Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SİYASET > Ölümsüzler (Devrim Şehitleri)

Ölümsüzler (Devrim Şehitleri) Önderlerimizin hayatları, anıları ve onlarla ilgili herşey

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10 Ağustos 2016, 23:31   #1
Aktif Üye
 
Marinaleda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16 Eylül 2014
Mesajlar: 769
Teşekkürler: 185
138 Mesajına 163 Kere Teşekkür Edildi
Standart Kürdistan Dağlarının Che Guevarası:Doktor Hogir

Hayatında unutamadığı anlar vardı Doktor Hogir’ın. Bunlardan birisi de vurulan ilk gerilla hastanesiydi. Hani etrafında, bahçesinde bolca fidan diktiği o ilk göz ağrısı. O hastane 2007’de TC savaş uçakları tarafından bombalandı. Bombardımanda Sinan ve Dîrok arkadaşlar şehit düştü. Doktor Hogir da o saldırı anında hastanedeydi. Şans eseri kurtulmuştu. Hiçbir zaman bu şansına sevindiğini görmedim. Hep buruktu. Her anlattığında gözleri dolar, boğazı düğümlenir, ağlamaklı olurdu.


Adı soyadı: Osman Gök
Kod adı: Doktor Hogir
Doğum yeri: Mêrdîn
Anne-Baba adı: Kadriye-Said
Şahadet tarihi ve yeri: Mart 2016 Medya Savunma Alanları

Baharın başıydı. Diş rahatsızlığı için Xinêre hastanesine gitmiştim. Doktor içeride bir hastayla meşguldü. Ben de dışarıda oturmuş, sıramı bekliyordum. Yukarı yamaçtan bir arkadaşın hastaneye doğru indiğini fark ettim. Gözlükleri parlıyordu. Kucağında birkaç fidan vardı. Yakınlaşınca, sapsarı saçları dikkatimi çekti. Önce yabancı bir misafir sandım. Selam verip geçti. Çok geçmeden yine ortaya çıktı. Bu kez de elinde bir kürek vardı. “Hocam, gelin bu badem ağacını birlikte dikelim” dedi.

Böyle tanıdım Doktor Hogir’ı, en sade haliyle... Bahar kadar renkli gelmişti bana. O sıcaklığı ve samimiyeti karşısında resmen ezilip büzülmüştüm. İlk defa karşılaştığımız halde sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi bir duygu uyandırdı bende. İşte arkadaş, yoldaş, sosyalist insan dedim kendi kendime…

Yıllar sonra çalışma arkadaşı olduk Doktor Hogir’la. Bunun ne kadar güzel bir şans olduğunu çalışma sürecinde daha iyi anlayacaktım. O genelde Xinêre’de kalıyordu. Ben ve diğer doktor arkadaşlar ise Qendîl’de. Ama her ay toplantılarda görüşüyorduk. Genellikle o yanımıza gelirdi. Bazen de biz ona misafir olurduk. Onu tanıyan herkes tanıktır misafirperverliğine. Neyi var, neyi yok sererdi yoldaşlarının önüne. Paylaşırdı, hırkasına ve lokmasına dek…

Bir keresinde birlikte Qendîl’e gidiyorduk. Hava biraz bulutluydu. Derken sis oluştu ve direksiyondaki arkadaş yolu karıştırdı. Hepimiz Heval Hogir’ın ön tarafa geçmesini istedik. Ne de olsa yıllardır bu yollarda gidip gelen oydu. Ama onun cevabı çok ilginç olmuştu. “Doğru, ben sürekli bu yollarda gidip geliyorum ama hiçbir zaman arabaların ön tarafına binmemişim” dedi. Çok gülmüştük. Gerçekten de öyleydi. Sırtında disk ve böbreklerinde taş olduğu halde, bir kez olsun daha rahat olan arabanın ön koltuğuna binmemişti. Ya hastadır diye ya kendisinden daha yaşlıdır diye ya da çok gençtir diye ön tarafı hep yoldaşlarına bırakmıştı. O yolculukta da arabanın arkasındaydı. Yolu yine göremiyordu. Sadece bu davranışı bile doğasını fazlasıyla gözler önüne sermeye yetiyor.

