savaşın siyaseti daha doğrusu siyasetin savaşı

#1
her savaşın bir "siyaseti" vardır..
her savaş bir siyasetin sonucu olarak ortaya çıkar ve o siyasetin kuralları içinde savaşın kuralları belirlenir.. hatta savaşın sonucunu da siyasetin vardığı sonuçlar belirler..

bunları niçin belirtiyorum.. çünkü., ortada bir savaş var ama bu savaşın siyaseti ile ilgili tespitler açık değil.. aslında savaşan taraflar nezdinde çok açık ve net ama savaşın "bi-tarafı" konumunda dolaşanlar için net değil ve zaten bu yüzden "bi-taraf" konumdalar..
bakur'da bir savaş yaşanıyor.. hadi 30 yıldır yaşanan savaşı görmemeyi başardınız.. biz sınıf savaşını biliriz!! bu savaş kürtlerin "sorunu" etnik savaş dediniz.. dediniz ama 30 yıldır bir sınıf savaşı da yaratamadınız.. gezi sürecine sınıf savaşı diyemediniz ama savaşmış-gibi hikayeler yazmayı da başardınız..

gezi sürecindeki sokak direnişleri ve taksimde 3 gün o da devlet izni ile konuşlanmaya battal gazi hikayeleri yazanlar., cizre-silopi-sur içindeki direnişlere elli çamur atmakla meşkul..
bu üç maymun halleri yeni değil ve nedensiz de değil..
rojava devrimi ve kobane direnişinden beri üç maymun oynanmaktaydı.. devlet saldırdı., bakur direndi.. bütün hesaplar bakura uymadı..
yani.. savaşın siyaseti., savaşı yaratan siyaset ile paralel gitmedi..

öncelikle savaşı yaratan siyaseti netleştirmek gerekir.. evet.. bu savaş işçi sınıfının savaşı değil., bir etnisitenin savaşı olarak ortaya çıktı.. demek ki savaşı yaratan siyasetin içeriğinde etnik bir sorun var.. çok şükür.. savaşan etnisiteyi kürtler diye görebilme becerisine sahibiz.. zaten görmemeye çalışsak da kürt halkı direnişleri ile gözümüze sokmayı becerdi., inkar etmenin yolları kalmadı.. hoş devlet de inkar edemiyor.. kürt yok derken var ama teröristler ayrı diyor..

peki bu kürtler durup dururken., kürsü üstünde oturup., çaylarını içip., kürtçe muhabbet ederken mi? savaşa başladılar.. emperyalistler geldi.. keyifler hoşe ama böyle olmaz.. bir siyaset yaratalım bunu bir etnik savaş ile işletelim dediler., kürtler he valla değişiklik olur mu? dediler..
yoksa., t.c. ., kürt yok.. hatta ermeni-rum ve yahudiden başkası yok., t.c. içinde müslüman olan "ne mutlu" olacaksa türk olacak., ya da terk edip mutsuz olacak mı? dedi.. de bu bu "sorun" başladı.. yani.. siyaset ne ise savaşı başlatan da o değilmidir?..

önce bu gerçeklik görülecek de demiyorum.. görmemenin nedenleri açıklanacak ve netleştirilecek ki., savaşı yaratan bu siyasete ya karşı durulacak yada bu siyasetin yanında olunacak.. artık kıvırtacak yer kalmadı..

bakıyorum.. ortalık timsahlarla ve timsah gözyaşları ile dolu.. KÜRTLERE YAPILANLARI DOĞRU BULMUYORUM.. AMA..
işte bu AMA'lar kelimenin bir başka anlamı olan körlük ile ilgili değil.. aksine devletin siyasetinin yanında ., yöresinde yada kontra işlerinde dolaşmakla ilgilidir..
hal bunlardan biri ise., haliyle savaşın siyaseti içinde AMA'larla iştigal edersin..

öncelikle bu siyaseti göreceksin ve sonra yaşanan bu savaş içinde kendi çizginle taraf olacaksın.. işte bu taraf duruşun senin ne olduğunu belli edecek.. siyasetini belli edecek..
sürecin geldiği aşama bu "AMA"lı duruşları kaldırmıyor.. herşeyden önce insani vicdan ve ahlak kaldırmıyor..
bu yüzden timsahlar diyorum.. ve bunları tek tek tarif edeceğim..
 
#2
Siz kimden yanasınız

150 yıldır şark meselesi diyerek doğuyu, bu vatan topraklarını istila etmeye kalkanlara karşı, bugün artık şark meselesi bitmiştir. Nasıl yüzyıl önce doğu ve güneydoğuyu bizden koparmaya çalışan istilacılar ve onların iş birlikçisi çeteler başarısız olmuşsa bugün de yurt dışından birtakım planlarla bu ülkeyi bölmek isteyenler ve onlarla iş birliği yapan çeteler mutlaka başarısız olacaktır.

bu sözler kime ait önemli değil.. bulmak da zor değil.. ama bu mantık kimlerde mevcut.. işte bu bazen gizli olanın açığa çıkartılması görevini omuzlarımıza yüklüyor..

