Vicdani ret

#1
Vicdani reddin varlığı tarihin çok eski dönemlerine götürülebilir, nitekim bilinen ilk vicdani retçi, Kuzey Afrika’nın Numidia bölgesinden yirmi bir yaşındaki Maximilian da reddini böyle bir dönemde açıklamıştır. M.S. 295 yılında, Romaordusunda askerlik hizmetini yerine getirmeyi kesinlikle reddettiğini bildirenMaximilian, bunun üzerine Roma Konsülünün emriyle idam edilmiştir

Vicdani ret kavramı, kişinin “kendi vicdanının talimatlarına uygun hareketetmesi şeklindeki çeşitli durumlara uygulanır.Bu görüşü destekleyecek önemli birtarihsel durum, “vicdani ret” kavramının 1890’lı yıllarda, zorunlu aşı uygulamasına karşı ortaya çıkmasıdır.Yine, ahlaki değerler veya dini inançlar nedeniyle kürtaja karşı çıkmak da vicdani ret terimi çerçevesinde değerlendirilmektedir. O halde, genişanlamda vicdani ret; pozitif hukukun öngördüğü bir zorunluluğa veya izin verdiği bir uygulamaya, inançlar ya da bir takım ahlaki, politik değerler nedeniyle karşı çıkmak şeklinde tanımlanabilir.

Ancak bu kavram Birinci Dünya Savaşı ile birlikte, hızlı ve geri alınamaz birbiçimde, silah tutmayı veya hangi koşul altında olursa olsun orduya katılmayı reddeden askerlerle anılır hale gelmiştir.

“Muhtemelen, vicdani retçi sayısı kadar vicdani ret tanımı” olsa da, herkonuda olduğu gibi bu konuda da genel bir tanım mevcuttur. İşte bu en bilinen tanımı ile askerlik hizmetine karşı vicdani ret, kişinin; dini, siyasi, ahlaki ve benzerinedenlerle askerlik hizmetini - silah tutmayı veya ordu içinde hizmet vermeyi,hizmet vermeye devam etmeyi - reddetmesidir.


Vicdani ret, “vicdan” kavramı merkeze alınarak açıklanabileceği gibi,“reddetmek” çerçevesinde de değerlendirilebilmektedir. Bu mesele ile ilgili olarak,çoğunlukla vicdan sorununa odaklanılmadığını, uluslararası savaş karşıtı hareket içinde reddin merkeze alındığını savunan Speck, Almanya’da kullanılan“Kriegsdienstverweigerung” (savaş hizmetinin reddi) terimini ya da İspanyol Ret Hareketi’nin seçtiği insumision (itaatsizlik) terimini bu iddiasına örnek olarakgöstermektedir.

Aslında, vicdani ret meselesinin özü, Speck’in de belirttiği gibi reddetmektir.Dolayısıyla Türkçe’de de, “askerlik hizmetinin reddi” ya da “askerlik hizmetine karşıitaatsizlik” şeklinde kavramlar kullanılarak; dini ret/dini nedenle itaatsizlik, politikret/politik nedenle itaatsizlik, vicdani ret/vicdani nedenle itaatsizlik şeklinde altayrımlara gidilebilir. Bu tür bir kullanımın, bugün, politik nedenler ile sadece belli savaşlara katılmayı reddeden kişiler - ki bu tür ret hem devletlerce, hem de toplumun geneli tarafından kabul görmemektedir - bakımından olumlu bir etki yaratması beklenebilir. Çünkü, bu kişilere karşı, var olan koşullar altında, ileri sürülebilen en etkili argüman, vicdani kanaatleri nedeniyle savaşmak istemeyen kişinin, belli savaşlara katılmak, haksız bulduğu savaşa katılmamak şeklinde bir ayrım yapmaması gerektiğidir.

Ancak böyle bir kavramlaştırmada da “vicdan”ın kapsam ve işlevinisınırlamak gibi bir tehlike sözkonusu olabilmektedir. Her ne kadar, Arendt vicdanı bireyin iç dünyası ile ilgili gördüğü için apolitik olarak nitelendirse de, kişininvicdani kanaatlerinin muhatapları arasında devletin de olabileceği ve vicdani kanaat - siyasi iktidar karşıtlığı düşünüldüğünde, vicdani reddin politik fikirleri de ihtiva edebileceğinden bahsetmek mümkündür.

