Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SİYASET > Makaleler

Makaleler Makale bölümü

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03 Şubat 2011, 01:44   #1
Aktif Üye
 
düşünsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2008
Mesajlar: 1,455
Teşekkürler: 1,349
598 Mesajına 931 Kere Teşekkür Edildi
Standart Geçmişten bugüne çevreye sosyolojik yaklaşım

1. GİRİŞ

Sosyal bir bilim olarak sosyoloji neden çevre konusuyla ilgilenir? Bu sorunun cevabı bazı sosyologları da içeren pek çok kişi için net değildir. Çok genel bir ifadeyle sosyoloji insan gruplarını ve sosyal ilişkileri incelerken, tersine çevreinsani olmayan olarak tanımlanır ve bu nedenle de disiplinin dışındadır yanisosyoloji sosyal dünyadan farklı bir şekilde tanımlanan çevreden ayrı olarak insan toplumları ile ilgilenir. Benton ve Redclift (1994, s. 3) bunu yirminci yüzyılın başlarında sosyoloji biliminin gelişimini kuşatan tartışmalarla yakından alakalıbulur. Diğer akademik disiplinlerden ayrılarak sosyolojinin ayrı bir bilim dalıolarak ortaya çıkması tartışmasında, ilk sosyologlar “doğa”dan “sosyal”inayrıl ması konusunda ısrar ederler. Bu, özellikle sosyal olgunun açıklanması amacıyla sıklıkla kullanılan biyolojinin etkisine karşı çıkmayı sağlar. Benton bumirası doğa fobisi (natura-fobia) olarak tanımlar. Genelde çevre, toprak, su,hava kirliliği gibi çevre sorunlarını içerdiği için popüler anlayışla doğal bilimlerin konusu olarak algılanır. Doğa bilimlerinin bu ciddi konuya kendini adamada anahtar bir role sahip olmasına karşın bu konu sosyal bilimler için de hayati biröneme sahiptir (Cudworth, 2003, s. 14). Dunlap (1980) sosyal bilimler vesosyolojinin biyofiziksel çevreyi reddetmesini iki temel faktöre bağlar:

1.Sosyal bilimlerin kökleri, insanları doğadan ayrı ve üstünde kabuleden insan merkezci batı düşüncesine dayanmaktadır.

2.Bu disiplinler ekolojik zorlamaların daha henüz göze çarpmadığı bolluk döneminde gelişmişlerdir.

Nirun, her canlı organizmanın yaşayabilmek için çevresine uyum sağlamakzorunda olduğunu belirtir ve bu uyumun önce biyolojik sonra da fiziki çevredesağlandığını ileri sürer. Tarihin ilk dönemlerinden beri insanoğlu, yaşaması içintemel biyolojik ihtiyaçlarını fiziki çevreden karşılamaktadır. Doğal çevre üzerineinşa edilen her sosyal yapı sosyal hayat alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.Sosyal hayat alanı doğal çevre üzerinde insanların birlikte yaşamaları ilesomutlaşır. Toplum, doğanın üzerine kurulmuştur. Bu nedenle, toplum doğanın dışında düşünülemez ve toplumsal yaşam, insanın doğayla ilişkisi çerçevesinde başlamıştır (Dinçer, 1996, s. 35).

2.DEĞİŞEN TOPLUMDA DEĞİŞEN ÇEVRE KAVRAMSALLAŞTIRMALAR I

Her toplumun kendine özgü bir üretim tarzı, yaşam ve düşün biçimi vardır.Bunlar da toplumun kültürel değerleri, iş-güç ve ilişki biçimleri, artı değer ve artıdeğerin paylaşımı gibi çeşitli sosyal faktörlerle yakından ilgilidir. Toplumlarındoğayla ilişkilerinde bu sosyal etkenler belirleyici olmuştur. Toplumlar değiştikçetoplumları n doğa kavramsallaştırmalar ı da değişmiştir. Harper tarihsel olaraktoplumların evrimini incelemiş ve üç evreden söz etmiştir. Bunlar: Avcı toplayıcıtoplumlar, tarım toplumları ve endüstriyel toplumlardır. Harper her toplum tipinindoğa ile olan ilişkilerini açıklayan ve meşrulaştıran egemen paradigmalarıtanımla mış ve her toplum tipinin doğa ile kendine özgü bir ilişki biçimi yarattığınıve toplumun egemen paradigmasının bu ilişki biçimini meşrulaştırdığını ifadeetmiştir (Tuna, 2001b, s. 11). Paradigma, bir bilim adamı topluluğunun üyeleritarafından paylaşılan inançların, değerlerin ve tekniklerin birleşiminden oluşanbir bilimsel modeldir (Marshall, 1999, s. 574 ve Kuhn, 1982, s. 162).

