yahudi-musevi ve ibrani tanımları., içerikleri hakkında

#1
sami kökenli olarak bilinen bir halka yahudi-musevi-ibrani tanımları verilmiştir.. daha sonra israil olarak da kullanılan bir tanım vardır.. ama bu hem sonradır hemde bir devletsel içerik taşır.. ama dinsel tarihsel kökeni de vardır.. (1) bu anlamda., sadece yahudi tanımı dinsel bir tanım içerir.. gerek., musevi., gerek israilli gerek ise ibrani aslında "ata"sal yani etnik içerik taşır.. ama bunları söylerken dönemleri ve dönemlerde yaşananları atlamadan analiz yapmak gerekir..

kısaca..; sadece yahudilik birer dinsel tanımdır.. yahuda tanrılarının adıdır. önceleri.., bu sami kabilelerinin de.., diğerleri gibi.., her birinin birer kabile ve ayrıca aile(boy-sülale) tanrıları da vardı.. ama ortak olarak yahuda vardı..
ibrahim bunu tekleştirdi.. harranda put kırma olayı bir tevatürdür.. itirazları kendi kabile konfederasyonu içindeyken yaptı.. yani nemrutla bir ilişkisi yok.. sanırım nemrut bu sami kabilelerinin ibrahime itirazını dikkate aldı zaten sürgün edildi.. edilirken de.., kendi ana-yanlı kabilesi ile değil.. eşi sara'nın ana yanlı kabilesi ile göç etti.. bunu şöyle ispatlıyorum..

ibraniler denilince ibrahimden gelen anlamı çıkar.. ama bilindiği gibi ibrahim soyundan olmasına karşın anası(hacer) o konfederasyondan olmadığından ilk oğlu ismael ibrani kabül edilmedi ve mekkeye terk edildi (2) ..

tevratı bir toplum tarihi yazımı olarak kabül etmek., protestan aydınlanmacı felsefenin püriten bilimidir.. bilim de değildir.. dikkatlice incelenmemiş., anlatımlar tarihsel "vaka"lar olark temel alınmış., bilimsel toplum tarihi temellerinde irdelenmemiştir..

ibrahim "çıkışı".., sami kabileler arasında başlayan dayı-erkil dönem sonlarına denk düşen ata-erkil yapıya geçişin bir olayıdır.. sara., kendi ana-yanlı kabilesine ihanet eden., ama erki., baba yanlı kardeşi., ana yanlılıktan dolayı kocası ibrahime bırakmayan bir müflisdir.. aslında bu hırslı tutum., yahuda inancı temelinde ama., ata-erkil yapıya geçip ibrahim ile devam eden., bir topluluk-güç oluşturmaya ana-yanlı hukukla sahip çıkma olayıdır.. sermayesel güç olma temelinde sonuçlar buraya evrilmiştir. ama bu toplulukların binlerce yıldır kopmayan bağları ana-yanlı hukuk ile sıkıca korunmuştur..

günümüzdeki yahudilerin bu dinsel temelli varlıklarının halk-ulus olarak., sıkı ve biyolojik temelli boyutta korunabilmesinin kökeni bu ana-yanlı hukukdan asla taviz vermemeleridir..

bu anlamda..; yahudilik dinsel içerik taşır ama musevi-ibrani-israiloğulları ise "ata"sal bir etnik içerik taşır.. diğer toplumlarda yşanan karışma ve tarihsel süreç içinde sürekli değişme ve sentezlerle yenisinin yaratılması olayı ise.., ana-yanlı bu katı hukukun değişmesi ve yerine., sahip olma ile oluşan(baba-yanlı) hukuk sayesindedir..
yahudiler.., hangi koşullarda ve dağınık olarak başka toplumlar arasında yaşasalarda bu başları asla asimile olmaz., değişmez.. bunu önce isevilik(hıristiyanlık) sarsmıştır.., bozmuştur.. ama ana-yanlı hukuk sayesinde bu bozulmaların bir kısmını maroni yani gizli yahudilik olarak korumayı becerebilmişlerdir.. anası ibrani olan bir maroni tekrar topluluğa kabül edilebilinir.. ama anası yahudi değil ise.., asla kabül edilmez.. sonrada sebatayizm etkili olmuş ise de sabatayizm de ana-yanlı ibranilik sıkı korunur.. istisnai olaylar dışında sadece yakubilerden tam dönmeler çıkmıştır.. diğerleri., türk ve islam olarak yaşasalar bile evlilikler daima kökü yahudi olan kadın ile devam eder.. yani soy ana ile devam eder.. araya giren başka erkek(baba) olayı değiştirmez.. erkekleri asla başka kadınlarla evlenmez.. kadınları evlenebilir.., çünkü çocuk ibrani sayılır..




