Türkiye Solu Oblomovcudur.

#1
Türkiye Solu; Sosyalist, Komünist, Bolşevik olduğunu söyler ve bunun üzerinde mücadele yürütür. Yine de ne sosyalist olabilir, ne de komünist ne de Bolşevik.
Yine de pankartlarından, isimlerinden bellidir
Oblomovculuğu Türk İşçi sınıfına benzeyerek yaşamaktadır.
Türk İşçi sınıfının dilinden, geleneğinden, Resmi Tarihinden, Resmi ideolojisinden, ahlakından, inançlarından, ilişkilerinden, sohbetlerinden kurtulmamıştır.
Türkiye Solu, Türk İşçi Sınıfına benzemiş ve oblomovcu olmuştur.
Türkiye Solu olarak, materyalist ve tarihsel materyalist anlayıştan uzaklaşmış. Marksizmin “ilerlemeci” anlayışıyla Türk İşçi sınıfını tanımlamaya çalışmış, bunda başarılı olamayınca “kendi içlerine” kapanmış ve konjoktürel süreçlerde hareketlilik sağlamış yine bu hareketlilik oblomovculuk anlayışa nedeniyle sönümlemiştir.
Türkiye Solu, Devrimci harekete yön verecek bir sorumluluğu kalmamıştır. Bunun yerine gündelik İşçi hareketlerine, Dünya gündemindeki gelişmeler üzerinden rantçı bir analizle hareket edilmektedir.
Nereden iki işçi, nereden bir devrimci militan kazanırım hesaplarına girmiştir. Sürekli bir yerleri “fethetme” anlayışla hareket etmiştir. Sendika bürokratlarının yerine geçmeyi, Meclis’e milletvekili göndermeyi düşünmüştür. Bu düşünceler zamanla Türkiye Solu’nu sistem tamircisi, istese de istemese de ulusalcı, Avrupa Birlikçi, barışçı, işçi sınıfına zamanla uzaklaşan zamanla yakınlaşan fakat siyasi bir bağ kurmayan konumda bırakmıştır.
Türkiye Solu, kendini bulmuştur. Türkiye Solu Oblomovcudur.
Devrimci, Komünist olmaya çalışmışlar her adımlarında her eylemlerinde komünist gelenekten uzaklaşmışlar. Kendilerini Komünist olarak görmeleri Oblomovcu olmalarıyla alakalıdır.
Programlarında, tüzüklerinde, gündelik yaşamlarında eleştirel ve özeleştirel bir kültür oluşturmamış. Akraba ilişkileriyle, yöre ve mekân ilişkileriyle siyasi bir mücadele vermeyi onlarca yıl sürdürmektedirler.
Türkiye Solundan Komünist hareket olma özelliğini beklemek beyhudedir. 1 Mayıslarda “fethetmek” istedikleri sendikaların bürokratlarıyla aynı alanla yürüyüp, kendilerini dövdürmeye devam etmektedirler.
Türk İşçi Sınıfı Da Oblomovcudur.
Oblomovculuk; herkesi etkileme yeteneğine sahip, uyuşukluk ve itaat etmekten oluşmaktadır.
Türk işçi sınıfı, hareketli bir sınıftır. Bu hareketliliğinin karakteristiği oblomovcudur.
Ani atılgan grevler, yürüyüşler, eylemler düzenlemekte. Bunların ikinci adımında iki geri adım atarak, uyuşukluk ve itaat etmeye dönüşmektedir.
Türk işçileri kendi aralarında birbirlerini insan yerine koymayan ender işçi sınıflarından biridir.
Türk işçileri birbirlerine karşı acımasız, anti-kolektif davranmaktadırlar. Bir işçi iş kazasında yaralandığında, acil kana ihtiyacı olduğunda yol parası olmadığını bahane ederek kan vermeye gitmezler.
Türk İşçileri Devletin Linç Kültüründe “Birleşirler”