Sanayi devrimi sonucu ortaya çıkan daha çok kentsel alanlarda yaşayanendüstriyel toplumlarda toplumun refah talebi ve tüketim eğilimleri endüstriyel üretimin aşırı ölçülerde artmasına yol açmış, aşırı üretim artışı ise doğalkaynakların sınırsızca kullanımını gerekli kılmıştır. Bu bağlamda endüstrileşme ile birlikte ortaya çıkan modernleşme ve kapitalizm ekonomik kalkınma,ekonomik büyüme ve toplumsal refahı en üst toplumsal değerler halinegetirmiştir. Dolayısıyla ekonomik kalkınma ve büyümenin gerçekleştirilmesi içindoğal kaynakların sınırsızca kullanımı zorunlu bir gereklilik olarak ortaya çıkmıştır. Bu süreçlerin sonucunda doğa ile karşılıklılık ve saygı ilkesine dayalıolarak kurulmuş olan dostane ilişkiler tamamen ortadan kalkmış; doğa kendibaşına bir değer olmaktan çıkarak ekonomik refahın sağlanması için sınırsızca kullanılabilecek ve sömürülebilecek bir ekonomik değer olarak algılanmaya başlanmıştır(Tuna, 2001a, s. 232).

Avcılık ve toplayıcılık, bahçecilik yaparken toplumların kullandığı bilgi ekolojikbilgiydi. Bu toplumların doğaya ilişkin bilgileri, doğrudan yaşam deneyimlerindençıkan , nesnel kaynaklara dayalı bilgidir. Ekolojik bilgide gözlem ve yorum eşzamanlıdır ve araçları doğa ve biyolojik yaşamdır. Toplumsal kökenli olansanayileşme, teknolojik gelişme ve kentleşme süreçleriyle birlikte insantopraktan uzaklaştı. Bu gelişmeler ekolojik bilgiden kopmayı getirdi, dolayısıyladoğadan uzaklaşma, yabancılaşma ve ekolojik yıkım gibi olumsuz toplumsalsonuçlar doğurdu (Öztunalı Kayır, 2003, s. 61).Capra‟ya (1992, s. 57).göre, Bacon‟dan beri bilimin amacı, doğaya hükmetmekve onu denetim altına almak oldu ve bugün baskın biçimde hem bilim hem deteknoloji radikal biçimde ekoloji karşıtı amaçlar için kullanılmaktadır. Besleyip büyüten anlamındaki antik yeryüzü kavramı, Bacon‟un yazılarında temeldendeğişmiş ve organik doğa anlayışı bir makine tarzındaki dünya metaforuyla yerdeğiştirerek Bilimsel Devrimin ardından ortadan kaybolmuştur. Batı uygarlığınındaha ileriye gelişimi için son derece önemli olan bu değişim, Descartes ve Newton tarafından tamamlanmıştır.

3. SOSYOLOJİ TEORİLERİNDE ÇEVRE

İnsan yaşamının doğayla içiçeliği, insanlığın çok eski dönemlerden itibaren doğave insan-doğa ilişkileri konusunda görüşler ve düşünceler geliştirmesine nedenolmuştur. Eski Yunan düşüncesinin, doğu felsefelerinin, ister tek isterse çoktanrılı dinler olsun farklı dinlerin insan-doğa etkileşimine ilişkin farklıuygulamaları vardır. Ancak günümüz çevre anlayışı bakımından anlamlı ilkçalışmalara 18. yüzyılın son çeyreğinde aydınlanma döneminde rastlanmaktadır(Teke li, 2000, s. 7). Bu çalışmada çevreye ilişkin sosyolojik kavramsallaştırmalar üç kategoride ele alınacaktır:
1.Klasik sosyoloji teorileri,

2. 20. Yüzyıl sosyoloji teorileri

3. 1980 ve sonrası yeni teorik gelenekler.

Klasik Sosyoloji Teorileri

Marx, Durkheim, Weber gibi klasik sosyologların biyofiziksel çevreyi çok azdikkate aldıkları görülmektedir. Üç büyük klasik kuramcının doğal çevreye karşısosyolojik hoşnutsuzluğu, pek çok farklılıklarına karşın sosyolojiyi psikoloji,biyoloji, ekonomi, coğrafyadan ayırma girişiminde ve sosyal olgunun sosyalnedenlerini vurgulama zorunluluğunda birleşir. Diğer bir deyimle önemli klasikkuramcıların güçlü bir şekilde bağımsız değişkenler ve açık bir şekilde bağımlısosyal değişkenler (sosyal gelişme, endüstrileşme, sınıf bilinci, eşitsizlik,demokrasi , bürokratikleşme, devrim gibi) olarak sosyal kavramları (sosyal sınıf,güç, kültür gibi) belirgin olarak vurgulamalarıdır (Buttel vd., 2002, s. 5). Fakatyine de Çevre sosyolojisinin unsurları 19. yüzyıl sosyal düşüncesinde köklerinibulur. Marx, Durkheim ve Weber‟in oldukça farklı bir bakış açısından yaptıklarıçalışmalar ı ekolojik bileşenler olarak göz önüne alınmalıdır. Materyalistontolojil er (Marx ve Engels örneğinde), biyolojik anolojiler (Durkheim), Darwin‟inkullanımı/ evrimsel tartışma ve şemalar (Marx, Durkheim, Weber), doğa-toplumolgusu „metabolizma‟ ve somut doğal kaynakların ampirik analizi veya „çevresel‟konul ar onların çeşitli çalışmalarının ekolojik açıdan ilişkili bileşenleri arasındadır(Buttel vd 2002, s.39).