Doktorluk, zor bir meslek. Maneviyat gerektirir, vicdan ister. Sadece para uğruna bu işi yapanlar, endüstrileşmiş kapitalist sistemin çarkında böylesi kutsal bir mesleğin emeğini para karşılığı sunmakta bir nevi sağlık için meslek pazarlanmaktadır. Böyle yapanlar ettikleri Hipokrat yeminine ters düşmekte, halkı da sömürmektedirler. Elbette ki bu konuda tek ölçü dağlara çıkmak da değil. Bugün dünyada sayısız gönüllü doktor var. Dünyanın neresinde bir afet, bir yokluk, yoksulluk, savaş varsa orada yer alıp hizmet veriyorlar, hayat kurtarıyorlar. Tıpkı gerillada doktorların yaptığı gibi. Gerçi gerillada koşullarımız çok daha zordur. Çünkü bizde doktorlar sadece sağlık işleriyle ilgilenmiyor. Siyasi, askeri ve örgütsel bir yaşamları da var. Bunlar iç içedir, bir bütünün ayrılmaz parçaları, olmazsa olmazlarıdır. İşte bu komple devrimciliği Doktor Hogir arkadaşın şahsında görmek mümkündü. Zaten kendisi de KCK Sağlık Komitesi’nin bir üyesiydi. Bu komitenin iki temel amacı var; birincisi, Medya Savunma Alanları’nda bulunan tüm yoldaşlara ve halka sağlık hizmeti sunmak, ikincisi ise KCK’nin öngördüğü alternatif sağlık paradigmasını topluma yaymak.

Gerilladaki doktorlar, devrim için dağa çıkmış, özgürlük için saflara gelmişlerdir. İdealleri uğruna mücadele içerisindedirler. Zaten dağa gelir gelmez de hemen bu mesleğe atılmamışlardır. Her biri yıllarca değişik alanlarda siyasi, askeri ve örgütsel çalışma yürütmüş, savaşmış, bu dağlarda komutanlık yapmıştır. Doktor Hogir da bütün bu aşamalardan geçen yoldaşlardan biriydi. Ama bir o kadar da farklı, özgün yanları vardı. O, Kuzey’de gerillacılığa başlamıştı. Hem de Güneybatı Eyaleti ve Amanoslar’da. Oralarda gitmediği köy, geçmediği ova ve çıkmadığı tepe kalmamıştı. Yöre halkıyla o denli bütünleşmişti ki, aylarca onu Elbistanlı sanmıştım. Çok sonradan Nisêbînli olduğunu öğrenecektim.

Hani derler ya, “Zaman su gibi geçer” diye. Birlikte zor zamanlarımız da oldu. Aciller, keşifler, hava saldırıları ve yaşanan şehadetler gibi. Dönem dönem geçici ayrılıklarımız da oldu. Doktor Hogir bir dönem Qendîl hastanesinde görevlendirildi. Durmak nedir bilmezdi. Çok hareketliydi. Ondaki moral ve motivasyon sadece çalışmalarımıza değil, alanın geneline de sirayet ediyordu. Herkes Doktor Hogir’in çalışmasından, hizmetinden çok memnundu. Hastalar, güler yüzle hastaneden ayrılıyordu. Hele köylüler ve koçerler, kelimenin tam manasıyla ona hayrandılar.

Her kış yanına bir sürü kitap alırdı. Ama yoğunluktan bir türlü tamamını okuyamazdı. “Hocam, bu yıl da istediğim gibi okuyamadım” der, yakınırdı. Aslında az da okumuyordu. Ama yine de yeterli görmüyordu. Bilgi aşığıydı; bu nedenle daima okur, araştırırdı. Amacı devrime, halka ve yoldaşlara daha çok faydalı olmaktı.

Doktor Hogir’ın kişiliği çok yönlüydü, çok renkliydi. İyi bir futbol oyuncusuydu. Zaten hep şöyle diyordu; “Lise yıllarında babam doktor olmamı istiyordu, ben ise futbolcu olmak istiyordum.” Babasını kıramamıştı. Ama spora, futbola olan ilgisinden de hiçbir zaman vazgeçmemişti.

