Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SİYASET > Makaleler

Makaleler Makale bölümü

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04 Kasım 2014, 23:20   #1
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart nasuh mitap ölümü ve asıl konu

ölenin arkasından kötü konuşulmaz.....

nasuh mitap sıradan bir vatandaş olmadığından ve giderken yanında ciddi toplumsal ve devrimci sorumlulukları da götürdüğünden konuşmak zorundayız..

nasuh mitap gibi siyasi bir kişi şatafatlı sözlerle ve şatafatlı gürültülerle uğurlanır ama kimse., bu şatafat içinde yatan derin sessizliği uzun süre aynı konumda tutamaz.. nasuh mitap yaşadığı müddetçe bu sessizliği sağlamak olanaklıydı.. ama şimdi üzerindeki ağırlık kalktı.. haliyle sessizlik de sese dönüşecek.. bakalım öncesi örnekde olduğu gibi yine sessizliği koruyabilecekler mi?

ali başpınar öldükten sonra sessizlik biraz kımıldadı ama sürekli olamadı.. elbette nedenleri vardı.. daha öncesinde ölen bazı kişiler için işletilebilinen bu "sessizliği koruma" becerisi ali başpınar sonrası zorlansa da korunabildi.. bakalım nasuh sonrası koruma devam edebilecek mi?..

devrimci yol hareketi(örgütü) 1980 sonrasında bir süre örgüt olmayan örgüt formatında devam edebildi..
ortada örgüt yok denilse de.. cezaevlerinde örgüt gibi davrandı.. dışarda ise taner akçam-ibrahim sevimli ikilisinin vekalet yönetiminde devam etti.. 1984-85 yıllarında yarılmalar yaşandı.. taner akçam dy dışına düştü ama kalanlar dahil ortak olarak özellikle gerilla hazırlıklarını tasfiye ettiler..
böylece.. dy içerde örgütlü!!! dışarda ise otonom olarak var olmaya devam etti.. otonom diyorum çünkü.. dışarda tıpkı thkp 1972-3 sonrası gibi thkp devamcısı yada mirascısı gruplar kalmıştı.. her grup/bölge kendince örgüttü ama bir merkezi yapısı olmayan konumdaydı zaten izin de yoktu.. böylece örgüt ve hakkındaki kesin karar içerde kaldı.. 1985 özal affı ile çıkanlar dışarda bir örgütlü yapı bulamadılar.. ya bireysel takıldılar.. yada gittikleri bölgede var olan gruplara eklemlenen bilir kişi yada aksakal(bir bilen) konumunda oldular.. elbette içerde muhalif konumda olanlar bu gruplara dahil olmadı yada muhalifliğini terk etmediyse., olamadı..

devrimci yolculuk!! gibi tarikatsal bir formatla ayakta kalan "örgüt".. 1990 affına kadar işi idare edebildi..

anında süreç!! başlatıldı.. adına da "TARTIŞMA SÜRECİ" denildi ..

bu tartışmalara nuhalif konumda olanlar dahil edilmedi.. dahil olup da muhalif olanların itirazları ve eleştirileri., "tartışma süreci" zabıtlarına kaydedilmedi..

elbette.. yarılmalar netleşti.. ortaya bir kaç "hareket" çıktı.. bunlardan biri halkevciler olarak bilinenlerdir.. "tartışma süreci"ne olan itirazlarını halının altına itip şimdi "merkezin" kucağında siyaset yapıyorlar.. diğer bir ana grup da halkevciler dışında hareket eden muhaliflerdi..
ama devrimci yol patent hakkı merkeze kalmıştı.. çünkü.. geçmiş dy ana kodrolarının çoğu ve hasbelkadar dy ile ilişkili kitle ve içerden(1985) çıktıktan sonra., boşluktan birey olarak kalmış kitle bu merkeze eklemlendi.. fazla bir şey istenmiyordu.. yaşamları neyse aynı kalacak ama dy'liyiz diyeceklerdi.. yani cemaat olarak kalacaklardı..
"yeniden" !! "örgütlendiler". . sonra gbkpg adı altında "örgütsel" anlam!! kazandılar.. ve bsp'ye el koyup., ödp olarak örgütlenmelerini somutlaştırdılar..

bu arada.. kimse sorgulamadı.. bu "bitmeyen "yol'culuğumuz" hangi istasyonda son buldu..

thkp ile başlayan., kopan ve "bildirge" ile "yeniden" başlayan savaşçı örgüt stratejisi bir "kopukluk"!! daha yaşadı ve... legal ödp ile son buldu..
olabilir.. "izahı" vardır.. "yol"culuğumuza böyle başladık ama kader!! buralara sürükledi dersin.. öyle ya bitmeyen bir yolculuk bu..

işte nasuh mitap burada önemlidir.. bu"bitmeyen "yol"culuğun" aslında nereye sürüklendirildiğini ve nerede bitirildiğini bizzat gören-bilen ve yaşayan bir tarihtir..

HEP SUSTU VE SUSKUN ÖLDÜ.. BU ONUN BOYNUNDA TAŞIDIĞI BİR VEBAL OLARAK BİRLİKTE MEZARA GÖMÜLDÜ..

elbette.. yaşamındaki devrimci mücadele süreci., ödediği bedeller ve en azından çürümemiş olması bu yanları ile sahiplenilecek bir değerdir.. ama nasuh mitap sadece bir kahraman değildir.. sorumlulukları olan biridir de..
gördüğüne itiraz etmedi denilemez.. etmiş..tir.. ama sadece etmiştir.. müdahale etmiş..tir.. ama bir yere kadar etmiştir.. O SINIR NE? İSE KİM? ÇİZMİŞ İSE O SINIRI AŞAMAMIŞTIR..

NEDEN??? bu konuda herkes bir gerekçe yazabilir..
hareket parçalanmasın!! ama zaten parçalandı..
hareketin yürüyüşü örselenmesin.. ama zaten "devrimci yol"da yürümedi ki..

yani.. eleştirdiği ne varsa onlar galip geldi ise.. bunun vebali nasuh mitap'ın boynunda asılıdır.. dilerim geride bir şeyler bırakmıştır ve ortaya sunulsun vasiyetinde bulunmuştur.. eğer böyle ise bu gelişme., vabalin büyük bir kısmını hafifletir..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Kasım 2014, 00:37   #2
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart

nasuh mitap arkasından herkes bir şeyler döktürüyor.. imamın yalandan sorduğu gibi.. "merhumu nasıl bilirdiniz".. cemaat hep bir ağızdan ses verir.. "iyi bilirdik"..

bu foprmatdaki yazıların çoğunu hamaset olarak görüyorum ve özellikle şimdiki ödp çizgisinde dolaşanlların sözlerini ise iki yüzlülük olarak görüyorum..

birde iki yüzlü olmamak adına bu işi hamasetle karışık işletip., ama işin aslını gerektiği gibi anlatmadan geçenler de var..