Nasıl yüzyıl önce doğu ve güneydoğuyu bizden koparmaya çalışan istilacılar ve onların iş birlikçisi çeteler başarısız olmuşsa
yüzyıl..!!! ortalama 1915-6 yıllarına denk düşüyor.. yani ermeni tehcirine(katliamına).. ikinci cümlede., bugün de yurt dışından birtakım planlarla bu ülkeyi bölmek isteyenler ve onlarla iş birliği yapan çeteler mutlaka başarısız olacaktır. kürt isyanına..
türk!! iye solu bunlarla doğdu ve büyüdü.. ve hala bunların üzerinden yürüyor..
Cumhuriyet Halk Partisi'ne samimiyetle oy vermiş vatandaşlarımıza da bir çağrıda bulunuyorum; kendi partinize, genel başkanınıza sorunuz, saflarını belirlesinler. Ya Türkiye Cumhuriyeti safında olacaklar ya da PKK ve PYD'nin safında, ikisi aynı anda olmaz. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na bu anlamda açık ve net bir tutum alma çağrısında bulunuyorum.
Bugünkü iş birlikçiler, terör örgütünün uzantısı bir siyasi partinin eş başkanı soluğu Moskova'da aldı. Bir vatanın birliğini, bir milletin onurunu savunanlarla bu ülkeyi bölmek isteyenlerle iş birliği yapanlar yine ortaya çıkıyor.
benzer sözleri türk!!iye solu içinde söyleyen çok.. yada açık söylemeyip., aynı mantıkla pkk karşısında yer alan çok.. "ya işçi sınıfının yanındasın ya milliyetçi hareketin" "pkk türkiye solunu bitiriyor".. vs. vs.
tüm bunlar t.c.nin klasik politik dili ve formatı.. acı olan bu formata türkiye solu adına dahil olanların hala türkiye solu sayılmasıdır..
t.c. bakur'da bu kadar rahat vahşet uyguluyorsa sorumlusu bu duruşlardır.. türkiye halklarının vicdanı-ahlakı ve yüreği olması gerekenlerin gerekli insan duruşunu becerememelerinden dolayı t.c. bu kadar pervasızdır.. kimse emperyalist güçler destekliyor., pkk yüzünden halkımız!! faşistleşti(faşist de diyemiyor şövenist diyorlar) demesin.. asıl sorumlular öncelikle sosyal faşist sol ve nasyonalist soldur.. ikinci sorumlular da bunlara karşı gerekli tavrı alamayan enternasyonalist soldur.. bir suçlu aranacaksa bu konuda en masum kürtlerdir.. tüm hatalarına rağmen masumdurlar.. çünkü faşizmin cehenneminde yaşayan onlardır bizler değil..
savaşın siyaseti., t.c. eliyle özellikle devşirme-dönmeler ve çürütülmüş sol ve demokrat vicdanlar üzerinden işletiliyor.. siyasetin savaşının bu kara propaganda yanının baş görevlileri de nasyonalist soldur..
Almanya’nın Münih şehrindeki 52. Güvenlik Konferansı öncesi açıklamalarda bulunan Dimitri Medvedev “Suudi Arabistan Suriye’ye karadan girdiği takdirde bölgedeki başka ülkeler de otomatik olarak ihtilafa iştirak edecektir. Bu yüzden hem ABD, hem de Suudi Arabistan onlarca yıl devam edecek ve hatta tüm dünyayı içine çekecek yeni cihan harbi çıkmasını istiyor mu? Bilindiği üzere özellikle Arap dünyasında böyle bir savaş bir kere patlak verdiğinde herkes herkese karşı savaşmaya başlar” diye konuştu. Medvedev, “Suriye’de patlak verebilecek savaş kimsenin çıkarına olamayacağına göre ABD ve Rusya’nın ve hatta belirli çekincelerle Türkiye’nin de uyguladığı sert adımlarla taraflar görüşme masasına çekilmeli. Üçüncü Dünya Savaşı başlamasının kimse tarafından istenmediği düşünüyorum” dedi.
böyle buyurmuş emperyalizmin bir yüzü.. diğer yüzleri de farklı değil.. bölge halklarını savaş-kaos yıkım ve zulüm ile kendi çözümlerine çekmeye çalışıyorlar..
bu sözleri eden rus faşizminin sözcüsü medvedev
“Kimseyi kara operasyonuyla korkutmaya gerek yok” ifadelerini kullandı. bu işlerin hikaye olduğunu bu sözlerle açık ediyor..
davutoğlunun sorduğu soruyu ben de soruyorum..
GELİNEN AŞAMADA SAVAŞIN SİYASETİ VE SİYASETİN SAVAŞI ZEMİNLERİNDE.. SİZ KİMDEN YANASINIZ!! YA DEVLETTEN YA DA MAZLUMDAN YANA OLABİLİRSİNİZ.. İKİSİNİN ORTASI YOK..


 
#3
savaşın siyaseti bölgede siyasetin savaşını değiştirmeye başladı.. avrupanın klasik güç odaklarından almanya ve fransa başından beri kaos/savaş konsepti dahilindeydi..
fransanın bu pozisyonu doğaldır.. fransız devleti üzerinde mali oligarşinin ciddi etkinliği vardır ve tarihseldir.. ama alman devleti bu noktada farklıydı.. görülen o ki., alman devletinde şu aşamada mali oliğarşi konsepti etkin görülüyor.. merkel eskiden beri böyledir.. lutherci bir papazın ızıdır.. yani sosyal-kültürel köken olarak evangelistlerle aynı zeminden beslenir.. abd içinde evangelistlerin mali oligarşinin toplumsal zeminde önemli bir ayakları olduğu bilinir.. almanyada da bu misyonı lütherciler işletir..