dipnot..
(1) israil ismi., ibrahimin torunu olan., yakup!a tanrı(yahuda) tarafından verilen bir isim-sıfattır.. bence kabileler arasındaki çatışmalardan dolayı ikiye ayrılan bu topluluğun israil adını alan tarafın kendini "ata" başlangıç olarak ayırması ile ilgilidir.. çünkü diğer krallık yahuda adını almıştır..

aslında bu çatışmaların kökleri hem derine iner., hem de bu ibrani-yahuda kabilelerinin ana-yanlı hukuk ile baba-yanlı hukuk çatışmalarını da içerir..
tevratı dikkatlice okuyan bunları görebilir.. tıpkı grek mitolojilerindeki olaylar gibidir..

(2) ibrahimin ilk çocuğu sara'dan değil konfederasyon üyesi dışından bir cariyeden olmadır.. ama ilginçtir ki.., adını ishma-el koyarlar.. yani tanrı duydu.. tanrı duydu çocuk verdi!! ama kabile konfederasyonu bunu kabül etmedi.. yada ibrahim ettiremedi diyelim.. çünkü.., hala anyanlı hukuk etkin.. nedense önece yanlış duyan tanrı bu sefer bir mucize yaratıp., çocuk yapma yaşını geçmiş sara'nın çocuk sahibi olmasını "sağlıyor" anlamıda gülmedir..

tanrının yolladığına itiraz edildi., saradan olmadığı kesin olan ama aynı ana-yanlı kabileden biri kabül edildi..
ve yine ilginçtir.. bir soy kökeni tanımlanacak ise.., ibrahim tamam ve yeter ama nedense., ishak da değil ., sonradan ona takılan etiket ile israel olan yakup ve yine., ibrani olduğu bile şüpheli olan(musa mısırcadır) musa isimleri kullanılıyor..
bunları ., ancak., ana-yanlı hukuk ile baba-yanlı hukuk çatışması içerisinde çözebiliriz..
tevratta geçer. ishak erkin devamı olarak büyük oğlu esav'ı tayin eder ama karısının "gözdesi" olan yakup öne çıkar.. bu da., şunu gösteriyor.. esav yakubun eşinden olma değildir.
 
#2
Bu yazı için ayrıca teşekkürler suat arkadaşa.Konuya bira farklı bir alandan ilerletmek isterim.

İlk Hristiyanlar (Aslında iseviler demek daha doğru olacak) tevratın asıl belirleyici olduğunu sonradan yazılanların(talmud) geçersiz olduğunu söylerlerdi.Tevratı tek kıstas alırlardı.İslamiyet ise,hem Talmudu,hem incili ve hem de Tevratı geçersiz saymışlardır,tıpkı ilk hristiyanların Talmudu geçersiz saymasında olduğu üzere.Ama İslam tam olarak red etmez,aslının bozulduğunu ileri sürerken yinede Tevratı kıstas alır ama en doğrusunun Kuran olduğunuda söylemeden geçmez.;Kur an,Tevrat hakkında konuşurken başlangıçta hep güzel noktalara temas eder ki bu temasın sonuçlarından biride Medine Sözleşmesinin imzalanmasıdır.Ta ki Medinede bu sözleşme (müslüman ve yahudiler arasında) geçersiz olmaya başlar işte o zaman kuranda tevrat ve dolayısıyla Yahudiler hakkında da sert sözler sarfedilir.Yanlış hatırlamıyorsam kuran,tevrat hakkında yazılanların kronolojik bir sıra takip ettiği,zamana ve mekana göre ve de ilişkilere göre farklı ayarlarda kelimeler olduğunu biliyorum.Yine Kur an da bazı yerlerde Yahudileri dinsel olarak gösterirken farklı bir yerde ise bir Halk olarak göstermekte...Kur anın bu farklılıklar yorumunun biraz daha derinliğine incelenmesi aslında Sabateyistlerinde ortaya çıkmasının bir ayağı olmuştur...Tartışılabilir...!
 