İnsanın doğal süreçlerin evrimsel bir ürünü olduğundan hareketle, Marx veEngels insanın/toplumun doğayı kendi amaçları doğrultusunda, yönlendirme vedeğiştirme güdüsünün bilincindeydi. Bütünsel ve diyalektik bir doğa anlayışınasahip olan Marx ve Engels, toplumsal bilim alanındaki çalışmalarında sadece tutucu idealizm ve doğaüstücülükle mücadele etmediler, insanın tarih ve doğanın şekillenmesindeki yaratıcı gücünü ortaya çıkartmaya uğraştılar. Ancak toplumsal bir varlık olan insanı aynı zamanda doğal bir varlık, doğayı ise insanınbir parçası olarak algıladılar (Demirer vd., 2000, s. 172).

Foster (2000, s. 147-148) günümüzde, Marx ve Engels‟in dünya görüşününtemelinde doğanın teknoloji aracılığıyla boyunduruk altına alınması olduğu, belirlialanlarda ekolojik duyarlılık sergilemiş olsalar da Marx ve Engels‟in teorikbirikimlerinin teknoloji mükemmeliyetçiliğine dayandığı ve bu nedenle de ekolojive Marksizm‟in kesinlikle uyuşmaz olduğunun yaygın olarak eleştirildiğini dilegetirmektedir. Bazı yeşil çevrelere göre Marx ve Engels tarafından ortaya atılantarihsel materyalizm, Bacon‟un doğaya hükmetme nosyonunun moderndünyaya aktarılmasının aracı olarak nitelenmektedir.

Durkheim‟e göre toplumlar işbölümünün basit olduğu ilkel toplumlardanişbölümü nün karmaşık olduğu modern toplumlara doğru değişir. Kısacasıtoplumlar mekanik dayanışmaya dayalı toplumlardan organik dayanışmayadayalı toplumlar yönünde evrim geçirirler. İlkel toplumdan uygar toplumadönüşüme, sosyal dayanışmayla düzenin bozulması ve anomi eşlik eder.Durkheim bu değişme sırasında yeni ve daha etkili dayanışmanın olduğumodern toplumları beklerken, yetersiz sosyal dayanışma ve bütünleşmeninolacağı nı da göz önünde tutar (Buttel, 2002, s. 40).

Catton‟a göre, (2002, s. 93) Durkheim‟in organik dayanışma konusundakikuramı tüm erdemlerine karşın, günümüz ekolojik bilgi ve evriminkullanılamazl ığı nedeniyle aksamıştır. Durkheim temelde ekologların karşılıklılıkolarak adlandırdığı şeyin artması için, rekabetin nasıl azaltılacağı konusunuaçıklamaya çaba gösteriyordu. Belki de gerçek problem rekabeti ortadankaldırmak değildi. Onun yerine, Durkheim‟in zamanında kimsenin kavramsalolarak tanımaya hazır olmadığı gerçek dönüşüm antagonistik ilişkilerin farklı birtüründen karşılıklılığın öneminin açıklamasının yapılabilmesiydi.

20.Yüzyıl Sosyoloji Teorilerinde Çevre

Klasik sosyoloji teorilerinin çevre konusuna yaklaşımında olduğu gibi 20. yüzyılsosyoloji teorileri de kendilerini biyolojik açıklamalardan kurtarmaya çalışırkenbiyolojik terminolojiye yönelmiştir. Parsons biyolojik mirasın insanın hem doğaldünyaya uymasına hem de onu değiştirmesine nasıl izin verdiğini vurgulayan,çevresel bir bağlamda sosyal evrim teorisi geliştirdi. Ancak bu potansiyelsosyolojik açıklama da marjinal elementler olarak çevresel faktörlerden ayrılarakasla geliştirilmedi (Hanigan, 1995, s. 8).