küresel kaos/savaş konseptinin yürütücüsünün mali oligarşi olduğu bilinir ve kaos konseptinin küresel hegomanya sürecinde mali oligarşinin önünü açtığı da bilinir.. çünkü savaş demek finans demektir..

bu anlamda..
Stuttgarter Zeitung’a konuşan Merkel, “Mevcut durumda, savaşan hiçbir tarafın hava saldırısı düzenleyemeyeceği, uçuşa yasak bölgeli bir alanın olması faydalı olurdu” dedi. AK Parti hükümetinin ve Suriye’deki muhalif grupların desteklediği ‘uçuşa yasak bölge’nin Suriye’nin kuzeyinde kurulması öneriliyor.
Türkiye’nin önerdiği “uçuşa yasak bölge” konusuna daha önce Fransa da destek vermiş ancak ABD buna sıcak bakmamıştı.
http://www.imctv.com.tr/merkel-suriyede-ucusa-yasak-bolgeyi-destekliyorum/

burada abd'nin sıcak bakmama nedeni başka.. bu konudaki zorlamaya rusyanın uymayacağını ve bunun sonunda denetlenemez bir savaşın çıkabileceği yada politik stratejilerde çökmelerin yaşanacağı ortada.. abd iyi biliyor.. bölgede rusya ile abd karşı karşıya gelecektir.. almanya-fransa değil.. yine şu aşamada abd devlet erkinde mali oligarşi konsepti yürütücüsü sayılan ne-conlar(evangelistler) yeterince etkin değiller..

demem o ki., mali oligarşi elindeki son kozları futursuzca kullanıyor.. yani kaos/savaş konseptini zorluyor.. küresel güçler içinde buna direnmeler devam ediyor ama nihayetinde enrji ve finans kaynakları mali oligarşinin denetiminde.. rusya enerji kaynakları üzerinden bu çatışmada denge sağlayabiliyor.. yine de rusyada mali oligarşi yandaşları etkisiz değildir.. gürcistan-osetya-çeçenistan ve ermeni-azerbaycan ve ukrayna-kırım zeminlerinde operasyonel gücü var..

küresel sürecin siyasetini ve siyaset savaşlarını doğru çözümleyemeyen., dar bakan kaybeder.. heleki., siyasetin savaşı içinde bir de savaşın siyaset yaşanıyorsa..

özgürlük hareketi çizgisindeki hareketler bu güne kadar bu noktada çok dikkatli idiler.. gerek kalıcı ve uzun vadeye dönük politik-sistemsel ittifaklar ve biçimleri noktasında., gerek ise dönemsel ittifaklar ve çatışma zeminleri noktasında ve en önemlisi küresel güçler içi çatışmalarda pozisyon alma noktasında çizgisel ilerlemelerini örselemeyecek., ilkesel hatalar yaratmayacak bir duruş ve pratik sergiliyorlar..

bu yüzden bazı kesimlerce doğru anlaşılmıyorlar.. bazı kesimler bu anlamda kullanılacak malzeme bulmuş oluyor.. yine de özgürlük hareketi doğru çizgiden sapmadan ilerliyor.. dikkat edilirse., ne olursa olsun kazanan bu mücadele ve çizgisi oluyor.. evet.. çok bedel ödeniyor ama özellikle toplumsal dinamiği bu mücadelenin asli öznesi ve sahibi olduğunun farkında.. asıl bu önemli bir kazanımdır..
toplumsal dinamik., üstünde bir güce değil., kendine güveniyor., kendi işini yaptığının bilincinde.. üsteki güç onun rehberi ve aracı..

egemenler nezdinde., savaşın siyaseti kaos oluyorsa., senin savaşının siyaseti de barış olacaktır.. siyasetinin savaşı da barış için olacaktır..
kaos/savaş yükseldikçe mali oligarşinin kürese egemenlik yapılaşmasıda ilerler ama aynı zamanda ortaya çıkan toplumsal kaos bu egemenliğe karşı direnişlerin de birikimi demektir.. mevzu bu birikimleri doğru yerde., doğru biçimde mevzilendirmek ve doğru yerde doğru zamanda pratiğe sokmaktır.. işte burada bedel hesabı yapılmaz..
"özgürlük ölümle gelecekse hoş geldi" diyenler., bizim onurumuz olduğu kadar., beceremediklerimizin de ispatıdır.. onurumuza sahip çıkmanın yolu beceremediğimiz zeminleri düzeltmek ve becerebilir hale getirmekten geçer..

türkiye solu içinden gelen ve özgürlük mücadelesi anlamında alan olarak türkiye solu sayılan bizlerin kürt devrimci yoldaşlarımızla birlikte olmaktan başka en önemli görevimiz., içimizdeki nasyonalist virüsleri etkisiz kılmaktır..
önce avlunu temizleyeceksin ki., topluma yönelebilesin.. işçi sınıfı., işsizler sınıfı., kadınlar., gençler içimizdeki bu nasyonalist virüs varken bize değil aslına yönelir.. yani asıl devletlü olanlara.. bizde oturur halkımız neden kelek çıktı deriz.. oysa asıl kelek içimizde..
devlet.. toplumu zehirleyemez.. toplumun vicdanı olması gerekenler çürük ise zehirleyebilir.. olan ve yaşanan da budur..
 
#4
kurd gibi durup kuzu takliti yapanlar çakallardır..