#3
İlk Hristiyanlar (Aslında iseviler demek daha doğru olacak) tevratın asıl belirleyici olduğunu sonradan yazılanların(talmud) geçersiz olduğunu söylerlerdi.Tevratı tek kıstas alırlardı.
bu nokta biraz tartışmalıdır.. bunu yapanlar..; babil sürgününde kafkasya-kırım civarında yaşayan ibranilerdir.. bunlara karaim yada karay yahudileri denir.. istanbul karaköy bölgesine yerleşenleri olmuştur karaköy ismi de buradan gelir.. zaten ticaretle iştigal ederlerdi.. bir kısmı sabateist olmuştur..
1453'te İstanbul'un fethinden sonra, bölge üç yerleşim kategorisine sahipti; Ceneviz, Venedik ve Katalan tüccarları; Ceneviz ve Osmanlı vatandaşları ile Rum, Ermeni, Gürcü ve Yahudiler. Nüfus kompozisyonu kısa zaman içinde değişti. 1478 nüfus sayımı'na göre bölgenin hemen hemen yarısı Müslüman idi.
1500 yılından itibaren, daha çok İspanyol engizisyonundan kaçan Sefarad Yahudileri buraya yerleşti (alıntı vikipedi ama doğrudur zaman olmadığı için burasını seçtim)

iseviler ise.., esseni deilen ve yahudi dini-sosyal aristokrat hiyerarşiye karşı olan bir mezhep içinden çıkmıştır.. esseniler radikaldi.. hem bu yahudi aristokrasisine hemde roma egemenliğine karşı isyan eder., her iki kesime karşı şiddet eylemleri yaparlardı.. bunlaroın içinden pasivistler olarak iseviler çıkmıştır.. asıl olarak vaftizci yahya koludur ama yahya aristokrasi içinden geldiğinden yeğenini(aslında yeğeninden olan kendi oğlu) isayı öne sürmüştür.. yada böyle biri uydurulmuştur.. denilir..

ama bunlar salt tevratı da değil. onun dışındaki ve "şeytan ayetleri" ilan edilmiş., bazı kabalist düşünceleri de baz alırlardı.. talmudlardan ise işlerine gelenlere itiraz etmezlerdi..

sabetaizm.. tevratın "yeniden" yorumu olarak ortaya çıkmıştır.. buna sapkın kabalacılık da denmiştir.. tevratın bazı bölümleri ile oynandığı iddiasını islam gibi bunlar da iddia ettiler. örneğin tanrının., söylenmesi yasak adını dillendiriyorlardı..

sebateizm.., yahudi toplumunun baskılar yaşadığı ve topluluk olarak varsılların yoksulları tamamen itelediği dönemlere denk düşer..

tarihlere göre bakarsak., sebateyizm..; 1648-1866 yıllarına denk düşer.. ve aynı tarihlerde., yahudi sermayesinin osmanlı topraklarında örgütlü olduğu ve osmanlı sistemindeki siyasal alana daldığı dönemlere denk düşer..

sbateyizm önceleri her alandaki işbirlikçi yahudi dini-sosyal aristokrasisine karşı hareket olarak başlar ve giderek ciddi bir toplumsal tabanlı güç olur.. yaşamın içindeki irili ufaklı esnaf-zaanatkar ve ticaret işleri yapmalarından dolayı.., bu kesimlerin osmanlı., alt ve orta kesimiyle bağları vardır.. sistem önce aldırmaz.. çünkü güçlü bir tabana sahiptir ve yahudilerin iç işleridir..
ama isevilikde olduğu gibi yahudi aristokrasisi osmanlıyı ikna eder. bunlar kovuşturmaya uğrar.. böylece sabatayistlerin ikinci dönemi başlar ki bu dönem artık bambaşka bir dönemdir.. tıpkı alevilik içinden çıkan mevlevilik-bektaşilik gibi sistem içine dalma olayı gibi..