Yaşayan sistem kuramı biyolojiden türetilmiş olup, daha önce Durkheim‟inyaptığı gibi Parsons‟da toplum ve canlı organizma arasında bir benzerlikkurmaktadır . Parsons‟ın girişimişu noktaları gösterme çabası içindedir.Yaşayan sistemler bir çevre içinde bulunurlar ve o çevreye tepki verirler veyaşayan bu sistem bir örgüt modelini korur ve kendi çevresinden farklı ve bazıaçılardan daha istikrarlı bir şekilde taşır. Parsons, yaşayan sistemlerin kendi çevreleriyle karşılıklı bir alışveriş içinde olan açık sistemler olarak vurgular(Dinçer, 1996, s. 38).

Çevreyle ilgili 20 yüzyıl sosyoloji kavramsallaştırmalar ından Modernleşme, batılısosyal bilimciler tarafından, tüm gelişmekte olan toplumların, batı toplumlarınabenzer aşamalardan geçecekleri anlayışından hareketle oluşturulmuş birmodeldir. Bu nedenle de zaman zaman Batılılaşmakla aynı anlamda kullanıldığıgörülmek tedir. Modernleşme bir gelişme modeli olarak Egemen BatıDüşüncesinin bir bileşenidir ve pozitivist felsefeden kaynaklanır. Doğa merkezlideğil insan merkezli bir yaklaşıma sahiptir, insanı üstün görür ve insan refahı vemutluluğuna odaklanır. Bu modele göre insan refahının sağlanması açısındanher yol meşru gerekli ve zorunludur. Modernleşme yaklaşımına göre çevreyleilgili olarak ormanların yok edilmesi, doğal kaynakların sınırsızca tüketilmesi vekirletilmesi genel olarak kabul görür. Marksist sosyalist model, az gelişmişlikmodeli, bağımlılık modeli, dünya sistem modeli gibi farklı ülkelerde farklımodernleşme algılamaları söz konusuyken teorik köken olarak büyükbenzerlikler vardır (Tuna, 2007, s. 195)

Roberts ve Grimes son otuz yılda dünya ekonomisinde bazı ülkelerin niçin venasıl gelişip zenginleşirken, diğerlerinin tuzağa düşerek belli bir konumdadurgunlaştığı nı inceleyip Dünya Sistem Teorisini geliştirmişlerdir. Roberts veGrimes Dünya Sistem Teorisinin önceleri çevre sosyolojinin yeşil gemi fırsatını(„green boat‟) kaçırmayı başardığını tartışmaktadır. Bununla birlikte son birkaçyıldır çevre sorularını Dünya Sistem Teorisiyle açıklamaya çalışsan yandaşlarınsayısında patlayıcı bir gelişme görülmektedir. Onlar Dünya Sistem Teorisininsosyal teoriye yeni çevre yönelimli katkısının ne olacağının tarif etmeyeyönelmişlerdir . Ayrıca onlar Dünya Sistem Teorisinin global ısınma,ormansızlaşma , kaynakların tükenmesi, su savaşımları, ozon, yiyecek ekimi,büyük fırtınaların sıklığının artması ve insanların onlardan korunması, biyolojikçeşitlilik, uluslar arası antlaşmaların uygulanması ve yasaların çıkarılması gibiçevresel konular üzerinde daha fazla baskı yapmak için potansiyel bir katkıyasahiptir (Buttel vd. 2002, s. 14). Shannon, Dünya Sistem Teorisini kültürkonusunda neredeyse suskun kalırken ekonomik açıklamaları çok fazlavurgulaması konusunda eleştirmektedir (Roberts ve Grimes, 2002, s. 187).

Modernleşme teorilerini benimseyenler olduğu gibi eleştirenler de olmuştur.Moderniteni n önemli sonuçlarından biri olarak doğanın düş kırıklığı, sadece birşeyden pişman olunması değil, hem insan toplumu hem de insani olmayandünya için bir tehlikeydi. Özellikle, doğanın dışarıdan teknik manüplasyonunauygun olarak artan rasyonelleşme, insan yaşamının tehlikeli ve elverişli olmayandiğer alanlarını açığa vurma yönelimine sahiptir. Temel problem, doğanıngeliştirdiği kurumların araçsal kullanımı, insanın sosyal ve kişisel ilişkilerini gayrimeşru bir şekilde dönüştürdüğü davranış ve düşünme tarzlarıydı. Doğalçevrenin egemenliği ve sömürüsü insanların egemenliği ve sömürüsüne nedenolmaktadır. Horkheimer ve Adorno‟nun belirttiği gibi “İnsanlar birbirinden vedoğadan tamamen yabancılaşmaktadır ki onlar birbirlerine neden ihtiyaçduyduklarını ve birbirlerine zarar verdiklerini bilirler.” (Barry, 1999, s. 86)


1980 Sonrası Yeni Teorik Gelenekler

A-Postmodernizm;