17 Şubat 2016'da 28 yurttaşımızın ölümüne, 61 yurttaşımızın yaralanmasına yol açan İkinci Ankara katliamı, ülkede, bölgede ve dünyada büyük öfke uyandırdı. Bu insanlık suçuna tepki yağdı.
...
PKK'nin katliamı pervasızca sahiplenmesi, ABD ve Avrupa'nın PKK/PYD ilişkisini inatla bilmezden gelmesi, PYD'ye açık desteğini sürdürmesi, PKK ve PYD'nin ABD ve AB'yle işbirliğini yoğunlaştırması, PYD'nin Suriye'de ABD'ye iki üs vermesi, ABD ve AB'nin AKP'yi PKK'yle müzakereye zorlaması aynı emperyalist politika paketinin parçalarıdır. Türkiye, AKP hükümetinin yeni-Osmanlı hayalleriyle komşularının evini yakarken kendi evini de tutuşturan akılsız kundakçı durumuna düşmüş, bütün Ortadoğu'ya dayatılan yeni sömürgeci bölgeler, kantonlar ve cepler politikasının hedeflerinden biri olmuştur.
bu sözler.. aydınlık/perinçek merkezinden yada akp merkezinden çıkma değil.. kendine tkp-1920 diyen sosyal faşistlerden çıkma..
üzerinde yorum yapma gereği bile duymuyorum.. ama eksik ifadelerini yani dervişin zikrinde saklı fikrini ben ekleyeyim..
ABD ve Avrupa'nın PKK/PYD ilişkisini inatla bilmezden gelmesi, PYD'ye açık desteğini sürdürmesi, haklı olarak akp'nin ypg alanlarını bombalamasını., bakur'da bölücü teröristlere tankla saldırıp katliam yapmasını zorunlu kılmaktadır.. akp'nin bu anti emperyalist mücadelesinin yanındayız.. bu eksik ifadeleri ben tamamlayıverdim.. madem uluyorsunuz bari aslı gibi(akp-perinçek) uluyun çakal olmayın..
 
#5
İkinci Ankara katliamı Kürt sosyal-demokrasisinin kıratının bunlardan da düşük olduğunu kanıtladı. Bir kere bu bir kör terör eylemidir ve alçakçadır, gayrimeşrudur. “Bizimkiler yapmış olabilir.” Hakikaten yapmışlar da!
Şu anda Kürt “hareketi” örgütünü kontrol edemiyor oluşuyla övünen, bundan güç gösterisi türeten bir PKK, Türk devletiyle ve AKP’yle bir sorunu, düşmanlığı olmadığını ilan eden bir PYD, komisyonla hendek arasında gidip gelen, imzasını aldığı insanları ortada bırakan bir HDP, neden Erdoğan’la görüşmek istediğini ve neden yemin etmediğini kimsenin anlamadığı Zana gibi Barzani dengecileri, Erdoğan’ı ve Fidan’ı kurtarmış, İngiliz ve İsrail gizli servislerince muhatap alınmış olmayı iktidarının kanıtı olarak sunan bir Öcalan ve tüketilmiş bir kitle örgütleri mezarlığı gibi unsurların toplamıdır.
sosyal faşist cephe süreç ilerledikçe açık tavır almaya başladı.. perinçek boşuna milli cephe demiyor.. bu yazı aydemir güler faşistine ait..

sadece bunlar mı?.. oportünizmin allahı çakallığın piri olan birgün gazetesi daha sinsi Artvin direnişini anlatırken., bakur direnişlerini es geçiyor ve gezi ile bağlantılıyor ama cümlelere bakın..
Artvin kentimiz bir haftadır ayakta! Halk canını dişine takmış, her türlü zorbalığa göğüs gererek, yaşam alanlarını devlete karşı korumaya çalışıyor!
Artvin neden ayakta.. yaşam alanlarını devlete karşı korumaya çalışıyor! ya bakur halkı ne? yapıyor.. bölücülük mü?..
Çevre illerden binlerce polis ve jandarma getirilmiş. Kafkasör Yaylası kuşatma altında. İnsanlar, ağaç kesimini önlemek için otomobilleriyle yolu kapatınca devreye çekiciler giriyor. Kadınlar, çocuklar güvenlik güçlerince coplanıyor. Savunmasız halkın üzerine bibergazı ve plastik mermi sıkılıyor. Gezi Direnişi’nde tanık olduğunuz sahneler, bu kez Cerattepe yolunda yaşanıyor
yazıyı yazan atilla aşut.. Gezi Direnişi’nde tanık olduğunuz sahneler, bu kez Cerattepe yolunda yaşanıyor… derken., daha ağır sahnelerin yaşandığı Silopi-cizire-sur sözleri içinde yok.. sanki böyle bir yer ve direniş yok.. ama neler var.. Olayların başından beri direnişçilerin yanında olan CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, chp övgüsü var..

birgün gazetesinin devşirme yazarı enver Aysever hamasettte tavan yapmış..
Devletin tüm olanaklarıyla, topla, tüfekle, zalimin tüm araçlarıyla televizyonla, gazeteyle saldırırsın; ama bir an gelir, o bilge toprağın çarıklı insanı içten gelen dürtüyle, sezgiyle ayağa kalkar. İşte o an hepsi Metin Lokumcu olur. Birini öldürürsün bin gelir! “Biz halkız çoğalırız ölümlerde” derken
sadece bu bölümü okuyan sanır ki., Silopi-cizire-sur'dan bahsediyor.. oysa onun için öyle bir yer yok.. bahsettiği Artvin.. daha ortada ne tank var ne de top atışları..