kabalada geçen bilgilere göre mesih din değiştirecek ve onu 2.000 "aile"(sülalenin içindeki geniş kol) takip edecekti.. her yahudi ailesi.., geleneksel bağlara göre., en az.., aşağı yukarı., 20-40 kişiden oluşur.. elbette böyle bir sayı tespiti olmamıştır ama bayağı yoğunlukta onu takip edip gizli-müslüman olan aileler olmuştur bazıları bölünerek olmuştur.. bu yüzden sonraki yakın tarihlerimizde bazı "türk-müslüman" ailelerin yahudi gelinlerinin olması "anormal" değildir.. yada avrupalı-abdli sanılan ama aslen yahudi olan da diyeyim..

işte bu grup..; hızla osmanlı sistemi içine dalmıştır.. müslüman olmalarının avantajı ile..; koyu sunni dahil bektaşi tarikatlarına dalmış ve hızla yükselmişlerdir.. fevzi çakmak'ında dahil olduğu ve üzeyir garihin "onun" mezarı başında "bıçaklandığı" tarikat gibi.. (isim vermedim merak edin araştırın)

daha sonra içlerinde bölünme yaşanmış ve üç kola ayrılmışlardır.. izmir merkezli olan ve izmirin halk arasındaki ismi olan kapaniler .., en bağnaz olan karakaşiler ve yakubiler..

karakaşiler daha çok yoksul kesimleri oluşturur ama okuyan ve askeri okullara dalan veya küçük ticaret-esnaflıkla uğraşan sunni bağnaz müslüman görünen kesimlerdir.. sabatayizme hala bağlıdırlar ama., yahudilerle ve siyonistlerle de ilişkilenebilirler.. siyonistler bunları yahudi görmese de çıkar amaçlı ilişkilenirler.. bazen sert çatışmalar yaşarlar..

kapaniler. ticaretle uğraşırlar ve sermaye kesimlerindendir.. ayrıca yüksel tahsil yüksek askeri-sivil bürokrasiye de dalarlar.. laik-liberal islam olarak var olurlar.. hem siyosinist hem rezervist kesimle ilişkilenirler.. karakaşilerle kan davası kadar düşmanlık içindedirler.. daha çok osmanlı-türkiye içindeki yahudi sermayesi ile ilişkilenmeyi tercih ederler.. bazıları bektaşilik içinde yer alır..

yakubiler., özellikle devlet içinde örgütlenecek şekilde hareket ederler ve gerek yerel gerek ise küresel yahudi sermaye kesimi ile ilişkilidirler.. laik veya çok azı bektaşidir. bu kesim içinde zamanla tam dönenler çoktur.. buyüzden devletçi-ulusalcı sol!! kesimlerde iştigal ederler

elbette hepsi de bu kadar kesin çizgilerle tasniflenemez.. istisnai durumlar istisnai yön değiştiren aileler hatta kişiler vs. de olmuştur.. ben genel bir çerçeve çizdim..

cumhuriyete akan ve kurucular içinde yer alan önder ana kesim.. yakubilerden ve kapanilerden oluşur.. karakaşiler kuruluşa itiraz etmemekle ve desteklemekle birlikte mühalif kesimi oluştururlar..
dp ve ap- iktidarları sırasında etkin olmuşlardır.. bazen türk-islamcılık adı altında ittifaklara girerler.. milli görüş içinde(özellikle taban ve aktivist) bunların etkin olduğu söylenir.. ama anap ve akp süreçlerinde tasfiye edildiler yada hizalandılar..

devşirme ve yahudiler dışındaki dönmelerle ilişkiler de bu anlamdaki tasniflemelere göre farklı farklıdır ve tarihsel aşamalara göre de yer değiştimeler yaşanmıştır..

bunları şunun için anlatıyorum.. bu toplumsal tabanın manüplesinin bu kadar rahat-derin ve işlevsel olmasının daha başka var olan tarihsel toplumsal tabanlara dayandığını göstermek ve dikkate aldırmak içindir..


gülen cemati denilen kesim.., karakaşilerin dışlandığı yada hizalandığı bir yapılaşmadır.. ama bu demek değildir ki.. bu cemaat içinde hem devşirme-dönme hem de yahudi dönmelerin ve hiziplerin erksel çatışması yok..
cemaat şimdilik karakaşileri tam dışlamamış ve diğerleri ve hıristiyan devşirme-dönmelerle birlikte bir cephe konumunda olsa da..,
karşılarındaki., tam dönme ve karakaşi ve de bunlara muhalif devşirme-dönmeler de hafife alınacak güç değildir.. uluslarrası ilişkler anlamında bunların da bağlantıları vardır..

yarın.. keser döner sap döner.. gün gelir hesap döner..
yani küresel çatışmaların değişimiyle birlikte çok şey de değişebilir.. ama bu sahte ulusalcı t.c. erki ve işleyişi değişmez..
 