Postmodernizm tartışmaları, modernizme tepki olarak, modernizmin eleştirisiylebaşlar. Postmodern teorisyenler toplumu kendi yaşam formları olan ve onlarıifade etmek için araçlar bulan bir birine yakın bir şekilde bağlanmış toplumlar ağıolarak görürler. Bu sonuç yerel, ulus altı ve bölgesel kültür için yenilenen birilgidir. Sürekli kurum ve örgütler ulus-devlet çatısı içinde daha fazla gizlenemez.Postmoder nistler (parçalara ayrılmış) sivil toplumların açığa vurulmasıyla ilgilidir.Aklın özgürleşmesi, sömürünün liberalleşmesi veya gelişme inancı gibi büyükanlatılar yerine yerel kültür ve spesifik anlatıların farklılığını vurgularlar (Leroy veTatenhove, 2000, s. 192).

Postmodernizmle ilgili geniş ve karmaşık ilgi alanını üçe ayırarak incelemekoldukça faydalıdır. Birincisi, mimari ve sanatta değişen stiller gibi gelişmelerikapsayan estetik boyut, ikincisi, 1970‟lerin başından beri postmodern birdönemin olup olmadığını tartışan tarihsel boyut, üçüncüsü radikal epistemolojikbağlamd a bilginin ahlak ve felsefi tesisini kaplayan sorgulamadır (Gandy, 1997,s. 150). Estetik boyutuyla postmodernizm farklılık, çoğulculuk, ekolojiksürdürebilir lik ilkeleri üzerine temellenen kent ve mimari planlaması konusundayeni yaklaşımlara sahiptir. Ayrıca endüstriyel kent toplumlarının eleştirisindengelen 19 yy sonu Avrupa düşüncesinin mirası ve romantizme yenilenen bir ilgisöz konusudur. Tarihsel boyutuyla kapitalizmin yeniden yapılandığı ayrı bir çağolarak postmodernizmin Neo Marksist analizi, doğadaki hızlanan değişikliklerlebirli kte tanımlanmıştır. Ekolojik sürdürebilirlik ve endüstri sonrası toplumlarteziyle bir bağ kurulmuştur. Postmodernistlere göre ekolojik krizle ilgili tartışmamodernleşme projesinin bir sonucudur. Ayrıca 1960‟lardan sonra sosyalhareketlerden biri olan çevre hareketi de yine modernliğin sonuçlarıyla yakındanilgilidir. Postmodernist söylemde çeşitliliğin, sosyo-kültürel farklılıklarıntanınm ası, elit pazarın talebi olan Yeşil Tüketicilik (Green consumerism) gibitüketim modellerinin çeşitlenmesinde etkili olmuştur. Postmodernizminepist emolojik ilgi alanı modernizmin tersine rasyonalitenin evrenselci formları veteknolojiye şüpheyle yaklaşır. Ayrıca Postmodern söylem Gaia hipotezi vePostmodern bilimsel formülasyonlar konusundaki post Darwin‟ci evrim ve anti-kaos gibi yeni bilimsel düşüncelerin etkileri ve çevresel bozulmada modernbilimlerin rolü ve kartezyen düalizmin reddi konularında çevre söylemiyle kesişir(Gandy, 1997, s. 151)

Farklı tarihsel bir dönem olarak Postmodern dönem çevre söylemi için ciddi birşekilde paradoksaldır. Bir taraftan sosyal ve ekonomik gelişmeler çevreninniteliği gibi yaşam stili konularına post-materyal politik ilginin önemini artırırkenöte yandan, küresel sosyal, ekonomik ve politik değişmenin altında yatandinamik, neoliberal düzenlemeye, dünya çapında yüksek düzeyde tüketime veçevresel kötüleşme ve global düzeyde kaynakların daha çok kullanımınayönelmekt edir. Çağdaş çevre söylemi güç bela bu çatışan gelişmeleriuzlaştırm aya başlamıştır (Gandy, 1997, s. 154)

