Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SİYASET > Makaleler

Makaleler Makale bölümü

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03 Kasım 2018, 12:59   #1
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart küresel iktidar savaşları hakkında tartışma

bu sayfayı açmamın nedeni solplatform da veda dostumun bir yazısıdır.. çizgisel farklılıklar bir yana., süreç analizleri ve süreç içindeki dinamiklerin tespit ve analizleri ve olası gelişmeler noktasında bu farklılıklar konulara ortak eğilmeyi., tartışmayı ve daha doğruya yaklaşmayı engellemez., aksine her bir çizginin kendisini sorgulamasına ve daha doğruya kendi çizgisi çerçevesinde yönelmesine destek sunar..
demem o ki.; ortak damar mülkiyetsiz-sınıfsız*-iktidarsız bir toplumsal yaşam ise., farklılıklara rağmen ortak noktalar vardır ve bu ortak noktalar temelindeki tartışmalar aynı zamanda taraflara yarar sağlar..

veda dost yazısına DÜNYADA KAOS VE YENİ BİR GÜÇ ODAĞI ALMANYA! başlığı atmış... Dünyada hen ekonomik hemde siyasal alanda KAOS devam ediyor.
Emperyalist Sistem ve bu sistem içersinde ki bloklar arası hegamonya savaşımı bu KAOSUN süreceğini bize gösteriyor.
Sistem içerİsinde ki bloklaşmalarda kartlar her gün yeni çıkan duruma göre yeniden karılıyor!


öncelikle ortak tespitlere değineyim..
* küresel bir hegemonya süreci var..
* bu süreç içinde hegemonya yarışında oluşmuş bloklar var..
* bu hegemonya çatışmaları küresel sistemde kaoslar yaratıyor..
* yine bu süreç içinde var olan bloklarda taraf değiştirmeler de yaşanıyor..
benim görebildiğim ortak tespitler bunlar..

küresel hegemonya.; hegemonyanın doğasında olan ve zorunlu bir ilerleme/yayılma olayıdır.. mülkiyetçi-sınıflı-hegemonik sistem anlamında tarihsel olarak baktığımızda.; yerelde başlayan bu işleyiş doğal ve zorunlu olarak yayılmaktadır..

benim asıl değineceğim nokta şudur..
küresel hegemonya ve yayılma dediğimizde bu olguya ne? olarak ve nereden? bakıyoruz..
küresel hegemonyanın görünümü devlettir.. haliyle yayılma da devletin genişlemesi olarak görülür.. ama.. aslı devlet mi? dir.. yoksa devlet burada bir araç mı? dır..
bana göre aslı sermayedir ve devlet sermayenin bir hegemonik aracıdır.. devletin sermayenin bir kurumu/aracı olduğu noktasında da ortak olduğumuzu biliyorum..

küresel hegemonya sürecinde oluşan bloklar aynı zamanda sermaye biçimlerinin kendisidir.. mülkiyetçi-sınıflı sistem ilerledikçe bazı sermaye biçimleri ve sınıfları tasfiye olur bazıları ileriye atılır.. bu süreçlerde yine ittifaklar olur-dağılır ve sonuç olarak bir sermaye biçimi giderek üst hegemonik güç halini alır ve alırken haliyle ittifaklarla ilerler.. tarihsel olarak baktığımızda bunu gördük.. ticaret-sanayi sermayeleri aristokrat(toprak-güç üzerinden oluşmuş sermaye ve gücü) karşısında rakip olurken., mali sermaye her iki tarafı kullandı., süreç sonunda en güçlü-etkili sermaye halini aldı..

bana göre 1. küresel savaş olan napolyon döneminde hem fransaya hem ingiltereye destek sundu ama napolyon bloğunun yenilmesine hizmet etti.. napolyon.; mülkiyetçi-sınıflı sistemin ilerlemesine ve eski sistemin(aristokrasi ) tasfiyesine hizmet ederken., dayandığı sermaye bloğu sanayi-ticaret sermayesi idi ama mali sermaye de dolaylı destek sunuyordu.. sistemin yayılmasında başarılı oldu ama yıprandı-yenildi böylece yıkım sonrası her sermaye gücü küresel mali sermayeye bağlandı..