#4
yarın.. keser döner sap döner.. gün gelir hesap döner..
yani küresel çatışmaların değişimiyle birlikte çok şey de değişebilir.. ama bu sahte ulusalcı t.c. erki ve işleyişi değişmez..

bu cümlelerle yazıma ara vermiştim.. ama.., şu günlerde cemaat içinde "çatırdama" yada akp-cemaat sürtüşmesi veya cemaat tayyip çelişkisi vs. gibi analiz-tespitler yapılmaktadır.. aslında kişiler ve "gruplar" üzerine yapılan bu tespitler.; gerek osmanlıdan akıp gelen gerek ise cumhuriyet içinde devam eden önceki bölümlerde anlattığım gruplaşmaları yani., osmanlı ve sonrası t.c. siyasal-toplumsal erksel yapıları es geçerek yapılıyor.. bilinen ezber ile emperyalizm(abd)-türkiye cumhuriyeti ilişkileri ve ulusalcı-vatansever ikilemleri!! temellerinde tartışılıyor..

federal rezerv sistemi abd maliyesi üzerine oturken., neleri kullandı.. hangi toplumsal yapıları dürttü yada paniğe sevk etti de krallığının ilanına itiraz eden olmadı..
abd de etnik çatışmalar yok bilinir.. "bilinenler"..; kızılderililer ile kowboylar arasında yaşanmıştır.. oysa., 1930-40lara kadar., fransız kökenliler ile çatışmalar yaşanmıştır.. hatta bazı bölgelerde ayrılıkçı yapılar ve merkezi hükümetin giremediği alanlar oluşmuştur.. alman-isveç kökenliler ile çatışmalar yaşanmıştır.. yine güneyliler anglikan aristokrasisi olarak., doğuya baş kaldırdığında sorun sadece kölelik değildi.. güneyin., angilikan-sokson aristokrasisini yoksullar destekledi çünkü federatif yapıların içersindeki etnisite farklılıklarını böyle yaşatabileceklerdi..

abd bunları kuzey-güney savaşı ile aştı.. sözde köleliği kaldırdı ama işlevselliğinin devam etmesine müdahale etmedi.. kuzey..; kapitalizmin finans tarafını temsil ediyordu ve yanına büyük sanayicileri de almıştı.. güney ise.; kapitalizmin tarım ve bölgesel sanayisini temsil ediyorken., arkasına küçük toprak sahiblerini ve etnik-mezhepsel güçleri aldı.. kuzeyin savaşı kazanma şansı çok azdı.. mali-teknik güç karşısında devasa insan gücü ve bölge yerelliği vardı.. güneyin aristokratları doğu sermayesi ile anlaştı.. tabanı yanlız bıraktı.. mali ve teknik destek kalmayınca uzun zaman gerilla savaşı verdiler.. ama yenildiler..

bunları şunun için anlattım.. abd iç savaşı salt köleciliğe karşı olanlar olmayanlar yada kapitalist ilerlemeciler ve feodaller çatışması değildir.. latifundia tarzı büyük tarım işletmeleri modern tarıma geçiyordu.. iç savaş sonrası bu noktada bir mülkiyet değişimi olmadı.. küçük toprak sahipleri topraklarını kaybettiler.. büyükler aynen kaldı.. bu süreç 1930lara kadar sürdü..
anlayacağınız., toplumsal yapılaşmalar kullanılmadan büyük toplumsal olayalar yaşanmaz ve yaşatılamaz..
sistem..; değişim yaşarken bile bu toplumsal yapılar üzerinden bunu başarabilir..