Nasuh Abi’yi dişlerimizi ve yumruklarımızı sıkarak yıldızlara uğurlamadan onu bilebildiğim, tanıdığım, paylaştığım kadarıyla anlatmaya çalışacağım. Bir devrimci önder olarak onun kişisel tarihi aynı zamanda yaşadığı dönemin ülke siyasal tarihinin izdüşümünü verir. Ancak burada ülke tarihini yazmaktan ziyade, onun görece bir mesafede bizim yaşadığımız güncel tarihe dair vurgularını yansıtmaya çalışacağım. (1)
yazar.. aslında., nasuh abisinin suskun olmadığını anlatmaya çalışacak.. ve nasuh mitap arkasına sığınıp eleştirilerini döktürecek.. bunu yapsa iyi.. ama yapış tarzı yamuk..

1990’lar umutsuzlukla umudu birlikte mayalayan yıllardı. 12 Eylül yenilgisinin ağır travması üstüne sosyalist sistemin çözülüşü, Irak’a ABD müdahalesi ile çakışıyordu. Genelde Türkiye devrimci hareketinin, özelde de Devrimci Yol hareketinin ardılları olarak toparlanma, ayağa kalkma, var olduğumuzu kanıtlamaya çalıştığımız yıllardı da aynı zamanda. (1) (koyulaştırma ve altını çizme b.a.)
darbe 1980'de oldu.. sanki.. türkiyede 1980-90 arasında herkes bu vatandaş-lar gibi umutsuz yaşamış., umudu örgütlemeye kalkmamış.. ortada bir mücadele falan da yok.. türkiye devrimci hareketinin demese devrimci yol hareketinin dese anlayacağım.. ama hazret için türkiye devrimci hareketi kendileri oluyor.. diğerleri mars devrimci hareketi..

dy harekei olarak(kişiler sözüm dışında)10 yıl camış gibi yattık., koyun gibi bekledik diyemiyor.. 1990 vurgusu da anlamlı.. oysa darbeden hemen sonra dy hareketi hareketli idi.. türkiye içinde dağlarda kentlerde bir şeyler yapma hazırlığı olanlar vardı.. bekaada üs yaratılmıştı.. fkbdc de kurulmuştu.. ha.. 1985 tasfiyesi ile başlayan umudsuzluk-dağınıklık dese yine anlarım.. yani bu tespiti dy hareketi için bile geçerli değildir.. sanırım kendisinden ve kendisi gibi olanlardan bahsediyor ama tdh diyerek herkesi katıp suçunu meşrulaştırıyor..

kısaca.. 1990 yılına kadar mel mel "godo"yu bekledik demek istiyor..
Başta İstanbul olmak üzere yurdun her yanında Devrimci Yol’un fikren ve duygusal olarak etkilediği binlerce genç bu toparlanma arayışının zeminine aktı. Bu arayışların somut ilişkisel örgütsel bir çerçevede karşılık bulması “Devrimciler Süreci” olarak adlandırılan yeni bir devrimci hareket yaratma zemini oldu.(1)(koyulaştırma ve altını çizme b.a.)

devrimciler süreci !!! demek istediği şey 1980 sonrası mahkemelerle başlayan ve 1985 tasfiyesi ile netleşen yarılmalar içindeki bir merkeze muhalif grup oluyor.. yani.. bu ve benzer gruplar.. daha mahkemeler sürecinde başlayan muhalefet zemini oluyor.. hatta 80 öncesi var olan da diyebilirim.. 80 öncesi bazıları tasfiye edildi yada ayrıldı bazıları kaldı ama lafta muhalif idi..
bilen anımsar.. nasuh mitap ismi üzerinden oğuzhan ve tayfası eleştiri vardı.. nasuh ismi., dy içindeki oğuzhan menşevik gruba karşı bolşevik kanat olarak konuşulurdu.. daha doğrusu dedikodusu olurdu..

yazar.. bu noktada kendince bir bilgi sunuyor..
12 Eylül öncesi Devrimci Yol’un durumu ile ilgili olarak şunları söylüyordu örneğin: “Nokta operasyonun hemen öncesinde Karadeniz başta olmak üzere yurdun değişik yerlerini dolaştım. Sonrasında Merkez Komite’de yaptığımız tartışmada bizim il – bölge ve genel düzeydeki yönetici kadrolarımızın büyük oranda küçük burjuva kesimlerden geldiğini, değişen sürecin (cuntaya doğru gidiş) ihtiyaç duyduğu ve özünde sınıf savaşımı olacak çatışma sürecinin görevlerini ve gerektirdiği kararlılığı gösteremeyeceklerini , aciliyetle örgütsel yapının tümünde bu yönde bir değişimi gerçekleştirmemiz gerektiğini söyledim. Fakat bu yönde bir değişime adım bile atamamışken Nokta Operasyonu başldı. Risk alıp oradaki ilişkiyi deşifre etmeyi göze alarak telefonla ulaştım. Acilen en hızlı biçimde köylere, dağlara geri çekilin dedim. Bu çatışmayı oradaki ilişki yapısıyla göğüslememiz mümkün değildi.”
nasuh bunları dedi mi? demedi mi? bilemem!!! .. bilemem çünkü bende de bu ve benzeri bilgiler tonla.. hatta bugün yok muş-gibi davranan bir çok çürümüşde de bu bilgiler mevcut..
hatta ben 12 eylüle çeyrek kala ayrılırken., aynı gerekçe ile ayrılmıştım.. çünkü bu yönde eleştiriler ve tartışmalar olduğunu merkezin bir alt ve ilk kadrolarından bizzat duymuştum.. ayrılırken eleştirime verilen yanıt da ilginçti.. "doğrudur ve bu anlamda hareket ameliyata yatırıldı gereken düzenlemeler yapılacak sabret" mealinden yanıt verilmişti..

