Umudumuz imf!bizde kriz yoktur elhamdüllillah!

#1


UMUDUMUZ İMF! BİZDE KRİZ YOKTUR ELHAMDÜLİLLAH!

Mehmet ÖZCAN
AKP’ti hükümeti ve Başbakan Tayyip Erdoğan dünyada ki, küresel ekonomik krizi Türkiye’yi etkiliyemeyceğini söylerken yüzü dahi kızarmıyor du. Pes doğrusu bu kadar pişkinliğe kendi söylediğine kendiside inanmıyor! Ama din sömürüsü ile topluma, kitlelere yalan söylemeye devam ediyor.
AKP’ti hükümeti başbakanı Tayyip Erdoğan”in Ekonomik Bakanları İMF bize 20 Milyar kredi verirse düzlüğe çıkacağını söylüyorlar.
Yıllardır Türkiye ekonomisi İMF kredileri ile nerelere geldiği ve içinden çıkılmaz bir borç batağında çırpındığını, alınan kredi faizlerini dahi ödeyemezken, İMF’ye ülkeyi teslim ederek, ülkeyi ipotek ederek peşkeş çekenler! Bugün dünya ekonomik kriziden İMF’ ile nasıl kurtaracaklar? İMF dünyanın super gücü olan ABD’yi kurtaramazken Türkiye’yi nasıl kurtaracak.
Türkiye’nin ABD emperyalizmine, İMF’ye ve Dünya bankasına ipotek içinde olduğunu dünya alem bildiği gibi, Kürd ve Türk emekçi sınıflarıda bilmektedir.
Her doğan çocuğun İMF’ye Dünya Bankasına ve ABD emperyalizme borçlu olarak doğarak, dünyaya geldiği gibi yaşadığı bir ömür boyuncada İMF’nin, Dünya bankasının faizlerini ödese ödese bitiremeyeceğini de bilsede insanlar zorunlu bir şekilde kredi faizlerine ortak ederek yaşamaya mahkum edilmektedir.
Militer devletin kuruluşunda da Osmanlı İmparatorluğu biterken, yıkılırken ekonomisi bitmişti.
Osmanlı İmparatorluğun da kapitalist üretim ilişkilerinin az gelişdiği ekonomisi olmayan bir ülkeydi. Mustafa Kemal ülkeyi askeri darbeyle kurarak, militer devleti inşa edip oluştururken, kara kara düşünüyordu.
Sözde Emperyalizme karşı sahte zafer kazandığını kendini inandıran ve bugün dahi Kemalistler öve öve bitiremedikleri sahte zaferleri bayram olarak halen kutlanmaktadır.
Sözde emperyalizme karşı olduğu söylenen Militer devletin Kemalist lideri, Mustafa Kemal; ’’1924’de İzmir iktisat kongresinde biz emperyalizmin açık işaline karşıyız ama sermaye ekonomik yatırımlarına karşı değiliz diyerek emperyalist ülkelere teminat vermiş oluyordu. Emperyalizme bağımlı olarak devlet kapitalizmi geliştirmeyi örnek almıştı.
2’inci dünya paylaşım öncesi 1929 dünya ekonomik krizi sonunda ikinci paylaşım savaşını getirerek Faşist Hitlerin, Sovyet sosyalizmine saldırarak. İkinci dünya paylaşım savaşının başlamasına ve dünyaya yayılmasına neden olmuştu.
Faşist Hitler Almanyasının, Sovyet sosyalizmin karşısında yenilmesiyle birlikte emperyalistler arasında dünya pazar paylaşım savaşı tamamlanmış oluyordu. Bu süreçte dünya ekonomik krizi böylece derin nefes almış oluyordu.

Çünkü savaş tüm dünyada ülkeleri yakmış, yıkmış büyük bir ekonomik açık ve ihtiyaç meydana getirmiş üretilen meta(mal) pazarınıda yaratmış oldu. Böylece Kapitalizm de derin bir nefes almış oldu.

ABD emperyalizmi ise, Sovyet sosyalizmin karşısında kapitalist sistemin sigortası ve güvencesi olmuş oluyordu.
İki kutuplu dünyanın süper lideri olarak dünya kapitalizmin güvenliğini sağlayacak koruyacak bunun içinde Sovyet sosyalizmine karşı kapitalizmi koruyacak geniş bir askeri güç gerekiyordu bu askeri gücün başında da ABD emperyalizmi olacaktı.
Gelişen plan sonun cu NATO Paktı kuruldu. NATO’nun kuruluşu ile beraber Sovyet sosyalizmi de Varşova paktını kurmuş oldu.
Dünyada ki tüm ülkeler saflarını renklerini belli etmek zorundaydı. Ya ordansın, veya karşısındansın bağımsız orta kalmayı her iki sistemde kabul etmiyordu.