bu itin asıl cümlesi altta..
Ankara’da bombayı patlatanlarla, ağaçlara cellatlık edenler aynı yandadır.
ankaradaki bomba derken., bahsettiği kürt halkının acılarının öfkesi.. diğeri ise akp.. aynı yanda diyor.. ve tamamlıyor..
Barış için yüreği çarpanlarla, aydınlık kavgasına girenler aynı tarafta. ilk cümleye bakarsak., taraflardan birileri kendisi gibi sosyal faşistler oluyor., diğerleri de ankaradaki bombanın masum askerleri.. ordu-millet el ele dese daha mertçe olurdu..

ve bu işlerin baş piri melih Pekdemir.. tetikçilerin dışında işi hamasete boğmuş..
Mitinge katılmak için Artvin’e girmek isteyen otobüstekilere polisler demişler ki, “Sizi almayız!” Neden? “Çünkü” demişler, “bu eylemlerin arkasında Devrimci Yol örgütü var!”
hadi ya.. bu örgütün kurucuları 1982 de mahkeme önünde yani resmen böyle bir örgüt yok dedi.. zaten sonrada ortaya çıkmadı.. ama polis devrimci yol örgütü var sanıyor-muş!! doğru ya!! Artvin direniş komiteleri iş başında olsa gerek..
Elbette Devrimci Yol diye bir örgüt artık yok ama devrimci yolculuk, yani oligarşiye karşı devrimci yolda siyaset yapma tarzı haziranlaşarak, gökkuşağı misali hazirancılık tarzının renklerinden birisi olarak yaşatılıyor.
örgüt yok ama ruhu yaşıyor.. nerede.. ödp de chp ye oy topluyor.. utanmadan haziran diyor.. haziran barikat savaşlarıdır.. 70 li yılların devrimci yol ruhu ile ilişkilidir ama şimdilerin ödp ruhu ile ilgisi yoktur.. olsa olsa ölmüş eşeğin ruhu olabilir oligarşiyi de o kadar titretebilir..

hepsinde ağız birliği var..
ankara eylemini akp hükümeti kendi konsepti yararına kullanmak amaçlı öterken., bu sosyal faşistler de orduya yalakalık ve anti kürt duruşla "cumhuriyet çocuğu" cephesi için kullanmaya kalkıyor..
 
#6
savaş ve politika birbirinden özerk., ama bağımsız iki kavram değildir.. yine politikanın şiddet/ yada barışcıl/demokratik olarak işletilmesi olayında şiddet ve demokratik kavramları tartışmalıdır..
bir insanın yaşamına son vermek., şiddetin en son ve net halidir ama bir insanın yaşam faliyetlerini kısıtlamakda şiddetin ilk başlangıç hallerinden biridir.. basit bir ceza kanunu maddesinin içinde nasıl bir şiddet taşıdığı yaşanmadan bilinemez.. yada yaşamda yaratılan ortamdan dolayı devleti görmeden de devletin yarattığı şiddeti toplumun bir kesimi., devletci kesimi yaşatır..

en basit örneği.. yasal bir partin var ve yasal binası var.. bu bina ve yasal faliyetlerin devletin güvencesi altında olmalı.. öyle ya ne yasadışı bir yapılaşman ne de şiddeti içeren bir mücadele anlayışı var.. ama binalarına saldırı yapılıyor ve devlet seyrediyor.. bazı yerlerde seyretmekle kalmıyor bina tabelanı yasal güçler indirip yerine bayrak asıyor.. sana aynen düşman muamelesi yaparak vatan toprağını işgalciden kurtarıyor..
sen bu koşullarda kendini savunursan., demokrasi çizgisi yerine şiddet çizgisi işletmiş mi? olursun.. yada senin varlığını önemseyen güçler bu anlamda devlete ve devletin "halkı/vatandaşı" ve canlı-cansız araçlarına şiddet uygularsa bunuj adı şiddet olsa da intikam mı? olur.. bu şiddeti işletenler intikam dese bile intikam mı? olur..

olur diyenler de olabilir.. bu bir yaşamda duruş şeklidir ama bu duruş da tartışılır..

savaşın siyaseti daha doğrusu siyasetin savaşı demiştim..
egemenlerin siyasetinin savaş biçimi çok çeşitlidir.. içindeki şiddet de çeşitlidir.. savunma siyasetinin savaş biçimi de çok çeşitlidir.. içindeki şiddet de çeşitlidir..
öenmli olan bu çeşitliliklere bakış ve müdahale zihniyetindeki ahlak-vicdan niteliği ve oranıdır..