kısaca.. nasuh mitap o dönemde de belki susuyordu yada belirli-sınırlı konuşuyordu..
devrimci liyakatın dağıtılıp “herkesin eşitlendiği” bir “Tartışma Süreci”nin gerekliliği vaaz edildi. Ve bir cemaat refleksiyle varolan Devrimciler ilişkisi ve onun birikimleri şevkle dağıtılarak, yapan ile yapmayanın eşitliği sağlanmış oldu. Tartışma Sürecine itiraz edip, oyuncağı elinden alınmış çocuklar gibi Devrimciler sürecine ve onun yarattığı büyülü atmosfere sahip çıkmaya çalışırken bir yandan da Nasuh Abi’nin farklı bir şey söyleyip söylemeyeceğini merak ediyorduk
.... Nasuh Abi çok konuşmadı. Bu konuşmama halini biz ayrılırken hayra yormuştuk, “demek ki bir parça farklı düşünüyor” diye. Sonrasında kendisinin Tartışma Süreciyle bağı, Mavi Radyo’da yaşanan sıkıntılar, sürecin divanının oluşumundaki fiililiklere itirazı üzerine nihayetlendi. Adana, İstanbul, Kardeniz, İzmir başta olmak üzere yurdun değişik illerinde Nasuh Abi’nin fikirleri etrafında toplaşmalar oldu. Karadeniz ve İzmir’de bu doğrultu da yerel gazeteler çıkarıldı. “Belgi” adında bir yayınevi kurularak, Devrimci Yol dergilerinin ciltlenerek basılmasına ön ayak olundu.
burada şunu demek istiyor.. nasuh "tartışma süreci" denilen tasfiye ve "yeniden" örgütlenme sürecine itiraz etti.. ve ayrı örgütlenmeye zemin oldu...
bunu diyor da.. ortada böyle bir nasuh önderliğinde örgütlenme açık olarak yok..
zaten yazar bunu iddia edemiyor-etmiyor.. ilginç bir biçimde söylüyor.. Nasuh Abi’nin fikirleri etrafında toplaşmalar oldu. iyi de nasuh önderliğinde olmadıysa nasuh ölümüydü de fikirleri etrafında örgütleniliyor..
yine bilen bilir.. nasuh bu toplantılardan çok örgütleyenlerle muhabbet içindeydi.. yani önderlik yapma konumuna girmedi.. zaten yazar bunu da şöyle "izah" ediyor..
Nasuh Abi’nin adı bizler arasında ilk olarak ona atfedilen bir tespit ile anılmaya başladı: “Bizler bu trenin makinistleriydik ama trenin devrilmesine neden olduk, devrimci hareketin geleceğinde etkin değil yardımcı konumlarda olmamız lazım.”
elbette bu olabilir.. ben size önderlik yapamam ama size yardımcı olurum diyebilir.. bu olumsuz bir duruş sayılmaz., kendi konumuna göre kendi kararıdır.. ön kesme yok aksine destek sunma var.. ama bence neden bu değil.. çok daha farklı nedenler mevcut elbette buna nasuh ismi de dahil.. yani susma gerekçesi ne ise örgütlenme süreçlerindeki bu duruşunun gerekçesi de aşağı yukarı aynı..
çünkü sadece destekçi konumunda olmamış..
Sonrasında adı Bursa Cezavinden bir firar hazırlığı fısıltısında geçti. Bu fısıltının hepimizde yol açtığı umutlu heyecan bizler gibi genç kadrolar açısından ayrı bir kararlılaşma ve motivasyon kaynağı olmuştu. Binbir emekle hazırlanan tünelin patlaması ve kaçısın boşa düşmesi ile şartlı tahliyelerin başlaması bir birini izledi. Bugün hala eğer o tünelden kaçış mümkün olsaydı Devrimci Yol hareketinin bugüne kadarki kaderinin nasıl bi değişiklik göstereceği üzerine düşünülebilir.
bunun gibi bir çok "fısıltı" içinde adı geçmiştir.. belirtiğim gibi susması gibi bu tarzı da aynı nedenlere bağlı..

dy'yi yeniden yaratmaya kalkarsan yada bu işe kalkışanların işleri içinde seni görürsek.... hem seni hem de başlayacak o işleri .....!!
nasuh mitap gibi bir devrimci bu "cümleye" göre hareket etmez.. etmiş gibi görüntü vermiş ise.. hatta uymuş ise.. harekete geçmek için yeterli derecede güvenilir ortam-koşul ve malzeme bulamamış anlamına gelir ki.. zaten yaşanan süreç bunu ispatladı.. bu amaçlarla "yol"a düşenlerin vardığı yer karşı çıktıkları ile aynı.. bu satırların yazarı buna prototip bir örnek oluyor..

Benim kişisel olarak Nasuh Mitap ve düşünceleriyle tanışmam da bu sürece tekabül eder. ÖDP projesine ve bir kısım eski yol arkadaşına sert eleştirileri vardı. Bu eleştirilerini hep korudu. Kırklareli’ine yerleşip mandıracılık yapmaya başladığı dönemden sonra da İstanbul’a geldikçe ya da ben dağınık bir periyodla Kırklareli’ine gittikçe geçmiş ve gelecek üzerine onlarca kez oldukça uzun sohbetlerimiz oldu. Bu sohbetlerden aklımda kalan bir kaç vurguyu burada paylaşmak isterim.
diyor.. ama sanırım nasuh mitap aslında bu yeniden devrici hareket ayaklarında olanlardan bahsetmiş bu zaat bunu anlamamış..
..... özünde sınıf savaşımı olacak çatışma sürecinin görevlerini ve gerektirdiği kararlılığı gösteremeyeceklerini , aciliyetle örgütsel yapının tümünde bu yönde bir değişimi gerçekleştirmemiz gerektiğini söyledim ...
bahsettiği 1970 dy süreci ama bunlara da uygun.. alıntının bu kısmını ironi olarak cımbızladım.. farklı algılanmasın..

evet.. beğenen olur., beğenmeyen olur.. eleştirir ama beğenen olur.. sonuçta bir tarih tanığı göçtü.. dilerim geride bir şeyler bırakmıştır ve tarihe açıklık getirmesi için ortaya sunulur..

http://baslangicdergi.org/nasuh-mita...-basaran-aksu/
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06 Kasım 2014, 11:41   #3
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart sevgi ve saygıyla uğurlanmayı hak eden bir öndere

asıl yargılayıcı olan toplumsal yaşam süreci içinde ben olarak şu sonuca varıyorum..

bu sayfada yazdıklarım dışında şu da bir gerçekliktir..
nasuh mitap..; her insan gibi eksiği-yanlışı ile birlikte sonuç olarak sevgi ve saygıyı hakeden bir devrimci önderdir..
bu anlamda yazmam gerekenleri yazdıktan sonra.. nasuh mitap'ı sevgi ve saygıyla uğurluyorum.. türkiye devrimci mücadele tarihinde saygıyla anılacaktır..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Kasım 2014, 14:44   #4
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart taner akçam ve demagoji örneği

nasuh mitap ölümü sonrası suskunlar dile gelebilir demiştim.. gerçi hala bu noktada belirgin bir başlangıç yok.. konuyu taner akçam hafif!! kaşımış ama sınırlı kaşımış.. ötesine geçer mi? bilmiyorum..
kaşıdığı zemin tarihe açıklık getirecek bir zemin de değil.. daha çok dürtme gibi yapmış..

