonomik ve mali egemenliği siyasi rejimlerden bağımsızdır ve o dev ekonomik mali gücüne dayanarak burjuva devletin herhangi bir biçimi altında ekonomik ve siyasi egemenliğini sürdürebilir. Bu yüzden «sürekli faşizm» vb. gibi ekonomist teoriler de Marksist’tir.

Yarı-sömürge ülkelerin, faşizm sorunu açısından özgül durumunu, bu ülkelerin demokratik devrimi tamamlamamış olması ve bu ülkelerde tekelci kapitalizmin tem silcisinin, feodallerle İttifak halinde olan emperyalizmin uzantısı komprador-burjuvazi olmasıdır.

Bu ülkelerde de faşizmin kaynağı tekelci kapitalizmdir. Komprador-tekelci kapitalizmi gerici bir kapitalizmdir. Her gittiği yere gericilik eğilimlini taşıyan tekellerin .emperyalizmin uzantısı olarak oluşan ve gelişen komprador-kapitalizme, bu ülkelerde gericiliğin temellerinden birisini, feodal gericiliğin yanında kapitalist gericiliği, faşizmi taşır.

Geri ülkelerde demokratik devrimin tamamlanmamış ve feodalizmin tasfiye edilmemiş olmasından dolayı gericiliğin sosyal temeli metropol ülkelerden daha yaygındır. Emperyalizm tarafından beslenen ve yaşatılan, komprador- kapitalizmiyle içice varlığını sürdüren feodalizm, siyasi olarak gericilikten başka bir şeye yol açmaz. Çünkü o ömrünü tarihi olarak çoktan doldurmuştur.

Bu ülkelerin komprador-feodal ekonomisi üst yapıda kapitalist gericiliğin yanı sıra feodal gericiliğin de önemli bir yere sahip olmasına yol açar.
Ve bunlara ek olarak bu ülkelerin emperyalizmin ulusal sömürüsünün de alanı olması dolayısıyla komprador-feodal egemen sınıfların tavizler siyaseti izleme olanağına pek fazla sahip olmaması, kapitalizmin bunalımının bu ülkelerde daha yoğun bir biçimde yansıması vb. gibi etkenler egemen sınıfların gericilik eğilimini daha da güçlendirir.

Sonuç olarak, bu ülkelerde burjuva demokratik devlet biçiminin ortaya çıkması ve yaşaması İçin koşullar elverişsizdir. Ve yalnızca şu veya bu kesimi bakımından değil, genel olarak gericiliği temsil eden emperyalizmin desteklediği komprador ve feodal sınıflar faşist-feodal bir diktatörlüğe yoğun bir eğilim içindedirler ve onların sınıf olarak tasfiyesi demokratik bir devrimi zorunlu kılar.

Ancak bu ülkelerde hiç bir zaman demokratik bir rejimin varolmayacağını- söylemek yanlıştır. Metropol ülkelere oranla oldukça geçici bir süre için yaşayabilmesine karşın, geri ülkelerde demokratik bir burjuva diktatörlüğü, yine egemen sınıflara karşın ve halkın demokratik mücadelesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu durumda, geri ülkelerde faşist diktatörlük, bu geçici durumun ortadan kaldırılması ve zaten tümüyle demokratikleşmemiş toplumsal yapı temelinde, genel olarak da devletin yukarıdan aşağıya faşistleştirilmesi yoluyla kurulur. Bu da en Başta demokratik halk hareketinin ezilmesini gerektirir.

Burjuva demokratik devrimimi tamamlayamayan ve dolayısıyla burjuva demokrasisinin yerleşmediği, köylülerin ve genel olarak halkın burjuva-feodal baskı altında olduğu ülkelerde örneğin komprador-kapitalizmin yeni gelişmekte olduğu 1920'fer Türkiye’si gibi ülkelerde, egemen sınıfların faşist bir diktatörlük kurmak için yok etmeleri gereken demokratik bir rejim ve işçi ve köylülerin yararlandıkları demokratik özgürlükler zaten yoktur. Genellikle tefeci-ticaret burjuvazisi ve toprak ağalarının egemen sınıfları oluşturduğu ve bir yandan da emperyalizmin uzantısı bir komprador kapitalizmin gelişmekte olduğu bu ülkelerde büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının burjuva feodal despotluğunun faşist diktatörlüğe dönüşmesi süreci yaşanır. Bu sürecin ekonomik teme|i komprador kapitalizmin gelişmesidir. Bu, ulusal büyük burjuvazi ve toprak ağaları diktatörlüğünün yerini komprador-burjuvazi ve toprak ağalarının diktatörlüğünün almasına yol "açar. Zaten demokratik olmayan bir despotluk durumundaki burjuva-feodal bir diktatörlüğe dönüştürülme eğilimindedir. Onlar kuşkusuz, demokrasiye doğru bir eğilim göstermeyecek aksine gelişme durumundaki ya da böyle bir potansiyel taşıyan işçi ve köylü hareketini ezmeye, işçilerin ve köylülerin siyasi hayata katılmalarını engellemeye yönele çeklerdir. Demokrasi düşmanı bu sınıfların yetersiz duruma gelen feodal baskıyı, faşist baskıyla tamamlamaya çalışmaktan başka alternatifleri yoktur. Bu zaten demokratik olmayan devlet biçiminin faşist şiddet ve terör yöntem/ terinin sistemleştirilmesiyl e faşist diktatörlüğe dönüştürülmesi çabasında ifadesini bulur.

Türkiye 1930'larda böyle bir süreç yaşamış ve ulusal büyük burjuvazi ve toprak ağaları diktatörlüğünün komprador-burjuvazinin ve toprak ağalarının diktatörlüğüne dönüşmesine paralel olarak 1929 buhranının yarattığı koşulların etkisi ve gelişen demokratik ve özellikle ulusal hareketlerin artan bastırılma ihtiyacı temelinde ülkemizde Kemalist faşist bir diktatörlük kurulmuştur. Bu diktatörlük zaman zaman parlamenter ya da askeri ve yan-askeri görünümler alarak, zaman zaman güç yitirip sağlamlaşarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür ve bugün dek sürdürmektedir.

Geri ülkelerde komprador-tekelci burjuvazinin yanı sıra feodal gericiliğin de sosyal temelini oluşturduğu faşist (feodal-faşist )diktatörlük. emperyalist kapitalizmin sömürge, yarı-sömürge halklara yönelttiği saldırı temelinde, bu saldırıların araçlarından biri olarak şekillendi. Şu veya 'bu saldırıların araçlarından biri olarak şekillendi. Şu veya genel olarak komprador-feodal sınıfların bir diktatörlük biçimi olan faşist diktatörlükler, aynı zamanda, yalnızca faşist yönetim altındaki emperyalist devletlere bağlı olarak ortaya çıkmaz. Genel olarak emperyalizm, işçi sınıfına ve sosyal devrime karşı saldın halinde olduğu gibi, ezilen uluslara, sömürge, yarı-sömürge, bağımlı halklara ve ulusal kurtuluş hareketlerine karşı da saldırı durumundadır. O genel olarak, tüm geri ülkeleri yağmalama ve siyasi tekeline alma eğilimindedir. Dolayısıyla faşist yönetim altında olsun veya olmasın tüm emperyalist devletler geri ülkelerde faşizmi desteklemeye eğilimlidir. Kendi ülkesinde demokrasiye katlanmak zorunda kalan tekelci burjuvazi geri ülkelerde de demokratik bir yönetim yanlısı olmak durumunda değildir.

Gericilikle halk arasındaki, faşizm yanlısı güçlerle demokratik güçler arasındaki çelişmeye ve mücadeleye bağlı olarak kurulan faşist diktatörlükler, yine bu temelde yıkılabilirler. Gericiler arasındaki çelişmeye bağlı olarak faşist diktatörlüklerin yıkılabileceği ya da gerici sınıfların kendiliklerinden demokratik bir yönetime geçeceklerini sanmak hayaldir. Ne metropollerde tekelci burjuvazinin herhangi bir kesimi ne de geri ülkelerde komprador-burjuvazi ve toprak ağalarının bazı kesimleri anti-faşist mücadele potansiyeli taşımazlar, Anti-faşist mücadele, faşizmin sınıf dayanaklarına karşı mücadeleden ayrılmaz. Bir mücadele, mevcut düzenin bir hükümeti uğruna mücadele değildir. Anti-faşist halk cephesi hükümetleri gibi, burjuva diktatörlüğün çalışamaz duruma gelmesi halinde ortaya çıkabilecek geçiş durumları da dikkate alınmak kaydıyla, faşizme karşı mücadele, metropollerde sosyalist devrim uğruna mücadelenin, geri ülkelerde demokratik devrim uğruna mücadelenin bir yönü ve parçasıdır. Anti-faşist mücadele, proletaryanın bakış açısından demokratik burjuva diktatörlüğünün kurulmasını hedefleyen' bir mücadele olamaz; o, proletarya diktatörlüğü ya da devrimci işçi-köylü diktatörlüğü hedefine yönelmelidir. Aksi halde, sınıf dayanaklarına karşı yönelmeyen bir mücadele, ancak sözde bir «anti-fasist» mücadele olabilir ve böylelikle faşizm tehlikesi ortadan kaldırılamaz.

Faşizm tehlikesini de ortadan kaldırarak faşist diktatörlüğü yıkacak olan proletarya Önderliğindeki mücadelelerin zaferidir.

Geri ülkelerde ve bu arada böyle bir ülke olan Türkiye’de faşist diktatörlük proletarya önderliğindeki halk kitlelerinin mücadelesi ve devrimci demokratik işçi-köylü diktatörlüğünün kurulmasıyla yıkılabilir ve devrimci proletarya bunun için çalışır.

Ama bu, şüphesiz faşist diktatörlüğün yıkılmasının tek yolu değildir. Özellikle işçi sınıfının bağımsız hareketinin gelişmediği geri ülkelerde, faşist diktatörlük ulusal, burjuvazi önderliğinde de yıkılabilir. Ulusal burjuvazinin anti-faşist mücadelenin zaferi ve bir ulusal burjuva diktatörlüğünün kurulması, faşist diktatörlüğün yıkılmasına yol açabilir .Ama bu durumda faşizm tehlikesi ortadan kaldırılamaz; çünkü böyle bir diktatörlük, ancak geçici olarak gerçekleşebilir ve faşizmin sınıf dayanaklarının kökten tasfiyesinin gerçekleşmediği koşullarda -ki en radikal burjuvazi bile mali sermayenin ekonomik egemenliğine son vermez, onun ekonomik ve siyasi egemenliğini ancak kısıtlayabilir- faşizm bütünüyle mezara gömülemez.

Son olarak faşist diktatörlük, devrimci sınıfların diktatörlüğünün kurulmasıyla sonuçlanmasa da ve komprador-burjuvazinin ve toprak ağalarının diktatörlüğü varlığını sürdürmeye devam etse de, anti-faşist sınıfların aktif mücadeleleriyle yıkılabilir. Böyle bir mücadelenin zoruyla, egemen sınıflar demokrasiye katlanmak zorunda kalabilirler, Bu takdirde onların ekonomik ve siyasi egemenlikleri devam eder. Çünkü, hiçbir burjuva rejim ve siyasi tedbir milli sermaye egemenliğini engelleyemez. Bu durumda faşist diktatörlük işlemez duruma gelmiş, kitlelerin mücadeleyle koparıp aldıkları demokratik hak ve özgürlükler temelinde demokratik bir rejim gerçekleşmiş demektir- Ama_böyle bir durum geri ülkeler açısından son derece geçici ve istikrarsızdır.-Sonuçta gericilik halk güçleri arasındaki ilişki ve mücadelenin gelişmesine bağlı olarak ya güç toplayan egemen sınıflar gedikler veren çözülüp dağılmakta olan faşist diktatörlükleri tamir ederek yeniden kuracaklar, ya da devrimci sınıfların diktatörlüğü kurutacaktır.

Faşist diktatörlük, bu üç belli başlı yolla yıkılabilir, ama o hiçbir zaman kendiliğinden ya da yine bu anlama gelmek üzere egemen sınıflar arasındaki çelişme ve mücadelelere bağlı olarak yıkılmayacaktır, yıkılamaz. Faşist diktatörlüğün yıkılmaşı doğrudan devrimle karşı-devrirn
arasındaki mücadelenin_ürünüdür . Bu mücadelenin devrim lehine sonuçlanmasının ürünüdür .Gericiler arasındaki çatışmalar, ancak bu diktatörlüğü zayıflatma yönünde bir etki yapabilir. Devletin biçiminin faşist ya da burjuva demokratik olmasının egemen sınıfların sözde «anti-faşist» ya da faşist «kesimleri»nin devlet iktidarını elinde tutması belirlemediği gibi; faşist diktatörlüğün kurulması ya da yıkılması da kesinlikle devrimci ve karşı-devrimci sınıflar arasındaki ilişki tarafından belirlenir.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi, işçi sınıfı ve tüm emekçilerin devrimci mücadelesine önderlik ederek, faşist diktatörlüğü yıkacak; sosyal-faşizm de dahil olmak üzere tüm gerici, faşist siyasi akımların kökünü kurutacaktır.

MİLLİ MESELE ÜZERİNE

Devrimci teori ve pratik kapitalizm koşulları altında milli meseleye kesin ve nihai bir çözüm bulunamayacağını kanıtlamıştır.

Kapitalizm, henüz ilerici özelliklerini koruduğu çağda (serbest rekabetçi sanayi kapitalizmi çağında) o zamanlar ulusal baskının ana kaynağı olan feodal gericiliğe harsı mücadele ve onu tasfiye süreci içinde ,bu konuda oldukça ileri adımlar atabiliyor .hatta burjuva anlamda da olsa, tutarlı bir demokratizmi gerçekleştirdiği ülkelerde ulusal baskıyı geçici olarak tasfiye edebiliyor ve ulusa! baskının olmadığı tek uluslu ya da, İsviçre örneğinde görüldüğü gibi, içinde birden fazla ulusun demokratik ve özgür bir biçimde örgütlendiği çok uluslu devletler yaratabiliyordu. Çünkü bu dönemde gelişmekte olan sanayi kapitalizminin ihtiyaçları ile (feodal parçalanmışlığa ve tecrit durumuna son vermesi, tek bir ulusal pazar etrafında birleşme, ekonomi dışı zorun ve ayrıcalıkların tasfiye edilmesi vb.) ulusal hareketin amaçlan tamamen birbirine uygun düşüyordu. Bu durum aynı zamanda milli meselenin esas itibariyle kendi ulusal pazarına egemen olmaya ve yayılmaya çalışan çeşitli ulusal renklerden burjuvalar arasında bir pazar paylaşımı sorunu olmasını da belirtiyordu. Böylece kapitalizm, bir yandan ulusların oluşması ve birbirine yaklaşmasının bir etkeni olurken; diğer yandan uluslar arasındaki çatışmayı körüklüyor, genişletiyor ve o, feodalizme karşı mücadele sürecinde ulusal baskının kaldırılması yolunda ileri adımlar atmışken, bu kez gelişmiş kapitalizmin temelleri üzerinde ulusal baskının kaynağını doğurmaya başlıyordu.

Bu durum çürüyen, asalak ve can çekişen kapitalizm olan emperyalizm aşamasında iyice açıklık kazandı. Bu dönemde üretimin ve sermayenin temerküzü temelinde gelişen tekeller tüm ekonomiye egemen oldu, sermaye ihracı birinci plana çıkarken, tüm dünya emperyalist tekeller tarafından paylaşıldı ve kapitalizm bir dünya sistemi haline geldi. Böylece tekelci kapitalizm, sosyalizmin zaferi için koşulları dünya çapında olgunlaştırırken milli meseleyi ve ulusal çatışmaları o zamana kadar görülmemiş ölçüde karmaşıklaştırdı ve derinleştirdi. Bu çağda kapitalist dünya bir yanda bir avuç ezen emperyalist ülke ve diğer yanda dünya nüfusunun ezici bir çoğunluğunu oluşturan geniş bir ezilen sömürge, yarı-sömürge uluslar topluluğu olarak ayrışırken, ezilen ulusların ve halkların emperyalizme karşı yürüttükleri dünya ölçüsündeki büyük mücadele gelişiyor ve başta emperyalist ülkelerdeki proletarya olmak üzere tüm dünya proletaryası bu mücadelede güçlü bir müttefik buluyordu. Emperyalizm çağında nasıl tek tek ülkelerin ekonomileri birbirine bağlanarak ve içice geçerek tek bir dünya ekonomisi zincirinin halkaları haline geldilerse; tek tek ülkelerdeki devrim süreçleri de, emperyalizmi ve onunla birleşmiş her türden gericiliği hedef alan tek bir devrim sürecinin (dünya sosyalist devriminin) parçaları durumuna gelerek tek bir akım halinde birleştiler.
Dünya proletaryasının sosyalizm mücadelesi ve ezilen halkların ulusal kurtuluş mücadeleleri, bu akımın iki esas bileşenidir.

Bunun yanı sıra dünyanın emperyalist tekeller ve devletler tarafından paylaşılmasının tamamlanmış olması, emperyalizm aşamasında kapitalizmin eşitsiz gelişmesinin sıçramalarla gelişmeye dönüşmesi, emperyalist devletler arasındaki güç dengesinin değişmesine de bağlı olarak emperyalistler tarafından dünyanın yeniden paylaşılmasını öngören dünya ölçüsündeki emperyalist paylaşım savaşlarına yol açtı. Bu savaşlar ulusal çatışmaları ve baskıyı daha da şiddetlendirdi.

Artı-değer sömürüsünden ve ortalama kârdan öte, dünya çapında azami kâr peşinde koşan ve halkların yarattığı tüm sosyal zenginlikleri yağmalayan emperyalizm, serbest rekabetçi sanayi kapitalizminin tersine, feodal kalıntılarla birleşir, onları yaşatmaya çalışır ve onlardan f yararlanır. Emperyalizm çağında ulusal baskının iki ana kaynağı vardır: Emperyalizm ve feodalizm. Bunlardan esas olan ve diğerini de kendine tabi kılarak yaşatan, emperyalizmdir.

Bu durum, çağımızda ulusal kurtuluş mücadelelerinin içeriğini belirler. Bu mücadele, emperyalizme_ye onunla birleşmiş feodal kalıntılara karşı bir mücadele olmak zorundadır emperyalizmin kapitalist dünya ekonomisi üzerinde kurduğu egemenlik, onun her türden kapitalizmi ve sermayeyi kendine tabi kılması ve emperyalizme karşı mücadele ile sermayeye karşı mücadelenin şu ya da bu ölçüde içice geçmesi göz önüne alındığında, dünyanın herhangi bir ülkesinde emperyalizmi ve onunla birleşmiş her türden gericiliği tasfiye edebilecek güçlerin, sömürücü sınıfların dışında aranması gerektiğini açıkça ortaya çıkarır. Bu güçler, işçi sınıfı ve emekçi köylülüktür. Özellikle emperyalizmin ve başta feodal kalıntılar olmak üzere onunla birleşmiş her türden gericiliğin kesin ve nihai olarak tasfiyesi ve milli meselenin kökten çözümlenerek ulusal baskının köklerinin kurutulması söz konusu olduğunda, bu ancak, sosyalist bir ekonominin temelleri üzerinde ve sosyalizmi kurmaya yetenekli tek sınıf olan üretim araçlarının her türlü özel mülkiyet alanının dışında Yer alan proletaryanın önderliğinde gerçekleştirilebilir .

Kapitalizmin yükseliş çağında milli mesele, esas olarak kapitalizmin geliştiği tek tek ülkelerde o zamanlar ulusal baskının başlıca kaynağı olan feodalizmin tasfiyesi ulusal pazarların kurulması ve çeşitli ülkelerin burjuvaları arasında bu pazarların paylaşımı sorunu iken; emperyalizm çağında ortaya çıkan yeni gelişmeler sonucu bu sorun dünya çapında genişleyerek, genel olarak ezilen ulusların ve halkların emperyalizmden (sömürge ve yarı-sömürgelikten) kurtuluş sorunu haline gelmesiyle birlikte özünde bir köylü "sorunu Haline geldi. Çünkü ezilen sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde emperyalizmin ve feodalizmin ulusal baskısı ve zulmü, geniş emekçi köylü kitlelerin üzerinde yoğunlaşmıştır ve ulusal burjuvazinin kendi ulusal pazarına sahip olma olanaklarının esas olarak ortadan kalkmasına, bunun sonucunda emperyalizm karşısında aciz kalmasına ve onunla uzlaşmasına bağlı olarak, burjuva demokrasisinin temel bir talebi olan ulusların kendi kaderlerini özgürce tayin hakkı, esasta köylülüğün bir talebi haline gelmiştir. Ezilen sömürge, yarı-sömürge ülkelerde ulusal baskıdan proletaryanın da nasibini alması, en tutarlı demokrasi savaşçısı olarak burjuva demokrasisinin bu temel talebi uğruna en önde onun savaşması ve onun bu talebin getirdiği kazanımları sosyalizm temeli üzerinde devralarak geliştirmesi ve pekiştirmesi bu gerçeği değiştirmez; çünkü proletaryanın esas amacı ve mücadelesine damgasını vuran olgu sosyal kurtuluşun (sosyalizmin ve komünizmin) gerçekleştirilmesidi r. Ulusal kurtuluş ise, esas olarak burjuva demokrasisinin (günümüzde_onun devrimci kanadını teşkil eden köylülüğün) talebidir ve sorunun özünü belirleyen de budur.

Türkiye, ulusal ve demokratik devrim aşamasını yaşayan yarı-sömürge, yarı-feodal, çok uluslu geri bir tarım ülkesidir. Ülkemizde milli mesele devrimimizin en can alıcı sorunlarından birini oluşturmaktadır.

Bu sorunu tüm boyutlarıyla kavrayabilmek için, onun geçmişine kısaca bir göz atmak gereklidir.

Osmanlı İmparatorluğu, geniş bölgeleri ve pek çok ulusu ve milliyeti bağrında barındıran merkezi-feodal bir despotluktu. Avrupa'da kapitalizmin yükselişi ile birlikte, onun çürümüşlüğü bütün açıklığıyla ortaya çıktı ve İmparatorluk, ulusal kurtuluş mücadelelerinin darbeleri altında çözülüp dağılmaya başladı. Daha emperyalizm öncesi dönemde gelişmiş kapitalist ülkeler tarafından yaratılan dünya ticareti ağının içine çekilen ve onlara ekonomik bakımdan bağlanan Osmanlı Devleti, emperyalizm çağında adım adım sömürgeleşti ve bir yan-sömürge (Lenin'in deyişiyle yüzde doksan sömürge) haline geldi. Emperyalistler, bu devletin sınırları içindeki halkları daha kolay sömürebilmek ve yönetebilmek amacıyla onun gerici yapısını esas olarak korudular ve bundan yararlandılar.

Ancak Birinci Emperyalist Paylaşım Savaş öncesinde ve sırasında emperyalist devletlerin kendi aralarındaki çelişmelerin olağanüstü keskinleşmesi koşullarında, imparatorluğun Türk egemen unsuruna dayanan yönetici komprador-feodal kliğinin Alman emperyalizminin safların da yer alması ve bu kliğin Alman emperyalist yayılmacılığının Orta-Doğu ve Asya'daki etkili bir aracı haline gelmesi; İngiliz Fransız emperyalistlerinin, İmparatorluğu "ulusal" unsurlarına ayırmaları ve onun bünyesi içinde yer alan halkları, çeşitli uluslardan kendileriyle işbirliği yapan komprador-feodal kliklere dayanarak yaratacakları himaye (manda) altındaki ya da sözde bağımsız kukla devletler aracılığıyla yönetmeyi öngören bir planı benimsemelerine yol açtı ve savaş sonunda Alman emperyalizminin başını çektiği (Osmanlı Devleti'nin de saflarında yer aldığı) emperyalist kamp yenilgiye uğrayınca bu plan uygulamaya çalışıldı.

Ancak Anadolu'da yaşayan Türk ve Kürt ulusundan çeşitli milliyetlerden halkın emperyalist işgale başkaldırarak başlattıkları ulusal kurtuluş savaşı bu hesabı kısmen bozdu ve bu savaşın sonunda (ki Doğunun ilk anti-emperyalist ulusal kurtuluş savaşıydı) feodal burjuva bir cumhuriyet olan Türkiye devleti doğdu.

Ulusal Kurtuluş Savaşı'na önderlik eden sınıf ulusal burjuvazinin uzlaşıcı üst kesiminin temsilcisi ve anti-demokratik (yarı-feodal) özellikler taşıyan Türk tefeci-ticaret burjuvazisiydi. Kemalist burjuvazi ulusal kurtuluş savaşı süreci içinde, Kürtleri, onlara ulusal haklarını tanıyacağı vaadiyle yanına çekti. İki ulus, emperyalist işgalciler ve onların kuklalarına karşı omuz omuza savaştıkları halde (kuşkusuz ayrılıkçı ulusal akımlar ve onların ulusal hareketleri de vardı) savaşın başarıya ulaşmasından sonra, Kemalist Burjuvazi azgın bir şovenizmle Kürtler ve onların yararlandığı nispi demokratik haklara karşı saldırıya geçti. Kemalist burjuvazi Kürtlerin, Osmanlılar döneminden bu yana yararlana geldikleri nispi özerkliğin son kalıntılarını da ortadan kaldırdı ve Türkiye Kürdistan’ını bütünüyle denetimi altına alarak tamamen ilhak etti.

Kuşkusuz emperyalizm döneminde milli mesele, özü itibariyle bir köylü sorunu, emperyalizmden kurtuluş sorunu haline gelmekle ve bu dönemde çeşitli ulusal renklerden burjuvazi arasındaki pazar paylaşımı sorunu geri plana düşmekle birlikte, bu ikincisi de tamamen ortadan kalkmaz. Ve özellikle ulusal burjuvazinin emperyalizme baş kaldırdığı ve ulusal kapitalizmin belirli bir gelişme gösterdiği koşullarda, belirli bir rol oynar. Ulusal kurtuluş savaşının zaferinden sonra Kürt ve Türk feodal-burjuva sınıfları arasındaki çatışmada böylesi bir ulusal etkenin rolü olmuştur. Ancak yarı-sömürge, yarı-feodal yapının tasfiye edilmediği koşullarda, emperyalizm, Türk Kürt feodal-burjuvazisinin safları arasında, kısa zamanda, hiçbir ulusal özellik taşımayan, komprador tekelci bir burjuvazi yaratmış ve ülke üzerindeki denetimini ve Kürt ve Türk milliyetinden komprador burjuvaziye ve toprak ağalarına dayanarak sağlamlaştırmıştır. Bu, çeşitli milliyetlerden komprador-burjuvazi ve toprak ağaları arasındaki çatışmalar, «ulusal» değil, ancak çeşitli emperyalist kliklere bağlanmaktan gelen ve onlar arasındaki çelişmelerden kaynaklanan çatışmalar olabilir.