örneğin.. (hdp) bina tabelanı yasal güçler indirip yerine bayrak asıyor.. sana aynen düşman muamelesi yaparak vatan toprağını işgalciden kurtarıyor.. örneğini verdim.. bu durum., egemenlerin siyasetinin bir savaş biçimi ve aynı zamanda savaşının bir şiddet biçimidir..
hdp.; düşmandır.. vatanımızı düşmanlara peşkeş çeken bir güçtür ve bulunduğu her yer emperyalist işgalcilerin üs'sü sayılır.. binayı basıp., bayrağı asarak o alanı tekrar kurtarmış oluruz.. bağlılıklarını da döve döve atatürk büstünü öptürerek ispatlamasını bekleriz..
bu zihniyet burada çok açık olduğu için.. evet.. buna itiraz eden mi? var diyenlere şunu anlatmaya çalışıyorum..

kamışlı'da de suriye ARAP cumhuriyetini bayrağı dikili.. ama kamışlıda kürtler yaşıyor.. bir kısmı suriye vatandaşı bir kısmı değil.. diyorlar ki.. bunlar öz akrabamız.. vatandaşlık haklarını ver.. devlet hayır diyor.. yasaları ben yaptım olmaz diyor.. kamışlı kürtleri inat ediyor., ortada ne silah var., ne de silahlı mücadele kamışlıda devlet bir katliam düzenliyor.. gerekçesi ise "yasal".. burada benim bayrağım asılı benim borum öter diyor.. neyse.. itirazlar örgütleniyor ve koşullar oluşunca o boruyu/bayrağı gereken yere sokuyorlar..
ne diyordunuz.. suriye halkı emperyalizme direniyor.. halkı!!! içinde kürt var mı? var tabi hepsini kasdettik.. iyi de sana soran yok.. suriye devletinin adı arap cumhuriyeti., içinde kürt yok.. senin de bu gerçeklikten haberin yok.. aynı t.c. gibi.. kürt yok ama kürtlerin var olduğunu iddia eden bir parti ve binası var.. bu binada kürtler ve kuyrukçuları var.. hani düşman olarak görüp bayrak asarak kurtardığı bina.. t.c. de bunu faşistler söylüyor ve yapıyor.. sizde suriye üzerinden aynı şeyleri söyleyerek bu faşistlerle aynı zihniyete sahip oluyorsunuz..
yani., egemenlerin siyasetinin savaş araçlarından biri oluyorsunuz..

ankara eylemine bu kadar tepkinin arkasındaki bilinç de aynı.. devlet/vatanlarını en kutsal yerinden vurdular.. içinde devleti taşıyan bu zihniyet haliyle bu kadar saldıracak.. mazlumu anlamaya çalışmak yerine saldıracak..
 
#7
solhaber ve siyasetin savaşı

politik sürecin geldiği aşamaya ve olası gelişme yönüne göre politik mevzilenmeler cephe savaşlarına dönüşüyor..
her kesim bu anlamda et bir pozisyon alma ve cephe savaşının ön atışları içinde..

türkiye solu çoktan ayrıştı.. ve cephe savaşına başladı demiştim.. devletin "k"p si ve solhaber., perinçekden sonra ilk açık savaş pozisyonu ile pratiğe başlayan kesimdir..

Ankara’daki patlamayı Kürt ulusalcı liderliği özetle “Türkler bunu hak etti” diye açıklamıştı. “Kürt liderliği” sözü aslında artık kullanılabilir olmaktan çıkmıştır, çünkü böyle belirli bir nokta yoktur; odaklar arasındaki mesafelenmenin de kıyasıya bir rekabete evrildiği anlaşılmaktadır.
aydemir güler'in bu sözleri basit bir algı hatası değil.. aleni bir cephe dahilinde savaş işletmektir..
söylenmemiş bir şeyi söylenmiş gibi algılamak olayını bu algının oluşmasındaki zeminlere., söyleyene., algılayana bakarak açıklarız..

ortada bir kürt-türk etnik çatışması varsa bu çatışmanın bir tarafı olan Kürt ulusalcı liderliği bir söz ettiğinde söylenen şekli ile değil., ifade ettiği şekli ile anlamak olasıdır.. kaldı ki., iki etnih toplumsal çatışma içinde algılanan bu tür açık bir çok ifade zaten yapılmış olacaktır..
peki.. pkk türkiyede kürt-türk çatışması olduğunu mu? ifade ediyor., yoksa t.c. ile savaştığını mı?..
demek ki., aydemir güler ve kafadaşları için t.c. eşittir türkler oluyor.. kendisi kim adına konuşuyor bunu da siz algılayın!!.

aydemir güler.; türkler adına konuşan bir solcu.. cemil bayık kürtler adına konuşan bir lider.. zemin ise bir kürt-türk çatışması zemini..
hal böyle ise., aydemir güler algısını anlarım...

burada en önemli şey zemin tespitidir.. ortada bir kürt-türk etnik çatışması yokken var gibi sunmak., algı yaratmak anlamlıdır..
kürt siyasalı ezilen(yıllarca yok sayılan) bir halk olarak., ulusal/etnik bir isyana başlamış olsa da bu isyanının karşısına etnik bir toplum(türkler) çıkmadıysa ve savaş bu zeminde ilerlemedi ise savaşı yürütenler etnik/ulusalcı olsa dahi savaş zemini devlet ile bu etnisite arasında demektir..
kürt halkının haklı isyanı karşısında.. bu isyan türklüğe., türkün devletine., varlığına saldırıdır diyenler var.. isyanı bu zeminlere sürüklemek isteyenler var.. mhp'den vatan partisine kadar bunu işleyenler var.. aydemir güler b tespiti ile bu zeminde mevzilendiğini ve cephe içinde "işine" koyulduğunu açıklamış oluyor..

kendine "sol" diyen bir yerde.. Kürt ulusalcı liderliği özetle “Türkler bunu hak etti” diye açıklamıştı diye yazarsan.. aleni kürk halkının türklere savaş açtığını söylemiş olursun ve türk halkının kürtlere savaş açması gerektiğini söylemiş de olursun..
yarın kahrolsun pekaka ve kürtler diye linç başladığında ortaya çıkan kanda seninde izin olacaktır..