Benim Nasuh Abim 1 ve iki bölüm..
http://www.google.com.tr/url?sa=t&rc...79189006,d.ZGU

http://www.google.com.tr/url?sa=t&rc...79189006,d.ZGU

taner akçam.. dy sürecinin "meşhur" fiğürlerinden biridir ama dy sürecinin ne hamallarından., ne de özellikle 77-78 sonrası yapılanmanın kurmaylarından biri değildir.. değildir derken.. katkı anlamında dedim.. resmi!! anlamda değil..
dergi sorumlusu olarak alındı ve kaçtı ve yurtiçinde hiç bir çalışmada yer almadığı gibi 80 sonrası t.c. içi ve dışı bekaa faliyetlerinde de yapıcı unsur değil., tasfiye memuru idi..

tasfiye sonrası ayrılıklarda ayrılığını., örgütsel olarak değil., kişisel olarak ayrılma işlevi ile sonuçlandırdı..
elbette dy tarihi ile ilgili söz söyleme hakkına sahiptir., bu noktada bir itirazım da yok ama söz söylerken işlettiği formata itirazım var..

yazısına "duygusal" motiflerle giriyor.. nasuh öncelikle abisi imiş.. buradan devam edip demagojiye başlıyor..
Ben ODTÜ’de çok aktiftim; 1971-4 arasında kuvvetli ilişkiler ağı yaratmıştım. Kurduğum bu ilişkiler ağının, Mahir Çayanların ODTÜ örgütlenmesine bağlı olduğunu, bunlara “X’çiler” dendiğini sonradan öğrenecektim. Meğer ODTÜ’yü bu “X” grubu adına örgütlüyormuşum.
o dönem thkp geleneğine sahip çıkanlara x örgütü denilmezdi.. böyle bir tanımlama yoktu.. genel olarak cepheciler denilirdi.. buna tsip ve militan gençlik(halkın yolu) olarak devam edenler dahil değildi.. ama sonradan kurtuluşcu olanlar dahildi.. nasuh da ilk etapda bu grup(mahir sayın-kaçaroğlu) ile ilişkili idi..
bu grup dışında sonradan acilciler ve devrimci kurtuluş(mlspb-eylem birliği) olarak bilinenler vardı.. dy olarak bilinenler o dönem bu grupla birklikte idi..
oğuzhan müftüoğlu anılarında anlatıyor.. sayın-kaçaroğlu grubuna dahil olmadı ama ayrı bir grup olarak da harekete geçmedi.. bekledi.. özellikle nasuh üzerinde yaşanan bir olay ile birlikte bu grupda başlayan yarılma sürecinde oğuzhan dahil oldu ve dy grubu ortaya çıktı..

doğrudur..
kendisi dahil., pekdemir., ibrahim arı., akın dirik vs. daha bir çok öğrenci hareketi içindeki öncü kişiler devrimci gençlik olarak dergi ile birlikte ortaya çıktılar..
kısaca neden x örgütü gibi bir hikaye yazmaya gerek duydu anlamış değilim..
Meğer ODTÜ’yü bu “X” grubu adına örgütlüyormuşum. derken ne yaptığını bilmeden yapanlar kodlaması olarak sunuyor.. ve haliyle nasuh abisinin asıl başlangıç ve merkez olduğunu aradan kodluyor..
demekki..!! örgütü asıl kuran nasuh abisi ama oğuzhan ve tayfası bu işe sonradan el koymuş.. sanırım bunu söylemiş oluyor.. çünkü oğuzhan anılarında bu söylemi destekleyecek ifadeler mevcut.. sonradan konuyu polis-sorgu sürecine getirdiğinde oradaki imalı sözleri ile bu söylem bağdaşıyor..
O dönemde, içeriden çıkan çok “abi” vardı. Bu abiler bize geçmişin mirası idiler ve kendilerine aramızdaki yaş farkının çok ötesinde büyük saygı duyardık.

Nasuh Abim, bu “ağır abiler” ekibinden olmasına rağmen, kendisini hemen “bizden biri” yapıverdi.
.... Onun, “ağır abilik” yapmayıp, “bizden biri” olması, aramızda kuvvetli bir sevgi bağı oluşturdu. “Masa başı devrimcisi” değildi Nasuh Abim, eğer bir mücadele varsa onun içinde ve en önünde idi. Öteki abilerden değildi, bizden biriydi. bu cümlelerini de bu zemine eklersiniz.. aynı amaca yöneliktir.. (vurgular yazara aittir)

Sonrası malum, yakalandı, ağır işkencelerden geçti. Hapisten çıktık ama sonra siyasete dönmedi. Nedeni çok önemli idi. 1994 sonrası buluşmalarımızda anlattı bana.. o da yarına kalsın!
buradan sonra ikinci bölüme!! geçiyor.. nasuh'un siyasete dönmedi söylemi de yalan ve demagojik.. sadece tartışma süreci ve yeniden-gbkpg ve ödp süreçlerine ve bu süreci işletenlere dahil olmadı ama diğerleri ile ilişkili kaldı..

Sorgusu ve savunmasında, “biz İkinci Kuvayı Milliyecileriz” diye ifade vermişti. Ben ise kitap ve makalelerde, solun kendisini Kuvayı Milliyeci saymasını eleştiriyor ve ana gövdesini İttihatçıların oluşturduğu bu çevrenin, Ermeni soykırımında oynadığı rolün altını çiziyordum.

Çok uzun bir sohbetimiz oldu. Anlaşmamız elbette mümkün değildi. “Ben senin eski kafa dediğin İttihatçı solculardanım, bu tutumumu değiştirmeye hiç de niyetim yok”, diyordu gülerek.
dy savunmasında böyle bir ifade yok.. ama sonradan özellikle m.pekdemir yazılarında bu var.. nasuh'un akçama söylediği cümlenin ispatı yok.. ironik olarak da söylenmiş olablir ama bilinen şu ki.. ne dy ne nasuh böyle bir tanım belirtmemiştir..
bunu da neden yapıyor.. düşündürücü.. ittihatçı socu demekle neyi ima ediyor.!!??

bu tür kodlamaları ve demagojileri ayrı bir konu.. benim ele alacağım asıl sözleri altta.. ama yukarıdaki sözleri bununla bağlantılıdır..

.... devam edecek......
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Kasım 2014, 16:59   #5
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart taner akçam ve demagoji örneği 2

SİYASETE NİYE GERİ DÖNMEDİ?

Bir iki sohbetimizde sordum bunu ona, “niye siyasete girmiyorsun”, diye. En yakın yoldaşları ÖDP’yi kurmuşlar veya başka siyasi çalışmalar içindeydiler.

Söylediği çok özetti; “bu hareket iyi bir sınav vermedi”, dedi. Ona göre, siyasete girmeyi hak edecek bir direniş gösterilememişti. İşkencede çözülmüş ve başı dik siyasi savunma yapmak bile sorunlu hâle gelmişti.
konuya sınır kayarak giriş yapıyor..
bu hareket iyi bir sınav vermedi”, bu tespiti herkes yapıyor.. dy de yapıyor ama akçam bu sınavın hangi derslerinden bahsediyor bunu görelim..

Ona göre, siyasete girmeyi hak edecek bir direniş gösterilememişti. İşkencede çözülmüş ve başı dik siyasi savunma yapmak bile sorunlu hâle gelmişti.
Hareketin işkencede bir anlamda kendi geleceğini noktaladığına inanıyordu.