Bugünkü koşullarda ülkemizde egemen olan Amerikan emperyalizminin başını çektiği emperyalist kamp. şimdiye kadar olduğu gibi Türk ulusunun ayrıcalıklı konumunu ve Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda ortaya çıkan statükoyu koruyarak (genel olarak emperyalizm tarafından ezilen Türk ve Kürt uluslarının kendi aralarındaki ilişki ele alındığında Türk ulusu ayrıcalıklı, ezen ulus durumundadır ve Kürt ulusu bir çeşit çifte ulusal boyunduruk altındadır), ülkeyi yağmalamayı ve sömürmeyi tercih etmektedir. Sovyet sosyal emperyalistlerinin başını çektiği emperyalist kamp da bugün esas olarak farklı bir tercih içinde değildir. Ancak Kürdistan'ın genelinde olduğu gibi, Türkiye Kürdistan'ında da gelişmekte olan ulusal, demokratik hareketin zorlaması, emperyalistler arasındaki çelişmelerin keskinleşmesi vb. gibi nedenlerle, emperyalistler gelecekte farklı tercihler içinde olabilirler ve şimdiye kadar bir çok kez olduğu gibi, halkın devrimci, demokratik mücadelesini saptırabilmek ve boğabilmek amacıyla «ulusal kurtuluşçu» maskesine bürünebilirler. Sovyet sosyal emperyalistleri, bugünden bu doğrultuda hazırlık yapmakta ve belirli adımlar atmaktadırlar.

Bütün bu koşulları göz önüne alan Türkiye proletaryası ve onun öncüsü Türkiye Devrimci Komünist Partisi, gerek Türkiye genelinde çeşitli milliyetlerden halkın emperyalizmden ve feodalizmden kurtuluşu sorunu olarak ve gerekse de ikili bir ulusal boyunduruk altında ezilen Kurt ulusunun ve diğer azınlık milliyetlerin (Arap, Çerkez, Gürcü, Laz, Ermeni vb.) tüm ulusal haklarına kavuşması sorunu olarak, milli meseleyi mevcut düzenin devrimci bir tarzda değiştirilmesi sorununa bağlar. Ve Türkiye , Devrimci Komünist Partisi bu sorunun proletarya önderliğinde, toprak devriminin temelleri üzerinde gerçekleştirilecek Ulusal Demokratik Halk Devriminin zaferine bağlı olarak çözümlenmesini ve bu devrimin zaferinden itibaren kesintisiz olarak gelişecek olan sosyalist devrim süreci içinde her türlü ulusal baskının kaynağının kesin ve nihai olarak kurutulmasını ve uluslar arasındaki tarihten gelen fiili eşitsizliklerin bu süreç içinde tamamen giderilmesini savunur.

Devrimci proletarya ve TDKP, çağımızda bir ulusun (halkın) kendi kaderini özgürce tayin etmesinin esas olarak yalnızca devrimle gerçekleşeceği ve bunun dışında bu hakkın sözde kullanılmasının, reformcu vb. yollarının bir aldatmacadan öteye gidemeyeceği görüşündedir. Hele emperyalistlerin, karşı-devrimci emelleri doğrultusunda görünüşte bağımsız, gerçekte ise her bakımdan emperyalizme bağımlı kukla (yeni-sömürge) devletler kurmalarının bu hakkın kullanılmasının bir örtüsü haline getirilmesi durumunda, bir ulusal kaderini tayininden hiçbir biçimde söz edilemez görüşündedir. Bu bakış açısı doğrultusunda TDKP, bugün Türkiye genelinde, çeşitti milliyetlerden halkın emperyalizme ve feodalizme karşı mücadele süreci içinde gerçek anlamda kendi kaderlerini tayin etme sorununun halâ gündemde olduğunu vurgularken; Kürt sorununa ilişkin olarak emperyalistler arası çekişmelerin bir ürünü olarak ortaya çıkabilecek, komprador-burjuvazi ve toprak ağalarının, ya da ulusa! burjuvazinin emperyalizmle uzlaşan üst kesiminin öncülüğündeki geri-ı ı bir ayrılıkçı hareket karşısında (ulusal kendi kaderini tayin hakkının propagandasına özel bir ağırlık verirken ve Kürt halkına karşı girişilecek her türlü baskı ve katliama kararlı bir biçimde karşı çıkarken) gerici önderliğe karşı mücadele eder ve hiçbir biçimde statükoyu koruma durumuna düşmeden bu hakkın karşı-devrimi güçlendirecek bir biçimde kullanılmasına karşı çıkar. TDKP, ulusal burjuvazinin devrimci, demokratik kesiminin (esas olarak köylülük) ancak özel ve istisnai koşullar altında gerçekleştirilebilec ek önderliği altındaki, anti-emperyalist bir ulusal bağımsızlık hareketini ise gericilik karşısında destekler ve küçük-burjuvazinin kaçınılmaz olan yalpalamalarına ve tutarsızlıklarına karşı, halklar arasına kin ve düşmanlık tohumları eken şovenizmin zehirli etkilerine karşı mücadele eder, proletaryanın bu hareketin önderliğini elde etmesi için savaşır.

TDKP, iki ulustan ve çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryasının temsilcisi ve öncüsüdür. TDKP, ulus ve milliyet esasına göre değil, sınıf esasına göre örgütlenir. O, çeşitli milliyetlerden proletaryanın demokratik merkeziyetçilik esasına dayalı homojen bir partisidir.

Soruna genel olarak yaklaşıldığında Kürt milliyetinden komünistler, Kürt halkı içinde yürüttükleri propaganda ve ajitasyonda, proletarya ve halkların Marksizm-Leninizm’in temelleri üzerinde birliğinin savunulmasına ve çeşitli Kürt milliyetçisi ve revizyonist akımların şu ya da bu amaçla ortaya attıkları, Kürdistan'ın Türkiye'nin sömürgesi olduğu ve Kürdistan'daki esas sömürgeci gücün Türk burjuvazisi olduğu yolundaki tezlerine (ki bu tezlerin başlıca amacı burjuva bakış açısıyla milli meseleyi günümüzde halâ, özünde çeşitli uluslardan burjuvalar arasında bir pazar paylaşımı kavgası gibi göstererek bir yandan emperyalizmin aklanması -ki bu durumda Türkiye kapitalist Emperyalist bir ülke olarak gösterilmeye çalışılıyor- ve diğer yandan ise bu sorunun köylülüğün toprak devriminin temelleri üzerine oturtularak feodal kalıntılara karşı mücadeleye birleştirilmesine karşı çıkılmasıdır) karşı mücadeleye ağırlık vermelidirler. Buna karşılık Türk milliyetinden komünistler de, Türk halkı içinde yürüttükleri propaganda ve ajitasyonda ağırlıklı olarak Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının ve isterse ayrı bir devlet kurma hakkının savunulmasına ve Türk milliyetçiliğine ve şovenizmine karşı mücadeleye önem vermelidirler.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi, Ulusal Demokratik Halk Devriminin zaferinden sonra, Kürt ulusunun tama-men özgür ve demokratik koşullarda gerçekleştirilen bir referandumla kesin statüsünü kendisinin saptamasını savunur. Kürt halkı tercihini Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin savunduğu gibi birlikten yana yaptığı taktirde, Türkiye Devrimci Komünist Partisi bu birliğin bölgesel özerklik temelinde gerçekleşmesinden yanadır; ancak, federasyon vb. biçimleri de -eğer Kürt halkının taleplerine bu uygun düşüyorsa- reddetmez.

DEVRİMİN YOLU ÜZERİNE

Her gerçek halk devrimi, burjuva ya do burjuva- feodal bürokratik militarist mekanizmayı parçalamak zorundadır. Bu, devrimin stratejik bir sorunu ve program maddesidir. Burjuva devlet mekanizması parçalanmadan, onun sınırları içinde, «barışçıl yol»la devrimin zaferi olanaksızdır. Devrimin yolu, iktidarın şiddete dayanarak nasıl alınacağı taktiğin konusu olmasına ve her ülkenin ve her ülke devriminin olgunlaşmasının objektif ve sübjektif koşullarının somut durumuna bağlı olmasına karşın, devrim, şiddete dayanmaksızın zafere ulaşamaz. Ve bu şiddet, ancak kitlelerin devrimci şiddeti olabilir. Halk kitleleri elde silah savaşmadan zafer kazanamazlar. Devrimin zaferi, objektif koşulların olgunlaşmasını gerektirdiği gibi, sübjektif koşuların da yeterli bir olgunluk düzeyinde olmasını, ezilen kitlelerin çoğunluğunun silahlı ayaklanma karakteri kazanan siyasi eyleminin varlığını gerektirir. Kendi başına öncü bir parti ya da öncü bir sınıf gerici sınıfların iktidarını deviremez. İktidarın elde edilmesi, çeşitli biçimler kazanarak gelişen kitlelerin siyasi mücadelesinin genel ve top yekün bir ayaklanmaya dönüşmesine bağlıdır. Devrimci proletarya, iktidar hedefine yürüyebilmek için, kitle mücadelesinin ön saflarındaki yerini almak, bu mücadelenin silahlı biçimlere dönüşmesinin kaçınılmazlığını kavrayarak ezilen kitleleri genel silahlı ayaklanmaya hazırlamak ve bu ayaklanmayı örgütlemek zorundadır.

Kitlelerin mücadelesi, grev, gösteriler vb. gibi «barışçıl» biçimlerden giderek yeni biçimler kazanarak silahlı biçimler almaya doğru gelişir. Yeni mücadele biçimlerinin, silahlı mücadele biçimlerinin ortaya çıkması, devrimin objektif ve sübjektif koşullarının gelişme düzeyine bağlıdır. Devrimci durumun gelişmesi ve kitlelerin mücadelesinin ve bilinç düzeylerinin yükselmesi temelinde «barışçıl» mücadele biçimleri eskir ve gerek bireysel ve gerekse kitlevi karakterde silahlı mücadele biçimleri gündeme gelir.

Devrimci proletarya ilke olarak bireysel şiddet eylemlerini, onun bir biçimi olan ve küçük grup eylemlerinden oluşan gerilla savaşını reddetmez. Bireysel şiddetin sistemleştirilmesine ve çizgi haline getirilip böyle eylemlere dayanarak iktidarın alınabileceği fikrinin ileri sürülmesine karşı çıkan devrimci proletarya, kitle mücadelesinin yükselmesine bağlı olarak ve özellikle silahlı ayaklanmalar öncesi ve ayaklanmalar arasında ortaya çıkan bu tür eylemlerin ayaklanmanın hazırlanmasına katkıda bulunabileceğini kabul eder ve uygun zamanlarda bireysel şiddet eylemlerine baş vurur, onlara yön verir. Hatalı olan, bireysel şiddet eylemleri ve özellikle gerilla savaşıyla ayaklanmanın karşı karşıya konularak birbirinin alternatifi olarak görülmesidir.

Devrim, çeşitli mücadele biçimlerinin hazırlanmasına hizmet ederek koşullarını oluşturduğu kitlelerin ayaklanmasına dayanır, dayanmalıdır. Devrimin zaferi için ayaklan ma top yekün ve genel olmalıdır. Bu, ülke çapında iktidara yönelik ayaklanmaların koordine edilmesi, kitlelerin devrimci şiddetine dayanarak ülke çapında iktidarın ele geçirilmeye çalışılması demektir. Yoksa,.genel ve top yekün ayaklanma askeri bir darbe veya benzeri bir olay değildir. Genel ayaklanma düz bir gelişme çizgisi izlemez. Çeşitli yerel ayaklanmalardan, bireysel ve kitlevi silahlı mücadelelerden vb. bileşip, oluşur, karmaşık biçimler alır ve her ülkede oluşan somut durumalrda farklı biçimlerde gerçekleşebilir. O daima, kendi somut yolunu izler. Şurada ya da burada, ilkönce devrimin koşullumun en fazla olgunlaştığı yerlerde, kırlarda, şehirlerde, çeşitli bölgelerde vb. yerel ayaklanmaların patlak vermesi ve koşullar elverişli ise onun genel bir ayaklanma îçinde birleşerek ülke çapında yayılması da doğal ve kaçınılmazdır. Genel ayaklanma, nispeten kısa ya da uzun zaman aralıklarıyla bir birinden ayrılan çeşitli ayaklanmalardan oluşur ve onun uzun ya da kısa süreli gerçekleşme biçimi doğrudan doğruya devrimin objektif ve sübjektif koşullarının durumuna bağlıdır.

Ülkemizdeki genel ayaklanmanın kısa ya da uzun süre içinde gelişme ihtimalleri vardır. Bu ihtimallerden herhangi biri mutlaklaştırılamaz.

Ülke devrimci bir karışıklık içine girdiği ve devrimci bir durumun var olduğu ve bunun ülke çapında yükseldiği koşullarda, koşulların en elverişli olduğu yerlerden başlayarak patlayan ayaklanmalar diğer bölgelerdekini etkileyerek nispeten kısa sürede genel ayaklanmanın zaferine ve devrimci işçi-köylü iktidarının kurulmasına yol açabilir. Ayaklanma öncelikle şehirlerde patlak verebilir ve kısa sürede merkezi iktidarın alınarak iktidarın kırlara doğru yayılması biçiminde gelişebilir. Ama ayaklanmalar arasındaki sürenin uzaması, elverişli koşullar da varsa çeşitli bölgelerde yerel devrimci iktidarların kurulması ve bunların, devrim dalgası ülke çapında yükselmeye devam ettiği, kitle mücadelesi geliştiği ve egemen sınıflar arasındaki çelişmeler keskinleştiği taktirde uzunca süre yasamaları da mümkündür. Ayaklanmaların önce köylük bölgelerde patlaması ve kırlardan şehirlere doğru yayılması ihtimal dahilindedir. Fakat hangi ihtimal gerçekleşirse gerçekleşsin, devrim, kırdaki ve şehirdeki ayaklanmaların, uzun ya da kısa zaman aralıklarıyla ard arda patlayan ayaklanmaların bileşimi olan genel ayaklanma ile zafere ulaşacaktır. İktidar parça parça alınabilir; ama bu, ülke çapında iktidarın alınması perspektifini karartarak teorileştirilemez. Bir bölgede kurulabilecek yerel devrimci iktidar, yerel bir ayaklanmanın sonucu olarak ortaya çıkabilir, fakat kendi başına amaç olamaz. Yerel devrimci iktidarın kurulması ancak genel ayaklanmanın vs ülke çapında iktidarın alınmasının bir etkeni olarak rol oynayabilir. Bu nedenle devrimci proletarya, her koşulda genel ayaklanmanın hazırlanması için çalışacak, mücadelesini ülke çapında iktidarı ele geçirme hedefine doğru yönlendirecektir. Bu, devrimin önce kırda ya da şehirde patlak vermesi ve genel ayaklanmanın uzun ya da kısa sürede gerçekleşmesi ihtimallerinden bağımsızdır. Bu aynı zamanda, işçi sınıfının, köylülüğü peşine takma ve işçi-köylü ittifakına dayanarak devrimi başarıya ulaştırma genel perspektifinin ve sınıf bakış açısının gereğidir Proletarya kırlarda ya da şehirlerde ayaklanma ihtimaline ve kısa ya da uzun süreli devrim ihtimaline göre, yerel bir devrimci iktidar kurmak için önceden çalışma alanları belirlenmesine karşıdır. O, «köyün şehri kurtarması» gibi revizyonist teorileri de reddederek çalışmasını sınıf kıstasına göre sürdürür ve ülke çapında iktidarı almayı amaçlar.
Devrimin objektif ve sübjektif koşulların olgunlaşmasının somut gelişirdi devrimin yolunu, genel ayaklanmanın hangi biçimi alarak gerçekleşeceğini belirler.

Devrimci durumun belirli bir bölgede ortaya çıkmasına karşın, onun henüz ülke çapında yeterli olgunluk düzeyine erişmemesi, bölgeler, sektörler, üretim dalları arasındaki farklılıklardan ve gelişmenin eşitsizliğinden dolayısıyla kapitalizmin bunalımının buralarda farklı düzeylerde olgunlaşmasından kaynaklanır. Dışa bağımlı, çok yönlü olmayan, kendi ulusal pazarı etrafında merkezileşme yen ve gelişmiş bir sanayi temeli olmayan bir ekonomi yaratıp kendi uzantısı bir komprador kapitalizmi geliştiren emperyalizm, tekelci kapitalizm; bölgeler, üretim dalları ve sektörler arasındaki eşitsizliğin gelişmesine yol açar. Çünkü hem kapitalizm genel olarak eşitsiz gelişir ve onun çelişmelerini aşırı düzeyde keskinleştirir ve emperyalizm bu eşitsizliğin derinleşmesine yol açar; hem de komprador kapitalizmi dengesiz ve şekilsiz gelişerek, üstelik feodalizmi tasfiye etmeyip onunla içice girerek eşitsizliğin iyice artmasına neden olur. Kalıntılar halinde yaşadığı kadarıyla feodalizm de eşitsizliğe yol açar. O, bölgelerin, üretim birim ve dallarının birbirinden kopukluğu temelinde var olur. Kalıntılar halinde olsa da, bu durum belirli bir farklılık ve eşitsizlik etkeni olarak varlığını sürdürür.

Tüm bu eşitsizlikler ve onların gelişmesi .devrim durumunun çeşitli yörelerde nisbeten farklı düzeylerde olgunlaşmasının etkenleridir. Eşitsizliğin zaten kapitalizmin özünde olması, genel ayaklanmanın çeşitli yerel ayaklanmalardan bileşmesini açıklarken; artan eşitsizlik etkenleri de genel ayaklanmanın nisbeten uzun süreli olarak gerçekleşmesi doğrultusunda rol oynar. Ama eşitsizlik etkenlerinin şu veya bu potansiyel boyutu, somut durumda oynayacakları rolün daha önceden belirlenmesine olanak vermez. Çeşitli ulusal ve uluslararası etkenlere bağlı olarak (**** ve pazar ekonomisi ve gelişen İş bölümünün tüm ülkeyi, üretimi, sömürücüleri ve sömürülenleri birbirine bağladığı da dikkate alınırsa) bu etkenler rollerini somut olarak oynarlar. Bunalım ve devrimci durumun dalgalar halinde yayılmasının hızlı ya da yavaş gerçekleşmesine, kesintiye uğramasına ya da uğramış kapitalizmin bunalımının yoğunluğuna ve çok yönlülüğüne vb. bağlı olarak genel ayaklanma kısa ya da uzun süre bir yol izleyebilir.

Kuşkusuz proletaryanın ve genel olarak halk kitlelerinin bilinç ve örgütlenme düzeylerinin yüksekliği ve doğru bir stratejik ve taktik önderlik, genel ayaklanmanın ülke çapında örgütlenmesine ve gelişmesine hızlandırıcı yönde bir etkide bulunur. Devrimin objektif koşulları temelinde sübjektif etkenler, genel ayaklanmanın hangi biçimde gerçekleşeceğini belirlemez, ama çeşitli gelişme ihtimalleri üzerinde onun etkisi de küçümsenmemelidir.

Devrimin objektif ve sübjektif koşullarının olgunlaşma seyrindeki farklılıklar (bunların ülkede kapitalizmin ve feodalizmin ekonomik ve siyasi bunalımının gelişmesinden kaynaklandığı açıktır) devrimin öncelikle şehirlerde ya da kırlarda patlak vermesine yol açabilir. Ama bunalım ve devrimci durum şehirlerde gelişirken kırlarda (ya da tersi) hiç gelişemezlik edemez. Ve bundan dolayı şehirlerde ayaklanmalar patlak verirken kırların tamamıyla hareketsiz olması (ya da tersi) mümkün değildir. Bu nedenle devrimin kırlarda ya da şehirlerde patlak vermesi ancak bir öncelik sorunudur. Sonuç olarak kır, şehiri kurtaramayacağı gibi, köylü hareketiyle birleşmeyen işçi hareketinin, köylerin desteklemediği şehirlerin tecrit olması ve yenilmesi doğaldır. Devrim öncelikle nerede patlak verirse versin, yapılması gereken işçi-köylü temel ittifakını sağlamak için çalışmak, İşçi ve köylülerin birleşik mücadelesini örgütlemek ve şehir ve kır ayaklanmalarının bir genel ayaklanma içinde birleşmesini kolaylaştırmaktır.

Her devrim kazançlarını koruyup savunmak için devrimci bir orduya ihtiyaç duyar. Ayaklanan işçi ve köylüler silahlanıp ordulaşmadan geleceklerini güvence altına alamazlar, ellerine geçirdikleri mevzileri koruyamazlar.

Devrimci ordu kitlelerin ayaklanmasına dayanarak oluşturulabilir. Bunun için kitleleri silahlandırmak gerekli olduğu kadar, zaten silahlanmış işçi ve köylülerin oluşturduğu gerici ordu içindeki askerleri kazanmak ve asker meclislerinin kurulması için mücadele etmek de gereklidir. Gerici ordunun parçalanması ve halkın silahlandırılmasına dayanan devrimci ordunun kurulması birbirinden koparılamaz. Halkın silahlandırılmasında n yalnızca silahsız işçi ve köylülerin eline silah verilmesi anlaşılamaz. İşçilerden, köylülerden ve gerici ordu içindeki askerlerden oluşacak devrimci ordunun halkın silahlandırılmasına dayanması; onun halkı ezmekle görevli özel silahlı müfrezelerden oluşmaması, militarist bir kurum olmaması, aksine militarist aygıtın, gerici sınıfların bu şiddet aletinin parçalanmasının alternatifi olması demektir.

İlk Önce merkezi iktidarın alınıp devrimci ordunun merkezi olarak ya da önce yerel devrimci iktidarın ya da iktidarların kurulup devrimci ordunun buralardaki ayaklanmalara dayanarak oluşması ihtimallerinden bağımsız olarak, ayaklanan kitleler ordusuz edemezler. İster merkezi ister yerel olsun, devrimci iktidar, devrimci bir ordu, olmadan ayakta kalamaz, otoritesini sağlamlaştırıp yaygınlaştıramaz.

Devrimci ordu, halk ordusu, aynı zamanda devrimci işçi-köylü diktatörlüğünün bir kurumu ve gerici sınıflar üzerinde bir şiddet aletidir.
Amed_Dersim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Ocak 2009, 03:44   #16
Banned
 
Amed_Dersim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 775
Teşekkürler: 1,155
271 Mesajına 449 Kere Teşekkür Edildi
Standart

TOPRAK DEVRİMİ ÜZERİNE

Emperyalizmin uzantısı komprador tekelci kapitalizmin ve feodal kalıntıların hüküm sürdüğü yarı sömürge, yarı feodal Türkiye'de yaşanmakta olan Ulusal Demokratik Halk Devriminin özü ve temeli, köylülüğün anti-feodal toprak devrimidir.

Türkiye, kapitalist gelişme aşamasına esas olarak, emperyalizm döneminde ve emperyalist ülkelerin sermaye ihracına bağlı olarak girdi. Bu durum, ülkemizde gelişen kapitalizmin kısa zamanda, emperyalizmin uzantısı ve onun çürümüşlüğünü tümüyle temsil eden komprador-tekelci bir kapitalizm niteliğine bürünmesine yol açtı. Ülkede **** ekonomisinin gelişmesine ve bunun sonucunda köylülüğün farklılaşma sürecine girmesine (ki bu süreç bugün oldukça ilerlemiştir) bağlı olarak ulusal nitelikteki bir kapitalizm de bir ölçüde gelişti. Ancak bu gelişme güdük ve sınırlı kaldı. Çünkü, emperyalizm büyük gücüyle ülke ekonomisine egemen olmuş ve feodal kalıntılarla birleşerek, ulusal bir sanayi kapitalizminin gelişmesini, egemen olmasını ve sanayi devrimini gerçekleştirmesini engellemiştir.

Feodal kalıntıların ortadan kaldırılmasının sanayi burjuvazisi tarafından gerçekleştirilmediği bizimki gibi yanlı! geri tarım ülkelerinde, bu kalıntıları kökten ve kalıcı olarak tasfiye etmenin tek yolu, dünya sosyalist devrim sürecinin bir parçası olan proletarya önderliğindeki Ulusal Demokratik Halk Devriminin, ve onun özü, temeli ve ayrılmaz bir parçası olan köylü toprak devriminin gerçekleştirilmesidi r.

Köylü toprak devriminin esas amacı, her türlü feodal kalıntının kaynağını oluşturan yarı feodal toprak ağalığı ekonomisini tasfiye etmektir. Ancak çağımızda emperyalizme, faşizme ve onun her türden siyasi aletine, reformist ve revizyonist çanak yalayıcısına karşı mücadele ile birleştirilemeyen anti-feodal bir köylü mücadelesi başarısızlığa mahkumdur. Bu birleşme işçi-köylü temel ittifakının gerçekleştirilmesi ve bu temel üzerinde şehir küçük-burjuvazisinin devrim saflarına kazanılmasında ve ulusal burjuvazinin siyasi olarak tecrit edilmesinde ifadesini bulur. Başka bir deyimle Ulusal Demokratik Halk Devriminin özü itibariyle bir köylü-toprak devrimi olması, bu devrimin çeşitli burjuva veya küçük-burjuva sınıf ve katmanların önderliğinde gerçekleşeceği anlamına gelmez. Ulusal Demokratik Halk Devrimi, eski tipte burjuva demokratik devrimlerinden farklı olarak, artık proletarya önderliğinde bir işçi-köylü devrimidir. Proletarya bu devrime bütün gücüyle katılacak, onun önderliğini ele geçirecek, siyasi demokrasiyi en tam ve en geniş bir biçimde gerçekleştirecektir.