Sonunda Türkiye militer devleti rotasını çizerek ilk iş olarak NATO’ya üye olurken ABD emperyalizminde ekonomik ve siyasi olarak bağımlılığını geliştirmiş oluyordu. Böylece karşılığında KORE’ye, ABD’nin emrinde Türk askeri göndererek binlerce askerin ölmesine neden olurken binlerceside yaranlanmasına sebep olmuştu. Hala kimiside kayıplar listesinde adları aranmaktadır.
O günkü, günden sonra da Türkiye, ABD emperyalizmine yarım asırdan bu yana ekonomik ve siyasi olarak bağımlılığını günümüze kadar halen Türk militer devleti olarak sürdürmeye devam etmektedir.
İMF ve Dünya Bankasına da Ekonomik kredi karşılığı olarak ülkenin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını peşkeş çektiği gibi ülkede ki, çalışanların tüm ücretlilerin üzerinde vergileri artırarak alınan kredi faizlerini emekçi sınıfların sırtına yüklemiştir.
Türkiye’nin çalışma düzenini, emekçi sınıfların nasıl çalışacaklarını, ne kadarının üretim fazlası ve işten çıkarmaları şart koşarak İMF öyle kredi vermekte. Böylece çalışma hayatınıTürk militer devletin Hükümetleri düzenlemiyor.

İMF kredisinin karşılığını garantiye almak için, işçiye, memura şu kadar ücret vereceksin gelir vergilerini artıracaksan sana kredi musluklarını açarım veya bize teminat olarak ne vereceksin? veya nereyi ipotek edceksin? diyerek pazarlıklar karşılığında kredi verilmektedir.

Bugüne kadar aldığı kredi faizlerini dahi ödeyemeyen bu faizlerin yükünü kredilerin yükünü emekçi sınıfların üstüne yıkarak ülkede emekçi sınıfların yaşam gücünü elinden almış oluyorlar. İşsizlik, açlık, yoksulluk dayanamaz bir duruma gelmiştir.

12 Eyül askeri faşist darbesinden sonra ekonomiyi geliştirmek adı altında İMF ve Dünya Bankası kredilerine bağlanarak ülke gelişmemiştir. Tam tersine ekonomik ve siyasi olarak ABD, AB emperyalizmine ve İMF’ye Dünya Bankasına bağlıdır.
Son dünya ekonomik krizi ile dünya ekonomisi allak bullak olurken, her gün dev dev fabrikalar ve işyerleri kapandığı bir dönemde İMF’ye bel bağlamak ekonomiyi kurtaracağına inanmak ne kadar mantıklıdır.
Başbakan her iki sözünden bir tanesi Türkiye Ekonomik krizden etkilenmeyecek diyerek Elhamdülillah biz önelemimizi aldık diyor. Ama İMF ile haftalardır pazarlığı sürerken 25 milyar dolar kredi vereceğini basın söylemeye devam ediyor.
Ekonomik kriz yok diyen Başbakan 45 bin işyerinin kapanışı konusunda bir şey söylemezken, Kayseri’de Tekstil iş koluna bağlı fabrika kapanırken, 1200 kişi işsiz kaldı. Yine Manisa’da Vestel fabrikası şimdilik 1000 işçiyi işten çıkarma kararı alarak işçi çıkarılmıştır. Yine Antep de Tekerlek oğlu İplik fabrikası kapanırken 1800 işçide işsiz kalmış oldu. Yine Aksaray’da Mercedes Kamyon fabrikası işyerini 5 hafta olarak kapattı.
İşyerleri hergün tek tek kapanırken emekçi sınıflar işsiz, açlığa mahkum olurken, nasıl oluyorda Başbakan yalan söylemeye halkı aldatmaya devam ederek bizim ülkemizde kriz yok diyebiliyor. Artık batmış bitmiş ekonominin kurtuluşu olamaz! kurtuluş sosyalist devrimde, kurtuluş sosyalizmde, kurtuluş işçi sınıfının iktidarındadır.
 