Mahkemedeki savunma çizgisinin bu denli “geriden” kurulmasını da böyle açıklamıştı. “Mahkeme sürecinde aramızdan itirafçı çıkmasını engellemek ana amacımızdı”, dedi.
tüm bu ifadeleri aslında şifreli anlatım gibi.. bir hareketin sorguda kötü sınav vermiş olması o hareketin bütün sürecinin ve çizgisinin olumsuz olduğuna ispat için yeterli veri değildir.. kaldı ki.. direnenleri de çok olmuştur..
akçam burada merkezi yapıyı karalamak amaçlı imalarda bulunuyor desem .. amacının bu olmadığı bence kesin..
Mahkeme sürecinde aramızdan itirafçı çıkmasını engellemek ana amacımızdı”, dedi. işte bu şifreli söylem çok anlamlı..
itirafçı.. sorgu sürecinde ortaya çıkar.. sorgu bitmiş ve mahkeme sürecinde çıkacak ise alınacak ceza ağırlığına göre itirafçı çıkabilir ki.. bu bile sorgu sürecinde netleşen bir olgudur bu anlamda itirafçı eğilimler mahkeme süreci öncesi belli olur..
yani.. savunmanın bu işte etkili bir yanının olacağını düşünmüyorum..

akçam bence şunu söylemek istiyor..
dy kurmayları devlet ile uzlaştı ve devlet mahkemede savunma çizgisinin bu denli “geriden” kurulmasını istedi yoksa daha sert bir mahkeme süreci ve infaz süreci işletilir..dedi..

savunma üzerinden eleştiri yapanların hiçbirisinde böyle bir gerekçe görülmemiştir.. nasuh'un taner'e bu gerekçeyi sunduğu iddiası bence hikayedir..
ayrıca.. bu "hikaye" gerekçe dy davasından yargılananlkarı da zan altında bırakmaktadır..

kimler ağır ceza yiyecekti de bu savunma sayesinde yemedi.. kimler idam edilecekti de bu savunma sayesinde edilmedi..
tanerin bu tarzı hem ahlaki değil hemde çok ciddi bir itham.. daha net verilerle yazması gerekirdi.. ve bunu nasuh üzerinden işletmesi aleni çakallık oluyor..

aynı tarzını devam ettiriyor..
Sonra diğer arkadaşlardan duydum. İşkencede adını bile alamamışlar ağzından. Ama en yakın arkadaşlarını getirmiş yüzleştirmişlerdi.
devrimciler bu cümleyi anlar.. yüzleştirme demek.. senin kabül etmediğin şeyi arkadaşın üzerinden kabüle zorlamaktır.. konuşmanın ötesine geçip arkadaşını zorlamak anlamındadır.. taner burada da nasuh üzerinden ahlaki olmayan bir imalı eleştiri yapıyor..

taner akçam.. bu kodlamalardan sonra "hutbenin mevzu"suna geliyor..
Devrimci-Yol tutuklularının poliste ve hapishanede yaşadıkları daha sonra onların aralarındaki ilişkileri derinden etkiledi. Birbirleri hakkındaki sevgi ve nefretlerinde önemli bir rol oynadı. Ama bunu hiçbir zaman açık açık konuşamadılar; üzerinde konuşulması gereken bir konu hâline getirmeyi başaramadılar. Özel sohbetlerde yapılan ağır hakaret veya sitayişlerle sınırlı kaldı.
burasıda doğru değil.. açık açık konuşulmadığı bir iç özeleştiri ve sağaltma süreci işletilmediği aksine konunun konuşulması-tartışılmasının engellendiği doğrudur ama aralarında bir nefret oluştuğu yada bu noktada çatışma yaşandığı yalandır.. istisnai ve bölgesel yaşanmışlıklar olmuştur.. daha çok dedikodu tarzı işletilmiş., bazı gerçekler sulandırılmış ama buradan bir düşmanlık ortaya çıkmamıştır..

bu anlamda..

Eğer o dönemde yaşadıklarını bizlerle, toplumla yüksek sesle konuşma hâline çevirebilseler ve üzerinde açık bir tartışma yaratabilselerdi belki daha güzel şeyler yapabilirlerdi. tespit-beklentisi doğrudur ama .. En azından şu anda bile çok güçlü olan “şiddete tapınma” kültüründe ciddi bir kırılma yaratabilirlerdi. bu tespitle ilgisi yoktur.. şu aşamada ödp olarak var olan dy ana kitlesinin şiddete tapınma gibi bir duruşu yoktur.. taner kendi iç hıyarlıklarına ve politik duruşuna absürt bir kılıf aramış..

Açık konuşamamada yaşanan derin travmanın etkisi olduğuna inanıyorum. İnsanlar, başkalarıyla ancak üzerinde konuşma kuvvetini bulabildikleri konularda yüksek sesle konuşurlar. Yoksa yaşadıklarının üstünü örtmeyi ve kamusal alanda başkalarıyla paylaşmamayı tercih ederler.
12 eylül fırtınasının tdh üzerinde derin travmalar yarattığı doğrudur.. hatta tüm toplum üzerinde de yaratmıştır.. bu sadece dy üzerine özel bir durum değildir.. bu anlamda suskunluğun nedeni de bu olamaz.. başka öznel nedenleri vardır.. taner akçam bunları bilmez değildir ama nedense demagojik anlatımlar ve imalı cümlelerle iştigal etmektedir..

en başta kendisi konuşmalıdır.. ama böyle değil.. başkaları üzerinden imalı değil.. yalan anlatımlarla değil.. dy sürecinin bir eleştiri-özeleştirisi olarak ama gerçekleri bozmadan yapması gerekir..

kendi suskunluğu da dahil., genel suskunluğu bağladığı zemin absürt ve suskunluğun kalkması için gerekli gördüğü koşul daha ilginç..
Belki Nasuh Abi’nin yokluğu bu tabu örtüsünün kalkması, travmanın etkisinin azalması anlamına gelir ve insanlar dönem üzerine yaşadıklarını, birbirleri hakkındaki kanaatleri de dâhil, daha açık daha rahat konuşmaya başlarlar.
hayırdır.. nasuh sağ iken neden susuluyor da ölünce konuşulacak.. bunu şöyle anlıyorum.. nasuh varken konuşsak atamayacağız.. sallayamayacağız.. hepimizin boklarını biliyor.. kalanlar ise birbirlerinin yalan-palavralarına ses çıkartmayacak kişiler.. çünkü kendileri de atacak ya..

taner akçam bu anlamda bu yazısı ile örnek bir "tip"leme olmuş..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Kasım 2014, 21:19   #6
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart

zemin oluştu ya..fırsatçılar ortalığa dökülmeye başladı.. hadi taner akçam bu işin muhalefet!! kesiminden di.. şimdi örnekleyeceğim "tip" tam bir fırıldak.. bildiğiniz zübük.. her tarafa oynar.. şimdi ödp kanadına muhalif ayaklarında..