Türk işçileri, kendilerine “Türk” olarak tanımlayanlar veya “Türk ırkından” geldiğini söyleyenlerin birlikte hareket ettikleri alanlardan biridir.
“Türk ırkı” yoktur. Irk kavramı günümüzden 300 yıl önce ve bugüne kadar devam eden süreçte hayatımıza girmiştir. Bu kavramın içeriğini dolduranlar kapitalistlerin “ulus” devlet projeleridir.
Irk, antropolojik olmadığı gibi, sosyolojik bir olgu da değildir.
Çakma bilimsel teoriler yaratılarak, “Türk ırkı” olduğunu yaygınlaştıranlar Türk Resmi Tarih yazıcılarıdır.
“Türk ırkı” olmadığının bilimsel kanıtlarından biri, Kazak devlet başkanı Nursultan Nazarbayev’in Süleyman Demirel’e “Biz sizi çekik gözlü ve buğday tenli olarak gönderdik, siz mavi gözlü ve beyaz tenli olarak geri geldiniz” demesidir.
Türk İşçi sınıfı sokaklarda Devletin “sesini” duymasıyla Kürtleri, Göçmenleri, Romanları, Alevileri, Hristiyanları, Turistleri, futbolcuları, sanatçıları linç ederler, dövlerler, hakaret ederler ve öldürürler.
Türk işçi sınıfı linçte “birleşir” linçin dışında birbirlerine de döver, öldürürler.
Sokakta bir kadın dövüldüğünde veya bir trafik kazası olduğunda izlerler yani Oblomovculuk yaparlar.
Dövülen kadının dayak yemesini engellemezler. Trafik kazasında ilk yardım uygulamazlar.
Kendilerini TV yarışma programlarında rezil ederek, izleyicilerin kendileri ile dalga geçmesine olanak tanırlar.
Okudukları kitaplar; büyü, macera, fetihçi, dedektif konularına yer veren kitapları okurlar.
Sokaklarda çocuklarını ve başkalarının çocuklarını döverler.
Sevgileri yapay çiçekler gibidir. Sevgi, aşkları sanal ortamlarda yürütülür. Gerçek konuma gelince kavga ederler, ayrılmaya çalıştıklarında kadınlar ve erkekler biri diğerini döver, öldürür.
Türk işçi sınıfı ekonomik gelirleri yükseldiğinde aşırı tüketime doğru yönelirler. Arabalar alırlar, imkânlarını geliştirdikçe ikinci evlerini satın alırlar. İşbitiricilikle paraları ve villaları olur.
Ekonomik gelirleri azaldığında dilencilik yaparlar. Linç ettikleri insanların yanında selpak, cep telefonu satarlar.
Bu ikiyüzlü yaşamları ve yalancı yaşamları gündelik hayatlarının her alanında vardır.
Bunun nedenleri kendilerinin eleştirel, özeleştirel bir kültür oluşturmadıklarıdır. Gelenekler, Resmi Tarih ve Avrupa Birliğinin kapitalist kültürleri arasında dolanıp durmalarındandır.
Türk işçi sınıfının yaşamı sadedir; ne bir heyecan vardır ne bir umut.
Çocuklarına en çok verdikleri isimlerden biri de Umut’tur.
Türk İşçisi Nasıl Dünya İşçisi Olur?
Türk işçisi kendini bir eve, bir dükkâna, bir okula, bir hastaneye, bir askere “kapatmadan” yaşamaya başladığında Dünya işçisi olabilir.
Dünya işçisi olabilmesi için Kürtlerin, Göçmenlerin, Alevilerin, Romanların ve diğer insanların sokakta dövülmesini engelleyerek olur.
Atatürk posterlerini duvarlarına yapıştırmadığında olur.
Resmi Tarihin törenlerine katılmayarak ve o günleri kutlamayarak olur.

Aykut Şahin

Yeryüzündeki Tembel Karıncalar: Türkiye Solu Oblomovcudur.
 
Üst