bu sözleri okuyup.. dehşete kapılmayan hesap sormayan herkes çakalın önde gidenidir.. bu i.t. den daha tehlikelidir..

alıntı
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/bomba-ve-sonrasi-147856
 
#8
Sevgili Suat kardeş yıllar önce okuduğum ve şimdi aklıma gelen ve de çok hak verdiğim bir cümle vardı ve aynen şöyle yaziyordu;

''Biz ABD olarak neden güçlüyüz biliyor musunuz? Bizler aramızdaki vatan hainlerini öldürürüz.
Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini ise birer kahramana dönüştürüp, o ülkelerin üst yönetim kurumlarına getiririz.''
 
#9
Sevgili Suat kardeş yıllar önce okuduğum ve şimdi aklıma gelen ve de çok hak verdiğim bir cümle vardı ve aynen şöyle yaziyordu;

''Biz ABD olarak neden güçlüyüz biliyor musunuz? Bizler aramızdaki vatan hainlerini öldürürüz.
Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini ise birer kahramana dönüştürüp, o ülkelerin üst yönetim kurumlarına getiririz.''
bu sözler üzerine uzun uzun düşündüm..
yıl 19018.. Mondros ateşkesi imzalanmış ve ateş tarihinden itibaren Osmanlı devletinin elinde kalmış olan topraklar., galiplerce meşru Osmanlı sınırı sayılmış..
bu noktada galipler içinden itiraz edenler olmuş.. yine aynı ateşkes anlaşmasına dayanarak., güvenlik gerekçesi ile işgaller olmuş.. bu işgallerin kalıcı olmaması için Osmanlı içinde müdafa-i hukuk(yani ateşkes hukukun savunulması)., reddi ilhak(yani ateş kes ile meşru Osmanlı toprağı sayılan yerlerin ilhakının reddi) cemiyetleri kurulmuş., hatta bunların dolaylı ilişkili askeri örgütleri(kuvva-i seyyare) de yaratılmıştır.. bu dediklerimin tarihi 1918 yılında ve 1919 başlarında tamamlanmıştır..

ardından amasya genelgesi ve Erzurum-sivas kongreleri süreçleri başlamıştır.. 1918 ateşkes anlaşması öncesi hazırlığı yapılmış tüm bu işler i.terakki işleridir..

şimdi.. geleyim abd sözlerine..

1918 ateşkes hükümlerine göre Osmanlı devleti/vatanı sınırları ne? idi., lozan sonrası ne? oldu.. yani misak-ı milli İstanbul meclisinde kabül edildiğinde ateşkes sınırları bütünlüğünün savunulması andı idi.. lozanla birlikte bu., milli ant(misak) unutuldu.. daha doğrusu daraltıldı.. ortaya t.c. çıktı..

ben desem ki.. o tarihlerde anadoluda general harbourd heyeti dolaşıyordu.. kimlerle ne? görüştü.. sivas kongresinde ABD'ye mektup yazıldı içeriği ne? idi.. vs. vs.

ve eklesem.. işte bu anlamda Osmanlı misak-ı milli andını daraltan ve iktidar olanlar.. abd'nin bahsettiği.. Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini ise birer kahramana dönüştürüp, o ülkelerin üst yönetim kurumlarına getiririz dediği kahramanlar olmasın..
çünkü kurulan t.c. tarihi boyunca abd ile çatışmalı olmadı.. hep müttefik oldu..

bu konuda sen ne diyorsun.. !!! fikrini açıklarsın herhal..
 
#10
işte bu anlamda Osmanlı misak-ı milli andını daraltan ve iktidar olanlar.. abd'nin bahsettiği.. Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini ise birer kahramana dönüştürüp, o ülkelerin üst yönetim kurumlarına getiririz dediği kahramanlar olmasın..
çünkü kurulan t.c. tarihi boyunca abd ile çatışmalı olmadı.. hep müttefik oldu..

bu konuda sen ne diyorsun.. !!! fikrini açıklarsın herhal..
Aynen katılıyorum güzel bir araştırma yapmışsınız yürekten kutlarım.
Ama sizin bu tespitinizi Türkiye halklarının %80 yapamaz. Çünkü rahmetli
Aziz Nesin o meşhur lafını boşuna söylemedi.
 
#11
Deniz yiğit senin şiir yazdığın m. kemale hain dedi katılıyor musun bu görüşe eğer katılıyorsan en çabuk fikri değişen hayatta gördüğüm sensin vay suat vay sen gördüğüm en çabuk ikna edicisin bravo gerçekten de.
 