2. küresel savaş.; aslında birincisinin eksik kalanını tamamladı.. hatta rusyada gelişen sosyalist iktidara karşı önce savaşmayı denediler ama sonrasında bile eyvallah denildi.. ingiliz-sscb "ticaret"!! anlaşması.. anımsansın.. sscb ye yardımlar-destekler yapıldı.. tarihciler bu savaşa bitmemiş savaş derler.. 3. küresel savaş ise ortaya çıkmış sapmaları(ilk defa ezilenlerin iktidar olma olasılığı) temizlemek amaçlı idi.. bu aşamada sanayi sermayesi mali oligarşiye karşı atak yaptı.. hitlere darbe nedeni bu değişimdir.. yön avrupaya döndü ve sonra sscb üzerine yüründü.. savaş bitti'!! 2. savaşta sosyalizmin sınırlanması olayında yaşanan sapma sorun oldu.. soğuk savaş süreci başlatıldı..
burada tüm sermaye blokları ortaklaştı ve ortak düşman üzerinde yoğunlaşıldı.. o dönemin askeri yanı önemli olduğu için en müsait olan devlet abd başat oldu.. ingiltere geriye "düştü"!! oysa mali oligarşi merkezi olarak hala etkiliydi.. ama görülen ve zihinlere resmedilen abd oldu.. emperyalizm=abd olarak yanlış tanımlandı.. emperyalizm sadece sömürgecilikle sınırlı analiz edilir oldu., küresel sermaye hegemonyası es geçildi..

buraya kadar gelen süreçte.; küresel bloklar arasında ittifaklar-çatışmalar yaşandı.. sermaye biçimlerine göre oluşan blok anlayışı değişti.. bu dönemin etkili zemini ulusal/yerel üzerinden sermaye gücü olma-kalma bu anlamda küresel bloklarda yer alma olayları başladı.. haliyle ideolojilerde bir sapma daha yaşandı.. yerel-milli sermaye-emperyalizme bağlı sermaye!! tanımları.. oysa yaşama/tarihe ve akışına bakılsa bu tür tespitlerin anlamsızlığı görülürdü..

1923-t.c. içinde yerli sermaye kim?..koç-sabancı mı?..osmanlıdan süre gelenler tasfiye edilmedi mi? onların hangisi yerli hangisi emperyalist idi.. yerlerine gelen koç-sabancı yerli mi? idi değilise getiren t.c. anti emperyalist kurtuluş savaşı verdi denir mi?.. denir ise yerli-milli olan koç-sabancı olmaz mı?.. oysa emperyalizme bağlı deniliyor.. yoksa sonradan mı? teslim alındı.. vs. vs. anlamsız tartışmalar..

yerel sermaye olayı 1400 lerden sonra tasfiye sürecine girmiştir.. küresel sisteme adapte olamayanlar tasfiye edilmiş., bazı bölgelerin özelliklerinden dolayı direnebilmişler ama 20. yy. ile birlikte kalmamıştır.. taraf değiştirmelerin asıl zemini budur.. var olabilme ama bir küresel blok içinde olarak.. haliyle eski paradiğmalar(ulusalc ılık-milliyetcilik-ulus devlet-vs.) bu anlamda kullanılıyor ama bence kontra olarak kullanılıyor..


konuya gelirsem.:
hegemonya ya da emperyalizm dediğimizde akla gelenin sermaye olması gerekir.. küresel dediğimize göre de sermayenin var olan devlet-lerden bağımsız ayrı bir güç olduğunu düşünmemiz gerekir.. bu anlamda.. bir alman ya da abd emperyalizmi demek sadece bir araçtan söz etmek olmalıdır..
çünkü.: bir küresel sermaye blokunu bir devlet ile tanımlıyor isek., diğer devlet de bir başka küresel sermaye blokunun kendisidir demiş oluruz ama biliyoruz ki., örneğin mali oligarşinin bir devlet tanımı yok ve her devlette var..

demem o ki.; alman emperyalizmi ve karşısında abd emperyalizmi dersek.; mali oligarşi hangisi ile tanımlanıyor., ya da hangisi mali oligarşi oluyor.. örneğin.; alman emperyalizmi ise abd emperyalizmi değil ve başka bir şey oluyor.. oysa gerçekte böyle bir şey yok.. mali oligarşi hem almanya hem de abd devleti üzerinde etkili veya konuşlanmış halde..

toparlarsam..
küresel hegemonya savaşlarında tarafları devlet-ler üzerinden tanımlamak zaaflı-hatalıdır.. küresel hegemonya sürecinde bu aşamada alman devleti mali oligarşiyi., abd devleti rakip bloğu araç olarak temsil ediyor denebilir.. ama bu durum o devletteki iktidar savaşında değişebilir.. hatta rakip görünen devlet aslında kontra işleyiş olarak rakip görülen devlet üzerinden bir bloğa hizmet ediyor olabilir..