Ancak devrimci proletarya ve onun örgütlü öncü müfrezesi Türkiye Devrimci Komünist Partisi bilir ki, kendi başına ele alındığında tam bir siyasi demokrasi ve en radikal bir demokratik devrim bile proletaryanın ücret köleliğinden kurtulmasını getirmez, ancak onun koşullarını yaratır. Ulusal Demokratik Halk Devrimi, burjuva bir karakter taşır ve ancak ulusal kurtuluş (emperyalizmden ve feodalizmden kurtuluş) sorununu çözümleyebilir. Çağımızın ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinin devrimin iki farklı aşamasına damgasını vurmakta birlikte; belli ölçülerde ve belli yönleriyle iç İçe geçmeleri kaçınılmazdır. Bunun için biz, salt bir köylü devriminden değil, proletarya önderliğindeki bir İşçi-köylü (halk) devriminden söz ediyoruz.

Bu bakımdan Türkiye devrimci proletaryasının ve onun öncüsü Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin Tarım Programı, küçük-burjuva siyasi hareketlerinkinden farklı olarak, kırsal alanlardaki her türlü feodal kalıntıyı silip süpürmek ve yarı-feodal toprak ağalığı sistemini bir bütün olarak ortadan kaldırmak için mücadele eden bir köylü devriminin programıdır.

Proletaryanın ve onun devrimci öncüsü Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin Tarım Programı, başlı başına olmasa bile başlıca bir «köylü programadır ve onun köylü sorunu karşısındaki tutumunu tanımlar. Bir bütün olarak Programımız ve özel olarak da Tarım Programımız, yarı-feodal ilişkilerin, ortaçağ kalıntılarının kırsal alanlardan bütünüyle silinip atılmasını, bunun için köylülüğün devrimci enerjisinin harekete geçirilmesini; köylülüğün komprador-kapitalizme. feodalizme ve emperyalizme karşı işçi sınıfı önderliğindeki mücadeleye kazanılmasını ve işçi-köylü ittifakının gerçekleştirilmesini ve kırsal alanlarda sınıf mücadelesinin özgürce gelişmesinin kolaylaştırılmasını, devrimin kesintisiz olarak sürdürülmesini amaçlar.

"Proletarya ve Türkiye Devrimci Komünist Partisi, Köylü Komiteleri eliyle toprak ağalarının ellerindeki topraklara ve hazine topraklarına tazminatsız olarak e! konulmasını, feodal, yarı-feodal ilişkilerin hüküm sürdüğü toprakların Köylü Komiteleri tarafından köylülere dağıtıl-masını ve devrimci işçi-köylü diktatörlüğü altında bütün toprakların millileştirilmesini savunur.

Toprağın Millileştirilmesi

Millileştirme bütün toprak üzerindeki özel mülkiyetin ve mutlak rantın kaldırılmasıdır. Toprağın millileştirilmesi kavramı, ekonomik gerçekler açısından ele alındığında, **** toplumunun, kapitalist toplumun bir kategorisidir. Toprakta özel mülkiyetin reddi kapitalizmin reddi değil, tersine en katıksız kapitalist gelişmenin bir talebidir. Başka bir deyişle top-,toprağın millileştirilmesi sosyalist bir önlem değil, burjuva bir önlemdir Bu önlem ekonomik gelişmeyi, rekabeti ve sermayenin tartma akışını kolaylaştıracak, tahılların fiyatlarını düşürecek, kısacası tarımda kapitalist gelişmeyi hızlandıracaktır.

Toprakta özel mülkiyetin kaldırılması demek olan millileştirme, toprakta sermayenin serbestçe yatırılmasının ve sermayenin üretimin bir dalından diğerine serbest akışının bütün engellerinin kaldırılması için, burjuva toplumunun yapabileceğinin en azamisidir. Kapitalizmin özgür, yaygın ve hızlı gelişmesi, sınıf mücadelesi için tam bir özgürlük, tarımı «az gelir getiren» endüstrilere döndüren gereksiz bütün aracıların ortadan kaldırılması işte kapitalist üretim sistemi altında toprağın millileştirilmesinin anlamı budur.

Fakat proletaryanın ve emekçi halkın, burjuvazinin (ülkemizde komprador-burjuvazi ve toprak ağalarının) ekonomik ve siyasi egemenliğini hedef aldığı, proletaryanın bütün özel mülkiyeti kaldırmayı hedeflediği, proleter devriminin çözülmek üzere gündemde olduğu ve burjuvazinin kendini de topraklandırdığı günümüz koşullarında, burjuvazinin toprağı millileştirmesi beklenemez.

Bu bakımdan komprador-burjuvazi ve toprak ağalarının ekonomik ve siyasi egemenliğinin sürdüğü koşullar altında proletaryanın ve öncü müfrezesi Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin bir gerçekleşme talebi olarak toprağın millileştirilmesi talebini İleri sürmesi son derece hatalı olur. Toprağın millileştirilmesi talebi, bugün içinde bulunduğumuz durumda ülkemizin sosyo-ekonomik yapısı açısından, siyasi bakımdan uygun bir talep değildir. çünkü komprador burjuvazi ve toprak ağaları bütünüyle içiçe geçmiştir ve komprador-burjuvazi de kendini topraklandırarak asalak ve rantiyeci bir sınıf haline gelir. Bunun için onların toprakta özel mülkiyeti kaldırması beklenemez. Tersine komprador-burjuvazi ve toprak ağalan ve onların faşist diktatörlüğü, köylülüğü her düzene bağlamak, köylülük üzerindeki feodal sömürü ve bağımlılık ilişkilerini güçlendirmek için yeni önlemler almaktadır.
Fakat devrimci işçi-köylü diktatörlüğü altında toprağın millileştirilmesi, ekonomik açıdan ve siyasal bakımdan en uygun önlemdir. Çünkü devrimci işçi-köylü diktatörlüğü altında toprağın millileştirilmesi, köylük bölgeleri bütünüyle yeniden canlandırarak, bu alanda gelişmeyi hızlandıracak, özel mülkiyetin bir biçimine indirilen bir darbe olacak ve tarımda sosyalist ekonomiye geçişin koşullarının hazırlanmasının bir unsuru olacaktır.

Bu bakımdan devrimci işçi-köylü diktatörlüğü altında bütün topraklar millileştirilecek; yani, toprakta özel mülkiyet hakkı kaldırılacak, toprağın satılması, satın alınması, kiralanması ve başkasına devredilmesi yasaklanacaktır.

El konulan Topraklar Köylü Komiteleri aracılığıyla toprak ağalarının ellerindeki topraklara ve hazine topraklarına hiç bir tazminat ödenmeksizin el konulacaktır.

Mülkiyetin serfliğe dayandığı, yan-feodal üretim ilişkilerinin büyük ölçüde hüküm sürdüğü ve sosyalist üretim için maddi ön koşulların nemiz bulunmadığı veya yetersiz olduğu topraklar, Köylü Komiteleri tarafından topraksız ve az topraklı köylülere dağıtılacaktır. Köylülere dağıtılacak olan toprağın büyüklüğünü ekonomik yarar, köylüleri tarafsızlaştırma ve onları proletarya davasına kazanma ihtiyacı belirleyecektir. Dolayısıyla dağıtılacak olan toprak parçasının büyüklüğü, farklı yerel koşullara göre değişecektir.

Devrimci işçi köylü diktatörlüğü tarafından el konulan toprakların bir bölümü üzerinde devlet çiftlikleri kurulacaktır. Devlet çiftlikleri tarım alanında sosyalist ekonominin ilk örnekleri ve dayanak noktaları olacaktır.

Devrimci işçi köylü diktatörlüğü, el konulan topraklardan feodal ve yarı feodal ilişkilerin hüküm sürdüğü toprakların köylülere dağıtılması ile ortaya çıkan işletmeler de dahil olmak üzere, bireysel köylü işletmelerinin bütününün kooperatif ve giderek daha üst düzeyde kol-lektif işletmeler içinde birleşmesini teşvik edecektir. Ve bunun için kesinlikle hiç bir zor yöntemi kullanmayacaktır.

Proletarya Kesintisiz Devrimden Yanadır

Proletarya kendisini, sadece demokratik devrimin dar sınırları içine hapsedemez, eyleminin ve bakışının muhtevasını sadece demokratik devrimle sınırlayamaz. Proletarya yarı yolda durmayacaktır. Proletarya ve Türkiye Devrimci Komünist Partisi, kesintisiz devrimden yanadır ve demokratik devrimin tamamlanmasından sonra durmaksızın sosyalizme geçecektir. Demokratik devrimin zaferi ile kurulan İşçilerin ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüğü proletarya diktatörlüğünün özgül bir biçimidir ve devrimci proletarya, İşçilerin ve köylülerin devrimci - demokratik diktatörlüğü altında siyasi demokrasiyi en tam ve en geniş bir biçimde gerçekleştirerek proletarya diktatörlüğüne geçişin koşullarını yaratacaktır.

Proletarya Ulusal Demokratik Halk Devrimi aşamasında köylülüğün anti-feodal toprak devrimci mücadelesine önderlik ederken kendisini sadece demokratik görevlerle sınırlamaz, bunun yanında, daha da önemli olarak sosyalist görevlerini eksiksiz bir biçimde yerine getirir. Şehir proletaryasının ve Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin demokratik devrim aşamasındaki sosyalist görevleri; proletaryanın bir parçası olan kırın proleter ve varı-proleter unsurlarıyla daha sağlam bir birlik kurmada, onları köy burjuvazisinden ve köy küçük-burjuvazisinden ayrı olarak örgütlemesinde, kırın proleter ve yarı proleter unsurlarını anti-kapitalist bir perspektifle eğitmesinde, onların bütün sınıf çıkarlarını kırdaki ve şehirdeki bütün mülk sahiplerine karşı eksiksiz bir biçimde savunmasında vb. ifadesini bulur. Şehir proletaryasının emperyalizmin, komprador-tekelci kapitalizmin ve feodalizmin varlığından zarar gören kırsal alandaki bütün sınıf ve tabakalarla ittifakı demokratik bir temele dayanırken, onun kırın proleter ve yarı-proleter unsurlarıyla birliği sosyalist karakterde bir birliktir.

Proletaryanın Savunduğu Talepler

Bütün bunların bir sonucu olarak devrimci proletarya ve onun Marksist-Leninist Partisi Türkiye Devrimci Komünist Partisi gerek Türkiye'de emperyalizm eliyle, Prusya yolundan feodal kalıntıların tasfiye edildiği ya da edileceği yolundaki —köylülüğün devrimci, demokratik mücadele potansiyelini küçümseyen, onu heba etmeyi ve bastırmayı amaçlayan— çeşitli revizyonist-troçkist akım ve teorilere; gerekse köylülüğün devrimci rolünü mutlaklaştıran ve proletaryanın fiili, sınıfsal önderliğini şu ya da bu biçimde köylülük ya da başka bir sınıf ve tabakaya devretmeyi öngören, aynı zamanda proletaryanın perspektifini sadece demokratik devrimle sınırlayan ve proletarya diktatörlüğünün kurulmasına karşı duran Maoculuk, Guevaracılık vb. akımlardan etkilenen küçük-burjuva akım ve teorilere karşı mücadele ederek; köylülüğün anti-feodal demokratik mücadelesinin şu taleplerini savunur ve bunların gerçekleştirilmesi için mücadele eder:

1). Toprak ağalarının ellerindeki topraklara ve hazine topraklarına Köylü Komiteleri aracılığıyla tazminatsız olarak el konulması, feodal, yarı-feodal ilişkilerin hüküm sürdüğü toprakların köylülüğe dağıtilması2). Her türlü angarya, ortakçılık, kiracılık, yarıcılık vb. ekonomi dışı zor ve feodal kalıntıların tasfiyesi, tefeciliğin ortadan kaldırılması,
3). Köylülerin bankalara ve tefecilere olan tüm borçlarının iptal edilmesi,
4). Köylülerin toprakları üzerindeki her türlü ipoteğin tamamen kaldırılması,
5). Köylülerin sırtına yüklenmiş dolaylı ve dolaysız bütün ağır vergilerin kaldırılması,
6). Tarım ürünleri taban fiyatlarının yoksul ve orta köylüler tarafından belirlenmesi,
7). Köylülerin ormanlardan, akarsulardan ve su kaynaklarından yararlanması,
8). Tarım kooperatiflerine üye olmak için hiçbir maddi ön koşul ileri sürülmemesi, yoksul ve orta köylülerin denetimindeki kooperatiflere her türlü yardım;n yapılması,
9). Bütün tarım üreticilerine, tarım araçlarının, tarım ilaçlarının, gübrenin vb. en ucuz şekilde sağlanması; banka kredilerinin küçük tarım üreticilerine faizsiz olarak verilmesi,
10). Sürekli ve geçici tarım işçileri üzerindeki feodal ve yarı-feodal ekonomi dışı zorun kaldırılması, tarım işçilerine sendika, sigorta ve grev hakkının sağlanması; tarım işçilerinin yaşama, çalışma ve barınma koşullanılın düzeltilmesi.


HALK CEPHESİ ÜZERİNE

Toplumsal gelişmede üretim ilişkilerinin üretici güçlerin gelişmesini engellemeye başlamasıyla objektif bir zorunluluk olarak gündeme giren devrimlerin zafere ulaşabilmesi, diğer şeylerin yanı sıra, devrimci sınıf güçlerinin birleşik devrimci eylemini gerektirir. Karşı-devrim-ci sınıf ya da sınıfların ekonomik ve siyasi egemenliklerinin yıkılması, ancak mevcut düzenden zarar gören, çıkarları onunla çelişen ve dolayısıyla gericiliğe karşı mücadele potansiyeli taşıyan sınıfların ittifakının sağlanması ve tereddütlü, kararsız, yalpalayan sınıf ve tabakaların tarafsızlaştırması ile mümkün olabilir. Devrim, yalnızca siyasal öncünün mücadelesiyle başarıya ulaşamayacağı gibi, yalnızca öncü sınıfın mücadelesiyle de başarıya ulaşamaz. Öncü sınıfa dayanan ve devrimci sınıfların birleşik mücadelesi olarak gelişen devrimci mücadele, zaferin ilk koşuludur.

Diğer toplumsal gelişme aşamalarındaki ülkelerde olduğu gibi, yarı-sömürge yarı-feodal ülkemizde de bu bir zorunluluktur.

Bugün ülkemizde üretici güçlerin önündeki engeller, emperyalist (ve komprador) ve feodal sömürü ve bağımlılık ilişkileridir. Ve gündemde olan devrim, emperyalist tahakkümü kırıp komprador-feodal ilişkileri tasfiye ederek bağımsızlık ve demokrasiyi gerçekleştirecek olan Ulusal Demokratik Halk Devrimidir.

Emperyalist (ve komprador) ve feodal bağımlılık ilişkilerinin varlığından zarar gören ve bu ilişkileri ve burjuva-feodal devleti hedef alan Ulusal Demokratik Halk Devriminden çıkan olan sınıfların başında proletarya yer alır. O, yalnızca bu ilişkilerin tasfiyesini hedeflemekle kalmaz; onun çıkarı, sınıfların ve her türlü sömürü ilişkisinin ortadan kaldırıldığı sınıfsız toplumun kurulmasını gerektirir. Ancak bütün biçimleriyle üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesi, proletaryanın çıkarlarının gerçekleşmesinin yolunu açar. O, demokrasi ve bağımsızlık taleplerini savunmakla yetinmez, çünkü bu taleplerin gerçekleşmesi proletaryanın kurtuluşunu sağlayamayacaktır. Ama tam da bu nedenle, proletarya, bu taleplerin en kararlı ve tutarlı savunucusudur. Onun tam kurtuluşa giden bağımsızlık ve demokrasi dışında bir yolu yoktur. Proletarya emperyalistler ve iç gericilerle uzlaşamaz, çünkü onlarla herhangi bir bağı yoktur; o, tamamıyla özel mülkiyet ilişkileri alanının dışında yer alır. Demokratik devrimin zaferi, bu nedenle en fazla proletaryanın çıkarınadır ve onun önderliği, devrimin kesin zaferinin, kesintisiz sosyalizme yönelen Ulusal Demokratik Halk Devriminin zorunlu bir koşuludur. Proletarya bu devrimin önder ve temel gücüdür.

Köylülük toprağa (toprak ağasına) ve tefeci-tüccara bağımlı olmakla kalmamakta, aynı zamanda, emperyalistler ve komprador tekeller tarafından ve onunla iç içe geçmiş devlet tarafından sömürülmekte ve baskı altında tutulmaktadır. Toprak, özgürlük ve bağımsızlık, onun temel talepleridir ve bu talepleri gerçekleştirecek demokratik devrim, dolaysız olarak köylülüğün işine yarayacak ve onun çıkarlarını temsil edecektir. Toprak devriminin özünü oluşturduğu demokratik devrimde köylülük, özellikle yoksul köylülük temel bir güçtür. Yoksul köylülüğün düzenle kayda değer bağları yoktur. Dolayısıyla köylülük kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak farklılaştığı ve mülkiyet ilişkileri içinde yer aldığı kadarıyla, başında malı sermayenin yer aldığı özel mülkiyete dayanan düzene meyletmesi ona belirli kararsızlık unsurları aşılasa da, köylülük ve özellikle yoksul köylülük emperyalizmin, mevcut düzenin ve devletin tutarlı bir muhalifidir. Bir küçük-burjuva tabakası olan orta köylülük, ikili tabiatı gereği belirli bir kararsızlık gösterir; ama bu, onun Ulusal Demokratik Halk Devriminin bir gücü olmasının engeli değildir.

Şehir küçük-burjuvazisi, proletaryanın yanı sıra Ulusal Demokratik Halk Devriminin şehirlerdeki dayanağını oluşturur. Orta köylülük gibi yalpalama ve kararsızlık belirtileri gösterse de, bu tabaka da, tekelci komprador sömürü, baskı ve bağımlılık ilişkileri ve emperyalist tahakküm altındadır, komprador-feodal devlet tarafından ezilmektedir. Bu düzenin devamından çıkarı yoktur, devrimci bir niteliğe sahiptir.

Esas olarak orta burjuvazinin oluşturduğu ulusal burjuvaziye gelince, o, sermaye sahibi kapitalist bir sınıf olmasına karşın, emperyalizmin (ve komprador kapitalizmin) ve feodalizmin baskısı altında olması ve sermaye birikiminin bu yapı tarafından engellenmesi dolayısıyla iç ve dış gericilikle çelişen ve demokratik devrimde objektif olarak çıkarı bulunan bir tabakadır. Ama öte yandan ulusal burjuvazi emperyalizm ile, komprador-kapitalizmi ve feodalizm İle bağlara sahiptir ve bu nedenle İç ve dış gericilikle uzlaşmaya yatkındır. Ayrıca gelişen işçi hareketi de onu gericilikle birleşmeye yöneltir. Küçük-burjuvazinin kararsızlığından farklı olarak, o, bu durumunun yanı sıra, kapitalist bir sınıf olması ve demokratik devrimin kapitalist gericiliği, uluslararası tekelci burjuvaziyi hedef alması dolayısıyla kaçınılmaz bir tutarsızlığa mahkumdur ve zaman zaman karşı-devrim saflarına meyleder. Devrimle karşı-devrim arasında yalpalar. Genellikle ulusal burjuvazinin alt kesimleri devrime, üst kesimleri karşı-devrime eğilim gösterir.

Ulusal Demokratik Halk Devrimi aşamasındaki yarı-sömürge, yarı-feodal Türkiye'de sosyalizm yolunu açmak için demokrasi ve bağımsızlık uğruna mücadele eden proletarya, köylülüğü kapitalizm sınırları içine hapsederek peşine takmaya çalışan, gericilikle uzlaşma eğilimine sahip burjuvaziyi tecrit etmeye ve tarafsızlaştırmaya çalışır. Bu, başlıca, köylülüğün burjuvazinin etkisinden kurtarılması ve sosyalizm doğrultusunda ileriye doğru çekilmeye çalışılması, uzlaşmacı eğilimlerin üstesinden gelinerek demokratik devrimin tamamlanması ve devrimin kesintisiz sürdürülmesi olarak yansır. Proletarya burjuvaziyi tecrit ederek, köylülüğü kendi yedeği haline getirmeye çalışır.

Proletaryanın, yalnız demokratik devrimde değil, sosyalist devrim uğruna mücadelede de güvenilir bir müttefik olan yoksul köylülerle birliği, Ulusal Demokratik Halk Devriminin zaferinin ön koşuludur. Proletaryanın yoksul köylülerle ittifakı, devrimin kaderini belirler ve bu, diğer müttefiklerin etrafında toparlanacağı temel ittifakı oluşturur. Yoksul köylülük ve şehir ve kır yarı-proletaryası ile sıkıca birleşmeye çalışan proletarya, kırın ve şehirin küçük-burjuva tabakalarını da kazanmaya çalışır. Ulusal burjuvazinin tarafsızlaştırılması çabasının sürdürülmesi, onun karşı-devrimle birleşmesinin önlenmesi ve devrime meylettiğinde —ki bu, genellikle, devrim ulusal bir devrim olarak geliştiğinde mümkün olabilir— onunla geçici ve koşullara bağlı uzlaşmalar yapılmasına engel değildir, aksine gereklidir.

Gericiliğin çeşitli gruplarıyla belirli koşullarda girişilebilecek uzlaşmalara devrimin doğrudan değil, dolaylı bir ittifakı olabilir. Böyle geçici ve koşullarda girişilebilir uzlaşmalar, devrimin doğrudan değil, dolaylı bir itici gücü olabilir. Böyle geçici ve koşullara bağlı uzlaşmalar, arasındaki çelişmelerden yararlanma demektir. gericiliğin hiç bir kesimi ya da grubu devrimci potansiyel taşımaz. Halk Cephesi içinde gericiler hiçbir zaman yer alamazlar, tersine bu cephe onlara karşıdır.

Proletarya devrimci müttefiklerini bir Halk Cephesi içinde örgütlemeye çalışır. Bu cephe, ancak, proletarya iliğinde devrimin kesin zaferini garanti eder ve o, ancak proletaryanın Marksist-Leninist partisi olan Türkiye Devrimci Komünist Partisi yönetiminde örgütlü güçlerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulabilir.

Halk Cephesinin programı, proletaryanın asgari programı olan Ulusal Demokratik Halk Devriminin programının temel talepleri üzerinde şekillenebilir. Çünkü Ulusal Demokratik Halk Devrimi programı, proletarya (ve yarı proletaryanın) asgari taleplerinin gerçekleşmesini öngördüğü gibi, diğer devrimci sınıfların en ileri talepleri içermektedir. Halk Cephesi programı, herhangi bir dönemde devrimin temel taleplerini içermeyen reformcu program olamaz. O, bağımsızlık ve siyasi demokrasinin elde edilmesini ve bunun temeli olarak komprador-feodal sömürü ve baskının ve emperyalist tahakkümün tasfiyesi amaçlarını kapsamazlık edemez. Belirli dönem Halk Cephesinin etrafında örgütlendiği Ulusa! Demokratik Halk Devrimi programının belirli talepleri ön plana çıkabilir ve cephe bu talepleri özellikle savunabilir. Ama, onun, düşmanlarının bir kısmını dost gören, onla ne alan ya da onlara karşı mücadeleyi tatil eden bir programı olamaz.

Partimiz, işçi sınıfını, yoksul köylülüğü ve şehir ve Kır küçük-burjuvazisini; gençliği ve kadınları, kitle örgütlerin de yardımıyla ve kitle örgütleri temeline dayalı olarak Halk Cephesi içinde örgütlemeye ve bu cepheyi yönetmeye çalışacak, mümkün olduğunda ulusal burjuvaziyi de (geçici olduğunu bilerek) bu cepheye çekmeyi reddetmeyecektir. Partimiz, bu cephenin yerine geçemeyeceğini akıldan çıkarmadan, onun oluşturulmasına hizmet edecek olan, çeşitli devrimci siyasi gruplar arasında devrimci platformdaki tüm bloklaşma ve eylem birliklerini kabul eder ve böyle birlikleri gerçekleştirmeye çalışır.

Halk Cephesi ve onun oluşturulmasına hizmet edecek geçici bloklaşmalar ve eylem birlikleri, siyasi demokrasiyi ve ulusa! bağımsızlığı gerçekleştirmeyi hedeflediğinden, ancak demokrasi temelinde örgütlenebilir.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi, devrimci-demokrasi mücadelesinin de en tutarlı savaşçısı olarak, devrimimizin bugün içinde bulunduğu ulusal-demokratik aşamada kurulacak olan Halk Cephesinin programının şu temel talepleri .içermesi gerektiğini savunur ve bunun için mücadele eder:
1) Komprador - feodal oligarşinin egemenliğindeki mevcut devlet cihazı (bugünkü biçimiyle faşist diktatörlük şiddete dayanan devrimle parçalanmalı; işçi, köylü, asker meclisleri temeline dayanan devrimci-demokratik diktatörlük kurulmalıdır,
2) Emperyalizmin ve sosyal emperyalizmin ekonomik ve siyasi egemenliğine son verilmeli, bu egemenliğin aracı olan tüm anlaşmalar iptal edilmelidir. Emperyalist savaş tehlikesine ve militarizme karşı devrimci bir mücadele verilmelidir.
3) Siyasi özgürlük (toplantı, basın, örgütlenme vb. özgürlükler) tam olarak gerçekleştirilmelidi r,
Tüm tekelci işletme ve kurumlara ve onların her türlü malına işçi-köylü diktatörlüğü tarafından el konulmalı, ekonomi işçi ve köylülerin yararına yeniden düzenlenmelidir,
5) Devletin ve toprak ağalarının ellerindeki tüm toprağa Köylü Komiteleri aracılığıyla tazminatsız olarak el konulmalıdır; feodal, yarı-feodal ilişkilerin hüküm sürdüğü tüm topraklar, onları işleyen köylülüğe dağıtılmalıdır; feodal bağımlılık ve baskıya tümüyle son verilmelidir. Tefecilik yasaklanmalı, köylülerin bankalara ve tefecilere olan tüm borçları iptal edilmeli, toprakları üzerindeki İpotekler kaldırılmalıdır.
6) En çok 8 saatlik işgünü genelleştirilmeli, çalışma koşulları düzeltilmelidir,
7) Kürt ulusunun kendi kaderini özgürce tayin hakkı gerçekleştirilmeli, tüm azınlık milliyetler üzerindeki ulusal baskıya son verilmelidir. Türk ordusu Kıbrıs'tan çekilmelidir,
8) Sosyalist ülkeler (bugün tek sosyalist ülke olan Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti) desteklenmeli, dünya proletaryası ve tüm anti-emperyalist hareketlerle dayanışma halinde bulunulmalıdır.
Türkiye Devrimci Komünist Partisi önderliğinde somutlaşan, proletaryanın geniş halk kitlelerine önderliğinin anlamı kitlelerin bu talepler çerçevesinde toplanması ve mücadeleye sevk edilmesidir.