1826 yıllarında osmanlıda köklü olaylar yaşandı.. buna yeniçeriliğin kaldırılması vaka-i hayriye denir.. ama o dönemlerde ekonomik sosyal yaşamda neler vardı ve sonrasında ne gibi değişiklikler yaşandı atlanır.. daha doğrusu incelenmez.. sanki her şey bir askeri yapının kaldırılması olayı imiş gibi ele alınır..

yeniçeri yapısı.., gericilik., yerine gelen askeri yapılaşma ilericilik olarak sunulur.. "olay" da sadece budur..!!!

oysa o "olay" sırasında., osmanlıda ciddi bir yahudi kıyımı vardır.. her olaya soykırım diyen yahudi camiası bunu atlar.. ne dillendirir ne hesap sorar..

şu kadarı söyleyip gerisini sonraya bırakayım..
1826 da bir yığın yahudi esnaf tefeci kıyıma uğrar. yada sürgün edilir veya kaçar.. ama nedense bir tek kamondo ailesine dokunulmaz..

piyasadan., yahudi mali sermayesi silindiğine göre yerine ermeni-rum mali-sermayesinin yerleşmesi gerekirken., 1826 sonrasına bakıldığında bir değişikliğin olmadığı da görülür.. 1850-80-90 ve özellikle 1900 larla birlikte yahudi mali-sermayesi yine etkindir..

osmanlının hem finans hem de sanayi merkezi selanikde müthiş bir yahudi nüfus artışı olduğu gibi ekonomik-siyasal alanda da yahudi "nüfus" artışı görülür..

1826 "yıkımı" baz alınıp bir çizelge yapılrsa.. daima yükselen bir ivmesel grafik görülecektir..
neden..!!??
buda benim sorum olsun..
 
#5
Ben suatın sorusuna bu noktada bir açıklama getirerek cevaplamaya çalışayım;

Yeniçerilerin ortadan kaldırılması ile Avrupa ile ticaretin canlanması, Osmanlı İmparatorlugu'nda kısa zamanda bir finansman krizi yarattı.Bu finans krizinde,küresel sermaye ile Osmanlı arasındaki bağlantıyı kim sağlayacaktı? Her ne kadar o dönem Osmanlıda rum ve ermeni sermayesi önemli bir yer kaplıyor olsa bile,yahudi sermayesi Osmanlı dışındaki sermaye ile daha fazla ilişkiliydi.Osmanlıdaki fainas krizi kısa bir süre sonra Galata da bankerlerin kurmuş olduğu borsa ile giderilmeye çalışıldı, bu bağlamda,Galata halkını oluşturanların bir kısmı aslen Yahudi olan ve Selanik dönmeleri adıyla anılan Sabataistler ki Selanik'in Yunanlılar tarafından ele geçirilmesinden sonra İstanbul'a yerleşerek para, bankacılık, gazetecilik, filmcilik, sanayi, ticaret ve politika gibi en etkili alanlara el atarak Selanik Bankası'nı kurmuş ve diger bankalarda da teşkilatlanmışlardır. Müslüman-Türk adı taşıyan bu azınlıklardan İpekçiler, Kapaniler, Tatariler meşhur dönme ailelerdendir. İttihatçdar'ın ünlü maliye bakanı Cavid Bey'de bunlardandır.bu noktada Kamonda ailesine bakmak gerekir;Camondolar Avrupa’da çeşitli kolları bulunan önemli bir Portekiz-İspanya kökenli ailedir. En önemli bireyi banker Avraham Salomon de Camondo’dur. Servetleri Rotschildler ile karşılaştırılabilecek Camondolar Osmanlı’da çok önemli bir banker ailedir. Avraham kardeşiyle birlikte bir finans kuruluşu, I. Camondo ve Şürekası Bankası'nı kurmuştur. Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ne borçvermiştir. Ve de Galata bankerlerinin asıl üstündeki kişi-ailedir...

Kamonda ailesine karışlmama nedenini ben bu ailenin küresel sermaye ile olan ilişkilerine bağlıyorum bir yönüyle.Çünkü bu aile bir nevi köprü işlevi görmüştür Osmanlı ile batı arasında.ve de Osmanlı ve Tc süreçlerinde hem politika hem de dinsel alanda önemli belirleyicikleri olmuştur...
 