Dolayısıyla, vicdani ret kavramını, “az ya da çok doğrudan hukuki bir hükümveya idari bir emir ile uyumsuzluk” şeklinde, “vicdanen reddetmek” olarak düşünüp“vicdan” kelimesi üzerine odaklanmak da mümkündür. “Kişiyi kendi davranışlarıhakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlaki değerleri üzerine dolaysızve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç”veya “insanın görgü vebilgileriyle kendini yargılama yetisi” olarak ifade edilebilecek ve çeşitli filozoflartarafından farklı şekillerde tanımlanan vicdan kavramı ile, “dini bir çerçeve içindebazen Tanrı’nın sesinin bir yansıması, hümanizm çağında insanlara nedensakınmaları gerektiğini bildiren insani bir meleke veya aklın sesi, bu ikisi arasındakalan dönemlerde de özel bir ahlak duygusu anlatılmak istenmiştir. Bununla birlikte,vicdan terimine ilişkin en iyi açıklama, onun, tüm güdülenmeler üzerinde mutlak bir otoritesi olduğunu söyleyen Joseph Butler’dan gelmiş, 18. yüzyılda akılcı ahlakgörüşleriyle ahlak duygusu öğretilerinin bir sentezini yapan filozof, vicdanı, yüreğinolaylara yönelmiş algısı olarak tanımlamıştır.”

Vicdan kavramının yukarıda verilen çeşitli tanımlarına bakıldığında da görüldüğü üzere, vicdan, kişinin kendi davranışları üzerindeki sorumluluğu ileilgilidir ve bir değer yargısı içermektedir. Bir kişi, vicdani kanaati doğrultusunda gerçekleştirdiği herhangi bir eyleminde, konu ile ilgili bilgisine, olayı kavrayış biçimine göre; kusursuz sayılabilecek bir doğruya, toplumsal kabul edilebilirliği olanbir doğruya ya da tamamen öznel bir doğruya uygun davranabilmektedir. Ancak mesele şudur ki, sayılan her bir doğruya ulaşma biçimi de esasen subjektif nitelik taşımasına rağmen, varılan sonuç toplumsal bir doğru ya da pozitif hukukun öngördüğü bir düzenleme ile çelişmediği takdirde kabul görmekte, aksi halde reddedilmektedir.Kişinin, vicdani sorumluluğu ile bu tür kabuller arasında yapacağıtercihte yalnız kalması, ciddi yaptırımlar ile karşılaşması veya yaşadığı süre boyunca kişisel bir ıstırap çekmesi sözkonusu olabilmektedir.


Savaş ya da askerlik konusu, bu anlatılanlar bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Major, vicdan ile ilgili yaptığı değerlendirmede, askerlik hizmetine ilişkin meselenin ayırt edici bir özelliği olduğunu belirtmektedir, çünkü ona göre askerlik hizmetinde, bir insan sadece vicdanının talimatlarına uygun hareket etmekten men edilmemekte, aynı zamanda talimatlarının ötesine geçecek icrai edimlerde de bulunmaktadır.Bu durumda kişi vicdanına iki kere karşı gelmektedir. Yine, bu konuda Vatikan, otoriteye “gözü kapalı itaat” i eleştirirken, uluslararası nitelikteki Nüremberg Yargılamalarında da, bir kişinin kendi vicdanının talimatları doğrultusunda hareket etmesi, gerekirse bu sorumluluk karşısında kendi hükümetinin emirlerine itaat etmemesi gerektiği savunulmuştur.Her ne kadar böyle bir durum,daha önce bahsedilen biçimde, kişinin çeşitli cezai yaptırımlarla karşılaşmasına ya datoplumdan dışlanmasına neden olabilmekte ise de, kişi kendisine, vicdanına karşısorumluluğu her türden sorumluluğun ötesinde görebilir ve buna uygun davranabilir.

(alıntı)
 
Üst