Nasuh Mitap’ın suskunluğu(1), Ali Başpınar’ın kızgınlığı – İnönü Alpat
.......
Nasuh Mitap’ın ölümü bizleri yakmıştır. Çünkü suskunluk yakıcıdır.

Devrimci hareket 12 Eylül’de yenildiğinden bu yana, yani 1980’den bu güne hareketin neden yenildiğine ve yenilgi sonrası neler yapılması gerektiğine dair tek satır görüş bildirmemiş, Devrimci Yol geleneğinden gelen insanların bulunduğu hiçbir yapılanmada yer almamış, her birine uzak durmuş ve dahası susmayı tercih etmiştir.
O, bizim suskun abimizdir.

Ağır abilere susmak yakışır. Susanlar yaralıdır, susanlar bilgedir, susanlar naiftir. Susanlar, konuşanlara susarak yanıt verir. Lâl olmuş diller edebiyatın nasıl vazgeçilmezi ise Nasuh abinin suskunluğu da Devrimci Yol’un “sırlarına” işaret ettiği için önemlidir.
Nasuh abinin suskunluğu, Ali Başpınar’ın kızgınlığı(3) gibidir.
Onlar suskun ve kızgın değilmiş gibi yapmak ve yaşananları yok saymakla yaratılan “yalan dünyaya” bu kez “yıkıl” diyelim.
Kızgın abimizden sonra suskun abimizi de yitirdik; denecek ne var, “başımız sağ olsun”dan başka.
vurguladığım cümle işte fırtına kopacaksa buradan kopacak yada suskun kalmaya iknalar işletilecektir..
inönü alpat da aynı karakterde.. ima ediyor ama açıklamıyor.. nasuh'un üzerinden ateş ediyor.. bu ahlaklı bir tarz değildir..


http://www.google.com.tr/url?sa=t&rc...79189006,d.d2s
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13 Kasım 2014, 01:07   #7
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart hutbenin asıl mevzusu

tarih nasıl yazılırsa yazılsın., kim yazarsa yazsın., yine de gerçekler bir şekilde ortaya dökülür.. dökülür ama yıkılan yıkılır., ezilen ezilir., çürüyen çürür.. yani.. yitirilen sadece zaman değildir.. tarihin vicdanının büyük bir parçası da yitirilir..

devrimci yol., toplumsal mücadele tarihinin içinde önemli bir öznedir., bu anlamda devrimci yol süreci de önemli bir tarihtir..
her hareketin bir tarihsel süreci vardır.. bu süreç.; ya kesintisiz bir süreçtir kendi içinde aşamaları olur., yada bir tarihsel dönemini kapatmış yeni bir tarihsel sürecini başlatmıştır.. yaşanan ikinci şık ise., bu hareketin yeni süreci ile eski tarihsel süreci arasındaki bağ., sadece., tarihe malolmuş bir geçmiştir..
ne yazıkki işler böyle olagelmiyor..

bunu işletenler olmuştur.. ama bilinçli ama oportünizmin bozuk saat gibi., zorunlu olarak günde iki defa doğruyu göstermesinden kaynaklı..

thkp baz alınırsa.; militan gençlik(halkın yolu) ve tsip gibi hareketler bu anlamda thkp ile tarihsel bağlarını koparmışlar., hatta yok saymışlardır.. yani tarihsel geçmiş süreçlerini red ederek yeni tarihsel süreçlerini başlatmışlardır..
kurtuluş hareketi geçmiş tarihsel sürecini red etmemiş ama yeni bir tarihsel süreci başlattıklarını belirtmişlerdir..

bunların dışında geçmiş tarihsel sürecin bitmediğini aynen devam ettirileceğini iddia edenler olmuştur(hdö ve eylem birliği-mlspb).. bunu yapabildiler mi? yapamadılar mı? bu ayrı bir tartışma konusu..

devrimci yol ise., ne tarihsel bir dönemin kapandığını belirtmiş., ne de eski tarihsel süreci aynen devam ettireceğiz demiştir.. kurtuluşcuları tarzı ile devamcıların tarzı karışımı bir tarz sunmuşlardır.. ve bunu yedirebilmişlerdir..
devrimci yol tarihsel süreci bu oportünist format ile başladığndan., 12 eylül ile biten bir tarihsel süreç ve "yeniden" ile başlayan bir tarihsel süreç tespiti de yapılmamıştır.. yani aynı tarz işletilmiştir.. şu aşamada ödp olarak kendi tarihsel süreci olan hareketin dy ile bağları hiç kalmamıştır.. ve yıllar sonra(10 yıl)., dy sürecinin biten bir tarihsel süreç olduğu satır aralarında söylenmiş ama "yeniden" başlayan tarihsel süreç üzerinden geçmişin bir eleştiri-özeleştirisi yapılmamıştır.. 74 de de yapılmamıştı..

öncelikle asıl sıkıntının bu olduğunu belirteyim.. ötesi bu formatın kaçınılmaz karaktersel yansımalarıdır..

darbenin yarattığı yıkım ve kaos ve bu anlamda sağlıklı bir geçmiş değerlendirilmesinni n yapılamamış olması., bir yere kadar anlaşılır bir şeydir.. ama ortak savunma aşaması bir anlamda en azından merkezi ifade eden ankara ana dev-yol davasında bu işin yapılmış olduğuna işaret olmalıydı.. oysa yapılmadan ortak savunma hazırlanmış..

elbette.. bu savunmayı hazırlayanlar bunun koşullar elverdiğince yapıldığını iddia edebilir.. çünkü altına imza atanlar mevcut..
yapılmadıysa.. bunun asıl günahı ortak savunmaya imza atan ama yapılmadığını ifşa etmeyen., sonradan iddia edenlerdedir..
O halde soralım:
Şimdiye dek, “resmi tarih” anlatımlarıyla yetinmedik mi? Yetindik.
Dönemin Türkiye gerçeği ve antifaşist mücadelenin gerekleri ile örülmüş anlatımlar dışında bütün çıplaklığı ile Devrimci Yol gerçeğinin ne olduğunu anlattık mı? Anlatmadık.
Ne zaman tartıştık Devrimci Yol’u? Hiçbir zaman.
Neden ve nasıl yenildiğimizi sual ettik mi? Hiç etmedik.
İşkencedeki olumsuz tavır sohbetlerimizde bile kendine yer açabildi mi? Hayır.
“Mamak” gerçeğini yazıp çizdik mi? Haşa.
Ana Devrimci Yol davasında, neden “siyasi savunma” yapılmadığına dair ikna edici bir şeyler söyledik mi? Söylemedik.
“Siyasi savunma” yapılmasını kimler istedi, kimler istemedi açık ettik mi? Hiç açık vermedik, hatta yok saydık.
Örneğin Çukurova ve Karadeniz’deki Devrimci Yol davalarında yargılananların “siyasi savunma” yapılması doğrultusundaki ısrarını yok saymadık mı? Saydık. (Devrimci Yol’un hâl-i pür melâli – İnönü Alpat)
diye ajitasyon çekiyor.. inönü alpat zübüğü..
evet.. siyasi savunma yapılmadı.. yani örgüt savunulmadı demek isteniliyor.. yoksa savunma elbette bir siyasi savunmadır.. çukurova ve karadeniz devrimci yol "kahramanları" ısrar etmiş!! iyi de merkez yapmadıysa siz yapsaydınız.. örneğin kıçı kırırk sakarya dev-yol davasında yapıldı.. tek olup-olmadığnı bilmiyorum ama ilk olduğundan eminim.. (1)
şimdi kalkmış.. siyasi(örgüt) savunması yapılmadı diye eleştiri yapıyorlar.. bu aleni ahlaksızlıktır.. çünkü.. sonrası cezaevleri sürecinde de bunlar ne tartışıldı ne geçmiş değerlendirilmesi yapıldı.. yapılsın diye ısrar edenlere tavır alındı.. olmayan örgüte karşı olan hainler ilan edildi.. haklarında bir sürü dedikodu yayıldı..