«MAO ZEDUNG DÜŞÜNCESİ» ÜZERİNE

«Mao Zedung Düşüncesi», günümüz modern revizyonizminin bir değişkeni olan, küçük-burjuva bir teori ve pratiğin ifadesidir. Mao Zedung'un (ve onun fikirlerinin), Cin devriminin gelişme süreci içinde oynadığı rol de bu konumuna uygun olmuştur; Mao Zedung ve onun fikirleri demokratik devrimde tüm tutarsızlıklarına ve yalpalamalarına karşın, objektif olarak ilerici ve devrimci bir rol oynamış, ancak sosyalizm ve proletarya diktatörlüğü karşısında, proletaryanın önderliğini reddeden ve ütopik bir köylü sosyalizmi ve «tüm halkın devleti» sahte hedefi ardında koşan küçük-burjuva bir ideolog (ve ideoloji) olarak, anti-Marksist-Leninist ve burjuva-revizyonist, gerici bir kimliğe bürünerek, adım adım dünya gericiliğine yaklaşmış ve büyük Çin halk devriminin kazanımlarının bir bir yitirilmesine ve sonunda Çin'in bugün geldiği yere, dünya gericiliği ile bütünleşmiş sosyal emperyalist ve sosyal-faşist bir ülke haline gelmesine yolu açmıştır.

Felsefi bir «akım» olarak «Mao Zedung Düşüncesi», Marksist diyalektik ve tarihi materyalizmin genel yasalarını inkar eden ve bunların yerine eski Çin filozoflarının idealist ve ilkel diyalektik yinelemelerinden, Proudho’nun küçük-burjuva anarşist hayallerine kadar ve Narodnizmin ütopyalarından, modern revizyonist ideologların karşı-devrimci, revizyonist yavelerine kadar bir çok düşünce akımlarının» çeşitli öğelerini, Marksizm-Leninizm’in en genel bir takım önermelerinin ve doğrularının ardına gizlemeye çalışan olağanüstü eklektik bir fikirler karmaşasıdır. Bu fikirler karmaşasının ona eklektik bir özellik kazandıran yanları bir tarafa bırakıldığında Mao Zedung'un ve ÇKP'nin pratiğine yol gösteren en belirgin özellikleri Marksist diyalektiğin, inkarın inkarının ve nitelik değişikliklerine yol açan zıtların mücadelesi ve dönüşmesi yasasının, zıtların mutlak birliği ve uzlaşmaz çelişkilerin iradi olarak uzlaşabilir çelişmeler olarak ele alınması temelinde tahrip ve inkar edilmesi; böylece toplumsal gelişmenin devrimler aracılığıyla ve yeninin eskiyi inkar ederek onun yerini almasıyla sürekli akışının yerine, evrimci, durağan, mekanik ve idealist bir tarihsel bakış açısının geçirilmesi ve pratikte kapitalizmin ve burjuvazinin yaşatılmasının teorisinin yapılmasıdır.

Bu konumuna uygun olarak «Mao Zedung Düşüncesine damgasını vuran proletaryanın anti-kapitalist, bilimsel sosyalist bakış açısı değil, ama küçük-burjuvazinin (köylülüğün) soyut bir yoksulluk-zenginlik karşıtlığından kalkınan ütopik ve yararcı bakış açısıdır. Mao Zedung'un bilimsel komünizme inançsızlığı da buradan kaynaklanır.

«Mao Zedung Düşüncesi», proletarya diktatörlüğü, proletarya diktatörlüğü sisteminin kurulması ve yönetilmesinde proletaryanın elindeki en önemli araç olan Parti, proletarya diktatörlüğünün temelini oluşturan halk meclisleri ve sosyalizmin kuruluşunda izlenecek çizgi konularında da Marksizm-Lenini2min karşısında yer alır.

Mao Zedung, partiyi hiçbir zaman işçi sınıfın Marksist-Leninist ideolojisiyle donanmış bir parçası, en yüksek sınıf örgütü ve onun öncü müfrezesi olarak kabul etmedi. O, bunun yerine partiyi, içinde çeşitli ideolojilerin kol gezdiği, proletaryanın sosyalizm ve komünizm için yürüttüğü mücadeledeki irade ve eylem birliğinin sembolü olması yerine, bağrında çeşitli hizipleri barındıran ve bu hiziplerin birbirlerini tasfiye etmesinin bir aracı olarak kullanmaya çalıştıkları; esas çalışma alanını köylülük olarak seçen ve bir parçası olduğu bu «sınıfın» içindeki tüm parçaları ve çelişmeleri yansıtan; burjuvaziyle arasına ideolojik, siyasi ve örgütsel hiçbir bakımdan kesin bir sınır çekmeyen; bütün bu alanlarda bürokrasi ve darbecilikle, liberalizm ve kendiliğindenciliğin yan yana yaşadığı, demokratik merkeziyetçilikten uzak ne idüğü belirsiz bir örgütlenme olarak görmüştür.

Mao Zedung'un «Proletarya Diktatörlüğü» olarak tanımladığı sistem, çok öncelerden beri, küçük-burjuva ideologlar tarafından çelişkili sınıfsal konumların teorik bir yansıması olarak «keşfedilmiş» ve Çin'de Mao Zedung'-dan önce Sun Yat-sen tarafından kurulmaya çalışılan, sözde emek ile sermaye (ve proletarya ile burjuvazi) arasında sağlanacak kalıcı bir uyuma ve bu temelde proletarya, köylülük, şehir küçük-burjuvazisi ve ulusal (orta) burjuvazinin (ve onların siyasi partilerinin) sürekli ittifakına dayanan «bütün halkın» (özünde burjuvazinin) egemenliğini temsil eden devrimci demokratik bir cumhuriyettir. Bu, Marksizm-Leninizm’in proletarya önderliğinde yeni demokratik devrimin üst yapısı olarak savunduğu; özünde proletarya diktatörlüğüne denk düşen, işçi sınıfı, köylülük ve tüm diğer emekçilerin (sömürücü sınıfların ve onların temsilcilerinin dışlandığı) halk meclisleri örgütleri temeline dayanan ve proletaryanın Marksist-Leninist partisi aracılığıyla tek başına yönettiği (ve burjuvazi üzerinde top yekün bir diktatörlük olan) sosyalist bir diktatörlüğe doğru kesintisiz olarak gelişen devrimci demokratik diktatörlükten özü ve sınıfsal karakteri bakımından farklıdır. Nitekim Mao Zedung, Çin'de devletin emekçi halk meclisleri temeline dayanmasını sürekli reddetmiş, bunun yerine içinde burjuvazinin «üç üçte bir sistemi» uyarınca sürekli temsil edildiği örgütleri savunmuş ve bunları örgütlemiş ve proletaryanın devleti tek başına, Komünist Partisi aracılığıyla yönetmesini «kötü bir şey» olarak nitelemiştir. Bunun yanı sıra O, proletaryanın sendikalar gibi, devrimin zaferinden sonra proletarya diktatörlüğü sisteminin bir parçası haline gelen, onu bürokratik-liberal sapmalara karşı denetleyen ve işçi sınıfının çıkarlarını bu sapmalardan Kaynaklanan saldırılara karşı koruyan kitlesel örgütlerine hiçbir zaman gerekli dikkati göstermemiş; aksine bu örgütlerin baltalanmasına ve fiilen dağıtılmasına göz yummuştur.

Mao Zedung'un sosyalizmin inşasında izlenecek yol konusundaki tavrı da böyledir. Özel mülkiyetin sınırlan dışına çıkmayan bir küçük-burjuvanın bakış açısından O, sosyalizmin burjuvaziyi de kapsayan «bütün halk» tarafından ortaklaşa inşa edilmesini ve «burjuvazinin sosyalizmle bütünleşmesini» savunmuştur. Mao Zedung bu temelde proletaryanın sosyalizmin inşasında ağırlık noktasını, kendisini ekonomik, sınıfsal ve siyasi olarak güçlendirecek sosyalist bir ağır sanayiinin kurulmasına vermesini, köylülüğün sırtından proletaryanın zenginleşmesi olarak görmüş; bunun karşısında esas ağırlığı kollektif kapitalisti temsil eden devletle, özel kapitalistler arasında kurulacak ortaklıklar tarafından geliştirilecek geri teknolojiye dayanan bir hafif sanayiye ve kırsal alanlarda köylülerin «kulaklar ve toprak ağaları» ile birlikte oluşturdukları toprağın ve başlıca üretim araçlarının özel mülkiyeti temeline dayanan ve yine kollektif kapitalizmden başka bir şeyi temsil etmeyen kooperatif işletmelere vermiştir. Köylü sosyalizmi hayalleriyle birleşen bu pratik, yalnızca Çin Halk Devriminin güçlü darbeleri altında ve sosyalist ülkelerin de yardımlarıyla kırılan emperyalist boyunduruk ve esas olarak tasfiye edilen feodal kalıntıların engellenmesinden kurtulmuş olarak hızla gelişen Çin kapitalizminin, yeni bir temelde dünya emperyalist sistemi ile yeniden bütünleşmesine ve Çin'in diğer emperyalist ülkelere göre geri bir ekonomik temele sahip olan sosyal emperyalist bir ülke haline gelmesine yol açmıştır. Çin'in bugün geldiği yer ve Hua-Deng kliğinin siyasetleri ve uygulamaları Mao Zedung'un fikirleri ve pratiğinden ayrılmaz. Ancak onların, küçük-burjuva eklektisizmlerinden, burjuva-kapitalist özleri doğrultusunda belli ölçülerde^arındırılm asını ve sistemleştirilmesini ifade eder. Bugün Çin'de ekonomiye yol gösteren ilkeler, Kruşçev ve Brejnev'in burjuva-revizyonist ve sosyal emperyalist Sovyetler Birliği'ndeki ilkelerle (ki bunların tümü kapitalist ekonominin yasalarına dayanır) tümüyle aynıdır.

Mao Zedung'un Marksizm-Leninizm’e yaptığı en büyük «katkılardan» (!) biri olarak gösterilen ve üst yapı alanında proleter devriminin sürdürülüp geliştirilmesi olarak lanse edilen «Kültür Devrimi» de, Çin revizyonist yöneticilerinin anti-Marksist siyasetlerinin yol açtığı hoşnutsuzluk temelinde kendiliğinden patlak veren ve ÇKP içindeki hiziplerin mücadelesi olarak gelişen toplumsal kargaşalıklardan başka bir şey değildir. Bu kargaşalıkların proletaryaya ve onun Marksist-Leninist partisi önderliğinde burjuva-revizyonist ideoloji ve fikirlere karşı proleter kültürü geliştirmek için emekçi kitlelerin yürüttüğü sürekli bir mücadeleyi ifade eden Marksist-Leninist bir Kültür Devrimi anlayışıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Mao Zedung'un, demokratik devrim konusuna yaklaşımı da bir çok Marksist-Leninist formülasyonla maskelenmiş olsa da, özünde anti-Marksist ve yalpalayan tutarsız bir köylü devrimcisinin yaklaşımıdır. Mao Zedung., küçük-burjuva bakış açısı doğrultusunda demokratik devrim sorununa sosyalizmi ve komünizmi gerçekleştirebilmek için atılması zorunlu bir adım olarak değil, başlına bir amaç olarak yaklaşmış ve Çin toplumunu ger-ı ek durumu ve çelişkileri içinde değil, yalnızca emperyalizm ve feodalizmle olan çelişkisi açısından ele almıştır. Toplumun bağrında o zamanlar olgunlaşmakta olan ve emperyalizm ve feodalizm ile olan çelişmenin çözümlenmesinden sonra bütünüyle belirleyici bir özellik kazanan proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişmeye gözlerini kapatan Mao Zedung, «halk»ı, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin niteliğinin ve muhtevasının değişmesine bağlı olarak bileşimi belirli ölçülerde değişecek, kendi içinde çelişkili bir toplumsal kategori olarak değil; «halkçıların eskiden beri yaptıkları gibi, kendi içinde uyumlu bir bütün olarak değerlendirmiş ve buna uygun bir siyaset izlemeye çalışmıştır. Bu yaklaşım, doğal olarak demokratik devrimden sosyalist devrime kesintisiz geçişin ve demokratik işçi-köylü diktatörlüğünün sosyalist diktatörlüğe dönüştürülmesinin İnkarım getirmiştir. Mao Zedung, demokratik devrime, bir Marksist-Leninist olarak değil, bir devrimci-demokrat olarak katıldığından ve sosyalist devrimi gerçekleştirmek diye bîr sorunu olmadığından, demokratik devrimde proletaryanın sosyalist görevlerini hiç bir zaman yerine getirmemiş ve eyleminin ve dikkat alanının merkezine proletaryayı değil, köylülüğü koymuştur.

Mao Zedung'un ve ÇKP yönetiminin küçük-burjuva sınıf konumundan gelen uzlaşmacılığı ve yalpalaması, demokratik devrimde de çeşitli biçimlerde etkisini göstermiş; bu durum, çeşitli emperyalistlerle ve iç gericiliğin şu ya da bu kesimiyle gerçekleştirilmeye çalışılan ilkesiz uzlaşma girişimlerinde ve bu girişimlerin menşevik «aşamalar» anlayışına tamamen uygun olarak (baş düşmana karşı bütün düşmanlarla birleşmeyi vaaz eden baş çelişme ve özel program anlayışı) teorileştirilmesi çabalarında ifadesini bulmuştur. Köklerini «Mao Zedung Dü şüncesi»nde bulan «Üç Dünya Teorisi» tamamen bu an-ti-Marksist ve revizyonist bakış açısının bir ürünüdür.

Mao Zedung'un Marksizm-Leninizm’e bir diğer Katkısı olarak lanse edilen sözde «Halk Savaşı Teorisi» de böyledir. Mao Zedung, Cin devriminin tecrübelerini mekanik ve köylü devrimcisi bakış açısına uygun bir şekilde teorileştirmeye ve buradan kalkınarak proletaryanın devrimde öncü ve temel bir güç olarak rolünü inkar etmeye çalışmıştır. O, çeşitli mücadele ve örgütlenme biçimleri konusunda da objektif durum, koşullar ve proletaryanın bu duruma uygun strateji ve taktikleri açısından değil, sübjektif niyet ve istekleri açısından yaklaşmış; çeşitli mücadele biçimlerini yaratanın insan iradesi değil, objektif koşullar ve kitle mücadelesinin ulaştığı düzey olduğunu inkar etmiştir. Mao Zedung'un bu konuda temsil ettiği bir diğer sapma da, devrim sorununa askeri bakış açısından yaklaşarak orduyu esas örgütlenme aracı ve askeri-bürokratik örgütlenmeyi esas örgütlenme biçimi olarak görmesidir.

«Mao Zedung Düşüncesinin bir diğer özelliği de milliyetçiliğidir. O, milliyetçi bakış açısını Marksizm-Leninizm’in lafızlıyla gizlemeye çalışmış ve bunu Marksizmİn millileştirilmesi olarak göstermeye çalışmıştır. Mao Zedung'un düşünceleri ve genel olarak ÇKP yöneticileri üzerinde büyük Han şovenizminin ve onun eski-yeni ideologlarının büyük bir etkisi vardır. Bu yüzden Mao Zedung Cinli olan her şeye (çağında bile gericiliğin güçlü bir temsilcisi olmuş Konfüçyusun «değerli mirası»na bile) titizlikle sahip çıkarken, proletaryanın enternasyonal komünist hareketine ve Marksist-Leninist partilere daima yararcı bir açıdan ve kuşkuyla yaklaştı. Stalin döneminin Sovyetler Birliği ve III. Enternasyonal ile Mao Zedung ve ÇKP yöneticileri arasındaki çatışma proletaryanın küçük-burjuvazi üzerindeki baskısından doğmasına; Kruşçev-Brejnev kliği ile oniar arasındaki çatışma ise revizyonist klikler arasındaki çıkar ayrılıklarından ve Sovyetler Birliği'nin Çin'i hegemonyası altına almak istemesinden doğmasına karşın, Mao Zedung ve ÇKP yönetimi bu ikisini aynılaştırmaya ve buradan «ulusal» bakış açısının doğruluğunu kanıtlamaya çalıştı. Bugün Çin'i emperyalist bir süper devlet haline getirmeye çalışan Hua-Deng kliği, yalnızca Mao Zedung tarafından açılan yolda daha da ilerlemekten başka bir şey yapmıyorlar.

Mao Zedung ve ÇKP yönetiminin modern revizyonizme karşı sözde mücadelesi de bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Mao Zedung, Tito ve Yugoslav revizyonizmi karşısında yararcı bir tutumla zaman zaman değişik tutumlar almasına karşın, esasta Tito'yu destekledi. Onun Kruşçev-Brejnev kliği ile olan çatışması ise, belirttiğimiz gibi burjuva-revizyonist klikler arasındaki bir çatışma niteliğini taşıyordu. Mao Zedung «ulusal çıkarlar» kaygısı ile uzun süre Sovyet revizyonistleriyle uzlaştı ve onlarla anlaşmaya çalıştı; daha sonra ise başta AEP olmak üzere Marksist-Leninistlerin Sovyet revizyonistlerini eleştirirken ileri sürdükleri kanıtları revizyonist rakibini yıpratmak amacıyla kullandı ve bir çeşit Marksizm ticareti yaptı. Sovyetler Birliği’yle çeşitli anlaşmazlıkları olduğu gerekçesiyle «Euro-Komünist» partileri ve Romanya revizyonist partisini destekledi.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi Kongresi, TDKP-İÖ Merkez Komitesi'nin «Mao Zedung Düşüncesi» ile ilgili olarak aldığı ve Yoldaş'ın 15. sayısında yayınlanan kararı, diğer revizyonist akımların yanı sıra, «Mao Zedung Düşüncesine karşı da etkili bir silah haline getirmiş bulunan «Stalin Kampanyası»™ ve teorik yayın organında bu «düşünce»ye yöneltilen bir dizi makaleyi tümüyle benimser ve onaylar.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi, «Mao Zedung Düşüncesine ve Çin revizyonizmine karşı mücadeleyi modern revizyonizmin diğer biçimlerine karşı mücadeleyle birleştirecek ve bu mücadeleyi kararlı bir biçimde sonuna kadar sürdürecektir.
Amed_Dersim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Ocak 2009, 03:45   #17
Banned
 
Amed_Dersim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 775
Teşekkürler: 1,155
271 Mesajına 449 Kere Teşekkür Edildi
Standart

KONGRE KARARLARİ: 2

KONGRENİN ÇEŞİTLİ KONULARA İLİŞKİN ALDIĞI KARARLAR

Türkiye Devrimci Komünist Partisi Birinci (Kuruluş) Kongresi, çeşitli konulara İlişkin olarak kararlar almıştır. Örgütümüzün bazı iç sorunlarına ilişkin olanları dışında bu kararları yayınlıyoruz.

PARTİ AMBLEMİ VE PARTİ BAYRAĞI ÜZERİNE KARAR

Türkiye Devrimci Komünist Partisi Birinci (Kuruluş) Kongresi Parti Amblemi ve Parti Bayrağı ile ilgili olarak aşağıdaki kararları oy birliği ile almıştır:

Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin amblemi orak-çekiç ve yıldızdır. Partimizin bayrağının rengi kızıldır. Bayrağımızın sol üst köşesinde sarı renkte orak-çekiç ve yıldız bulunur.

Partimizin bayrağı üzerinde bulunan yıldız, insanlığın gerçek altın cağı olan ve partimizin uğruna mücadele ettiği komünizm idealini simgeler. Orak-çekiç işçi-köylü ittifakı temelinde kurulacak proletarya diktatörlüğünü gösterir. Bayrağımız, kızıl rengini bütün dünyada ve ülkemizde komünizm İdeali uğruna canını veren devrim şehitlerinin kanından alır.

PARTİNİN MERKEZİ KİTLE YAYIN ORGANININ ÇIKARILMASI ÜZERİNE KARAR

Gizli çalışan komünist partilerin işçi ve emekçi kitleler ve devrimcilere bizzat kendi ismini taşıyan yayın organı ile doğrudan seslenmesi, kitlelerin mücadelesine kendi siyaseti doğrultusunda ve bir kitle yayın organı aracılığıyla yol göstermesi ve propaganda ve ajitasyon faaliyetini bu temelde merkezileştirmesi reddedilemez.

Örgütümüz bugüne kadar partinin periyodik bir kitle yayın organının propaganda ve ajitasyon faaliyeti içindeki yerini doğru olarak tespit etmiş ve bu yolda belli adımlar atmıştır; ama bu doğru tespiti bir bütün olarak ve merkezi bir şekilde hayata geçirememiştir.

İşçi ve emekçi kitlelerin giderek daha çok devrimcileştiği bugünkü koşullarda Partimizin yükselen sınıf mücadelesi içerisindeki yeri de dikkate alındığında, bugün Parti ismiyle merkezi bir kitle yayın organının çıkarılması daha da önem kazanmıştır. Ve ertelenmez bir görev haline gelmiştir.
Partimizin Birinci (Kuruluş) Kongresi, mevcut merkezi kitle yayın organlarının mümkün olduğu sürece yayınım sürdürmesinin yanında, kitlelere doğrudan ve kendi ismiyle seslenmek için periyodik ve merkezi bir kitle yayın organının çıkarılmasına ve bunun için Merkez Komitesi'ne yetki verilmesine oy birliği ile karar vermiştir.

TÜRKİYE KÜRDİSTANI'NA YÖNELİK OLARAK BİR KİTLE YAYIN ORGANININ ÇIKARILMASI ÜZERİNE KARAR

Bugün Türkiye genelinde yükselen demokrasi mücadelesinin yanında, Türkiye Kürdistan’ında da köylülüğün toprak ve özgürlük mücadelesi ve Kürt halkının ulusal baskıya karşı mücadelesi gelişmektedir.

Fakat her türden Kürt revizyonist akımı, Kürt halkının ulusal bilincini istismar ederek demokrasi mücadelesini saptırmakta ve gericiliği bütün yönlerden güçlendirmeye çalışmaktadır. Burjuva milliyetçisi akımlar da Kürt halkının demokrasi mücadelesini yozlaştıran bir faaliyet yürütmektedir.

Bugüne kadar örgütümüz Kürdistan'da bir çok kez binlerce emekçiyi faşizme, ulusal baskıya ve egemen sınıflara karşı eylemlere seferber etmesine ve Kürdistan'da kitle bağlarına sahip olmasına karşın, Kürt modern revizyonist ve burjuva milliyetçisi akımların çarpıtma ve yozlaştırıcı tutumlarıyla mücadelede yetersiz kaldı.

Bu yetersizliğin bir nedeni de Türkiye Kürdistan'ına yönelik olarak sürekli ve özgül bir propaganda faaliyetinin yürütülmemiş olmasıdır, özellikle son zamanlarda bu yönde çıkarılan bazı yayınlar doğru adımlar olmasına karşın, bu görevin üstesinden gelmede yeterli olmadı. Beyle bir görev ancak, Partimizin Kürdistan'a yönelik olarak sürekli ve yazılı propaganda faaliyeti sürdürmesi ile yerine getirilebilir.

Böyle bir faaliyet, aynı zamanda, iki ulustan proletaryanın ve emekçi halkın birliğinin sağlanması yönünde de güçlü bir etken olur. Bütün bunları dikkate alan Birinci (Kuruluş) Kongremiz, Partimizin Kürdistan'a yönelik olarak sürekli ve periyodik bir kitle yayın organının çıkarılmasına ve bunun için Merkez Komitesine yetki verilmesine oy birliği ile karar vermiştir.

PARTİ ŞEHİTLERİNİN ANILMASI ÜZERİNE KARAR

Türkiye Devrimci Komünist Partisi Birinci (Kuruluş) Kongresi, örgütümüzün Marksist-Leninist bir ideolojik-siyasi çizgiyi benimsediği 1975 yılından bu yana, Onun saflarında üye olarak mücadele ederken faşist diktatörlüğün resmi ve sivil güçleri ve karşı-devrimci, provokatif unsurlar tarafından katledilen; İ. Gökhan Edge, Ökkeş Karayiğit, Mehmet Yılmaz, İlhan Emre, M. Ali Özpolat, Yusuf Metin Yoldaşları saygıyla anar.

1971-1975 YILLARI ARASINDA FAŞİST DİKTATÖRLÜK TARAFINDAN KATLEDİLEN THKO MİLİTANLARININ PARTİMİZE ONUR ÜYESİ OLARAK KABUL EDİLMESİ ÜZERİNE KARAR

Kongremiz örgütümüzün tarihî gelişme sürecini ve devrimci demokrat bir örgütten, Marksist-Leninist bir örgüte dönüşürken örgütsel bütünlüğünü korumasını göz-önüne alarak; THKO'nun henüz devrîmci-demokrat bir örgüt niteliği taşıdığı 1971-1975 yılları arasında O'nun saflarında savaşırken faşist diktatörlük tarafından katledilmiş olan, Türkiye halkının faşist diktatörlüğe karşı drrenişinin İlham kaynağı olan ve kararlılıkları ile örgütümüzün gelişmesinde ilham kaynağı olan DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN, YUSUF ASLAN, SİNAN CEMGİL, CİHAN ALPTEKİN, ALPASLAN ÖZDOĞAN, KADİR MANGA. ÖMER AYNA, İBRAHİM ÖZTAŞ, NİYAZİ YILDIZHAN ve AVNİ GÖKOĞLU yoldaşların Parti Onur üyesi olarak kabul edilmesini oy birliği ile kararlaştırmıştır.