Hayatında unutamadığı anlar vardı Doktor Hogir’ın. Bunlardan birisi de vurulan ilk gerilla hastanesiydi. Hani etrafında, bahçesinde bolca fidan diktiği o ilk göz ağrısı. O hastane 2007’de TC savaş uçakları tarafından bombalandı. Bombardımanda Sinan ve Dîrok arkadaşlar şehit düştü. Doktor Hogir da o saldırı anında hastanedeydi. Şans eseri kurtulmuştu. Hiçbir zaman bu şansına sevindiğini görmedim. Hep buruktu. Her anlattığında gözleri dolar, boğazı düğümlenir, ağlamaklı olurdu. Aradan yıllar geçmesine rağmen ne orada şehit düşen arkadaşları ne de bin bir emekle inşa ettiği o güzel bahçeli hastanesini unuttu. Nerede olursa olsun, yılda en az birkaç kez o hastane bahçesine gider, bakımını yapardı. Orayı hem şehit arkadaşların hem de kendi emeğinin bir değeri olarak görür, böyle anlamlandırırdı.

En son görüştüğümüzde, “Hocam, tekrardan Xinêre’ye gidiyorum” demişti. Mutlu olduğu her halinden belli oluyordu. Doğrusu ben de onun adına sevinmiştim. Çünkü orda huzur bulduğunu biliyordum.

Baharda yine görüşecektik. İlk tanıştığımız yerde. Ama bu kez onu kucaklayacak ve sımsıkı sarılacaktım. Gerçekten de çok özlemiştim. Sohbetini, sıcaklığını, samimiyetini... Hele o kahkahasını çok özlemiştim.

Düşman kalleşçe bir uçak saldırısıyla aldı onu bizden. Oysa o göğüs göğüse dövüşmek isterdi düşmanıyla... Şairin deyimiyle, “Yiğitlik inkâra gelinmez. Teke tek dövüşte yenilmediler…”

Ömrünün son anına kadar yiğitçe direndi, yiğitçe yaşadı. O bir devrimciydi, bir doktordu, bir Kürdistan aşığı, bir sosyalistti. Kürdistan dağlarının Che Guevara’sıydı. Dostuna dost, düşmanına düşmandı. Savaşın da barışın da ahlâkını iyi bilirdi.


Bir baharın tazeliğinde kaybettik seni,
Bir Newroz sıcağında...
Bademleri beklemeden,
Rêwazlara dokunmadan,
Şîlanları koklamadan,
Ansızın gittin be doktor, ansızın…
Bekle iki gözüm, bekle.
Bir gün mutlaka özgürlük müjdesiyle sana döneceğiz…

Seni Mazlumların,
Seni Zekiyelerin,
Seni Ronahîlerin,
Seni Rahşanların kervanına uğurladık…
Çünkü seni bir Newroz günü kaybettik...

Mücadele arkadaşı Rohat Selçuk


[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]
__________________
İnsanlık her zaman sosyalist idealler taşımış, ancak demokrasiye dayandırılmadığı için egemen sistemlere ve sömürücü sınıflara daha fazla itaat sağlatan bir konuma düşmekten kurtulamamıştır. İnsanlık tarihinin kendisi, komünal yaşamın ancak demokratik duruşla gerçekleşeceğinin kanıtıdır. Komünal demokratik duruşun çağdaş değerlerle yeniden yaratılması sosyalizmin yeniden yükselen değer haline getirilmesidir.


SOSYALİZMDE ISRAR İNSAN OLMAKTA ISRARDIR
Marinaleda isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
17 gerilla doktor olacak BORGA Güncel Haberler 1 18 Kasım 2010 22:37
Close Up Kurdistan - Yakın Plan Kurdistan [2007] Şoreşger Politik Filmler Arşivi 0 29 Ağustos 2010 04:44
Fidel Castro: Biz doktor göndeririz, asker değil Adil Can Politik Gündem 1 17 Ağustos 2010 22:55
İnsanlığını Kaybetmemiş İki Doktor Amed_Dersim Öykü Köşesi 0 07 Ekim 2009 04:46
Kürdistan ve ESP 10_eylül_1994 Makaleler 0 25 Haziran 2009 16:08

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:52.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.