kısaca.: devletleri değil içindeki iktidar odaklarını ele alıp hangi blok tarafı olarak var oluyorlar tespitini yapmak gerekir..

kaos konusuna gelirsem....
kapitalist sistem(aslında bu tanımı.; tarihsel başlangıcından itibaren demiş oluyorum yani mülkiyet-sınıf-hegemonya başlangıcı).: kaos yaşar.. ama bu kaos sistemin bittiğini göstermez.. sistemin çöküşü ancak ve ancak toplumsal mücadelenin vardığı evreye göre tanımlanabilir.. yani kaos tespiti iki ayrı alanda yapılmalıdır..

1- sistem alternatifi toplumsal mücadelenin yükselmesi.,ilerleme si ve yayılması üzerinden.. bu kaos sistemin çöküşü anlamında tespitler yaptırır..
2- sistem içi çatışmalarda tarafların eşit güce sahip olduğu aşamalarda.. ve bazı güçlerin tasfiyesi için yaratılan kaoslar.. bunlar için sistem çöküyor tespiti yapılamaz ama sistem içi hangi güç odakları çöküyor., hangileri yükseliyor tespiti yapılır..
devletler içinde ise bu çöküşe denk düşen güçler çözülürken çöküşleri işleten güçler iktidara yerleşir..

........... devam edeceğim.......


alıntı
http://www.solplatform.biz/index.php...cseen#msg11585
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…

Konu suat tarafından (03 Kasım 2018 Saat 13:06 ) değiştirilmiştir. Sebep: alıntı eklendi
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03 Kasım 2018, 13:52   #2
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart

ABD hegamonyasının tüm dünyada gerilemesi, eşkiyanın dünyada yeniden hükümdar olmak istemesi, siyasal alanda
gittikçe daha saldırgan bir politika izlemesine neden oluyor.

ABD hegamonyası gerilerken, bu boşluğu doldurmaya aday yeni eşkiyalar ortaya çıkıyor.
Ve sonuçta Sistem içersinde kıyasıya bir çatışma ve bu çatışmanın yarattığı tüm dünyada bir KAOS ortamı hüküm sürüyor.

dünyada hükümdar olan eşkiye abd devleti olarak tanımlanmış.. ben de soruyorum.. bu eşkiya devlet hangi sermaye gücünü/bloğunu temsil ederek küresel hükümdar/eşkıyadır..
ve.. ortaya çıkan yeni eşkiyalar da hangi sermaye bloğu adına hareket ediyor..

gerileyen bir güç varsa., onu gerileten bir başka güç vardır.. devletler üzerinden bakarsak!! gerileyen abd aday olanlar almanya-rusya-çin vs.

erhan nalçacı demiş!! ki..
Eğer her biri farklı tekellerin çıkarlarını savunan devletlerin söylemine değil de, emekçi sınıfların penceresinden bakarsak şu genele kavuşuyoruz: böyle bir cümleyi hangi konu çerçevesinde kullanırız.. sanayileşme-ticaret-hukuk vs.. ama nalçacı'nın "mevzusu" bunlar değil.. hangi devlet egemen olacak yarışında abd nin taraftar tutma sorunları..
Bu durum Alman tekellerinin barışseverliğinden değil kuşkusuz,
yazısını bu cümle üzerinden analize devam edersek.; nalçacı şunu demişoluyor.. bir tarafta abd tekelleri diğer tarafta alman tekelleri egemenlik savaşı veriyor.. da.. küresel tekeller yok mu?.. bunlar yerli-milli mi?..
bahsettiğim buydu..