suskunlar.. işte asıl suçlu bunlardır.. ya şimdi çuvaldızı kendilerine batırarak düzgün konuşsunlar yada susmaya devam etsinler..

inönü alpat.. "yazıyor".. bir yığpın yağ çeken kitaplardan sonra yine "yazıyor"..

Adem ve arkadaşlarının, 12 Eylül mahkemelerinde ‘siyasi savunma’ yapmak için nasıl istekli oldukları ve ancak sonrasında nasıl çaresiz kaldıklarını, kalben ve ruhen nasıl yıprandıklarını hatırlayacağız.
Bununla ilgili bir öykü anlatacağız örneğin. Keşanlı Ali Destanı’ndan esinlenmiş bir öykü olacak bu. Hani, Keşanlı Ali yıllar yıllar sonra af ile cezaevinden çıkar, evlendirilir, ancak kanlıları peşini bırakmaz, gelir evinin önüne bağırır, dışarı davet eder ve Keşanlı’nın genç karısı, ayaklarına kapanır, dışarı çıkmamasını ister, bunun karşılığında Keşanlı Ali de “Gitmem lazım, beni efsane çağırıyor” der ya…
Tam da öyküdeki gibi, Adem Kütük ve arkadaşlarının ‘siyasi savunma yapalım’ çağrısının, aslında efsaneye yakışanı yapmak anlamı taşıdığını bileceğiz. Devrimci Yol “efsanesinin” asıl yaratıcılarının, sesini neden kıstığımızı hiç olmazsa şimdi çıkıp anlatacağız. (Adem Kütük’ün ardından Devrimci Yol tartışması – İnönü Alpat - şubat 2012)
anlat kardeşim.. ağzını tutan mı? var.. aradan 30 yıl geçmiş.. konuşacağız diyor..

şu ifade de anlamlı!! Devrimci Yol “efsanesinin” asıl yaratıcılarının, sesini neden kıstığımızı hiç olmazsa şimdi çıkıp anlatacağız
ortada bir hareket/örgüt var.. yani efsane ama yaratıcısı olarak merkez kadrolar sayılmıyor., alt kadrolar sayılıyor.. bunu.. epik bir anlatım olarak anlasak neyse.. hani şiirsel söyleriz ya.. bu işin asıl sahipleri yaratanları isimsiz kahramanlardır.. burada bu söylenmiyor.. aleni devrimci yol'a karşı devrimci yol hesap sorma davası gibi., söylenmiş..

asıl yaratanlar bu işin yaratımında olmayıp., sahiplenenlerden hesap soracak ama sesleri kısılmış.. darbeye kadar m-k başımz üstüne deyin.. ne ds ayrılığında ne de 1980 başlarındaki çatışma ve tasfiyelere itiraz edin.. merkezci olun.. sonra siz kimsiniz dy'yi siz yaratmadınız deyin.. üstelik ödp içinde eteklerinde dolaşırken bunu deyin..
işin iğrenç yanı.. höykürenler gerçekten bu sürecin hamalı olanlar da değil.. gerçekten hamal gibi çalışan ama sorgulamayı bilmeyen asker kafalıların avukatı olarak bu işe soyunanlar oluyor..

ayrıca.. Devrimci Yol “efsanesinin” asıl yaratıcılarının, sesini neden kıstığımızı hiç olmazsa şimdi çıkıp anlatacağız
buradaki biz kıstık vurgusu çok anlamlı.. bir çeşit itiraf gibi.. demekki konuşacak olanlar varmış ama seslerini kısmışlar.. bu nasıl becerildi acaba!!! inönü alpat bir kitap da bununla ilgili yazıversin..

konuya burada ara verirken bir de ara sonuç yazayım..

sesini yükseltenlere bakıyorum.. ağzına balı çaldığında makam değiştirecek karakterde olanlar.. yani "parayı" verdin mi? düdüğü makam değiştirecek olanlar..

susanlar da çeşit çeşit..
1- nasuh-başpınar- akın dirik gibi susanlar.; en az günahı olup da bu günahı taşımaktan korkanlardır.. bu yüzden çok günah işleyenlerin kendi günahlarını da bunların üzerine yıkacaklarından ve birilerinin!!! gazabından korkup sustular.. yani devletle yapılan zımmi anlaşmaya göz yumup uydular..

2- ben neyim ki.. konuşacağım.. beni kim dikkate alır ki diyerek küsüp susanlar..
bunlar aslında zamanında asker olarak kalmanın ezikliğini ve vebalini taşıyanlardır.. bunların bir kısmı.. çürüdüğü için ortama uyup zaten konuşmaz.. bir kısmı da küçük günahlarından korktuğu için susuyor..

3- susuyor gibi görünen ama aslında çok konuşanlar ise bu işin merkezinde olanlardır.. bunların suskunluğu gerçeklerle ilgilidir ama resmi tarih yazılımında gevezedirler..

ya susmayanlar..
bunlar çok azdır.. yukarıda saydıklarım yüzünden sesleri boğulmaktadır.. zaten sadece dy sürecini değil.. tüm tdh sürecini sorgulanayan olduklarından "öteki" ve "dönek" olarak tanımlanırlar.. ama dy tarihine eğrisi-doğrusu ile asıl hakkını veren de bunlardır..