1975 YILINDAN BU YANA ÖRGÜTÜMÜZÜN SEMPATİZANI İKEN FAŞİST DİKTATÖRLÜK TARAFINDAN KATLEDİLEN DEVRİMCİLERİN PARTİMİZE ONUR ÜYESİ OLARAK KABUL EDİLMESİ ÜZERİNE KARAR

Kongremiz 1975 yılından bu yana başta Türkiye Genç komünistler Birliği (TGKB) olmak üzere örgütümüz tarnfından yönlendirilen çeşitli kitle örgütlerinde mücadele eden, onun çizdiği yolda yürüyen ve uğrunda canlarını vererek. Parti üyesi olmaya layık devrimciler olduklarını kanıtlayan, örgütümüz sempatizanları; Ali Sami Demirci, Ahmet Deveci, Hüseyin Güzel, Ata Yıldırım, Sami Ovalıoğlu, Burhan Barın, Fevzi Aslansoy, Özalp Koç, Tufan Liceli, Taner Benian, Cafer Erdem, Muştan Büyükkorkmaz, Hasan Yasin, Mehmet Korkmaz, Hakan Tuğrul, Süleyman Akdağ, Sadık Canarslan, Eyüp Kü-cükpalamutçu, İdris Türkoğlu, Nuretin Altaylı, Hasan Do-Öan, İsmet Kılınç, Mithat Sivri, Sefa Hakverdi. Bahattin Aslandoğan, Ayhan Gökdemir, Mahmut Özden, Murat Dertli, Yusuf Ekinci, Öner Semiz, Ali Osman BeydilIi, Celal Duru, Emin Kutan, Talip Sevinç, Mehmet Savaş İslam, Naver Engin, Ziya Şafak, Tuncay Yaşayacak, Yaşar Bayrak, Oktay Çiğdemal, Faysal Kelleci, Şahin Akar, Köroğlu Keser, Kemal Binici, İsmail Kara, Yusuf Dal, Mustafa Yaşar, Namık Kemal Apak, Kazım Çelik, Meh met Mazlum, Haluk Tamdoğan, Ahmet Öztürk, Fatma Gözüsulu, Aziz Çolak, Muhsin Alkan, Nadir Uğurluel, Ra-şit Akkaya, Abbas Karakız, Cengiz Han, Musa Funda, Murat Akpınar, Hüseyin Yarangümeli, Erdoğan Çamdal, Nebil KeskirYkeser, Sahabettin Aktokat, Necdet Çivi, Kö-muran Yeni, Necdet Mehmet, Ahmet Demirtaş, Mustafa Örüm, İsmail Üzer, Kazım Güner, Sultan Arguç, Hüseyin Sancar, Ali Mengüc. Kasım Yücel, Aslan Göncü, Hüseyin Altıngez, Reşat Öge, Recep Taşçı, Cemil Sabuncu, Mahmut Mutlubaş, Sadi Canan, Kemal Güngörmüş, Mehmet Şahin, Bekir Güven, Metin Kılıç, Kamil Sağır Necmettin Temel, Hacı Tonu, Yüksel Yeşilyurt, Cüneyt Tandoğan, Musa Ağdaş, Eyüp Akkurt, Ahmet Sadullah Kaya, Hasan Engül, Halil Turgut, Düzgün Yıldız, Aziz Sürücü, Sakine Kamalak, Zafer Şahin, Hüsnü Kayıhan, Ekrem Kurt yoldaşların Parti onur üyesi olarak kabul edilmesini oy birliği ile onaylar.

CEZAEVLERİNDEKİ YOLDAŞLARA MESAJ

Türkiye Devrimci Komünist Partisi Birinci (Kuruluş) Kongresi, faşist-feodal diktatörlüğün zindanlarında her türlü zulme ve zorbalığa karşı kararlılıkla mücadele eden, devrim ve sosyalizm bayrağını yüksekte tutan tüm yoldaşlarımızı en içten duygularla selamlar.

Proletarya ve halkın devrimci mücadelesi zindanların küflenmiş duvarlarını yıkacak, halkın tüm evlatlarına özgürlüğü getirecektir.

KONGRENİN AEP’E VE DİĞER KARDEŞ PARTİLERE MESAJI

TDKP KONGRESİ'NİN ARNAVUTLUK EMEK PARTİSİNE MESAJI

Enver Hoca Yoldaş, AEP Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Partimizin Birinci (Kuruluş) Kongresi, faşist diktatörlüğün ağır illegalite koşulları altında ve sonsuz bir coşku içinde toplanarak Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin (TDKP) kuruluşunu ilan etmiştir.

Ülkemizdeki bütün komünistlerin iradesinin gerçekleştiği Kongremizin, örgütümüzün siyasi çizgisini onaylaması ve Partinin Programı ve Tüzüğünü kabul etmesi ile Türk ve Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryası, geçmişte M. Suphi ve yoldaşları tarafından atılan ama sürdürülemeyen ilk ciddi adımı dışında tutarsak, tarihinde ilk kez devrimci bir komünist partisine kavuşmuş olmaktadır.

Türkiye proletaryası ve komünistleri, bu noktaya ve çetin bir mücadele sonucunda erişmiştir.1920 Eylül'ünde Baku’de Mustafa Suphi ve yoldaşları tarafından Üçüncü Enternasyonalin bir kolu olarak Türkiye Komünist Partisi'nin I. Kuruluş Kongresi'nin toplanması, komünist partisinin yaratılması için Önemli bir adımdı. Ancak bu girişim, kısa bir süre sonra M. Suphi 14 yoldaşının Kemalist burjuvazi tarafından katledilmesi ile yarım kalmıştır. Daha sonra TKP'ye egemen olan Şefik Hüsnü'nün revizyonist, sağ oportünist çizgisi 58 yıllık «sol» hareketi zehirlemiş, onun gelişmesinin önünde başlıca engeli oluşturmuştur. Bu çizgi diğer etkenlerle birlikte küçük burjuva maceracılığına da kaynaklık etmiştir.

Kongremizin toplanması ile kuruluşunu ilan ettiğimiz TDKP, 58 yıllık revizyonizmin, sağ oportünizmin mahkum edilmesinin, devrimci-demokrat bir örgütün dokuz yıllık bir mücadeleyle komünist bir örgüte dönüşmesinin bir sonucudur. Örgütümüzün önceli olan THKO, 1978 Ekim'-inde topladığı Konferansla, ismini Türkiye Devrimci Komünist Partisi-İnşa Örgütü (TDKP-İÖ) olarak değiştirmiş ve bu konferansta gerekli hazırlıkları yaparak, en kısa zamanda TDKP Birinci (Kuruluş) Kongresi'ni toplama tarihi kararını almıştı.

Bugün TDKP Birinci (Kuruluş) Kongresi'nin toplanması ile bütün Kongre üyeleri ve bütün Türkiye Komünistleri, Türkiye proletaryasına ve emekçi halkına verdikleri sözü yerine getirmenin, bu şanlı görevi gerçekleştirmenin kıvancı içindedir.

Örgütümüz bu şanlı görevi dokuz yıllık çetin bir mücadele sonunda gerçekleştirmiştir. Örgütümüz küçük-burjuva maceracılığına, reformizme, Kruşçev-Brejnev revizyonizmine, «Üç Dünyacı» Cin revizyonizmine, revizyonist «Mao Zedung Düşüncesi»ne, «Euro-Komünizmi» ve Tito revizyonizmine karşı verdiği kararlı ideolojik mücadele içinde çelikleşmiş ve sağlamlaşmıştır. Her türden oportünist ve revizyonist akıma karşı verdiğimiz mücadeleyi, faşist diktatörlüğe, emperyalizme ve sosyal emperyalizme karşı verdiğimiz mücadele ile birleştirerek ve yükselen sınıf mücadelesinin her alanında yer alarak çelikleşmiş bîr parti örgütü yarattık.

Partimiz bugün toplumun her kesimine yayılmış hücreleri, parti örgütleri, kitle örgütleri, yayın organları ile işçi sınıfının ve emekçi halkın demokrasi ve sosyalizm mücadelesine önderlik etmenin azmi içindedir.

Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfının ve emekçi halkının faşist diktatörlüğe ve emperyalizme ve sosyal emperyalizme karşı sürdürdüğü bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi Türkiye Devrimci Komünist partisinin önderliğinde zafere ulaşacaktır.

Ülkemiz komünistleri bütün bir tarihi dönem boyunca modern revizyonizme, Cin revizyonizmine, revizyonist «Mao Zedung Düşüncesine karşı, «Euro-Komünizm» ve Tito revizyonizmine karşı Marksizm-Leninizm’i kararlılıkla savunan, devrimin ve yüce komünizm davasının bayrağını daima yükseklerde tutan ve bu yolda paha biçilmez başarılar kazanan Enver Hoca yoldaşın önderliğindeki Arnavutluk Emek Partisi'ni kendilerine örnek olarak almaktadır. Ülkemiz komünistleri ve işçi sınıfı, sosyalist Arnavutluk'ta özlemini duydukları ve uğruna savaştıkları sosyalizm davasının emperyalistlerin ve Sovyet ve Cin Sosyal emperyalistlerinin ve bütün gericilerin kuşatması altında başarıyla gerçekleştiğini görmekte, bundan büyük hır güç ve ilham almaktadırlar.

Arnavutluk halkı şanlı Emek partisinin önderliğinden bütün iç düşmanlarını yok ederek ve dış düşmanlarına karşı koyarak, proletarya diktatörlüğü altında sosyalizmi İnşa etme mücadelesini başarıyla sürdürecektir. Türkiye 'komünistlerinin, işçi sınıfının ve emekçi halkının, Arnavutluk halkının şanlı Emek Partisi’nin önderliğindeki bu mücadelesine her zaman tam destek olacağını, bu vesileyle bir kez daha belirtmek isteriz.

Kongremiz partilerimiz arasında kurulmuş olan, Marksizm- Leninizm temeline dayalı İlkeli birliğin ve kardeşçe İlişkilerin daha da gelişeceğini vurgulamayı, Arnavutluk Emek Partisi’nin tecrübelerinden yararlanmayı, Emek Partisi ile fikir alışverişinde bulunmayı önemli ve vazgeçilmez bir görev sayar.

Uluslararası komünist hareketin ülkemizdeki öncü müfrezesi olarak Partimiz, üzerine düşen enternasyonalist görevleri eksiksiz bir biçimde yerine getirecektir. Ve uluslararası komünist hareketin enternasyonalist birliği, Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in ölümsüz öğretileri üzerinde, Üçüncü Enternasyonalin şanlı mirası üzerinde, devrimci proletaryanın mücadele deneyleri üzerinde, Sovyet, Yugoslav, Cin revizyonizmine, «Euro Komünizmi»ne ve revizyonist «Mao Zedung Düşüncesi» ne karşı mücadelenin başarıları üzerinde yükselecektir. Dünya komünist hareketinin gelişmesini ve güçlenmesini hiçbir karşı-devrimci caba engelleyemeyecektir.

Emperyalist-revizyonist sistemin bunalımdan bunalıma yuvarlandığı ve çürümüşlüğünün bütün çıplaklığı ile ortaya çıktığı bugünkü dünyamızda, proletaryanın, halkların ve ezilen ulusların sosyal ve ulusal kurtuluş mücadeleleri dünyanın dört bir köşesini çığ gibi sarmıştır. Amerikan emperyalistlerinin, Sovyet ve Çin sosyal emperyalistlerinin, diğer emperyalistlerin ve bütün gericilerin hiç bir çabası bu mücadelelerin zafere ulaşmasını engelleyemeyecektir. Emperyalistler ve gericiler alt edilecek, dünya proletaryasının ve halklarının devrim ve kurtuluş davası mutlaka zafere ulaşacaktır.

Bugün devrim çözülmek üzere gündeme gelmiş bir sorundur. Gelecek dünya proletaryasının ve halklarınındır. Gelecek komünizmindir, gelecek aydınlıktır.
Bunun en büyük garantisi dünyanın dört bir yanındaki gerçek komünist partilerin varlığı ve uluslararası komünist hareketin saflarının her geçen gün genişliyor olmasıdır.
Kongremiz, bütün bu düşüncelerle, Türkiye proletaryası ve emekçi halkı adına şahsınızda Arnavutluk Emek Partisini ve Arnavutluk halkını en içten, en sıcak enternasyonalist duygularla selamlamaktadır.

* YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZM !
* YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ !
* YAŞASIN ARNAVUTLUK EMEK PARTİSİ !
TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ KONGRESİ
------------

TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ KONGRESİNİN BÜTÜN ÜLKELERİN MARKSİST-LENİNİST KOMÜNİST PARTİLERİNE MESAJI

Partimizin Birinci (Kuruluş) Kongresi, faşist diktatörlüğün ağır illegalite koşulları altında ve sonsuz bir coşku içinde toplanarak Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin (TDKP) kuruluşunu ilan etmiştir.

Ülkemizdeki bütün komünistlerin iradesinin gerçekleştiği Kongremizin, örgütümüzün siyasi çizgisini onaylaması ve Partinin Program ve Tüzüğünü kabul etmesi ile Türk ve Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryası, geçmişte M. Suphi ve yoldaşları tarafından atılan ama sürdürülemeyen ilk ciddi adımı dışında tutarsak, tarihinde ilk kez devrimci bir komünist partisine kovuşmuş olmaktadır.

Türkiye proletaryası ve komünistleri bu noktaya uzun ve çetin bir mücadele sonucunda erişmişlerdir.

1920 Eylül'ünde Baku’de Mustafa Suphi ve yoldaşları tarafından Üçüncü Enternasyonalin bir kolu olarak Türkiye Komünist Partisi’nin I. Kuruluş Kongresini toplaması, komünist partisinin yaratılması için önemli bir adımdı. Ancak bu girişim, kısa bir süre sonra M. Suphi ve 14 yoldaşının Kemalist burjuvazi tarafından katledilmesi ile yarım kalmıştır. Daha sonra TKP'ye egemen olan Şefik Hüsnü'nün revizyonist, sağ oportünist çizgisi 58 yıllık «sol» hareketi zehirlemiş, onun gelişmesinin önünde başlıca engeli oluşturmuştur. Bu çizgi, diğer etkenlerle birlikte küçük-burjuva maceracılığına da kaynaklık etmiştir.

Kongremizin toplanması ile kuruluşunu ilan ettiği-TDKP, 58 yıllık revizyonizmin, sağ oportünizmin mahkum edilmesinin, devrimci-demokrat bir örgütün dokuz yıllık bir mücadeleyle komünist bir örgüte dönüşmesinin bir sonucudur. Örgütümüzün önceli olan THKO, 1978 Ekim'in-in topladığı Konferansla, ismini Türkiye Devrimci Komünist Partisi-İnşa Örgütü (TDKP-İÖ) olarak değiştirmiş ve bu konferansta gerekli hazırlıkları yaparak, en kısa zamanda TDKP Birinci (Kuruluş) Kongresi'ni toplama tarihi kararını almıştı.

Bugün TDKP Birinci (Kuruluş) Kongresi'nin toplanması ile, bütün Kongre üyeleri ve bütün Türkiye komünistleri, Türkiye proletaryasına ve emekçi halkına verdikleri sözü yerine getirmenin, bu şanlı görevi gerçekleştirmenin kıvancı içindedir.

Örgütümüz bu şanlı görevi dokuz yıllık çetin bir mücadele sonucunda gerçekleştirmiştir. Örgütümüz küçük-burjuva maceracılığına, reformizme, Kruşçev-Brejnev revizyonizmine, «Üç Dünya»cı Çin revizyonizmine, revizyonist «Mao Zedung Düşüncesine, «Euro-komünizmi» ve Tito revizyonizmine karşı verdiği kararlı ideolojik mücadele içinde çelikleşmiş ve sağlamlaşmıştır. Her türden oportünist ve revizyonist akıma karşı verdiğimiz mücadeleyi, faşist diktatörlüğe, emperyalizme ve sosyal emperyalizme karşı verdiğimiz mücadele ile birleştirerek ve yükselen sınıf mücadelesinin her alanında yer alarak cebir parti örgütü yarattık.Partimiz bugün toplumun her kesimine yayılmış hücreleri, parti örgütleri, kitle örgütleri, yayın organları ile işçi sınıfının ve emekçi halkın demokrasi ve sosyalizm mücadelesine önderlik etmenin azmi içindedir.

Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfının ve emekçi halkının faşist diktatörlüğe ve emperyalizme ve sosyal emperyalizme karşı sürdürdüğü bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi Türkiye Devrimci Komünist Partisinin önderliğinde zafere ulaşacaktır.

Kongremiz, partilerimiz arasında kurulmuş olan, Marksizm-Leninizm temeline dayalı ilkeli birliğin ve kardeşçe ilişkilerin daha da gelişeceğini vurgulamayı, kardeş Marksist-Leninist partilerin tecrübelerinden yararlanmayı, kardeş partilerle fikir alışverişinde bulunmayı önemli ve vazgeçilmez bir görev sayar.

Partimiz dünyanın tek sosyalist ülkesi olan Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyetinin savunulmasını, tüm dünyada sosyalizm için mücadele eden kardeş Marksist-Leninist partilerin kararlı bir destekleyicisi olmayı proleter enternasyonalizminin bir gereği sayar.

Uluslararası komünist hareketin ülkemizdeki öncü müfrezesi olarak partimiz, üzerine düşen enternasyonalist görevleri eksiksiz bir biçimde yerine getirecektir. Ve uluslararası komünist hareketin enternasyonalist birliği, Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in ölümsüz Öğretileri üzerin de. Üçüncü Enternasyonalin şanlı mirası üzerinde, devrimci proletaryanın mücadele deneyleri üzerinde, Sovyet, Yugoslav, Çin revizyonizmine, «Euro-komünizmi»ne ve revizyonist «Mao Zedung Düşüncesine karşı mücadelenin başarıları üzerinde yükselecektir. Dünya komünist hareketinin gelişmesini ve güçlenmesini hiç bir karşı-devrimci çaba engelleyemeyecektir.

Emperyalist, revizyonist sistemin bunalımdan bunalıma yuvarlandığı ve çürümüşlüğünün bütün çıplaklığı ile ortaya çıktığı bugünkü dünyamızda, proletaryanın, halkların ve ezilen ulusların sosyal ve ulusal kurtuluş mücadeleleri dünyanın dört bir köşesini çığ gibi sarmıştır. Amerikan emperyalistlerinin, Sovyet ve Çin sosyal emperyalistlerinin, diğer emperyalistlerin ve bütün gericilerin hiç- bu çabası bu mücadelelerin zafere ulaşmasını engelleyemeyecektir. Emperyalistler ve gericiler alt edilecek, dünya proletaryasının ve halklarının devrim ve kurtuluş davası mutlak zafere ulaşacaktır.

Bugün devrim çözülmek üzere gündeme gelmiş bir sorunudur. Gelecek dünya proletaryasının ve halklarınındır. Gelecek komünizmindir, gelecek aydınlıktır.

Bunun en büyük garantisi dünyanın dört bir yanındaki gerçek komünist partilerin varlığı ve uluslararası komünist hareketin saflarının her geçen gün genişliyor olmasıdır. Kongremiz bütün bu düşüncelerle, Türkiye proletaryası ve emekçi halkı adına partinizi, işçi sınıfınızı ve emekçi halkımızı en içten, en sıcak enternasyonalist duygularla selamlamaktadır.

* YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZM!
* YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ!
* TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ KONGRESİ
----------

TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ BİRİNCİ (KURULUŞ) KONGRESİ’NE GELEN MESAJLAR

ALMANYA KOMÜNİST PARTİSİ / MARKSİST-LENİNİST
Dortmund, 6 Şubat 1980

Türkiye Devrimci Komünist Partisi Kuruluş Kongresi Delegelerine

Sevgili Yoldaşlar,

Almanya Komünist Partisi Marksist-Leninist Merkez komitesi, Türkiye Devrimci Komünist Partisi Kuruluş Kongre delegelerine ve Onun tüm üyelerine partimiz adına en devrimci mücadele selamlarını iletir. Türkiye işçi sınıfının kendi Marksist-Leninist öncü partisine kavuşan Türkiye Devrimci Komünist Partisi Kuruluş Kongresinin yapılması haberi bizleri büyük bir sevince boğdu. kongrenize tam bir başarı diliyoruz.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin kurulması, Türkiye’nin tüm gerçek Marksist-Leninistleri ve dürüst devrimci için büyük bir olaydır. Proletaryanın ve diğer ezilen, gençliğin ve öğrencilerin, emperyalizme ve sosyal-emperyalizme, feodalizme ve komprador burjuvaziye, faşizme ve revizyonizme karşı, ulusal demokratik devrimin zaferi ve sosyalizm ve komünizm için yürüttüğü mücadelesi kuşkusuz ki böylelikle yeni bir atılım kazanacaktır. Bu kongre aldığı kararları ve ilkeleri ile partinizin çalışmalarını Marksizm-Leninizm’in öğretileri ve proleter enternasyonalizmin ilkeleri temelinde net bir şekilde gerçek(eştirecek ve Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin devrimdeki önder rolüne gittikçe daha güçlü bir şekilde yetenekli olmasına yol açacaktır.

Sevgili Yoldaşlar,

Partimiz, işçi sınıfının devrimci partisini, Marksist-Leninist partisini yaratmak için girişmiş olduğunuz çabalarınızı uzun bir süreden beri büyük bir ilgiyle izlemektedir. Bizler, birbirimizi karşılıklı olarak destekledik ve sahip olduğumuz aynı devrim ülküsü için ve halkların kurtuluş mücadelesi, muzaffer Marksizm-Leninizm için ortak düşmanımıza karşı yürüttüğümüz ortak mücadele içinde sıkı, kardeşçe bağlar kurduk. Sizler, Marksizm-Leninizm’i uygulamak ve savunmak için, küçük-burjuva maceracılığından, ister Sovyet, Yugoslav, Çin revizyonizmi ya da Euro-revizyonizm olsun, modern revizyonizmin çeşitli akımlarına karşı, bu tutarlı yoldan yapılan her türlü sapmayı teşhir ve reddetmek için yıllardan beri kararlı bir mücadele sürdürdünüz. Özellikle de Çin revizyonizmi ve onun ideolojik temeli olan anti-Marksist Mao Zedung düşünceleriyle olan bağların koparılması, Partinizin ve Onun Marksist-Leninist çizgisinin, strateji ve taktiğinin ilkeli bir şekilde inşa edilmesi için bütün yolları açmıştır.

Türkiye gericiliğinin sıkıyönetimle, faşist zorla halkın gittikçe yükselen devrimci mücadelesini boğmaya çalıştığı bir zamanda ağır illegalite koşullan altında Partinizin kuruluşu gerçekleşiyor. Bu kuruluş, iki emperyalist süper gücün, ABD'nin ve Sovyetler Birliği'nin, ülkenizin sınırlarının yakınlarında gittikçe tehdit edici bir şekilde savaş ateşini körüklediği bir zamanda, özellikle B. Alman emperyalizminin bütün yollarla örneğin yeni silahlanma programıyla Türkiye'ye sızmaya gittikçe daha fazla çaba gösterdiği bir zamanda gerçekleşiyor. Ancak biz inanıyoruz ki, başta işçi sınıfı olmak üzere Türkiye emekçileri Partinizin önderliği altında iç ve dış düşmanların tüm saldırılarını püskürtecek ve devrimci amaçlarını gerçekleştirecektir.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin kuruluşu yalnızca sizler için değil, aynı zamanda Marksist-Leninist dünya hareketi için de bir zaferdir. Partilerimiz arasındaki kardeşlik ilişkileri Marksizm-Leninizm’in ilkelerine ve proleter enternasyonalizmine dayanır. Bu ilişkiler, aynı zamanda Batı Almanya'da ve Batı Berlin'de de ortak devrimci eylem içinde, Alman ve yabancı işçilerin çıkarlarının savunulması için ortak sınıf mücadelesinde dayanışmayla ve verimli bir işbirliği içinde, ortak anti-faşist mücadele vb. içinde denenmiştir. Bu birliği daima daha güçtü pekiştirelim! Devrimin ve Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in muzaffer öğretilerinin savunulduğu bayrağı daima daha yukarda tutalım! Tek gerçek sosyalist ülkenin, Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti'nin muhteşem örneğinden vebasında büyük Marksist-Leninist Enver Hoca yoldaşın bulunduğu şanlı Arnavutluk Emek Partisi'nden güç atalım!

Türkiye devriminin zaferi için yürüttüğünüz mücadelede bütün kalbimizle Partinize daha büyük başarılar diliyoruz. Bu konuda sürekli dayanışmamızla sizlere destek sağlayacağımıza güvence veririz.

Faşizme ölüm halka hürriyet!

YAŞASIN TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ KURULUŞ KONGRESİ !
YAŞASIN TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ! YAŞASIN PROLETER ENTERNASYONALİZMİ! ŞAN OLSUN MARKSİZM-LENİNİZME»

Almanya Komünist Partisi / Marksist-Leninist
Merkez Komitesi
Ernst Aust, Başkan
----------

DAHOMEY KOMÜNİST PARTİSİ

Sevgili Yoldaşlar,

Ülkeniz işçi sınıfının öncü müfrezesi, Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin Kuruluş Kongresi'nin yapılacağı haberini sevinçle karşılıyoruz. Çünkü bu, Marksizm-Leninizm’in ve tüm uluslararası proletaryanın burjuvazi ve her türden revizyonizm, özellikle Kruşçevci ve Maocu revizyonizm üzerindeki zaferidir.

Uzun yıllardır, ülkenizde proletaryanın bağımsız örgütü, partisi, meydanı burjuvazinin, küçük-burjuvazinin, anarşistlerin, revizyonistlerin vb.'nin kışkırtıcı oyunlarına bırakarak, işçi ve halk mücadelelerini proleter devrime doğru yönlendirmede hatalı davrandı. Geçmişten uzun bir deneye sahip olan Türkiye Devrimci Komünist Partisinin, Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in Öğretilerine ve Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik gerçeklerinin Marksist-Leninist bir değerlendirmesine dayanarak, işçi sınıfının, yoksul köylülüğün ve ilerici aydınların haklı özlemlerine cevap vereceğine inanıyoruz.