nalçacı "mevzuya" yanlış bakmıyor.. devletlü olarak bakıyor.. küresel çatışmaları da devletler üzerinden tanımlıyor.. tekel derken alman tekelleri diyor.. bu tekeller kimler ve bunların abd-ingiltere-fransa bağlantıları yok mu!.. emekçi sınıfı penceresi lafı tam bir demagoji..
dedim ya.. yanlış bakmıyor.. bilerek demagoji yaparak devletlü bakıyor..
Bu koşullarda Ruslar sürekli Almanya’ya bir zarf atıyor, “Bak Avrupa Birliği parçalanıyor, oysa sizde sanayi, bizde enerji, birlikte ve çevremizde tutabildiğimiz ülkelerle muhteşem bir emperyalist blok oluşturabiliriz.” Hiç açıktan söylenmiyor ama kapalı kapıların ardından, böyle bir bloğun sadece ABD’ye karşı değil, Çin’e karşı da bir güvence olacağı fısıldanıyordur.
bu sözlere bakarsak.; almanya tekelleri sanayi tekelleri rusya enerji tekelleri.. sanayi-enerji tamam da napolyon(para) nerde.. para olmadan neye hakim olacaksın.. mali oligarşiden tek laf etmeden emperyalizm-küresel hegemonya lafları eden istediği kadar emekçi sınıfı penceresi desin., manzarada mali oligarşiye vardır..

murat çakır.. erhan nalçacı dan farklı gibi görünse de aslında benzer zihniyetleri çok..

Aslında herhangi bir dönemin bittiği falan yok, olanlar Alman tekelci burjuvazisinin uzun süredir çözmeye çalıştığı yönetim krizinin bir ifadesidir. O açıdan son gelişmeleri kişiler ve söylemleri temelinde değil, tarihsel koşulları, maddi şartları ve içinde hareket ettikleri sınıf ilişkileri temelinde ele almak aydınlatıcı olacaktır.
alman tekelci burjuvazisi..!!! tekelci olmayan burjuvazi kaldı mı?.. ayrıca bu tekelci burjuvazi sanayimi?... ticaret mi?.. mali burjuvazi mi?.. zihindeki pürüzler devam ediyorsa haliyle böyle anlamsızlıklar kaçınılmazdır..
Alman emperyalizmi aynı şekilde ABD emperyalizmi karşısında elde ettiği pozisyonunu korumak ve AB çatısı altında stratejik otonomiye kavuşmak için de toplumsal desteği yüksek olan bir hükümete gereksinim duymaktadır.
yine aynı dil.. alman emperyalizmi karşısında abd emperyalizmi.. murat çakır biraz tedavi gördüğünden daha farklı.. en azından iktidar savaşı demiyor., abd karşısında otonomi ilişkilerinde biraz daha bağımsızlaşma diyor.. sanki bir sömürge devlet karşısında bir yeni sömürge devlet olayı.. ama ikisi de emperyalist..
eskiden olsa.. osmanlı emperyalist devleti ingiltere-fransa emperyalist devleti karşısında biraz daha bağımsız(otonomi anlamında) olmak için çatışıyor derdik.. ama buradaki "mevzu" sermaye değil., devlet oluyor.. bahsedilen emperyalizm ise sömürgecilik anlamında da değil.. "yerli-milli" sermayeler anlamında oluyor.. osmanlı otonomi işleyişinde ne? kadar bağımsızlaşır ise emekçi penceresi ferahlar mı? yoksa yerli-milli sermaye mi? ferahlar.. yoksa hayır devletten bahsettik mi? diyor..

işte bu kafaların varacağı yer belli..

Türkiye’nin ise geleceğini, emperyalist sistem içinde kaldığı sürece bu gelişmeler belirleyecek ama özellikle Almanya’nın yönelimine dikkat etmek gerekiyor.
emperyalist sistem derken.. bahsettiği almanya mı? abd mi? hayır burada akıl doğru işliyor.. küresel anlamda diyor.. yani kapitalist sistem demek istiyor ama işin kurnazlığı burada.. türkiye emperyalist sistemden nasıl kopar ve kopar ise zaten içinde dışında kalmak lafları yerine devrim deriz.. şu cümle de ilginç.. ama özellikle Almanya’nın yönelimine dikkat etmek gerekiyor. etsek ne? olacak.. ya da abd karşısında alman emperyalizmine mi? oynayalım diyorsun enver paşa.. ne? olacak.. alman emperyalizmi abd emperyalizmini döverse türkiyede devrim mi? olur..

not..
murat çakır yazısı aslında almanya ile ilgili ve sınırlı.. bu süreç içinde almanya ne kazanabilir ne kaybedebilir demek istiyor ama "akıl" aynı olunca yazının bir anlamı kalmıyor.. alman tekelleri dedikleri küresel sermaye egemenliği içinde vasal mı? da biraz daha bağımsız olacak.. alman tekelleri kürresel sermaye hiyerarşisi içinde üstte yok mu?.. yoksa sadece abd tekelleri mi? var.. bu soruların yanıtları var mı?..

alıntı..
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/erh...bilecek-250114

https://www.facebook.com/hdkhannover...64172477215956
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15 Kasım 2018, 13:38   #3
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Bugüne değin en çok yinelediğimiz düşünce; Kapitalizm'in bir DÜNYA SİSTEMİ olduğu, YIKIMININ DA ancak dünyasal planda gerçekleşeceği düşüncesidir.