#6
1826 da bir yığın yahudi esnaf tefeci kıyıma uğrar. yada sürgün edilir veya kaçar.. ama nedense bir tek kamondo ailesine dokunulmaz..

piyasadan., yahudi mali sermayesi silindiğine göre yerine ermeni-rum mali-sermayesinin yerleşmesi gerekirken., 1826 sonrasına bakıldığında bir değişikliğin olmadığı da görülür.. 1850-80-90 ve özellikle 1900 larla birlikte yahudi mali-sermayesi yine etkindir..

osmanlının hem finans hem de sanayi merkezi selanikde müthiş bir yahudi nüfus artışı olduğu gibi ekonomik-siyasal alanda da yahudi "nüfus" artışı görülür..

1826 "yıkımı" baz alınıp bir çizelge yapılrsa.. daima yükselen bir ivmesel grafik görülecektir..
neden..!!??
buda benim sorum olsun..


demiştim.. sevgili düşünsel yanıtlamış..

Kamonda ailesine karışlmama nedenini ben bu ailenin küresel sermaye ile olan ilişkilerine bağlıyorum bir yönüyle.Çünkü bu aile bir nevi köprü işlevi görmüştür Osmanlı ile batı arasında.ve de Osmanlı ve Tc süreçlerinde hem politika hem de dinsel alanda önemli belirleyicikleri olmuştur...
bence., özsel olarak doğru ama bazı açıklamalarla desteklenmesi gereken bir yanıt..

1826 döneminde., uluslararası mali-sermaye ile ilişkili bir çok aileye dokunuldu.. bunu örnek gösterip., itiraz eden çıkabilir.. bu anlamda ek açıklamalar gerekiyor..

önce., bir noktaya değineyim.. selanik baz alınırsa ki.., alınması gerekir.. çünkü., selanik.; 1700'lerden sonra., osmanlı memaliki içinde sanayisel gelişmenin merkezi hatta en yoğun merkezi sayılır.. yine mali-sermaye anlamında da merkezi özelliği vardır..

bunu., ikili ayağı ile ele alacağım..
birinci ayağı.; avrupa ile paralel yükselen sanayileşme olarak başlayan manüfaktür üretimi.. osmanlı memaliki içinde., anadolunun doğusunda ermeni zaanatçılarla başladı.. batı anadolu da., özellikle dokuma alanında., ege bölgesinde başladı.. yine trakya ve balkanlarda daha gelişkin üretimsel faliyetler de başlamıştı.. tüm bu alanlardaki manüfaktür ve pre-manüfaktür pazar için üretimler., ağırlıklı ermeni-rum vs. yerel müteşebbisler eli ile yürütülüyordu.. yanıbaşında lonca sistemi de manüfaktür kadar olmasa da pazara dönük kooparatif "gibi" üretimler yapıyordu.. tüm bunlara yerel sermaye ve üretimsel faliyetler denilebilinir..

oysa., 1400lerin ortalarından itibaren kapitülasyonlar sayesinde avrupa pazarından mamül mal girdisi mevcuttu ama yerel üretimlere tanınan bazı haklar sayesinde ayakta kalabildiler.. yahudi topluluklarının vbarsıl sülaleleri bu süreçlerde., üretimsel alandan çok mali alanda iştigal ediyordu.. girdilerin artması., pazar(ticaret ve rekabet) sorunlarının artması sonucu., mali yönden sıkışan üretim sahipleri giderek yahudi mali sermayesinin asalak ortaklığına yol açtılar..

araştırmacı-tarihcilerin verilerine bakıldığında., 1700lerde özellikle selanik ve çevresinde yahudi ailelerin üretimsel her alana el attıkları görülür.. buna toprak mülkiyeti değil., icarı ve dahi maden işletmeleri de., dahildir.. ama işin ilginç yanı bu alanlarda iştigal eden yahudi ailelerin çoğu osmanlı tebası değil., özellikle italya ve avusturya-macaristan tebasıdır. hatta., araştırmalara göre., bazı aileler., ispanya sürgününden itibaren osmanlıya yerleşmiş olsalar dahi geçiş yaptıkları., flandr(şimdiki hollanda-belçika)., avusturya ve italya(venedik-livorno) bölgelerinde kalan ailelerinin bir kolu olarak osmanlıya(selanik-izmir-istanbul-edirne) yerleşmişler ama geçiş yaptıkları ülkelerin tebası olmuşlardır..