İran'ı tehdit eden Amerikan emperyalizmi, Afganistan'ı işgal eden Sovyet sosyal-emperyalizmi ve Vietnam’a karşı provokasyonlarını katmerleştirmeye devam eden Cin sosyal-emperyalizmi arasındaki rekabetin 3. bir dünya savaşı tehlikesini artırdığı bugünlerde, ülkeniz hassas bir bölgede yer almaktadır. Ama tüm dünyada olduğu gibi, bu bölge halkları da, gerçek Marksist-Leninist partilerin önderliğinde devrimi yaparak, emperyalist ve sosyal-emperyalistlerin saldırgan tehditlerini başarısızlığa uğratmak için seferber olacaktır. Halklar, bu emperyalist savaş tehlikeli uyarıda bulunmak için, Maocu üç dünya teorisinin öğütlediği gibi, hiçbir burjuvaziye güvenemezler.

Ülkemiz Dahomey'de, Partimiz Dahomey Komünist uluslararası (M-L) komünist hareketin bir müfrezesi olarak devrimci faaliyetini geliştiriyor ve emperyalizme, sosyal-emperyalizme ve yerli büyük burjuvaziye karşı olan işçi sınıfının, halkın ve gençliğin güvenini giderek daha fazla kazanıyor.
Bizim ki gibi, Marksist-Leninist yolda olan Partiniz, Stalin'in önderliğindeki Büyük Ekim Devriminin, Arnavutluk’ta AEP ve değerli Marksist-Leninist Enver Hoca'nın önderliğinde gerçekleşen sosyalizmin inşası örneğinin deneylerini parlatacaktır.

· YAŞASIN DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİNİN KURULUŞU!
· YAŞASIN MUZAFFER MARKSİZM-LENİNİZM!
· YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ!

Dahomey Komünist Partisi Merkez Komitesi
Şubat 1980
-----------------

DANİMARKA KOMÜNİST PARTİSİ / MARKSİST-LENİNİST

Kopenhag, 31 Ocak 1980
Türkiye Devrimci Komünist Partisi Birinci Kongresine

Sevgili Yoldaşlar,

Danimarka Komünist Partisi / ML Türkiye Devrimci Komünist Partisi Kuruluş Kongresine, Merkez Komitesine, delegeler ve tüm üyelere büyük bir sevinçle devrimci selamlarını iletir. Türkiye proletaryasına ve emekçi halkına öncü Partilerini verecek olan bu tarihsel kongrede yüreklerimiz sizinledir.
Burjuvaziye ve feodallere ve onların başında Amerikan emperyalizmi bulunan emperyalist efendilerine karşı yiğitlikle, kahramanca mücadele eden sizlere, Türkiye halkının en iyi oğullarına ve kızlarına kardeşçe selamlarımızı yollarız. Emperyalizm, sosyal-emperyalizm ve Türkiye'nin gerici sınıfları Türkiye halkını kölelik zincirleri içinde 'tutmak için acımasız bir sıkıyönetim rejimi kurdular ve azgın bir faşist terör estiriyorlar. Ama onlar Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nde demokrasi, ulusal ve toplumsal kurtuluş için daha militan mücadeleleri korkusuzca yönlendirecek ve örgütleyecek bir Parti buluyorlar.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin, Türkiye halkının gerici sınıflara ve emperyalistlere ve onların ajanları, proletarya ve kitlelerin devrimci ilerleyişini sabote etmeye çalışan her türden revizyoniste, reformiste ve oportüniste karşı şiddetli mücadelesine önderlik edeceğine inanıyoruz.

Şu anda süper devletler, Amerikan emperyalizmi ve Sovyet sosyal-emperyalizmi, Çin sosyal-emperyalistleri ve tüm diğer emperyalistler halkların yükselen devrimci selini durdurmaya çalışıyor ve yeni bir emperyalist dünya savaşı için ateşli hazırlıklar yapıyorlar. Onların planlarını suya düşürmek ve halk devrimlerinin zaferini sağlamak bizim görevimizdir.

Yoldaşlar, birbirimizden binlerce kilometre uzakta farklı koşullar altında çalışmamıza karşın, emperyalizm, sosyal-emperyalizm, gericilik ve faşizme karşı mücadelemizde birleşiyoruz. Proleter enternasyonalizmi ve dünyadaki tek gerçek sosyalist ülke olan şanlı Arnavutluk'un ve başında Enver Hoca yoldaş bulunan kahraman Emek Partisi'nin savunulması temelinde birleşiyoruz. Ortak ideolojimizde, Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in ölümsüz öğretilerinde birleşiyoruz.

Danimarka proletaryası ve Danimarka Marksist-Leninistleri adına, Türkiye proletaryası ve halkların öncüsü olmak büyük ve onurlu çalışmanızda size başarılar dileriz Partilerimiz arasında varolan kardeşçe ilişkilerin gelecekte daha da güçleneceğine ve gelişeceğine inanıyoruz.

YAŞASIN TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ ! YAŞASIN ULUSLARARASI KOMÜNİST HAREKETİN BİRLİĞİ!
MARKSİZM-LENİNİZME ŞAN OLSUN!

Danimarka Komünist Partisi / ML Merkez Komitesi
-----------

FRANSIZ İŞÇİLERİ KOMÜNİST PARTİSİ
30 Ocak 1980

Türkiye Devrimci Komünist Partisi-İnşa Örgütü Merkez Komitesine

I. (Kuruluş) Kongresi Dolayısıyla

Sevgili Yoldaşlar,

Merkez Komitemiz, tüm Parti adına, Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin I. (Kuruluş) Kongresi'nİ derin bir sevinç ve büyük bir heyecan ile selamlar.
Türkiye'de gerçek bir komünist partisinin kuruluşu, ülkeniz halkı ve işçi sınıfı için büyük bir zaferdir. Büyük devrimci mücadeleciliği ile tanınan Türkiye halkı bugün, uzun senelerdir yoksun kaldığı önderliğine kavuşmuştur.

Toplumsal ve ulusal kurtuluş davaları için birçok şehit vermiş olan ülkenizin kahraman gençliği, kanını boşa akıtmadı. Faşist-feodal diktatörlük tarafından idam edilen Deniz GEZMİŞ, Yusuf ASLAN ve Hüseyin İNAN'ın kanları yeni devrimcilerin tohumunu attı. Onların özlemlerini çektikleri ve ülkeniz devrimci hareketinin yoksun olduğu Marksist-Leninist ideoloji bugün, Türkiye halkının mücadelesinin kesin aracı ve önderi olan Partinin kuruluşuyla zafere ulaştı.

Bu kongre, aynı zamanda tüm dünya halkları ve işçi sınıfı için de bir zaferdir. Ülkeniz, emperyalist güçlerin özellikle de Sovyet sosyal-emperyalistlerinin çarpıştığı ö-nemli bir stratejik bölgede bulunmaktadır. Türkiye halkının ve proletaryasının, sosyalizme geçiş aşaması olan ulusal demokratik devriminin başında gerçek bir Marksist-Leninist Partinin varlığı, emperyalist savaş tehlikesine karşı ve dünya devriminin ilerlemesi için halkların mücadelesinde önemli bir güç ve önemli bir koz oluşturmaktadır.

Partinizin kuruluş kongresi Marksizm-Leninizm’in her türden revizyonizme karşı büyük zaferidir. Ülkeniz komünist hareketinin tarihi partinin inşası için mücadele, çıkarlarını doğru olarak yansıtan ve tam kurtuluşu için mücadelede yanılmaz bir rehber olan Proletaryanın bilimsel teorisi olarak Marksizm-Leninizm’i bir kez daha doğruluyor. Özellikle, ülkeniz devrimci hareketinin pratiği, proletaryanın önder rolü, devrimde proletaryanın egemenliğinin gerekliliği gibi Marksizm-Leninizm’in büyük ilkesini doğruladı. Bu egemenlik ise, ancak Proletaryanın, öncüsüne yani komünist partisine sahip olmasıyla gerçekleşebilir. Her türden revizyonistin saptırmaya çalıştığı bu gerçek, bugün dünyada her yerde kendini gösteriyor ve Partinizin kuruluşu da bunun yeni bir kanıtıdır.

Çeşitli revizyonist, özellikle Kruşçevci ve Maocu akımlara karşı teoride ve pratikte çetin ve kararlı bir mücadele sürdüren, hatta canlarını bile feda eden, —yoldaşlarınızı n birçoğu yalnızca faşist diktatörlüğün baskı güçleri tarafından değil, en koyu gericiliğin hizmetinde olan revizyonist çetelerce de katledildi— Türkiyeli komünist kardeşlerimizi saygıyla selamlıyoruz.

Tüm kardeş partilerle birlikte, devrimci hareketimizin yeni bir müfreze, Türkiye Devrimci Komünist Partisi ile güçlenmesini sevinçle karşılıyoruz.
Bu fırsatla, başında büyük Marksist-Leninist Enver Hoca yoldaşın bulunduğu ARNAVUTLUK EMEK PARTİSİ'nin, tüm revizyonist akımlara karşı Marksizm- Leniniz-min ve Proleter Enternasyonalizminin savunulması mücadelesinde oynadığı büyük rolü bir kez daha hatırlıyoruz. Revizyonizme, özellikle Maoizme karşı çetin bir mücadelede doğan Partilerimiz, AEP'in kararlı enternasyonalist dayanışmasını ve yardımını çok iyi biliyorlar. Onun bu örneğinden ve Uluslararası Komünist Hareketin geleneklerinden esinlenerek, gerçek enternasyonalist partiler olarak, Partilerimizin, komünizmin zaferi için, emperyalizme, revizyonizme ve gericiliğe karşı ortak mücadelede birbirlerine militanca ve kardeşçe destek olmayı bileceklerine inancımız tamdır. Partimizin, Fransız emperyalizminin, diğer emperyalist ve sosyal-emperyalistlerle birlikte Türkiye halkının yağmalanmasına katıldığı ölçüde, kongresinde aldığı kararları, sadık bir biçimde uygulayacaktır. Tüm Parti adına, Merkez Komitemiz, tüm Türkiyeli komünist kardeşlerini en sıcak bir biçimde bir kez daha selamlar ve ona Partisinin Kuruluş Kongresi'nde başarılar diler.

YAŞASIN TÜRKYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ!
YAŞASIN MARKSİZM, LENİNİZM VE PROLETER ENTERNASYONALİZMİ!
YAŞASIN ARNAVUTLUK EMEK PARTİSİ VE ONUN BÜYÜK ÖNDERİ ENVER HOCA YOLDAŞ!

F. İ. K. P. Merkez Komitesi
--------------

İSPANYA KOMÜNİST PARTİSİ / MARKSİST-LENİNİST

Türkiye Devrimci Komünist Partisi-İnşa Örgütü Merkez Komitesi'ne Sevgili Yoldaşlar,

Partinizin Kuruluş Kongresi'nin kutlandığını duymak büyük mutluluk verdi. Türkiye Devrimci Komünist Partisini sınıf mücadelesinin şiddetli çatışmaları arasında, Türkiye'de kitlelerin devrimci bir itilim kazandığı, faşist Türk hükümetinin faşist baskılarına şiddetle karşı çıktığı bir dönemde doğdu. Bu nedenle, Kongreniz militan mücadelenizi ve doğru siyasal tutumlarınızı yansıtan illegal ve baskılı bir durumda toplanacaktır. Bunun yanı sıra Kuruluş kongreniz yalnızca bir başlangıç noktasını değil, uzun bir siyasal, ideolojik ve örgütsel mücadele sürecinin —ki bu süreçte Partinizin birçok yiğit şehidi anayurdun kurtuluşu ve dünya sosyalist devrimi için kanlarını döktü, canlarını verdi— doruğunu temsil etmektedir. İdeolojik olarak vermek zorunda kaldığınız bir çok mücadele içinde, Çin revizyonizminin, sözde «Mao Zedung Düşüncesinin ve Türkiye'de bu siyasal tavırları savunan oportünist ve revizyonist grupların şiddetli bir şekilde mahkum edilişini gördük.

Ülkenizdeki siyasal durum nedeniyle, bu mücadelelerden hiçbirinin barışçı olmadığını, bu mücadeleler büyük kayıplar verdiğinizi ama düşmanınıza öldürücü darbeler vurduğunuzu biliyoruz.

Ülkelerimizin çok eski bir uygarlığı ve kültürü vardır. Akdeniz’in iki ayrı ucunda bulunan ülkelerimiz, şiddetli sarsıntılar ve sınıf mücadeleleri içinde kendi tarihsel kişiliklerini ve ulusal özelliklerini geliştiriyorlar. Bugünlerde, ülkelerimiz iki büyük süper devlete, ABD'ye ve Sovyetler Birliği'ne karşı çıkan dünya çapındaki çelişkinin merkezindedir. Ülkelerimiz Amerikan askeri üsleriyle doludur ve Amerikan süper devletinin egemenlini altındadır; böylece de SSCB'nin hırslarına ve saldırganlığına hedef oluşturmaktadırlar. Bu durum bizi emperyalist çelişkilerin merkezine koymakta, uluslararası proletaryaya karşı olan sorumluluklarımızı büyük ölçüde artırmaktadır. Bunun yanı-sıra, bu durum her iki Partiyi de aynı düşmana karşı, aynı mücadelenin en önüne koymakta, birliğimizi daha da güçlendirmektedir.

Bu durumda, Türkiye'deki kardeş partimizin Türkiye Devriminin muzaffer güçlerinin ve ülkeniz proletaryasının militan mücadelesinin özellikle ülkenizi tehdit eden büyüyen savaş tehlikesine, her türden emperyalizme karşı mücadelede karşılaşacağı zor ve karmaşık görevleri doğru bir biçimde çözebileceğine inanıyoruz.

Sevgili Yoldaşlar,

Türkiye proletaryası ve halkları için yeni ve daha büyük başarıların yolunu açacak olan Kongreniz için sizi içtenlikle kutluyoruz.

Madrid, 20 Ocak 1980 İspanya Komünist Partisi / ML Merkez Komitesi
----------------

KANADA KOMÜNİST PARTİSİ / MARKSİST-LENİNİST
TDKP Kuruluş Kongresi

Sevgili Yoldaşlar,

Kanada Komünist Partisi/ML adına, TDKP'nin kurulduğu bu önemli an dolayısıyla yürekten devrimci selamlarımızı iletiriz. Ülkenizin işçi sınıfı ve ezilen halkının faşist diktatörlüğü ve komprador-feodal düzeni yıkmak, emperyalist egemenliğe son vermek ve sosyalizm ve komünizm yolunda ilerleme mücadelesinde kendilerine önderlik edecek bir genelkurmaya, öncü örgütlerine sahip olduğu bugün Türkiye Proletaryası ve dünya tarihinde önemli bir gündür. Bu vesileyle siz, Türkiye Marksist-Leninistlerine ve sizin aracılığınızla emperyalizmin güçlerine ve en karanlık gericiliğe karşı duraklamaksızın mücadele eden, özgürlük, toprak, ulusal eşitlik, bağımsızlık ve ilerleme mücadelesinde kanlarını döken işçi sınıfına ve köylülüğe, (ilkenizin yiğit gençliğine sıcak selamlarımızı iletiriz. TDKP önderliğinde çetin mücadeleler zaferle taçlanacaktır.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin kuruluşu Uluslararası Marksist-Leninist Komünist Harekete bir başka çelik halkanın daha eklenmesi demektir. İnşa Örgütü'nün her türden revizyonizme ve oportünizme karşı yıllardır sür dürdüğü ve 1979'da Stalin yılında anti-Marksist «Mao Zedung Düşüncesinin» reddine yol açan amansız mücadele sonra TDKP Marksizm-Leninizm’e ve proleter enternasyonalizmine dayanmaktadır. Partinizin kuruluşu, Marksizm-Leninizm’in her türden revizyonizme ve oportünizme karşı zaferini simgelemektedir.

Afganistan'ın Sovyet sosyal-emperyalizmi tarafından faşist işgali, Kanada tekelci kapitalist sınıfının azgın savaş kışkırtıcı provokasyonları da dahil, Amerikan emperyalizminin ve diğer emperyalist ve gerici devletlerin azgın savaş kışkırtıcı ve çılgınca manevraları, dünya halklarını başım iki süper devletin çektiği ve Çin sosyal-emperyalizminin,de dahil olduğu emperyalist ve sosyal-emperyalistleri yenmek için seferber etme görevini doğurmuştur. Başını iki süper devletin çektiği emperyalistler ve sosyal-emperyalistler dünyayı yeniden bölmek ve halkların mücadelesini kana boğmak için savaşa hazırlanıyorlar. Partimiz işçi sınıfını ve geniş halk kitlelerini emperyalist savaşların ve saldırganlığın kaynağı olan emperyalizm, sosyal-emperyalizm ve tüm gericiliğe karşı seferber etmek için çalışmasını daha da yoğunlaştırıyor ve halkı Kanada' da zenginlerin savaş hazırlıklarına karşı çıkmaya çağırıyor ve Kanada'daki zenginler halkı böyle bir savaşa sürüklerse, haksız ve yağmacı bir savaşa katılmayı reddediyor.

Bunun yanı sıra, Partimiz işçi sınıfı ve geniş halk kitleleriyle bağlarını güçlendirmeye, onları BUNALIMIN YÜKÜNÜ ZENGİNLERE ÖDETELİM programını savunmaya, devletin faşistleştirilmesine karşı çıkmaya, Quebec ulusunun kendi kaderini tayin hakkını-Quebec halkı isterse ayrılma hakkı da dahil-güvence altına alacak, Yerli halkın miras haklarını yeniden tanıyacak, kapitalizmi yıkacak ve sosyalizmi kuracak olan gerçekten bağımsız demokratik ve sosyalist bir Kanada için mücadeleye seferber etmeye özel bir önem vermektedir.

Başında Enver Hoca yoldaş bulunan Arnavutluk Emek Partisi ve diğer Marksist-Leninist partiler önderliğindeki Marksizm-Leninizm’in ve proleter enternasyonalizmi ilkelerinin saflığını koruma mücadelesi Uluslararası Marksist--Leninist Komünist Hareketin birliğini güçlendirdi ve önderlik yeteneğini kat kat artırdı. Marksist-Leninist partilerin birbirlerinin deneylerinden öğrenebilecekleri ve faaliyetlerini koordine edebilecekleri, her türden ikili ve çok yanlı ilişkilerin daha da geliştirilmesini savunuyoruz ve bunun için çalışıyoruz. Bu açıdan da, Uluslararası Marksist-Leninist Komünist Hareketin ve devrim ve sosyalizm güçlerinin daha da güçlenmesini ifade eden Partinizin kuruluşunu coşkuyla selamlıyoruz. Partilerimiz arasındaki ilişkilerin Marksizm-Leninizm ve proleter enternasyonalizmi temelinde daha da güçleneceğine inanıyoruz.
Sevgili Yoldaşlar,

31 Mart 1980 Kanada Komünist Partisi / ML'nin kuruluşunun 10. yıldönümüdür. Partimiz 1980*1 PARTİ YILI, 80'li yılları da Devrim ve Sosyalizm Güçlerinin daha da Gelişmesi, Büyümesi ve Pekişmesi dönemi olarak ilan etmiştir. Bu vesileyle, Kanada'nın belli başlı kentlerinde Enternasyonalist Toplantılar biçiminde gerçekleştirilecek olan 10. yıl kutlamalarına sizi de davet etmek istiyoruz. Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin katılışı, Uluslararası Marksist-Leninist Komünist Hareket İçin bir zafer daha demektir.

Emperyalizme, faşizme ve gericiliğe, her türden revizyonizme ve oportünizme karşı, devrim ve sosyalizmin zaferi için mücadelenizde size başarılar dileriz. Türkiye işçi sınıfının ve halkının ve onların Marksist-Leninist öncüsünün devrim ve sosyalizmin zaferi için mücadelede Kanada işçi sınıfını ve halkını ve Kanada Komünist Partisi ML'yi. gerçek dostlarını her zaman yanlarında bulacaklarını bildiririz.

TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ KURULUŞ KONGRESİ'NE SELAM!
YAŞASIN TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ!
YAŞASIN KANADA KOMÜNİST PARTİSİ/ML İLE TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ ARASINDAKİ BİRLİK!
ŞAN OLSUN MARKSİZM-LENİNİZME!
Komünist Selamlar.

Kanada Komünist Partisi / ML
Ulusal Yürütme Komitesi
-------------

PERU KOMÜNİST PARTİSİ/MARKSİST-LENİNİST
Türkiye Devrimci Komünist Partisi-İnşa Örgütü Merkez Komitesine
Lima, 19 Ocak 1980

Sevgili Yoldaşlar,

Peru Komünist Partisi (M-L) Merkez Komitesi adına I. (Kuruluş) Kongrenize devrimci selamlarımı iletirim.

Uzun bir sınıf mücadelesi sonucu kurulan Türkiye Devrimci Komünist Partisi'nin Kuruluşu, Türkiye emekçi halkının sömürü ve baskıdan kurtuluş mücadelesi yolunda attığı büyük bir adımdır. Türkiyeli Marksist-Leninistler revizyonizmin yeni bir türü olan Maoizme ve Titoculuktan Kruşçevciliğe, Euro komünizmden Troçkizme kadar her tür den karşı devrimcilere karşı çetin bir mücadele sürdürmüşlerdir.

Türkiye Devriminin düşmanlarına, emperyalizme, sosyal-emperyalizme, ülkenizdeki burjuva gericiliğine ve faşist diktatörlüğe karşı Türkiye halkının sürdürdüğü önemli mücadeleyi anlıyoruz.

Proleter enternasyonalizme ve Marksizm-Leninizm’in ilkelerine bağlı olan kahraman halklarımız ve Marksist-Leninist Partilerimiz arasındaki devrimci bağların daha do sıklaşmasını diliyoruz.

Kuruluş Kongrenizin gerçekleşmesi büyük bir zaferdir. Türkiye Proletaryasının bu büyük zaferini sevinçle karşılıyor ve bu zaferi proletaryamızın ve uluslararası proletaryanın bir zaferi olarak değerlendiriyoruz. Ve başarılar diliyoruz.

YAŞASIN PERU VE TÜRKİYE MARKSİST-LENİNİST PARTİLERİNİN DEVRİMCİ DOSTLUĞU! YAŞASIN PROLETER ENTERNASYONALİZMİ! MARKSİZM-LENİNİZME ŞAN OLSUN!

Kardeşçe Selamlar

Peru Komünist Partisi / (ML) Merkez Komitesi
Siyasal Bürosu Genel Sekreteri
Antonio Fernanden
Amed_Dersim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Ocak 2009, 03:45   #18
Banned
 
Amed_Dersim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 775
Teşekkürler: 1,155
271 Mesajına 449 Kere Teşekkür Edildi
Standart

TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ BİRİNCİ (KURULUŞ) KONGRESİ'NİN TÜRKİYE HALKINA BİLDİRİSİ

ÜLKEMİZİN TÜRK, KÜRT ULUSU VE AZINLIK MİLLİYETLERİNDEN DEVRİMCİLERİNE, İŞÇİLERİNE YOKSUL KÖYLÜLERİNE VE TÜM EMEKÇİLERİNE:

Türkiye Devrimci Komünist Partisi Kuruldu. İşçi sınıfımızın ve emekçi halkımızın onlarca yıllık özlemi gerçekleşti. Komünistler işçi sınıfına ve halkımıza verdiği sözü yerine getirdiler.

Türkiye Devrimci Komünist Partisi Birinci (Kuruluş) Kongresi, emperyalizmin uşağı egemen sınıfların ve onların faşist diktatörlüğünün, işçi sınıfı ve halkın devrimci mücadelesine, onu boğmak için, azgınca saldırdığı koşullarda toplandı. Partimizin kızıl bayrağı ülkemizi sarmış olan grevlerin, direnişlerin, sokak gösterilerinin, barikat savaşlarının en önünde dalgalanırken toplanan Kongremiz, işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin öncüsünün, faşizmin saldırılarına karşı verdiği en anlamlı cevaptır. Mücadele eden işçi sınıfı ve halk yenilmez. Yüce komünizm davası ölümsüzdür. Partimizin devrimci mücadelenin ateşleri içinde doğuşu bu gerçeğin bir kez daha doğrulanışıdır.

Ülkemizde komünizm davası için ilk öne atılanlar Mustafa Suphi ve yoldaşlarıydı. Büyük Ekim Devriminin mücadeleleri içinde çelikleşmiş bu bir avuç komünist tarafından 10 Eylül 1920'de TKP'nin kuruluşu, işçi sınıfı ve emekçi halka bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm yolunda önderlik edecek bir partinin kuruluşu yolundaki ilk büyük girişimdi. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kemalist burjuvazi ve toprak ağalan, M. Suphi ve 14 yoldaşını Karadeniz'in karanlık sularında boğdurdular. Ama ne onlar, ne de bu davanın gizli düşmanları, çeşitli türden revizyonistler komünizm davasını yok edemediler. O, yakılmak istendiği her seferinde küllerin arasından yeniden doğdu.

TDKP'nin ülkemizdeki kökleri bir yandan işçi sınıfımızın mücadeleci geleneğine ve M. Suphi'lerin TKP'sine; diğer yandan halkımızın, Bedreddin ayaklanmasından. Ulusal Kurtuluş Savaşına ve Dersim’lere kadar uzanan zulme karşı isyan geleneğine ve özellikle 1960'lardan bu yana hızla yükselen devrimci-demokrasi mücadelesine dayanır. Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin, Sinanların, Cihanların kurduğu THKO partimizin öncelidir. TDKP'nin kurulması aynı zamanda darağaçlarında, dağ başlarında verdikleri son nefeslerinde «Yaşasın Marksizm-Leninizm» diye haykıran, halkımızın bu yiğit evlatlarının, devrimci demokrasinin bu önder savaşçılarının vasiyetlerinin yerine getirilmesidir. THKO, onların kararlı, baş eğmez, militan mücadelelerinden örnek aldı, mücadele geleneklerini sürdürdü. O, bu sayede 1975 yılında siyasi çizgisini köklü bir biçimde gözden geçirip değiştirerek devrim-ci-demokrasinin sınırlarını aştı; Marksizm-Leninizm’in yoluna, Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in gösterdiği Işıklı yola girebildi. THKO bu yolda sürekli ilerledi, hatalarını yenmeyi bildi, gelişti, güçlendi. 1978 Ekim'inde toplanan THKO Konferansı, örgütün adını Türkiye Devrimci Komünist Partisi-İnşa Örgütü (TDKP-İÖ) olarak değiştirdi ve onun önüne TDKP'nin I. (Kuruluş) Kongresi'ni toplayarak TDKP'yi kurma görevini koydu. Bu görev İşte bugün gerçekleştirilmiştir .