Ancak bununla da yetinmedik ve devamında SİYASAL İKTİDAR ULUS ÖLÇEKLİ olduğu için, Marks'ın Komünist Manifesto da belirttiği gibi, İşçi Sınıfı öncelikle kendi bulunduğu yerde SİYASİ İKTİDARI ele geçirecek, kendini EGEMEN KONUMA, ULUS KONUMUNA yükseltecektir dedik.

Hala bazı anlama özürlüler bir türlü bunu anlamak istemiyorlar.

http://www.solplatform.biz/index.php...11594#msg11594

veda dostumun bu sözlerini ele almak istiyorum.. amacım.; ne., marksizm eleştirisi.. ne? de marksizmi kim? daha doğru anlamış.. bu ayrı bir konu.. amacım.; ortaklaşabildiğimiz zeminlere değinmek.. bu anlamda ben.. kendi anlayışım temelinde açıklamalar yapacağım.. elbette denk düşen ya da düşmeyen yanlar konusunda tartışma ve sorgulama gereklidir ve yararlıdır..

Kapitalizm'in bir DÜNYA SİSTEMİ olduğu, YIKIMININ DA ancak dünyasal planda gerçekleşeceği düşüncesidir. her "şey" yerel ve yerinde kalmaz.. ya yayılır ya da lokal kalıp erir.. doğal(doğru-yararlı) yayılma eğilimi.; genele olan yarar anlamında geçerlidir.. doğal olmayan(hegemonyacı-sömürücü) yayılma eğilimi ise özele olan yarar genele olan zarar anlamında geçerlidir..

kapitalizm dediğimiz ve tarihsel başlangıcı(komünal yapı yıkımı) olan mülkiyetçi/sınıflı/hiyerarşik toplumsal yaşam ve sistemi özü gereği doğal olmayan bir yayılmacı karakter taşır ve yayılmadan var olamaz..yani., asla yerel kapitalist sistem olamaz.. bir yerden başlayan ve sürekli başka yerin iktidar alternatifliği dahilinde çatışmalarla süregelen süreçler sonucunda küresel bir iktidar yapılaşması işlenir.. tarihsel akış göstermiştir ki., bu iktidar sürecinde ana ve baskın sermaye finans kapitaldir.. hiyerarşinin en üstünde finans kapital ve altında diğer sermayeler ve ayrı zemin olarak en altta emeği-yaşamı sömürülen mülkiyetsizler(burad a kastedilen sermaye sahibi olamamak)..
böylesi bir virüsü elbette küresel bir temizlikle ortadan kaldırabilirsin ama işte burası tartışmalıdır..

mülkiyetçi-sınıflı-hiyerarşik(kapitaliz m diyelim ve bu tanımı kullanırken kasdettiğim bu olsun) sistemin küresel olarak yayılması denilince ne? anlıyoruz..

bana göre roma yayılması da bu anlamdadır., ingiltere sömürge yayılmaları da bu anlamdadır.. daha öncesine gidersek., maya-inka yayılmaları da bu anlamdadır..
her biri tarihsel dönemlerinde bir toplumun kendisini ve yarattığı değerleri sömürmek ve bu amaçla o toplum üzerinde hegemonya kurabilmek için yayılmıştır.. bu aşamalarda hegemonya altına alınan toplumlar kendileri yayılmacı(sömürücü) olmadıkları için başarılı olamamışlardır.. bu toplumların yayılma biçimi ilişkilenmek ve doğa yaşamı içinde kardeşçe paylaşmak amaçlıydı ve buna yayılma denilemez., var olan daha iyi ile ilişkilenmek ve ortaklaşmak denilir yani doğal bir tercihtir..