#2
Türkiye’nin IMF ile ilişkilere başlaması ile birlikte ilk stand-by anlaşmasının yapıldığı tarih ise 1 Ocak 1961 yılına denk geliyor. Bu ilk stand-by anlaşması bir yıl sürüyor ve 31 Aralık 1961’de sona eriyor. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin başlaması da IMF ile stand-by düzenlemelerinin başladığı döneme rastlıyor. 30 Mart 1962’de IMF ile yeni bir düzenlemeye giden Türkiye’nin bu anlaşması bir yıldan da az sürdü ve 31 Aralık 1962’de bitti.
15 Şubat 1963’te üçüncü stand-by’ına giden Türkiye’nin anlaşması yaklaşık dokuz ay sürdü. Dördüncü stand-by anlaşması 15 Şubat tarihinde başlarken, bu anlaşma da 31 Aralık 1964’de bitti.
Türkiye, 1961 yılından, 1970 yılına kadar her yıl, IMF ile bir stand-by gerçekleştirdi. Anlaşmalar genellikle bir yıl dolmadan sona erdi. 1970’ten, 1978’e kadar IMF’ye sekiz yıllık bir ara veren ve bu süre içinde stand-by anlaşması yapmayan Türkiye, 1978 yılından, 1980 yılına kadar, IMF ile yeniden birer yıllık stand-by anlaşmaları gerçekleştirdi.
Türkiye, 18 Haziran 1980 tarihinde ilk kez, IMF ile en uzun stand-by anlaşmasını gerçekleştirdi ve bu anlaşma 17 Haziran 1983’te sona erdi. 1983 yılında yeni bir stand-by düzenlemesine giden Türkiye’nin anlaşması süresi bir yıl sürdü.
Türkiye, 1984’ten 1994’e kadar IMF ile stand-by düzenlemesine gitmedi. 8 Temmuz 1994’te yapılan stand-by ise 26 Eylül 1995’te sona erdi. 1999’a kadar stand-by düzenlemesine gitmeyen Türkiye, 1999-2002 döneminde 17. stand-by düzenlemelerini gerçekleştirdi. En son 18. stand-by düzenlemesine 4 Şubat 2002’de başlayan Türkiye, 4 Şubat 2005’te bu anlaşmanın sona ereceği tarihten önce Ocak 2005’te 19. stand-by’ını yaptı...
Türkiye’nin, IMF ile 43 yıl içinde gerçekleştirdiği stand-by anlaşmaları genelde, bitmesi gereken zamandan önce başarılamadan sona erdi. Türkiye, 43 yıllık stand-by geçmişinde IMF’den toplam 47 milyar dolar kredi aldı.


20. stand by ise,bir önceki mesajda,yoldaşımızın belirttigi gibi yapıldı yapılacak.Ana borç bir yana bırakıldığında,IMF den alınan paraların faizi çok devasa boyutlara ulaşmış vaziyette.Önümüzdeki günlerde,krizin etkileri daha fazla kendini hissettirecektir ki bunu emperyalist Abd başkanı Obama da belirtiyor.Türkiye,bu krizin aşılması konusunda ve diger krizlerde olduğu gibi,işçi ve emekçi kesimine karşı büyük bir karşı duruş segileyecek,krizin faturası her daim olduğu gibi yine emekçinin omuzlarına yıkılacaktır.Şu ana kadar yapılan stand by anlaşmalarının ülke ekonomisine her hangi bir kazancı olmamış,sadece yapıldığı dönemde ‘günü kurtarma’ olarak kalmıştır.Umudu,kendi içimizdeki emekçi güçte aramazken,umudu umutsuzlukta arıyoruz her daim…


saygılarla....
 
#3
arkadaşlar, okuduğum bölüm itibari az çok bazı fikirlere sahip olabiliyorum ekonomik gündem hakkında. bu son yapılmak istenen anlaşmanın ekonomik krizden çok türkiye'nin kredibilitesinin düşmemesi isteğidir.

zira son yapılan açıklamalarda türkiye'nin kredi puanı negatif eğilim göstermiş ve sırf bu sebepten aylarca yapılmayan anlaşma sürat kazanmıştır.

kriz aldatmacası bir yana zaten durgunlukta olan piyasada bu durumdan yararlanmakta ve ihracat yapan firmalar dolar kurunun yükselmesini (ki kur yükselişi işlerine yamaktadır) bahane ederek fabrika kapatmakta yahut maliyet kısmanın ilk adımı olarak daima emek gücünü azaltmak olarak görmektedirler.

şu noktada sıkışmış olan firmaların büyük bölümünü bankalar oluşturmaktadır. bunun sebebi ülkemizde, abd kaynaklı morgage krizi değil, bu krizden zarar gören, türkiye bankalarına sendikasyon kredisi vermiş olan kreditörlerdir ve bu kredileri geri çağırmaları sonucu türkiye bankalarıdır.

tek söyleyebileceğim piyasa çakallarının fırsat kolladığıdır. yorumları sizlere bırakıyorum arkadaşlar, teşekkürler...
 
Üst