(1) .. bu örneği veren kişi olarak belirteyim.. aynı davada idim ben örgüt siyasi savunması yapmadım.. çünkü sorguda örgütü ve eylemleri kabül etmemiştim.. ama 4 arkadaşım örgütü kabül ederek savunma yaptılar.. ben., siyasi savunma yaptım.. yani ana davadaki gibi bir siyasi savunma yaptım.. zaten 5 kişilik lider kadro ve gerisi ya yatakcılık(sanırım 2) olarak ceza yedi.. adli tarihe merkez komite ve üyesi aynı olan örgüt olarak geçmişizdir..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15 Kasım 2014, 01:42   #8
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart herkesin bir nasuh abisi var-mış!!

taner akçam manüplatördür.. eleştirirken aslında destek sunar., destek sunarken aslında tasfiye eder..
taraf gazetesind yazdığı yazı da aslında birleşik nasyonalist hareketine destek sunmadır.. tanerin pasını odatv almış gol atmaya çalışıyor..


http://www.odatv.com/n.php?n=nasuh-a...ndi-1211141200

türk solu.. odatv böyle yazıyor.. 12 eylülün darbe savunucuları şimdi nasuh sevici olmuş..
Akçam bugünkü yazısında ise 12 Eylül darbesinden yıllar sonra, 1994 yılında Nasuh Mitap’la yeniden karşılaştığını anlattı. Yazısında Mitap’ın cunta yönetiminin mahkemelerinde ve sorgusunda “Biz İkinci Kuvay-i Milliyecileriz” şeklindeki savunmasına karşı çıkarak şöyle yazdı: (taner burada eleştiriyor ama nasuh eleştiriye şöyle yanıt veriyor!!????
Akçam'ın aktardığına göre Mitap bu görüşe şu ifadelerle karşılık veriyordu: “Ben senin eski kafa dediğin İttihatçı solculardanım, bu tutumumu değiştirmeye hiç de niyetim yok.” demiş!!!

nasuh savunmasında ve dy ortak savunmasında da böyle bir söylem yok.. taner salladı.. odatv faşistleri pası aldı.. gale çevirecek..
Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkan, “ikinci kurtuluş savaşını vereceğiz” diyen sol bugün “eski kafa” olarak görülürken, bu eleştirileri yapanlar ise “makul solcu” kategorisine giriyor.
Peki kim kazandı?
Nasuh Mitap’ın sahip çıktığı antiemperyalist devrimci sol akıl mı? Yoksa neoliberal değişimden kendisini alamayan, Kuvayı Milliye'ye, Cumhuriyet devrimlerine her gün küfreden siyasetini, etnisiteler, mezhepler üzerine kuran Taner Akçam’ın “yeni sol”u mu?
....
Ancak tarih, gömülseler de toprak altından yumruğunu çıkaran Nasuhlarla dolu.
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar; kitaplar avcıyı övmeye devam eder.
O yüzden yıldızdan da yumruktan da vazgeçmeyen aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar kesin kararınızı vermeyin.
aslanım!!! bu kontra gerilla ve özel tim söylemidir.. "aslan parçası" ... bu kimin solu oluyor..


__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Kasım 2018, 15:09   #9
Aktif Üye
 
suat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29 Kasım 2008
Mesajlar: 9,554
Teşekkürler: 1,288
2,524 Mesajına 3,518 Kere Teşekkür Edildi
Standart güncelleme

hayırdır.. politik sürecin onca derdi ve konuları varken bu konuyu güncellemenin amacı ne? diyebilirsiniz.. deyin.. amacı var.. çünkü önümüzdeki sürecin engerekleri çıyanları(ahmet arif) bu konu içindeki "kahramanlar" oluyor.. "tanı bunları., tanı da büyü".. yoksa türkiye solu en son ve en rezil aşamasına ulaşacak., kontralaşacak..

Nasuh Mitap: İradenin Etik Suskunluğu – Başaran Aksu
bu sayfanın ana alıntısı idi.. başlık çok önemli.. irade nedir? suskunluğun etik yanı nedir?..

toplumsal mücadele içindeki örgütler.; bir anlamda temsilettikleri yada temsiline aday oldukları toplumsal kesimlerin iradesi olur.. aslında bu irade., kişi liderliğinde değil., asıl olarak çizgi-pratik zeminlerinde tanımlanır., önder denilenler ise bu çizgi-pratiğin öncü yürütücüleridir.. zamanla hizmetlileri haline evrilirler ki bu aşamada artık toplumsal dinamik asıl irade halini almış demektir..

iradenin suskunluğu eğer ki., olasılıklar üzerinden ve toplumsal mücadelede dinamiklerin eksik-hata ve zaafları zeminlerinden ise bir yere kadar gerekli ve olumludur.. olasılıklar netleştikçe konuşma netleşir., eksik-hata ve zaaflar temizlendikçe geçmişin öz eleştirisi anlamında konuşulur.. bu aşamalarda hala bir sessizlik var ise., bu duruş.; "irade"nin ciddi anlamda zaaflı ya da kontralaşmış olduğunu gösterir..
demem o ki.; suskunluğun etik yanı ve etik olmayan yanı böyle anlaşılır..

nasuh mitap suskunluğu etik değildir.. aslında dy kadrolarının suskunluğu da etik değildir.. etik suskunluk sorguda başlar ve mücadele yeni bir ivme kazanana kadar sürebilir ama her şey de suskunluk olarak değil.. ötesindeki suskunluklar asla etik değildir.. ya çirkin amaçlı ya da çaresizliklerdir.. her iki gerekçe de etik değildir..

işte bu etik olmayan suskunlukların sonucu thkp ile başlayan ve devrimci yol ile bir yanı ile devam eden sürecin nereye evrildiğini yaşam bize gösterir.. hiç bir ilgisi olmayan bir karakterin hala geçmişi sanki hala devam ettiriliyor-muş gibi anılması da etik değildir..

olan oldu.. "başaranlar" başardı.. 68 ile başlayan devleti karşısına alarak yürüme olayı devletin kucağında oynamaya dönüştü.. bu kadarı ile kalsa eyvallah.. devletin sol kontrası oluyorlar..

"iradenin etik suskunluğunun" sonuçları budur..
__________________
hoyratça kırdılar uzatılan zetin dalını
vurdular güvercinleri bir kuytuda..

Ey halkım..
Sen ki.., cehennem içinde yeşertin zeytin ağaçlarını şahin ile güvercini kader kardeşi yaptın..
bir tek..,
kızıl karanfiller anlamadı seni..,
çünkü çiçekçinin tezgahında duruyorlardı..
sende kızıl güllere yönel..
seni bekliyor pirler-hakiler-orhanlar-mazlumlar -mahsunlar
Karanlık Denizi'nin ortasında,
Güneş batmayan bir ada.
İstiyoruz…
suat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Frankeştayn’ın ölümü düzensiz Enternasyonal Forum Haber Servisi 0 04 Mayıs 2011 09:58
Özür Dilemek Asıl Zor Olan RomantiKomunist Öykü Köşesi 0 08 Şubat 2011 22:51
beyin ölümü gerçekleşti BORGA Politik Gündem 2 16 Eylül 2010 23:26
ölümü de kusacağım tolll Şiirler 0 28 Ocak 2010 12:00
bir ben eksiğim ama asıl olması gerekenler yok suat Politik Gündem 7 30 Ağustos 2009 23:28

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:17.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.