toparlarsam..
yayılmacı/sömürücü bir yapının yayılmasını nasıl engeller ve bu virüsü nasıl ortadan kaldırabiliriz.. bu noktada bir çok tez/öneri ortaya atılmış ve bir çok pratikler yaşanmıştır.. bize düşen tarihsel olarak yaşananların tümünü ele alıp., eksiklerini ayıklayıp doğrularına sahip çıkarak ilerlemektir..
* küresel bir yayılma/hegemonya karakteri olan bir sistem ile lokal olarak baş edebilir mi?
* küresel bir yayılmacı/hegemonya karakteri olan bir sistem karşısında küresel alternatif yaratılabilir mi?..
dikkat edilir ise.; birinci sorunun yanıtı aslında ikinci sorunun yanıtı da oluyor.. şöyle de açıklanır.. lokal olarak başlayan ve yayılan bir sisteme karşı lokal olarak başlayan ve yayılan bir alternatif yaratabilir mi?..

demem o ki.. var olanı yıkarak yayılan bir sistem sürecini engellemek., ancak var olanın direnebilme gücü ile orantılıdır.. yani yayılma alanlarını sınırlamak., daraltmak ve alternatifini genişletmek desem ne dersiniz..

spartaküs.. roma iktidarını ele geçirebilse idi var olan diğer sömürücü yapıları yok edebilir miydi?.. elbette o dönemin bilinci yeterli değil denilebilinir.. o zaman 20. yy olarak örnek vereyim..
17 ekim devrimi ile iktidar olan anlayış rusya merkezli genişleyebilir ve böylece küresel anlamda sömürüsüz bir dünya yaratabilir miydi?.. 2. dünya savaşı sonrası konuma bakıldığında ortada bir genişleme görünüyor.. ama olmadı.. işte bu noktada.; hamasi-resmi tarih anlayışlı analizler yerine çözümleyici ve ileriye atak yaptırıcı analizler yapmak zorundayız.. bu sözlerimi sahiplenmek anlamında söylerken eleştiri anlamında da kullandım.. yani hamasi kaba eleştiriler de hamasi-kaba sahiplenme kadar olumsuzdur..

buraya virgül koyuyorum..
Ancak bununla da yetinmedik ve devamında SİYASAL İKTİDAR ULUS ÖLÇEKLİ olduğu için, Marks'ın Komünist Manifesto da belirttiği gibi, İşçi Sınıfı öncelikle kendi bulunduğu yerde SİYASİ İKTİDARI ele geçirecek, kendini EGEMEN KONUMA, ULUS KONUMUNA yükseltecektir dedik.
bu zeminde yazacaklarım çok daha farklı olacak ve dikkatlice okunmasını rica edeceğim..

SİYASAL İKTİDAR ULUS ÖLÇEKLİ olduğu için bu tespiti ele alayım..
siyasal iktidarın ulus ölçekli olması.?!.. marksistler genelde bu tespite pek dikkat etmiyor.. marks acaba bunu dedi mi? dedi ise ne? demek istedi.. bana göre dedi ve bana göre şu anlamda dedi..
iktidarlar devlet üzerinde olduğu için ve devletin de bir toplumsal tabana ve toplumsal tanıma gereksinimi olduğu için.. bunu en son ulus olarak ortaya çıkartmıştır..
önceleri kabile iktidarlarında olduğu gibi sülale/hanedan dar anlamda olarak ortaya çıkan iktidarlar elbette dieğr sülalelerle paylaşılırdı(vasal ittifak da olsa).. sömürücü sistemin ana sermayeleri geliştikçe bu işleyiş kaldırıldı., devlet-hanedan bağı koparıldı., devlet "toplumsal bir yapı"!! olarak sunuldu ve iktidar biçimi-işleyişi de değişti..

eskiden hanedan/sülale.; toplum üzerinde egemen iken devlet üzerinde egemen olarak toplum üzerinde egemen oldu.. zamanla egemenlik dolaylılaştırıldı.. sermaye güçleri temsilcileri üzerinden devlet üzerinde egemen olarak kendini gizledi.. buna sanırım siyasal iktidar deniliyor.. haliyle bir siyasi iktidar.; var olan devletin siyasi iktidarı olurken., aynı zamanda bir toplumsal grubun/ulusun da siyasal iktidarı oluyor.. çünkü o devletin envanterine dahil olan bir toplumsal grup var..

demem o ki.. marks.; ulus derken aslında devleti ve toplumsal anlamda sahip olma tanımını anlatır.. ben.. marks da etnik olarak bir ulus tanımı görmedim.. böylesi bir tanımı ancak devletleşme/burjuva devrimi anlamında söyler.. yani üretici güçlerin geldiği aşamaya denk düşen bir iktidar-devlet-sistem kurabilme olayı olarak bakar.. bu anlamda bunu başarabilenlerin küresel yayılması sonucu tarihsel ilerleme olur ve