B-Risk toplumu

Toplum-çevre ilişkisi incelendiğinde, toplumların avcı-toplayıcı toplumlar, tarımtoplumları ve sanayi toplumları olmak üzere kabaca üç evreden geçtiği kabuledilir. Günümüz sanayi sonrası toplumlarını bilgi toplumları ya da risk toplumlarıolarak adlandırmak da mümkündür. Sanayileşme ve kentleşme süreciberaberinde çeşitli riskleri de getirmiştir. İnsan-doğa ilişkisinde insanın doğayıegemenliği altına alma istemi ve doğaya müdahalesi beraberinde doğaldengenin bozulması, biyolojik çeşitliliğin azalması, iklimlerin değişmesi gibiçeşitli çevresel risk ve sorunları gündeme getirmiştir. Çevre sorunlarının nedenolduğu küresel risk ve belirsizlikler üzerine yapılmış çeşitli çalışmalar olsa daUlrich Beck tarafından ortaya atılan “risk toplumu” kavramı varolan bu sorunlarıdaha da bütüncül bir şekilde kavramsallaştırmış ve günümüz toplumlarınınönemli bir özelliğine dikkat çekmiştir. İleri modern (advanced modernity)toplumlard a refahın sosyal üretimi sistematik olarak risklerin sosyal üretimineeşlik eder. Bundan dolayı üretim ve tekno-bilimselliğin tanımından kaynaklanançatışma ve sorunlarla örtüşen kıtlığın bir toplumda dağıtıma ilişkin çatışma vesorunlar, riskleri üretir (Beck, 1992, s.19).

Sanayileşme ve kentleşme süreci ve sonrasında yaşanan ve 20. yüzyılın ikinciyarısında doruğa ulaşan tüketim toplumunun varolan çevre sorunlarının ortayaçıkmasında önemli roller oynadığı yadsınamaz. İnsanın doğa üzerindekiegemenliği nin artması ve çıkarları için doğayı dönüştürmesinin arttığı bu süreç,çevreye yönelik tehditleri ve belirsizlikleri de artırmaktadır. Risk toplumu teorisitopluma ve kurumlarına bir eleştiri getirir. Modern sanayi toplumlarının iki önemliözelliği olan rasyonelleşme ve sanayileşmenin el ele vermesi sonucu insanoğludoğa üzerindeki hâkimiyetini kurmuş ve doğadan gelebilecek tehlikelere karşıkendini korumaya almıştır. Örneğin büyük paralar harcayarak kendini sellerdenkoruyacak düzenekler kurmuştur. Ancak bu müdahalelerin farklı olumsuz yanetkileri olmuştur. Diğer yandan sanayileşme sürecinde doğaya bıraktığı tonlarcaatık nedeniyle insanoğlu kendi eliyle yarattığı teknolojik felaketlerin ortayaçıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda bütün bu anlatılanlar irrasyonelkorkular değil, tam tersine Three Mile Island, Çernobil ve Bhopal‟de kendinigösteren ve yine yeteri kadar ilgi çekemediği için bilinmeyen diğer binlerceyerde yaşanan gerçeklerdir (Cohen, 1997, s. 115-119).

Cohen‟e göre (1997, s. 105-119) risk toplumu teorisinin ardındaki temeldüşünce refah toplumunun ekonomik sorunların çözümünde ulaştığı başarılarsonrasında toplumsal sınıf ve sermaye birikiminin toplumsal tabakayı belirleyentemel parametre olma işlevinin erozyona uğradığı ve artık teknolojik risklerindağılımının belirleyici olduğudur. Bu tehlikeler geçmiştekilerden üç ayrı nedenlefarklıdır: Bu tehlikeler duyu organları tarafından algılanamazlar, diğer kuşaklarıda etkileme potansiyelleri vardır ve gerçekleşmeleri durumunda varolanmekanizmalar kurbanların zararlarını tazmin etmede yetersiz kalır.

C-Yeni Ekolojik Paradigma

Modernleşme teorisine ve Batı toplumunun insanı üstün gören dünya görüşünealternatif olarak Catton ve Dunlap Yeni Ekolojik Paradigmayı ortayakoymuşlardır. Bu perspektife göre endüstriyel toplumun çevre sorunları, butoplumun egemen toplumsal paradigması ile yakından ilgilidir. İnsan refahı vemutluluğu için doğanın ve diğer canlıların sınırsızca sömürülmesine karşı çıkar.Tuna‟ya (2007, s. 192) göre Yeni Ekolojik Paradigma‟nın dört temel özelliğiaşağıdaki şekilde özetlenebilir:

1.Yeni Ekolojik Paradigmaya göre insanlar ayrıcalıklıdır ancakbununla birlikte insanın, birçok karşılıklı bağımlılık içinde olancanlılardan birisi olarak görülmesi gerekmektedir.

2.İnsan ilişkilerinin toplumsal ve kültürel güçler tarafından ağırlıklaetkilendiği kabul edilmekle birlikte Yeni Ekolojik Paradigma insanıntoplumsal yaşantısının biyolojik ve fiziksel çevre tarafından daetkilendiğinin altını çizer.

3.İnsanı üstün gören dünya görüşü insan eyleminin biyolojik vefiziksel çerçevesini göz ardı ederken ve sosyo kültürel çevreninbelirleyici özelliğini vurgularken; Yeni Ekolojik Paradigma insaneylemlerine etkide bulunan biyolojik ve fiziksel çerçevenin öneminedikkat çeker.