TDKP, herkesin insanca yaşadığı, toplumsal üretime yetenekleri ölçüsünde katıldığı toplumsal üretimden ihtiyacı kadar pay aldığı sınıfsız bir toplumun yaratılması uğruna mücadele ediyor. TDKP devletin, orduların, savaşların olmadığı, insanların sömürü, açlık tehdidi ve çeşitli baskılar altında kölece değil; nasıl dinlenmeye, düşünmeye, kendilerini geliştirmeye ihtiyaç duyuyorlarsa, çalışmaya da öyle ihtiyaç duyacakları bir toplum için mücadele veriyor. O, ne efendinin, ne kölenin, ne ezenin, ne ezilenin olmadığı bir dünya için savaşıyor. Bugün burjuva-feodal! sömürünün ve azgın bir faşist diktatörlüğün pençesinde gericilikle dişe diş bir mücadele sürdürmekte olan proletarya ve tüm emekçiler için güzel bir düş olan bu toplum, bizzat onların, TDKP önderliğinde yürütecekleri mücadeleyle gerçek olacaktır.

TDKP, bu amaca ulaşabilmek için bugün atılması gereken ilk adımın ülkemizi bağımsızlık ve demokrasiye kavuşturmak olduğunu saptıyor. Bugün ülkemizin efendileri her türden emperyalistler ile onların uşakları komprador-burjuvazi ve toprak ağalarıdır. Bu yüzden ilk yapılması gereken şey bu asalakları ve onların devleti olan faşist diktatörlüğü, partimizin etrafında toplanarak ulusal ve demokratik bir halk devrimiyle, şiddet yoluyla yıkmak; siyasi özgürlüğü gerçekleştirmek, emperyalistlerle imzalanmış tüm anlaşmaları yırtmak, onlara verilmiş üsleri kapatmak, borçları iptal etmek, tekelci işletmelere ve bankalara el koymak, toprağı köylülere devretmek, ezilen Kürt ulusuna ayrı devlet kurma hakkı da dahil olmak üzere kendi kaderini özgürce tayin hakkını tanımak, herkese iş ve insanca çalışma koşulları sağlamak ve böylece İşçileri ve köylüleri ülkenin efendisi yapmaktır. Çalışan, üreten onlardır, yöneten de onlar olmalıdır. Bu, işçi ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüğünün kurulması anlamına gelir.

Ancak TDKP, işçi sınıfı ve tüm emekçilerin, sosyal kurtuluşunun gerçekleştirilmesi için, atılacak bu ilk adımın yeterli olmadığı görüşündedir. O, bu noktada duraklamadan, bağımsızlık ve demokrasinin temelleri üzerinde derhal sosyalizmin inşasına girişilmesi ve sömürünün adım adım yok edilmesi gerektiğini savunuyor. Çünkü eğer bir ülkede sermaye hüküm sürmeye devam ediyorsa, kölelikten gerçekten ve kalıcı olarak kurtuluş söz konusu olamaz ve devrim sayesinde kazanılmış olan özgürlükler ve haklar da bir bîr kaybedilir. Ulusal ve demokratik bir devrim ancak emperyalizmin, feodalizmin, faşizmin baskısını ve ulusal baskıyı yok edebilir; sermayenin, kapitalizmin baskısını, sömürüyü tümüyle yok etmek için ise sosyalist devrim gerekir. İşte TDKP'nin son amacı olan sınıfsız toplum bu devrimin sonuna kadar sürdürülmesiyle adım adım yaratılacaktır.

TDKP, proleter enternasyonalizminin sadık bir savunucusu ve tüm burjuva-revizyonist dünyaya savaş açmış bulunan uluslararası komünist hareketin bir parçasıdır. TDKP, bugün yalnızca Amerikan emperyalizmine ve onun Batılı müttefiklerine değil, aynı zamanda sosyalizm maskeli emperyalistler olan Rus ve Cin emperyalizmine ve onların uydularına karşı da kararlı bir mücadeleyi veren dünyanın tek gerçek sosyalist ülkesi olan Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti ve Arnavutluk Emek Partisi'yle dayanışma halindedir. TDKP, İşçi sınıfımız ve emekçi halkımız, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesinde yalnız değildir. Onlar bütün dünyanın işçileri ve ezilen halklarının oluşturduğu dünya emek ordusunun bîr parçasıdırlar.

* * *
TDKP, faşist diktatörlüğün hüküm sürdüğü bugünkü koşullarda, azgın terör karşısında varlığını ve mücadelesini kesintisiz olarak sürdürebilmek için tümüyle gizli bir çalışma yürütmek zorundadır. TDKP, işçi sınıfıyla ve diğer emekçi tabakalarla kurduğu ve sürekli gelişen canlı bağları, üretim birimleri temel alınarak kurulmuş ve kurulmakta olan hücreleri, çeşitli yayın organları ve yönettiği kitle örgütleriyle halkın bağrındadır. Nerede devrimci mücadele yükselirse orada TDKP'nin bayrağı dalgalanır, mücadele şiarları ortalığı sarar. Devrimci mücadeleye atılan herkese TDKP'nin mücadele ve zafer yolunu gösteren çağrıları ulaşır.

TDKP, gizli çalışmasına karşın, demokratik merkeziyetçilik ilkelerine titizlikle uyar. Onun saflarında mücadeleye katılan tüm komünistler. Tüzükte belirlenmiş olan kuralar çerçevesinde, Partinin ve devrimin bütün sorunları hakkında görüşlerini belirtir, tartışmalara katılır, yöneticilerini seçer ve yönetici görevlere seçilebilirler. Ancak kararlar bir kere alındı mı, tüm komünistler, isterse o karara katılmamış olsun, tek bir yumruk gibi birleşir ve onu hayata geçirir. TDKP saflarında disiplin vardır. Ama bu burjuvazinin zorbalığa dayanan disiplini değil, proletaryanın gönüllü disiplinidir. Proletarya ve onun partisi başka türlü birliğini sağlamlaştıramaz, burjuvazinin baskı ve terörüyle başa çıkamaz.

TDKP, işçi sınıfı ve halkın, emperyalizme ve iç gericiliğe karşı devrimci bir temelde birliğinden yanadır. Bu yüzden, O yalnızca Parti içinde değil, bütün halk sınıf ve tabakaları ve onların kitlesel örgütleri içinde demokrasinin uygulanmasını savunur, kendi dışındaki devrimci akımlarla revizyonizme ve reformizme karşı mücadele ve demokrasi temelinde birlikler kurmaya çalışır. Proletarya ve halkın davasını her şeyin üstünde tutar.

TDKP, proletarya ve tüm emekçi halkın kurtuluş yolunun şiddete dayanan devrimden geçtiğini savunmaktadır. Hayat şu gerçeği sayısız kereler doğrulamıştır ve doğrulamaktadır; eğer emekçiler kendilerini burjuva-feodal düzenin köleleri olmaktan kurtarmak istiyorlarsa, bu düzenin en büyük bekçisi olan bugünkü devlet cihazını parçalayıp, dağıtmak onun yerine işçi ve köylülerin Sovyetik tipteki devrimci demokratik diktatörlüğünü örgütlemek zorundadırlar. Ordusu, polisi, mahkemeleri, bürokrasisi, parlamentosu ve yüzlerce yıldan bu yana egemen sınıflar tarafından sömürü ve zulüm düzenini daha iyi koruyabilmek, emekçileri daha fazla ezebilmek amacıyla sürekli geliştirip yetkinleştirilmiş tüm örgütleriyle bu köhne zulüm makinası, bu faşist-feodal diktatörlük yıkılmalıdır. Onun «içinden» ele geçirilebileceği, «demokratikleştirile bileceği» yolundaki tüm «barışçıl», pasifist hayaller, halkı aldatır, elini kolunu bağlar, felaket getirir. Komünistler gerçekleri olduğu gibi kabul eder, ona uygun çözümler önerirler.

TDKP'nin savunduğu şiddet esasta, kendilerini kitlelerin yerine koyan bir avuç aydının ya da gencin uygulayacağı bireysel şiddet değildir. Gerçek bir halk devrimi, yalnızca kitlelerin kendi özgül talepleriyle ayağa kalktığı ve kitlesel şiddetin uygulandığı top yekün bir ayaklanma olabilir. Kitlelerin mücadelesini bu aşamaya yükseltmenin çeşitli yolları vardır. Ancak bunu tayin edecek olan somut mücadele koşullarıdır.

İŞÇİLER;

TDKP sizin partinizdir. O, din, milliyet, mezhep farkı gözetmeksizin ister şehirde ister kırda tüm Türkiye işçi sınıfının gerçek komünist partisidir. TDKP'yi kuranlar İşçi sınıfının bilimsel ideolojisi ve eylem kılavuzu olan Marksizm-Leninizm’i savunan ve onun öğretilerini hayata geçirmeyi amaç edinen komünistler, öncü işçilerdir. TDKP, işçi sınıfının kopmaz bir parçası, onun öncü, örgütlü müfrezesidir. O, size kapitalist sömürüden kurtuluşun, emeğin yeni dünyasının kuruluşunun yolunu gösteriyor.

Savaşan her ordunun başarıya ulaşmak için nasıl düzenlenmesi gerektiğini, güçlerinin dağılımını, hangi hedeflere vurulacağını, ne zaman hücum edilip ne zaman geri çekilineceğini, mücadele ve örgütlenme biçimlerini saptayan bir genelkurmayının olması zorunludur.

İşte TDKP, kapitalizme ve sömürüye karşı savaşan işçi sınıfı ordusunun genelkurmayıdır. O, işçi sınıfının ideolojik, siyasi, ekonomik her alanda burjuvaziye ve gericiliğe karşı yürüttüğü mücadeleyi yönlendirir ve onun kısa ve uzun vadeli hedeflerini ve mücadele taktiklerini saptar. Proletarya ve diğer emekçi sınıf ve tabakaların mücadelesini örgütler, birleştirir ve karşı-devrimci hedeflere yöneltir. TDKP'nin varlığı ve mücadelesi, işçi sınıfının ve tüm emekçilerin kurtuluş mücadelesinin başarısının zorunlu bir koşuludur. Onun etrafında birleş, onun bayrağı altında toplan, onun gösterdiği hedeflere vur. Sınıfının gücüne güven. Sınıfsız bir toplum için TDKP ile birlikte yürü. En çok sekiz saatlik işgünü, sınırsız grev ve genel grev hakkı, örgütlenme özgürlüğü, insanca yaşama ve çalışma koşullan gibi acil taleplerin için TDKP önderliğinde yürütülen mücadeleye katıl.

YURTDIŞINDA ÇALIŞAN İŞÇİLER;

TDKP bugün, ülkemizde hüküm süren burjuva-feodal düzene ve faşist diktatörlüğe karşı mücadele ediyor. Seni tüm sınıf kardeşlerinle birlikte açlığa, sefalete, işsizliğe, köleliğe mahkum ederek vatanından, toprağından, ailenden koparan, ekonomik sürgüne mahkum eden bu düzendir. Bu vatanın gerçek sahipleri hangi milliyetten olursa olsun Türkiye'nin işçi ve köylüleridir. Sürülmeyi hak eden biri varsa o da ülkeyi yaşanmaz hale getirerek seni sürgüne gönderen komprador burjuvazi ve toprak ağalarıdır. TDKP senin de partimdir. TDKP sana, kendi yurdunda insanca bir hayat; özgürlük, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm vaat ediyor.

YOKSUL KÖYLÜLER;

Yüzlerce yıldan bu yana açlık ve sefalet içinde toprak ağalarının bileklerine taktığı toprak köleliğinin zincirlerini taşıdın. Şimdi buna bir de ücret köleliğinin zincirleri ve faşist zorbalık ekleniyor. Geleceğin bugün her zamankinden daha çok işçi sınıfının geleceğine bağlıdır. Yüzlerce yıllık özlemini gerçekleştirecek, sana toprak ve özgürlüğü, insanca yaşama ve çalışma koşullarını verecek olan yalnızca devrim ve sosyalizmdir.

Faşist feodal diktatörlüğün, toprak ağalarının ve onların gizli ya da açık uşaklarının «toprak reformu» aldatmacalarına kanma. Onların sana verebilecekleri tek şey işkence, zulüm, açlık ve sefalettir. Kendi kollarının gücüne dayan, işçi sınıfına ve TDKP'ye güven. TDKP, burjuva-feodal toprak ağalığı ekonomisinin en kararlı uzlaşmaz düşmanıdır. Onun açtığı kızıl bayrak senin kurtuluşunun da habercisi ve simgesidir.

ŞEHİR VE KIRLARIN TÜM EZİLENLERİ;

İster küçük bir dükkan ya da atölyenin, ister küçük bir toprak parçasının sahibi ol; ister yurtsever, dürüst bir aydın, ister sıradan bir devlet memuru, ya da bir işportacı... Emperyalizmin, sosyal-emperyalizmin, faşist-feodal zulmün ve zorbalık düzeninin egemen olduğu bir düzende; işsizlik, buhran, pahalılık içinde kıvranan bir ekonomide, senin için gelecek bugünden daha da kötü olmak zorundadır, Eğer, bu düzenin içinde kendini kurtarabilme yolunda umutların varsa bil ki, bunlar senin gerçek kurtuluşunun önünde en büyük engeldir. Çünkü bu düzenin pençesinden tek başına kurtuluş yoktur.
Şimdiye kadar reformcu, revizyonist «umut tacirleri» de dahil olmak üzere bir sürü demagog sana kolay kurtuluş yolları öğütledi. Ama hayat bunların «kurtarıcı» maskelerini bir bir düşürdü. TDKP ise başka bir yolu, devrim yolunu, emperyalizme, sosyal-emperyalizme, faşist-feodal! düzene karşı aktif direnme ve mücadele yolunu gösteriyor. O, bu yolda yürümek isteyen herkese elini uzatıyor; tüm devrimci-demokrat akımlara birlik o!ma çağrısı yapıyor.
TDKP, emperyalizm, feodalizm ve faşist-feodal diktatörlüğün tasfiyesi talebine bağlı olarak bugünden, bankalara ve tefecilere olan tüm borçların iptalini, ipoteklerin kaldırılmasını, taban fiyatlarının yoksul ve orta köylüler tarafından belirlenmesini, küçük üreticilerin kullandığı gübre, hammadde vb. malların ucuzlatılmasını, zamların geri alınmasını küçük üreticilerin söz ve karar sahibi olduğu kooperatiflerin örgütlenmesini savunuyor, senin en acil taleplerin için mücadele ediyor. Bu mücadeleye katıl, ona güç ver.

GENÇLER;

Yeni yetişen neslin geleceği, ülkenin geleceğinden ayrı değildir. Yarı-sömürge, yarı-feodal ülkemizde, başta işçi gençlik olmak üzere tüm halk gençliği bugünden köleliğe, baskıya, sömürüye, aşağılanmaya mahkum edilmiştir. Gençlik dinamiktir, mücadelecidir, toplumsal sorunlarla ilgilenir, haksızlığa karşıdır. Bu gerçeğin farkında olan egemen sınıflar ve tüm gericilik bu yüzden her türlü silah ve araçla sana azgınca saldırıyorlar. Seni faşist terörle sindirmeye; reformcu, revizyonist demagojiyle aldatmaya, burjuva, faşist-feodal ideolojilerle düzenin bekçileri haline getirmeye; yozlaştırmaya; çürütmeye çalışıyorlar. Bunların yetmediği yerde küçük-burjuva anarşizmi, parlak sloganlarla ortaya çıkıyor, seni çıkmaz sokaklara sürüklemeye çabalıyor.

Tüm bunların üzerinde TDKP'nİn, gençliği, kaderini işçi sınıfı ve halk yığınlarıyla birleştirmeye, örgütlemeye ve mücadeleye çağıran güçlü sesi yükseliyor. Bu ses birlik ve mücadelenin devrim ve sosyalizmin, Marksizm-Leninizm’in sesidir. Sen bu sesi tanıyorsun.
Ona güven, onun yolunda birleş ve mücadeleye atıl.

KADINLAR;

TDKP, her türlü köleliğe olduğu gibi, senin köleleşti-rilmene; evde, işyerinde, tarlada ikinci sınıf bir insan gibi aşağılanıp horlanmana, bir mal gibi alınıp satılmana karşıdır. TDKP senin bu durumu bir kadermiş gibi kabul etmen için geliştirilmiş her türlü burjuva-feodal ideolojiye karşı mücadele ediyor. Kadınları kendi özgül talepleri doğrultusunda örgütlemek ve devrimci mücadeleye katmak için caba harcıyor. Çünkü o biliyor ki, hem sınıfsal olarak, hem de cins olarak ezilen kadınların kitlesel bir şekilde katılmadığı hiç bir devrim başarıya ulaşamaz.

TDKP, senin analık haklarının ela kararlı bir savunucusudur. Bugünkü düzen, emek,i kadının çocuğunu açlığa, sefalete, ölüme, gaddarca sömürüye mahkum ediyor. TDKP ise, tüm çocukların eğitimi, sağlık ve yetiştirilmelerinin garanti altına alındığı sosyalizmi savunuyor. Anaların, her türlü sömürü ve aşağılanmadan kurtulmuş olarak özgür, eşit ve mutlu olacakları, çocukların ise çocukluklarını gerçekten yaşayabilecekleri yeni bir dünyanın kurulması için mücadele ediyor. Bu dünyanın kurulması güçtür. Ama kazanacaklarımız yapacağımız fedakarlıklara değer.

EZİLEN KÜRT ULUSU VE TÜM AZINLIK MİLLİYETLER;

TDKP, ayrı devlet kurma hakkı da dahil olmak üzere, Kürt ulusunun kendi kaderini özgürce tayini için mücadele ediyor. TDKP, tüm ezilen ulus ve milliyetlerin ulusal dil ve hak eşitliğini elde etmesi ve kullanmasının en kararlı savunucusudur. TDKP ulusların özgürlük ve eşitlik temelinde kardeşçe birliğinden yanadır. Böyle bir durum günümüzde yalnızca işçi sınıfı ve emekçi halkın, emperyalizme, sosyal - emperyalizme, faşist-feodal diktatörlüğe karşı birlikte mücadelesinin zaferine ve devrim u-demokratik bir işçi-köylü diktatörlüğünün kurutmasına bağlı olarak gerçekleşebilir. Çünkü onların ulusal baskıdan hiçbir çıkarları yoktur.

Kürt ulusunun kurtuluşu, Kürt işçi ve köylülerinin, Türk ve diğer milliyetlerden işçi ve köylülerle omuz omuza her türlü emperyalizmin boyunduruğuna karşı ve toprak devrimi için mücadelelerine bağlıdır. Türk burjuva-toprak ağası sınıfların bugüne kadar Kürt halkına karşı uyguladıkları ulusal zulmü gerekçe göstererek, Kürt halkı ve Türk halkını birbirine düşman etmeye, işçi ve köylülerin devrimci cephesini parçalamaya ve zayıflatmaya çalışan sahte «ulusal» akımlar hem Kürt halkının hem de Türkiye devriminin düşmanlarıdır. TDKP Kürt ulusal-devrimci hareketini destekler. Ancak onu saptırıp şu ya da bu emperyalistin kuyruğuna takmaya, egemen sınıflarla uzlaştırmaya, şovenizmin etkisi altına sokmaya çalışan tüm akımlara ve İdeolojilere karşı mücadele eder. TDKP ulus değil, sınıf esasına göre örgütlenmiş çeşitli milliyetlerden proletaryanın partisidir.

ASKERLER;

Devrimci mücadele yükselip, işçi-köylü yığınları mücadeleye atıldıkça faşist diktatörlüğün ordusu da halka karşı alabildiğine seferber ediliyor. Egemen sınıfların, ordunun «milli güvenlik» aracı olduğu yolundaki demagojisi iflas etmiştir. Bugün herkes ordunun görevinin, emperyalist üslerin, tekelci işletmeler ve bankaların kapılarında, toprak ağalarının toprağında, işçi ve köylülere karşı nöbet beklemek ve ona azgınca saldırmak olduğunu görüyor. Ordu, faşist diktatörlüğün bel kemiğidir.

Erler; sizler «vatan görevi» demagojisiyle, sırtına üniforma giydirilip emperyalistlerin, kompradorların ve toprak ağalarının muhafızlığına itilmiş işçi ve köylülersiniz. Kürdistan'da, TARİŞ'te, CEYLANPINAR'da; grevler, sokak gösterileri ve direnişlerde faşist generaller tarafından üzerine sürüldüğünüz analarınız, bacılarınızdır. Dün jandarmayı, komandoyu sizin üzerinize kışkırtmışlardı, yarın yine aynısını yapacaklar. Faşist generallerin ve subayların «vur» emrini dinlemeyin. Silahlarınızı mutlaka birine doğrultacaksanız, size bu emri verene doğrultun. Sınıf kardeşlerinizle birleşin.

Türk ve Kürt Ulusundan ve Çeşitli Milliyetlerden İşçiler, Köylüler, Tüm Emekçiler!

Devrimin güçlü dalgasının hızlı bir şekilde yükseldiği, kitlelerin grevler, çeşitli direnişler, sokak gösterilen, boykotlar, toprak işgalleri için yığınlar halinde sınıf mücadelesinin barikatlarına atıldığı şanlı mücadele günlerini yaşıyoruz. TDKP'nin savunduğu temel devrimci şiarlar ve taktikler mücadele içinde her geçen gün daha fazla doğrulanıyor, kitleler tarafından benimsenip kavranıyor. Bu mücadelede daha güçlü olmak için Türkiye Devrimci Komünîst Partisi'nin yükselen bayrağı altında birleşelim. Emperyalizme, sosyal-emperyalizme, faşist-feodal diktatörlüğe karşı mücadelede TDKP'nin yükselen bayrağı altında toplanalım. Kendi iktidarımız için; bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için mücadelede TDKP'nin yükselen bayrağı altında saf tutalım, mücadeleyi yükseltelim! Önümüzde kazanacağımız koca bir dünya var. Gelecek bizimdir.

• YAŞASIN TDKP BİRİNCİ (KURULUŞ) KONGRESİ!
• EMPERYALİZME, SOSYAL-EMPERYALİZME VE GERİCİLİĞE KARŞI TDKP SAFLARINDA BİRLEŞ !
• BAĞIMSIZLIK, DEMOKRASİ, SOSYALİZM YOLUNDA, SINIFSIZ TOPLUM İÇİN TDKP ÖNDERLİĞİNDE İLERİ !
• KAHROLSUN BURJUVA REVİZYONİST KARARGAHLAR, YAŞASIN TÜRKİYE DEVRİMCİ KOMÜNİST PARTİSİ !
YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZM,
KAHROLSUN REVİZYONİZM

---------------

DANEZANA KONGRESA (DANİN) YEKEMİN Jl XELKE TIRKİYA RE
PARTIYA KOMUNİSTA ŞOREŞGERA TIRKİYA HATE DANİN

DANEZANA KONGRESA (DANİN) YEKEMİN JI XELKE TIRKİYA RE PARTİYA KOMUNİSTA ŞORIŞGERA TIRKİYA HATE DANİN

Ji Hemû Şorişgeren Mılete Tırk û Kurd û Mıliyeten Hıdıki re Jı Hemû Karker, Pale u Kedkaren welate Me re Partiya Komunista Şonşgera Tırkiya (PKŞT) Hate Danin, Heviya deh salan, heviya sınıfe me e karker u xelke me e kedkar bı ci hat.

Komunistan, soza \cu jı sınıfe karker û jı xelke me re da bûn bı cianin.

Kongresa (Danin) Yekemina Partiya Komunista Şonşgera Tırkiya di demeke wele de cıviya ku'. Sınıfen ser-destân xulamen empıryalistan û diktatoriya wan a faşist rabû bûn bı erişeki har i dıji tekoşina şonşgera sınıfe karker û xelk û dıxwestın ve tekoşine bıxenıqinın. Ala sor a Partiya me lı ber hemû grev, lıberxwedan, lıhevgihanen zavoqi û lı ber seren bariqatan de pel dıde. Di demeke wele de cıvina kongresa me bersivek (cuvabek) manidar-tır e. Ew bersiva peşenge sınıfe karker û hemi kedkaran lı dıji erişen faşizme ye. Tucaran pışta sınıfe karkere şer-kar û xelke şerkar na ye erde. Dawa komunizma berze, be payan û nemırd e. Zayina partiya me di nav peten tekoşina şorışger, careVi din ispat bûyına ve rastiye ye.

Di welate me de çare ewıl Mustafa Suphi û hevalen wi ji bo dawa komunizmê xwe aveti bûn pêş. Partiya Komunista Tirkiya (PKT) di 10 a ilonê ya sala 192lê de bi destê hineki komunistên ku di nav tekoşinên Şonşa Ok-tobra Mezm de pola bûyi, hate danin. Danina PKT dest-pêktnneki mezin û ewil bû di riya danina partiyek rêbera sinifê karker û xelkê di nya serxwebûn û demoqrasi û sosyalizmê de. Pişti vê bûyere burjuvaziyê Kemalist û axayên erdê, M. Suphi tevi 14 hevalên wi di nav ava Behrareş a reş de xeniqandin. Lê belê ne burjuvaziye ke-malist û ne axayên erd û ne ji revizyonistan —ku dijmi-nên dizi ên komunizmê ne— ne karin vê dawa mezin u ortê rakin. Dawa komunizmê di her gava ku hate temi-randin ew, ji nû ve ji xwelîyê vejiya û iindariya xwe domkir.
wi welatê me de binyatê Partiya Komunista Şonş-gera Tirkiya (PKŞT) ji aliki digi|e tekoşinên torevani ên sinifê me ê karker u Partiya Komunista Tirkiya (PKT) ya M. Suphiyan; ji aliki ji digije serhildana Şêx Bedreddin û Şerê Rizgariya Mili û heta bi Dêrsimê li diji zordariyê, \\ oliye din ji nemaze digije tekoşina şonşgeri u demoqra-siyê, ê ku pişti salên 1960ê Û vir de hêy bilind dibe. Ordiya Azadiya Xelkê Tirkiya (OAXT) ku ii aliyê Deniz, û Yusuf, û Huseyin, û Sinan, û Cihanan ve hati bû danin destpêka partiya me ye. Danina PKŞT tevi her tişti bi ci anina wesiyeta şerevanên pêşengên demoqrasiya şo-nsger, zaroyen xelke me ên mêrxas ên ku bihna xwe a dawin didan, di binê sêpê û di serê çiyan de qira tcBiji Marksizm û Leninlzm» ji devê wan ne keti bû. OAXT, tekoşina wan a şerkar, serhişk û bi qerar ii xwe re kire nîşan û torevaniya tekoşina wan ajat. Ew, bi vi awayi di sala 1975ê de xêza xwe a siyasi bi şikleki himi rewa kir û guhart û ji sinora demoqrasiya şonşger derbasi oliyê dm bû, kete nya Marksizm û Leninizm, kete riyek ronak a ku Marks, Engels, Lenin û Stalin şanl dikir. OAXT di vê rê de bê etlahi ber bi pêş çû, zora cewtiyên xwe bir, pêş de çû û xurt bû. Konferansa OAXT di Çiriya Pe-şina sala 1978ê de civiya. Konferans nqvê sazumanê gu-hart û kire Saziya Avakinna Partiya Komunista Şonşge-ra Tirkiya û \\ ber S.A. - PKŞT wezîfeya civina kongresa (Danin) Yekemin ya Partiya Komunista Şonşgera Tirki-ya dani. Ev wezife iro êdi bi ci hatiye.