Tarihin burjuva dönemi, yeni dünyanın maddi temelini yaratmak zorundadır — bir yanda, insanoğlunun karşılıklı bağımlılığı üzerine kurulmuş bulunan evrensel karşılıklı ilişkiyi ve bu ilişkinin araçlarını; öte yanda, insanın üretici güçlerinin geliştirilmesini ve maddi üretimin doğal araçların bilimsel bir biçimde yönetilmesine dönüştürülmesini. Jeolojik devrimler yeryüzünü nasıl yarattılarsa, burjuva sanayii ve ticareti de bir yeni dünyanın maddi koşullarını öyle yaratırlar. Büyük bir toplumsal devrim, burjuva çağının sonuçlarına, dünya pazarına ve modern üretici güçlere egemen duruma gelince ve bunları en ileri halkların ortak denetimine bağımlı kılıncadır ki, insanoğlunun ilerleyişi, hayat suyunu yalnızca boğazlanmış insanların kafatasından içen o korkunç putatapıcınınkine benzemekten çıkacaktır

New-York Daily Tribune, 8 Ağustos 1853
der....

marks.. bana göre.. mülkiyetçi-sınıflı toplumun tarihsel sürecini ve geleceği aşamaları anlatmış.. bu sürecin nesnel olduğunu da "üretici güçler" tezi ile açıklamış.. çüzümü de.. ya da geleceği de bu anlamda tanımlamış..
kapitalist sistem küresel olarak yayılmadan., kendinden önce var olan tüm biçimleri-araçlarını-kurumlarını ve işleyişlerini ve iktidarlarını yıkmadan., bu süreci tamamlamadan., tarih ezilenlere sıra sizde demez demiştir.. 21. yy. da bu süreç tamamlandı-tamamlanmadı tartışmaları ayrı bir konu.. ama..
bir devlette iktidar olup., buradan küresel hegemonyayı yıkmayı başlatmak iddiası tartışılmalıdır..

Marks'ın Komünist Manifesto da belirttiği gibi, İşçi Sınıfı öncelikle kendi bulunduğu yerde SİYASİ İKTİDARI ele geçirecek, kendini EGEMEN KONUMA, ULUS KONUMUNA yükseltecektir dedik.
doğrudur.. komünist manifestoda bu yazıyor.. ama bunun tarihsel olarak hangi aşama-koşullarda olabileceği ve nerelerde olabileceği noktasında çok açık şeyler söyler.. örneğin.; burjuva devrimini tamamlamamış(iktidar anlamında da değil., sistemsel anlamda yani alt yapısal tamamlanma) ülkelerde olası değil., olası olack olan burjuva devrimi., kapitalist evrimin tamamlanması der.. zaten iktidar olabilmek için., tarihin tamam diyebilmesi için alt yapının uygun koşulları(üretici güçler seviyesi) yaratmış olması gerekir..

deme o ki.. buradaki işçi sınıfı iktidarı ve ulus olma tanımını iyi okumak gerekir.. bana göre bahsettiği o devlete ve toplumsal envanterine iktidar olmayı kastediyor.. yoksa işçi sınıfı iktidar değil iken ulus değil mi?.. ulus sadece burjuvalar mı?..

sonuç..
mülkiyetçi-sınıflı sistem küresel yayılmasını tamamlamış mı?.. sorusuna neye? göre yanıt verelim.. afrikadaki ücra köşelere kadar girdi mi? girmediği yer kaldı mı? vs. diye olmasa gerek.. ya da hala kapitalisleşememiş ve burjuva devrimini yapamamış ülkeler varsa olmadı mı? diyelim.. bm ler üyelerine baktığımızda bir sürü..
bence.. ne devletlere ne de o devletlerin yapısına bakmalıyız.. devletler dışında küresel hegemonya ve araçları konumuna bakmalıyız.. çözümleri de buradan bulabiliriz.. ki ben buna..
ENTERNASYONALİZM diyorum.. mülkiyetçi-sınıflı sistem işleyişi dışında kalan-kalmak isteyen her kesim., her yapı bu anlamda ortaklaşmalıdır.. sovyet devrimi süreci bu anlamda gerçekten tarihsel bir atılımdı ama yerel-ulusal iktidar kalmakla sürecin sürekliliğini bozdu..
günümüzde de aynı.."ulusal" ölçekli bir devrim anlayışı sadece yerel anlamda olumlu bir iktidardır.. en yakını ile ilişkilenmedikçe yerellik giderek sisteme dönüşe yol açar.. ben.. bu ilişkilenmelerin de devlet-ler üzerinden değil., toplumlar üzerinden olması gerektiğini düşünüyorum.. elbette katılımlar haliyle ezilenler tarafından olacaktır.. işçi sınıfı dahil., işsizler sınıfı dahil., yani her türlü emek sahipleri ve emeğinin sonucuna sahip olamayanlar dahil.. çocuk üzerindeki baba hakimiyeti gibi.. tarlada çapa sallayan köylü gibi.. ürettiği bilgiyi teknolojiyi başkalarının kendisi için kullanması gibi.. vs. vs.