1700lerden sonra hızla., mali alandan üretimsel alanlara da el atmışlardır.. avrupa bağlantıları nedeniyle., 1800lerin ortalarına geldiklerinde avrupanın teknolojik olanaklarını da buralara taşıyarak., üretimsel üstünlüğü kazanmışlardır..
örneğin .; yoğun askeri gücü balkanlarda tutmak zorunda kalan osmanlı askeriyesinin özellikle un konusundaki gereksinimlerini yüksek üretim kapasitesi ve kalitesi ile bu aileler karşılamıştır..

yine ilginç bir ayrıntı..; üretimhanelerinde yerel halktan., rum-slav(bulgar) işçi çalıştırmayı yeğlemişlerdir. kendi toplulukları bu noktada yoksul taban olarak kalmış ama yardımsal kurumlarla bunu telafi etmişlerdir.
şöyle açıklarsam.. bir simitçi fırınının simit satıcıları gibi., küçük pazar işleyişlerinde bu tabanlarını kullanmış ve bunlara buralarda alan açmışlardır.. yine eğitim alanına el atmışlar ve buralarda osmanlıya eğitimli insan kaynağı yaratarak tabanlarını osmanlı bürokrasisi ve memuru alanına sokmuşlardır.. bu alandan dönmeler de yararlanmıştır. bursadaki aliance okulundan mezun olan celal bayar.. şemşettin efendi okulu(fevziye-ışık okulları) vs.

1826 daki yahudi kırımı ne idi..? nedenlerinin., bir çok açıklaması var.. ama bunun içinde., yahudi sermayesi tasfiyesi yoktur.. evet bir tasfiye yaşanmıştır ama bu., ermeni-rum sermayesinin düzenlediği ve faydalandığı bir tasfiye değildir..
1- yeniçeri ocağı., ticarete atılmış tefecilik yapıyordu.. şimdiki mafia tipi tefeciler gibi., kendi sermayeleri gibi., irili ufaklı yahudi sermayesini işletiyor.. özellikle tahsilat işleri yapıyorlardı. bu anlamda tasfiye sırasında yeniçerilerle birlikte bu ilişkiler de kıyıma uğradı..

2- bazı yahudi mali-sermayedarları osmanlı erkanına yüksek borçlar vermişti.. bu arada bunlar da tasfiye edildi.. borçlar kendiliğinden silindi.. tahsilat için bastırmayan yada anlaşanlara dokunulmadı.. camando ailesi gibi yine selanik banker!!lerine dokunulmadı.. aslında., yerel ayakbağı olan kesimler temizlendi.. arada da şahsi yüksek alacaklı olanlar gitti..
camando gibi aileler., osmanlı aristokrasisi ve yüksek bürokrasisine teminat-ipotek karşılığı borç vermiyor., hatır borcu veriyor ama karşılığında devlet mali borçlanması ve bazı imtiyazlar alıyordu.. yani direk devlete veriyordu.. bu yüzden "şahsi" sıkışma sözkonusu değildi.. bir çok bu "hatır" borçları silindi ama tazmini başka alanlardan yapıldı..

benzer bir olay da., trablusgarp nedeniyle italya ile yaşanılan açık olmayan savaş sırasında yaşandı.. italyan boykotları yüzünden ve bahanesi ile özellikle selanikte konuşlanan ama italyan tebası olan yahudi sermayedarlar zor günler yaşadı..

son olarak da., bir başka noktaya değineyim..

1826 larda., tahtakale döviz simsarları gibi irili-ufaklı bir çok simsar türemişti.. sırtlarını yeniçerilere dayamışlar., mali piyasanın üstden denetimini zorluyorlardı.. bu anlamda yaşanan kıyıma yahudi üst cemaati pek ses çıkartmadı..

bu tarz işleyişler her dönem yaşandı.. bankerler olayı bilinir.. köksel sermayesi olmayan türedi bankerler(bako-kastelli gibi) piyasayı sardı.. piyasadan yüksek faizle para topladı.. başbakan ulusu tvden(mart 1981) yastık altındaki paranızı-bileziğinizi ve kefen paralarını buralara yatırın diye konuşacak kadar piyasa fıştıklandı.. piyasadan ne varsa toplandı ama bankerler batınca paralar nereye gitti belli değil..!!!!



 
Üst