4.İnsanı üstün gören dünya görüşü kalkınmanın sürdürülmesininsınır sızlığını ifade eder. Buna karşılık Yeni Ekolojik Paradigma;insanoğlu ne kadar buluş yeteneğine sahip olursa olsun, onlarınbilim ve teknolojisi, termodinamiğin yasaları gibi ekolojik ilkeleriaşamaz; bundan dolayı insan toplumlarının büyümesinin kesinsınırları vardır.

SonuçolarakYeniEkolo jikParadigmainsanmer kezlidoğakavramsalla ştırmasından doğa merkezliliğe doğru bir değişmeyi ifade etse debunun tam olarak gerçekleştiğini iddia etmek mümkün gözükmemekte. Batıtoplumlarında olduğu gibi Batı dışı toplumlarda da çevresel sorunlar artarakdevam etmektedir.


4. SONUÇ



İnsan-insan ve insan-doğa ilişkilerini inceleyen sosyolojinin ilgi alanlarındanbirisi de çevre sosyolojisidir. Ancak sosyologların doğaya ve çevreye olan ilgisidiğer pek çok sosyal olguya olan ilgiye göre çok daha geç ortaya çıkmıştır.Bunun temel nedenlerinden birisi doğa fobisi olarak da adlandırılan Durkheimgibi klasik sosyologların doğa ve fiziksel çevrenin sosyal olgu ve olaylarlailgilenen sosyolojinin konusu olamayacağı görüşünden kaynaklanmaktadır.

Klasik sosyolojideki teori ve kavramlar doğa-çevre ilişkisinin anlaşılmasına veardıllarına ilham kaynağı olabilir. Weber‟in rasyonelleşme teorisi, bilimselanalizler yoluyla doğal dünyanın „büyüsünü çözme‟yi kapsar. Marx‟ın kapitalizmteorisi, modern ekonomik üretimin niçin savurgan ve sömürücü olduğunugösterir. Durkheim ve diğerleri tarafından kullanılan işbölümü kavramı üretimobjeleri olarak doğal olguları içerir (Cudworth, 2003, s. 125)

20. yüzyılda değişen toplumsal ve fiziksel dünya beraberinde doğaya veçevreye farklı sosyolojik kavramsallaştırmalar ı beraberinde getirdi. Parsons gibimodernleşme yönelimli sosyologlar insan merkezli ve toplumların kalkınma verefahı için doğanın göz ardı edilebileceği görüşünü benimseyen paradigmalariçinde yeraldılar.

1970‟lerde çevre sorunlarına artan ilgi çevre sosyolojisine olan ilgiyi deartırmıştır. Özellikle endüstri toplumları ve fiziksel çevre ilişkisinin çevre sorunlarıüzerindeki etkilerinin altı çizilmeye başlanmıştır. Çevre kirliliğinin sosyalnedenleri araştırılmaya çalışılmıştır. Potmodernizm modernleşme teorisinineleştirisi yle başlamıştır. Beck, çevresel krizlerin arttığı günümüz toplumlarınıRisk Toplumları olarak adlandırmıştır. Ayrıca toplumun refah ve mutluluğu içindoğayı dikkate almayan insanı üstün gören dünya görüşüne karşı çıkışlar ortayaçıkmış ve alternatif olarak Catton ve Dunlap tarafından Yeni Ekolojik Paradigma ortaya atılmıştır.

Sonuç olarak sosyolojinin konusunu oluşturan insan-insan ve insan-doğailişkileri toplumların yaşam ve düşün biçimlerine göre değiştikçe toplumdadoğaya ilişkin hakim paradigmalar da değişmektedir. Günümüz toplumlarını isterpostmodern ister risk toplumu isterse bilgi toplumu olarak adlandıralım çevreselsorunların geçmişe oranla artığı ve küresel hale geldiği pek çok bilim insanıtarafından kabul edilen bir gerçektir. Doğanın sınırsızca insan iyiliği içinsömürülmesi, çevrenin aşırı tahrip edilmesi insan merkezli yaklaşımların terkedilerek doğa merkezli yaklaşımların benimsenmesinin önemini ortayakoymakla birlikte bunun tam olarak gerçekleştiğini söylemek güç gözükmektedir.Modern leşme, kalkınma ve gelişme doğanın korunması ve sürdürülebilirolması ndan daha önemli görülmektedir.