uzunca yazdım.. hatta sanırım karmaşık da oldu.. en azından.; devletli sol olmamak gerektiği noktasında mutabıkız.. ulus tanımının egemenlerin tanımı olduğu ve toplumsal anlamda ulus demekten farklı olduğu ve bu anlamda ne devlet anlamında ne de toplumsal tanım anlamında bir egemen ulus mantığının yanlış olduğu noktasında da mutabıkız..
en önemlisi.. küresel hegemonya karşısında küresel/enternasyonal bir anlayış gerektiği noktasında da mutabıkız..



not..
marks da emperyalizm tanımı yok diyenlere
Burjuvazi, dünya pazarını sömürmekle, her ülkenin üretimine ve tüketimine kozmopolit bir nitelik verdi. Gericileri derin kedere boğarak, sanayiin ayaklan altından üzerinde durmakta olduğu ulusal temeli çekip aldı. Eskiden kurulmuş bütün ulusal sanayiler yıkıldılar ve hâlâ da her gün yıkılıyorlar. Bunlar, kurulmaları bütün uygar uluslar için bir ölüm-kalım sorunu haline gelen yeni sanayiler tarafından, artık yerli hammaddeleri değil, en ücra bölgelerden getirilen hammaddeleri işleyen sanayiler, ürünleri yalnızca ülke içinde değil, yeryüzünün her kesiminde tüketilen sanayiler tarafından yerlerinden ediliyorlar. O ülkenin üretimiyle karşılanan eski gereksinmelerin yerini, karşılanmaları uzak ülkelerin ve iklimlerin ürünlerini gerektiren yeni gereksinmeler alıyor. Eski yerel ve ulusal kapalılığın ve kendi kendine yeterliliğin yerini, ulusların çok yönlü ilişkilerinin, çok yönlü karşılıklı bağımlılığının aldığını görüyoruz. Ve maddi üretimde olan, zihinsel üretimde de oluyor. Tek tek ulusların zihinsel yaratımları, ortak mülk haline geliyor. Ulusal tek yanlılık ve darkafalılık giderek olanaksızlaşıyor ve sayısız ulusal ve yerel yazınlardan ortaya bir dünya yazını çıkıyor.
Burjuvazi, bütün üretim araçlarındaki hızlı iyileşme ile, son derece kolaylaşmış haberleşme araçları ile, bütün ulusları, hatta en barbar olanları bile, uygarlığın içine çekiyor. Ucuz meta fiyatları, bütün Çin setlerini yerlebir ettiği, barbarların inatçı yabancı düşmanlığını teslim olmaya zorladığı ağır toplar oluyor. Bütün ulusları, yoketme tehdidiyle, burjuva üretim biçimini benimsemeye zorluyor; onları uygarlık dediği şeyi benimsemeye, yani bizzat burjuva olmaya zorluyor. Tek sözcükle, kendi hayalindekine benzer bir dünya yaratıyor.
Burjuvazi tarihte son derece devrimci bir rol oynadı.

__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Küresel Demokrasi-Enternasyonalizmin sistem haline gelmesi Marinaleda Serbest/Özgür Kürsü 2 03 Ocak 2016 16:02
Katır savaşları alevliyıldız Mizah 29 02 Kasım 2011 21:27
çadır savaşları.. suat Mizah 0 26 Nisan 2011 19:32
Küresel buğday üretimi alarm veriyor BORGA Güncel Haberler 1 23 Kasım 2010 19:23
Küresel kriz devam ediyor! Işsizlik büyüyor! Zafer.53 Politik Gündem 0 16 Ocak 2009 22:47

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:58.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.