PKŞT seba afirandina x;ivatek bêsinif dixebitö ku herkes tê de bi rûmet dije û bi qandi iêhatiyên xwo dixebite ji bo istihsala civaki û ji vê istihsalê bi qandi ku divê par distine. PKŞT seba civatek welê dixebite ku tê de dewlet, ordi û şer tune ye. PKŞT seba civatek we-lê tekoşinê dide ku herkes daxwazkarê xebatê bi dil Û can be, weke ku herkes hewcedarê xwe pêş de xistin, raman û bihndanê ye, ne ku mina kole û xulamên di bm tirs û tehdida pelçiqandm, miiandin, nêzbûn u zor-dariyên curbicur. PKŞT ji bo cihanek şer dike ku tê de ne beg heye ne xulam, ne bindest heye ne ii serdestên zordar. Ev civata ha iro di xewna proletarya û heml kedkaraa e, û evw, ev xewn di meiûwa van de di nav pençeyê diktatoriya faşist i har û di binê mijana saziya burjuva-axati tekoşineke xwindar didin, Lê belê bi ci-hatma ev xewna ho encex bi tekoşinek di bin pêşengiya PKŞT de mikûn dibe.

PKŞT dibêje ku gavê ewilê ku iro divê bê evêtin ji bo gihandina vê armancê, serxwkirın û demoqratkırına welatê me ye. iro efendi û begên welatê me jı her cur emptryalist u berdestên wan ên buquvqziye komprador u axayên erd in. Ji ber vê yekê ye ku beri her tişti Uivê zora van xwinmiian û dewleta wan a diktatoriyq fa-şist bi şonşek demoqratika mili a xelki ve bi pevgrêda-na dora partiya me, û bi nya şidetê bête hilweşandin, afirandinq qzadiya siyqsi, cirandma hemû Ithevhatinên (tifaqên) ku bi emperyalistan ve hatt bûn imza kinn, girtina hemû beragahên ku ji emperyalistan re hqtt bûn 'loyin û kirê kinn, rawestqndina deynên welatê me, destdayina ser karxaneyên tekelci û hemû bankayan, dewrkinna hemû erdan ji gundiyan re, naskinna mafê (heqê) tayin kinna eninivisa (qedera) xwe ya xwe bi xweyi ya Miletê Kurd tevi heqê danina dewleta xwe, ji herkesi re bi ci anina şertên xebitandina bi rûmeti û ji herkesi re kar û kesb û bi vi şekli xwedikinna karker û gundi ne, lewma ew divê welatê me idare bikm ji. Mana danina diktatoriya demoqratika şonşger a karker û gundiyan, ew bi xwe.

PKŞT dibine û dizane ku ji bo rast kirina nzgariya sosyal a simfê karker û hemû kedkaran ev gavê ewil ne bes e.

PKŞT ji vê merhele bê rawestin h ser himên serxwebûn û demoqrasiyê, berevana destpêkinn û ava-kinna sosyalizmê û gav pêş gav ji ortê rakinna mijan-dinê ye. Çima ku hikim ferma bûna sermaye heger ku dajo, bi şikleki rastin û himi ji koledariya xilasi pêk na yê, û mafên (heq) û azadiyên ku der saya şonşê bi dest keti bûn, yeko yeko wenda dibin. Şonşek mili û demoqratik ango dikare zordariya emperyalizm, dere-begati (feodalizm) û faşizm û zordariye mili rake; Lêbelê ji bo rakinna mijandinê bi timami û ji berhewakmna zor-dariya sermaye û sermayedari ji şorişek sosyalist divê. Armanca dawin a PKŞT —civata bêsinif— bi ajotina vê şorişê hetani dawin gav bi gav ewe be afirandin.

PKŞT berevaneke sadiq e enternasyonalizma prole-tar û perçeyek ji perceyên lehiya (hereketa) komunista navmiletan e, ku li diji hemi cihana burjuva û revizyo-nistdn re şer ilan kinye. PKŞT û welata sosyalisîa ras-tin a cihanê a yekane û Partiya Ked a Arnawitlixê 0 Komara Xelki ya Sosyalista Arnawitlixê hevdû dispênn ku Arnawitlixê ne tenê li diji emperyalizma Emenki û hevalbenden wê lêbelê h diji emperyalistên xwedi mas-keya sosyalist, empiryahstên Ûns û Çinê û berdestên wan re tekoşinek bi qerar dide. Di tekoşina nzganya ci-vak! û mili de, PKŞT Û sinifê me ê karker û xelkê me ê ne 01 lena xwe ne. twana perçeyek |i oruiyo kedkarên cihanê ne ku vê ordiyê ji karker û xelkên bindest ên cihanê pêkhatiye.

• • •
Di binê hikmfçrmabuna diktatoriya faşist û li hem-ber zora har de hebûna xwe bipareze û tekoşina xwe dom bike PKŞT divê bi timami xebat û lebatek dizi bajo. PKŞT bi sinifê me ê karker û bi tebeqeyên kedkar ên din ve têkili datine Û têkiliyên xwe ên jindar bê ettahi dajo. PKŞT ji xwe re perçeyên istihsalê temel digre û di nav wan de hucran datine. PKŞT tevi van tiştan û organên xwe ên weşanê ên curbicur û bi rêxistiyên ko-man ku ew bi xwe idare dike, di himbêza xelkê me de yo. Li ku derê tekoşinek şonşger rabe h raserê wê derê ula PKŞT pêl dide, qirinên (şiarên) tekoşinê çarmedora wê derê dihejine. Jt her kesê ku dikeve qada tekoşinê, Ixing û şiretên PKŞT digijin û şani nya şerkeftin û tekoşine dıkın.

PKŞT li rexma ku xebata xwe bi dizitiyê dimeşine nuydeyên merkezitiya demoqratik bi awaki kûr û hûr tetbiq dike. Hemû komunistên ku di korên wê de ketine mkoşinê di çarçiva qeydeyên nizamname de derheqê pira û meseleyên parti û şonşê de fikrên xwe beyan dikin. bi hev dişêwinn, berpirsiyarên xwe dtbijêrm û tên hijartin ji bo wezifeyên pirsiyariyê. Lêbelê gava ku bir yaran hatin girtin hemû komunistan heger itirazên wan hdbin ji, wek kulm u gurmizkek guvaşti yek dibin û wan lnryaran tetbiq dikin. Di qoren PKŞT disiplin heye. Lê ov disiplin ne disiplina burjuvazi a zorker e. Ew, di-siplina pröletarya a bi dil u can e. Proleîarya 0 partiya wê weki din ni kare yekitiya xwe xurt bike û li ber zor û zordestiya burjuvazi bide.

PKŞT terefdara yekitiya şonşger a sinifê karker û xelkê ye, h ser himek şonşger li diji emperyalizm û kev perestiya hundir. Ji ber vê yekê ye ku ew, ne tenê li hundira Partiyê lê di nav hemû sinif û tebeqeyên xelkê û di nav rêxistiyên koman de berevaniya demoqrasiyê dike û bi hereket û grûbên dm ên şonşger ve h diji re-vizyonizm û reformizmê li ser himê tekoşin û demoqrasi ji bo yekitiyê dtxebite. Partiya me dawa prolêtarya û xelk h ser her tişti digre.

PKŞT iddia dtke û dibêje ku nya nzgariya hemu xelkê kedkar 0 proletarya ji şonşek bi zor re derbas di-be. Jiyan pir caran vê rastiye, rast kiriye û rast dike ku ger kedkaran bixwazin xwe ji koleti û xulamtiya nizama burjuva û axati xilas bikin, mecbûr in cihaza dewleta iroin bidin berhewa kinn û belavkinn ku ew bi xwe notara mes-tiro vê nizamê ye. Û dîsan mecbûr in li şûrta vê dewletê dik-tatoriyak demoqratik û şonşger bi tipa Sovyetê ya kar-ker û gundiyan deynin ûwê, ava bikin. Ev diktatoriya fa-şist û feodal tevi ordi, polês, dadgeh, buroqrasi û par-lamentoya xwe ve divê bê hilweşandm. Ev makineya êşan a kevnare ku ji sed salan bi vir de bi destê sinifên serdest ve ji böna parastma vê nizama zuhm û mijandmê roj bi roj dihate xurt kinn divê bê hilweşandin. Ev saziya ku ji bo pelçtqandina kedkaranroj bi roj dihate kemilandin, di-vê bête hilweşandm. Herçi kesê ku dibêje ev dewlet «ji hundtr» bi dest dikeve, yan ji dibêje ku ev dewlet bi xwe «tê demoqratik kinn» ew, xelkê dixapine û dest û milê xelkê grêdide û bani bêtariyê dike. Ev xeyalên «aşitixwaz» û pasifist divên bên red kinn. Komunistan hemû rastiyen jiyanê weke xwe qebul dikin û h gora vê rastiyê rê şani didın
Şideta (zora) ku PKŞT berevaniya we dike ne weke zora yekmenva ku kulmek xort an ji pêşverûym tetbiq di-kin. Şonşek rast û xelki tenê bi serhildana komên xelkê bi daxwazên xwe ên taybeti ve pêk tê. Şonşek xelki û ras-tin tenê bi rabûnek topyekûn û bi şideta komen xelkê ve pêk tê. Gelek rêyên rakinna tekoşina homan !i vê mer holeyê hene. Lê belê tiştê ku vê rabûnê tayin dike şertên tekoşinê n mişexes in.

Karkenno;

PKŞT partiya we ye. Di gund û bajaran de bêi ku fer-(ia mezheb, miliyet û din bide ber çavan, ew partiya ko-munista rastin a sinifê karker ê Tirkiya ye. Herçi ku PKŞT danine, berevaniya Marksizm û Leninizma rêbera tevger Û birûbaweriya zaninê dikm. Van komunistan, van karke-rên pêşeng, ji xwe re bi ci anina van doktrinan armanc kirine. PKŞT perceyek ji stnifê karker e û jê na be Ew mifre-zeya wi ya pêşeng û rêxisti ye. PKŞT ji we karkeran re nya nzgariya ji mijondina sermayedari û riya dantna ciha-na nû ya rencê şani dide.

Her ordiya şerkqr divê bibe xwediya qurmayek tevayi ku ji bo serkeftina ordiyê; ordiya xwe çawan saz bikin, hê-Zên xwe çawan belav biktn, li kijan hedefan xm, kengê rab;n êrişê û kengê vekişm û awayên saz kinn û tekoşinêtesbit bikin.

PKŞT qurmaya tevayiya ordiya sinifê karker ku li diji mi|andin û sermayedari şer dike. Ew, tekoşina sinifê nkor q bir û baweri, siyasi û abûri idare dike h diji iturjuvazi û kevnperestiyê. Ew, armancên dûr û nêzik û mktikên tekoşina sinifê karker tespit dike. Ew, tekoşina ninifê karker û tekoşinên sinif û tebeqeyên kedkarên din digenine nev, wan bi hev re dike û h dijr armancên dij şonşê dirêj dike. Hebûn û tekoşina PKŞT şertek peywist o |i bo serkefttna tekoşina nzgariya sinifê karker û hemû kedkaran.

Li dora partiya komunista şonşgera Tirkiya de yek bibe, di binê ola wê de bicive, li hedefên kû şani te dide lêxe. Baweriya xwe bi qiweta sinifê karker bine. Ji bo afirandma civatek bêsinif, tevi PKŞT bimeşe. Bikeve te-koşinên ku di bm pêşengiya PKŞT ji bo daxwazên acil wek: rokara heşt saeti, mafên grêv û grêva tevayiya bê-sinor, azadiyq sazibûn û şertên xebat û jiyana bi rûmeti.

Geli Karkerên Derveyi Welat;

PKŞT iro li diji diktatoriya faşist û h diji nizama bur-juva-axati tekoşinê dide. Ev nizam bi xwe te mehkûmê ajotiyê abûri (iqtisadi) kiriye, te ji malbat û erd û weiatê te qetandiye û te mehkûmê koleti, bêkari, şerpizeti û birçitiyê kinye, tevi hemû brayên te ên smifi. Xwediyên rasti ên vi welati, ji kijan miliyet dibin bira bibin, karken û gundi-yên Tirkiya ne. Ên ku divê bên ajotin burjuvaziyê komp-rador û axayên erd in ku welatê me kinne xapûr û te ajotine welatên biyani û xerib. PKŞT partiya te ye ji. PKŞT ji tere di welatê xwe de jiyanek bi rûmet, azadi, serxweyi, demoqrasi û sosyalizmê wad dike.

Geli Palan;

Jt sed salan bi vir de te, di nav perişani û birçitiyê de zencirên koletiya erd bar kir ku axayên erd ew bi destên te kinn bûn. Niha zorkeriya faşist û zencirên ko-ledariya ucretê bi ser de hat. Niha paşeroja te ji berê pirtir grêdayê bi paşeroja smifê karker. Ên ku daxwaz û hêviyên te ên sed salan bi ci binin û ji te re erd û azadi û imkanên xebat û jiyana bi rûmeti bidin şoriş û sosyalizmê ne.

Bi xapinoka «toprak reformu» (reforma erdê) me xape ku diktatoriya faşist-feodal û axayên erdû berdestên wan ên dizi û eşkere şani te didan. Ew, ji te re bi tenê işkence, êşan, birçiti û perişani didm. Baweriya xwe bi sinifê karker bine, xwe bispêre hêza milên xwe. PKŞT dijmm û neyara ekonomiya burjuva-feodal û axatiya erd a bi qerartir û serhişktir e, Ala sor a ku PKŞT vekiriye xeberdar û nişana nzgariya te ye ji.

Hemû Bindestên Bajar û Gundan;

Dixwazi xwediyê dikanek biçûk an ji atolye; dixwazi xwediyê perçeki erd i piçûk an ji pêşwerûyek durust; dixwazi berpirsiyarek dewlet ê adeti.
Di nizamek ku empiryalizm û empiryatizma sosyal û tadayi û zordariya faşist û feodal htkimferma ye; dizabû bi tena xwe nzgari nin e. Hetani niha tevi «bazarganên hêviyê», revizyonist û reformist û gelek demagog ji te re şiret kirm ji bo riyên nzgariyê ên hêsa. Lêbelê mas-keyên wan ên «xelaskar» yeko yeko kire xwar. Lêbelê PKŞT riyeke din şani dtde: riya şonşê, nya li ber xwe dan û riya tekoşina h diji emperyalizm, emperyaiizma sosyal û li dtji saziya faşist-feodal. PKŞT |i her kesê ku dixwazedi vê rê re bimeşedestê xwe dirêj dike, ji hemi le-hiyên şonşger û demoqratari re banga yekitiyê dike.
PKŞT grêdayiya daxwaza ji ortê rakinna empiryalizm, emptryalizma sosyal û diktatoriya faşist û feodal ji iro ji bo ev daxwazên jêrin tekoşinê dike: iptal kinna deynên gundiyan ji banka û faizciyan, rakinna ipotekan, dayina heqê tespit kinna buhayê bini ji atiyê gundiyên navin û bicûk, erzankirma gubre, maddê xav û mal û êd. Ên ku mustehsilên biçûk bikartinm, vektşandma zem û teşkilkin-na kooperatifên ku tê de mistehsilên biçûk xwdan gotin û qerar in. Partiya me ji bo daxwazên te ên acil îekoşinê dide. Bikevevê tekoşinê, wê xurt btke.

Xortino;

Paşeroja welatek ji paşeroja nifşê nûgiha na yê cihê kirtn. Di welatê me ê niv-feoda! û niv-mistemlekê de him xortên karker û him ji hemû xortini ya xelk ji iro de bûye mehkûmê xwar bûyin, mijandm koteti û zor-keriyê. Xortani çalak e, tekoşinker e, bala xwe dide pirs û meseleyên civaki, li diji nehexiyê ye. Sinifên zorker û hemi kevnperestiyê agahdarê vê rastiyê ne, û lewma bi her cur sileh û çek ve êrişi te dikin. Ew dixwazin bi teror û zora faşist re, te bipirnisimn, dixwazin bi giît û goya revizyonist û reformist te bixapinin, dixwazm bi bir û baweriya burjuva û faşist-feoda! re, te bikin nobedar û notirvana ve şaziye bikin; dixwazin te binzimn û te xera bikin. Lı ciyê ku burjuvazi bi te ni kare vê carê anarşizma burjuvaziyê piçûk bi qirinên xemilandi û çinsandi xwe davêje ortê û dike ku te bikşine rêyên asê û bêbuhur.

Li ser hemû van tiştan dengê PKŞT ê xurt hildibe û xortan bani dike ku: xortani bira eninivis û paşeroja xwe bi sinifê karker û komên xelkê ve grêde û bikoşe û saz bibe û tekoşinê bike. Tu vi dengi nas diki.

Baweriya xwe pê bide, guhê xwe bidiye, dı riya wi de yek bibe û xwe bavêje nav tekoşina wi.

Geli Jinan;

PKŞT tevi ku li dijl her cur koletiyê ye h diji kole krnna te ye ji. Ew h karxane û h zeviyê li diji nizm kinn û xwarkinna te ye. Û naxwaze te bi çavê insana ji sinifê diduyan bibine. Ew, lidji kirin û frottna te ye. Parîiya me h diji her cur bir û baweriya burjuva-feodal e ku dike jt te re bide qebûl kinn ku ev rewşa ha qedera (eninivi-sa) te ye. Partiya me bi qesda bi destxistma armancên wan ên bi taybeti, jinan digehine hev, wan saz dike û wan dajo qada tekoşinê. Ctma ku partiya me dizane ku jinan him bt awaki sinifl û him ji bi awakf cmsi diperçiqin û dizane ku hemû jinan heger ku destekê xwe ne din, tu şonşeki naçe seri.

PKŞT berevana bi qerara mafên te ên diyati ye. Sazi û nizama irion zar û zêçên jmên kedkar kiriye mehkûmên birçitt, perişani, minn û mijana xedartir. Herci PKŞT berevaniya sosyalizmê dike ku ew bi xwe xerenti kinna xwedî kinn, saxi kinn û dan xwendm û gihandina hemi zarokan e. Partiya me ji bona danina cihanek nû tekoşinê dike ku tê de hemû diyan ji her cur xwar kirm û mijanê nzgar bm, azad, wekhev û bextiyar û berxwedar bm. Û di vê cihanê de zaro, zarotiya xwe bi rasti bibinin û bijin. Danîna vê cihanê zor û zehmet e. Lêbelê qezencê me hêjayê fedekariyê ye.
Ji Miletê Kurd ê Bindest û |i Hemi Miliyetên Hmdtki re;

PKŞT ji bo bi destxrstina mafê tain kinna eninivisa xwe ya miletê Kurd, tevi mafê danlna dewletek cihê micadele dike. PKŞT berevanek bi qerar e ji bo bi kar anin û bi dest xistma wekheviya maf û zmana xwe amili a hemi milet û miliyetên bindest. Ew terefdara yekiti û bratiya hemû miletan e, h ser himê azadi û wekheviyê. Ev rewşa ha di roja me de tenê bi tekoşina sinifê karker û xelkê kedkar de tê afirandm. Tenê bi serkeftina îekoşina li diji empiryalizm, emperyalizma civaki û diktatori-ya şorişger û demoqratik a karker û cotkaran de rast dtbe, Çima ku tu menfiheta sinifê karker û gundiyan Ji zordestiya mili de nin e.

Rizgariya Miletê Kurd grêdayiya bi tekoşina karker û gundiyên Kurd û brayên wan ên karkerû gundiyên Tirk ve h di|i nir û qeyda her cur empiryalizm û ji bona teko-şina şonşa axê (erdê) ye. Hin hareketên «mili» ên qelp hene ku dixebitm ji bona qels kinn û perçe kinna eniya şonşgera karker û cotkaran û seba diimin kirina miletên Kurd û Tirk bi mahaneya zilm û tadayiya sinifênburjuva û (ixayên erd ên Tirk a ku hetani niha li ser Miletê Kurd totbiq kin bûn. Ev hereketên «mili» ên qelp ji, him dijmi-nftn xelke Kurd û him ji neyarên şonşa Ttrkiya na. PKŞT h'tcketa mili û şonşgera Kurd destek dike. Lê belê ew, hi homû bir û baweri û hereketên ku dixwazm hereketa inih û şonşgera Kurd averê bikin an wê( bi dûvê emper-ynlisto felan û behvan grêdin, an wê ji simfên serdest re htfroşin, an ji wê di bin tesira şovenizmê bixin, micadele PKŞT partiya proletaryayên hemi miliyetan e û li ser himê sinıfi saz bûye, ne lı ser himê miliyeti...

Tovi tekoşina şonşger, komên karker û gundiyan ji dikovin qada teköşinê. Li hember vê bûyerê ordiya diqto-torlya faşist ji tê seferber kirın. Demegojiyek sinifên serdest êdi iflas kir: ku ordi haleta «berxwedana mili» ye. iro herkes fam dike û dibine ku ordi, nobedas'êderiyên barêganên empiryalist û deriyên banka û karxaneyên tekelci.. û notirvanê axö axayên erd, e, li di|f karker û cotkaran, Û wazifeya wê ji pelciqandin û tev li hev kinna tetoşinên won e. Ordi bi xwe himê diktatoriya faşist e.

Eskenrıno; Hûn karker û gundi nin. Bi demagoji û derewa wwezifeya welats cilek uniforma kirme pistên wo û we kirine muhafizên empiryalist û axayan erd û komprudoran. Generalên faşist li Kurdistan, li Tariş û li Ceylanpinarê de we dajone ser xwişk û diyayên we ên di di nav grêv, mitingên zavoqi û h berxwedanan. Do cen dirme û komando ajoti bun serê we, sibe ewê disan bişinm ser we. Gava ku general û subayên faşist emrê «lêxe» didin, guh medin û emrê wan bi ci meymn. Heger ku illa divê çekê xwe drêji yeki bikin, ew, qumandarê we bi xwe ye. Bi brayên xwe, bi hemsmifên xwe yek bibin.
Ji Karker, Cotkar û Hemû Kedkarên Miletên Tirk û Kurd û Miliyetên din.

Pêla şonşê bi rengeki hêl qurt û bilind dibe. Koman qifte qifle bi grêv, bi liberxwedanên cur bi cur, bi lihev-gihanên zavoqi, bi boyqot û bi destdana erdan xwe davê-jin bariqata tekoşina smifî. Roiên ku em tê de, rojen tekoşinên bi şan û şahinet in. Taktik û qirinên (şiarên) şonşger ên himi ên PKŞT ajoti bû ortê, roj bi roj rast di-bin, rastiya wan ispat dibe. Koman di wan digehin û fam dikm. Ji bona ku di vê tekoşinê xurtir bikin, di bin ala Partiya Komunista Şonşgera Tirkiya de yek bibin. Di tekoşina diji empiryalizm empiryalizma sosyal û diqtato-riya îaşist û feodal de di bmê ala PKŞT de bicivin ku roj bi roj bihnd dibe. Ji bo iqtidara xwe, Ji bo tekoşina ser-xwebûn û demoqrasi û sosyalizmê di binê aia PKŞT de rêz bibm, tekoşinê pêş de bixin, wê biiind km. Li berê me cihanek mezin heye. Paşeroj ya me ye.

· BIJİ KONGRESA (DANIN) YEKEMÎN A PKŞT!
· LI DIJİ EMPiRYALiZM, EMPIRYALiZMA CiVAKÎ U KEVNPERESTİYÊ Dİ RÊZ Û QORÊN PKŞT DE YEK BIBE!
· Dl BINÊ PÊŞENGÎYA PKŞT Û Dl RJYA
· SERXWEBÛN, DEMOQRASİ Û SOSYALİZM DE Jl BO CÎVATA BÊSINIF BER Bl PÊŞ!
· KERARGAHÊN BURJUVA - REVÎZYONÎST HILWŞIN, BUi PARTiYA KOMUNJSTA ŞORIŞGERA TIRKlYA!
· BİJİ MARKSİZM-LENİNİZM,
· BIMRE REVİZYONIZM !

Konu Amed_Dersim tarafından (19 Ocak 2009 Saat 04:19 ) değiştirilmiştir.
Amed_Dersim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
devrimci, komünist, partisi, tdkp, türkiye


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kurdistan Komunist Partisi Amed_Dersim Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri 1 07 Mart 2010 22:44
Maoist komünist partisi (m.k.p) 45 nolu açıklaması Partizan Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri 1 24 Ocak 2010 06:51
Devrimci İşçi Partisi-Girişimi Partido Obrero Öneriler ve Eleştiriler 1 05 Eylül 2009 20:06
Devrimci İşçi Partisi Antares Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri 0 21 Nisan 2009 02:16
Türkiye Komünist Partisi PROGRAM (taslak) Amed_Dersim Partiler ve Demokratik Kitle Örgütleri 2 13 Aralık 2008 16:20

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:32.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.