KAYNAKÇA

Barry, John, (1999): Environment and Social Theory, Routledge, London

Beck, Ulrich, (1992): Risk Society: Towards a new Modernity, Sage, London

Buttel, Frederick H. (2002): “Environmental Sociology and The ClassicalSociologica l Tradition: Some Observations on Current Controversies",Socio logical theory and The Environment, Edit by Riley E. Dunlap; Frederick HButtel,; Peter Dickens,; Lanham Gijswijt, , Md. : Rowman & Littlefield Publishers,35-50

Capra, Fritjof, (1992): Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası, Çev. M. Armağan,İnsan Yayınları, İstanbul

Catton, William, R (2002): “Has The Durkheim Lagacy Misled Sociology?”,Sociolog ical theory and The Environment, Edit by Riley E. Dunlap; Frederick HButtel,; Peter Dickens,; Lanham Gijswijt, , Md. : Rowman & Littlefield Publishers,90-115

Cohen, M.J. (1997): “Risk Society and Ecological Modernisation” Futures 29:2ss.105-119Cudworth, Erika, Environment and Society, (2003): Routledge, London

Demirer, Göksel; Duran, Metin; Torunoğlu, Ethem, (2000): „Marksist EkolojiAnlayışı Üzerine‟, Marksizm ve Ekoloji, Derleyenler: G.N. Demirer, M. Duran veG. Özgür, Öteki Yayınevi, Ankara, 166-193

Dinçer Meral, (1996): Çevre Gönüllü Kuruluşları, Türkiye Çevre Vakfı Yayını

Dunlap, R. (1980): “Paradigmatic Change in Social Science”, AmericanBehavioral Scientist, C.24, Eylül/Ekim

Redclift, M; Benton T, (1994): Social Theory and The Global Environment,Routledg e, London

Foster, John B. (2000): „Marx ve Çevre‟, Marksizm ve Ekoloji, Derleyenler: G.N.Demirer, M. Duran ve G. Özgür, Çeviren: G. Demirer, Öteki Yayınevi, Ankara,147-165

Gandy, Matthew, (1997):„Postmodernis mandEnvironmentalism :complementary or contradictory discourses?‟, The International Handbook ofEnvironmental Sociology, Edit by: Michael Redclift, Graham Woodgate, EdgarElgar Publishing Limited UK, 150–157
Hanigan, John, (1995): Environmental Sociology, Routledge, London And NewYork

Kuhn, Thomas S. (1982): Bilimsel Devrimlerin Yapısı, (Çev: Nilüfer Kuyaş),İstanbul: Alan Yayıncılık, Ankara

Leroy, Pieter; Tatenhove, Jan van, (2000): „Political Modernization Theory andEnvironmental Politics‟, Environment and Global Modernity, Edit by: GertSpaargaren, Arthur P.J.Mol, Frederick H. Buttel, Sage Publications, London,s.187-208

Marshall, Gordon, (1999): Sosyoloji Sözlüğü, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları

Öztunalı Kayır, Gülser, (2003): Doğaya Dönüş, Bağlam, İstanbul


Roberts, Timmons; Grimes, Peter, (2002): „World-System Theory andEnvironment: Toward a New Synthesis‟, Sociological theory and TheEnvironment, Edit by Riley E. Dunlap; Frederick H Buttel,; Peter Dickens,;Lanham Gijswijt, , Md. : Rowman & Littlefield Publishers, p. 187-194

Tekeli, İlhan, (2000): “Türkiye Çevre tarihçiliğine Açılırken”, Türkiye‟de Çevreninve Çevre Korumanın Tarihi Sempozyumu, Editör: Zeynep Boratav, TürkiyeEkonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1-14

Tuna, Muammer, (2001a): “Çevre Sosyolojisinde Toplumsal Kurgusalcı Model,Mülkiye, Cilt: XXV Sayı: 229, 229-243

Tuna, Muammer, (2001b): Yatağan Termik Santralinin Çevresel ve ToplumsalEtkileri, Muğla Üniversitesi Yayınevi, Muğla

Tuna, Muammer, (2007): “Çevrecilik, Tarihsel, Teorik, Felsefi Temelleri veKüreselleşmesi”, Çevre ve Politika Başka Bir Dünya Özlemi, Editör AyşegülMengi, İmge Kitabevi, 187-220


--ALINTI---
düşünsel isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
bugüne, cevreye, gecmisten, sosyolojik, yaklasim


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Filistin arap sorununa iki ayrı akıl ve etik yaklaşım Teslim Töre Makaleler 0 18 Haziran 2010 21:13
PKK nin çıkış döneminde kürt sorununa yaklaşım Ciwan Araştırma ve Çalışma Grupları 0 19 Haziran 2009 15:44
Osmanlı’dan bugüne Kürtler ve Devlet-4 Êvar Kürt Tarihi 0 14 Aralık 2008 19:52
Osmanlı’dan bugüne Kürtler ve Devlet-3 Êvar Kürt Tarihi 0 14 Aralık 2008 19:52
Osmanlı’dan bugüne Kürtler ve Devlet-2 Êvar Kürt Tarihi 0 14 Aralık 2008 19:51

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:01.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2012
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

Bir forum sitesi olan Enternasyonal Forum sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.