#12
Deniz yiğit senin şiir yazdığın m. kemale hain dedi katılıyor musun bu görüşe eğer katılıyorsan en çabuk fikri değişen hayatta gördüğüm sensin vay suat vay sen gördüğüm en çabuk ikna edicisin bravo gerçekten de.
hayrola lasalle.. deniz_yiğit arkadaşa gaz mı? veriyorsun.. kimsenin benim iknama gereksinimi yok.. ayrıca taktir edilen!? araştırmam., tespitim değil.. yani o yazı ironi de olabilir..
ben desem ki., lasalle yazılanlara çok düz bakıyorsun.. yani fili tutmadan fil tarifi yapıyorsun.. maşallah.. ne dersin.. :)
yada ipragazdan daha ateşli gaz dağıtıyorsun.. :D
 
#14
:)Ben ironi yapmadım m. kemal şiiriyle girdi ettiği teşekkürlere bak burada güçlü bir ikna gücü ve düşünme hızı var.
lasalle.. gerçekten yazıları okumadan yanıt yazıyorsun.. sana ironi yapmış olabilirsin demedim.. deniz_yiğit arkadaşa dedim.. sana ise gaz verdiğini ve yazıya dikkat etmediğini söyledim.. ama sen ilgisi olmayan yerden yanıt verdin..

deniz_yiğit neden teşekkür ettiğini açıklar.. ben de ona bir başka yazısında etmiştim.. gerekçem de şu idi.. dili bana ters ve çatışmacı gibi gelse de.. içinde çatışmacı olmayan bir yaklaşım zemini var.. samimidir., değildir.. ben olumlu önyargımı işlettim.. yanılmaz isem hepimize kazanç.. yanılırsam da çok önemli bir kayıp değil.. ama olumsuz yaklaşım yaparsam kazanç ihtimalini yok ederdim.. olay bu kadar basit..

deniz_ yiğit hangi amaçla o yazıyı yazdı açıklar.. ona göre kesin tespit yaparız.. senin açıklamaların ise çözümcü değil., tahrik edici..

şimdi.. ben havaya girsem.. amma ikna gücüm var desem.. ama olmadığını görsem ve bu seferde kompleks ile iyice saldırgan olsam.. iyi mi?..
deniz_yiğit amacı çatışmak değil se., bu sözlerinle beni her lafa inana biri sanıyor öyle değilim kompleksi ile yaklaşsa saldırganlaşsa daha mı iyi? olacak..

ayrıca.. bırakalım deniz_yiğit arkadaşı.. sen benim açıklamalarım hakkında ne düşünüyorsun.. açıkla ki.. benim ikna gücüm mü? yoksa yaşamın gerçekleri mi? bilsek..
ayrıca.. seninle tartıştığımızı sanıyorum.. yada okumuş olmanı.. ben t.c. kuruluşunda mustafa kemale rol biçmem., İnönü-çakmak ekibi derim.. ortada bir hain ithamım olacak ise m.kemale değil bu ekibe olabilir.. ayrıca.. hain demem.. bir yere ihanet etmiş olmaları gerekir.. bana göre., burjuva hareketler küresel kapitalizm dışında değil., içinde birer öznedir.. yaptıklarına hainlik denilmez., işlerini yapıyorlar.. hain diyecek olanlar., i.t.nin farklı çizgide olanlarıdır.. yani.. biz Osmanlı devleti/vatanını misakı milli içinde savunmak amaçlı yola çıktık., bunlar verilene razı oldular., hainler diyebilirler.. onların tapu-tahsilat ve satış sorunu diyeyim.. :D
 
#15
Ufaktan biraz şaka biraz ciddi yazdım o kelimeleri bu kadarcık hoşgörü de olsun deniz arkadaş da hemen herşeye kızmaz kızarsa ben ona açıklarım şaka olduğunu.
 
#16
adı konmamış savaşın adı konmuş siyaseti

türkiyede adı konmamış bir savaş yaşanıyor.. adı konmamış değil.. adı var ama türkiyenin batısında bir ad koyan yok.. adını koyamamışlar ama siyasetinin adını çoktan koydular..

bakur'da devlet ile kürt halkı aleni savaş halinde.. bir tarafta devlet ve askeriyesi., polisi tankları tomaları gerçek mermileri diğer tarafta , genci-yaşlısı., kadını-erkeği ile kürt halkı.. cizire-silopi-sur bakıyorsun.. tank ve lav silahları ile yıkılmış., yakılmış evler.. dünya savaşını iç savaş yaşamış ülkeleri anımsatan harabe kent görüntüleri..

siz.. ey vicdansızlar.. ne diyordunuz!!!..
hendekler kazıldı.. çözüm sürecinde pkk yığınak yaptı.. devlet bunu fırsat bildi "müdahale" yaptı.. sanki tarih tekerrür ediyor.. yıl 1914 ağustos.. ermenilerin taşnakyan örgütü erzurumda kongre düzenliyor.. ittihatcılarda temsilci olarak katılıyor.. hem de en önemlilerinden biri ile bahattin şakir..
bahattin şakir taleplerini bildiriyor.. kafkasyada(rus ermenistanı) isyan çıkartacaksınız., osmanlıya asker vereceksiniz vs. vs.
yanıt.; biz osmanlıya sadık kalacağız.. rusyadaki ermenilerde rusyaya ama savaşta taraf olmayacağız.. ne osmanlı adına rusyada isyan çıkartacak., ne de osmanlıda rusya adına isyan çıkartacağız.. sonra.. 24 nisan 1915 tehcir adı ile yapılan katliam..
işte.. osmanlıda bile savaş suçu kabül edilen bu olaya t.c. döneminde aynı gerekçelerle savunma yapılıyor.. tamam osmanlı sert davrandı ama!! ermenilerde..!! şimdi de aynı.. tamam devlet sert davranıyor., eleştiriyoruz ama!! onlarda hendek-eylemlerle vs. vs.
akp ye diktatör diyorsunuz.. ama diktatörün kürtlere yaptığına sesiniz amalı-fakatlı., mazlumun diktatörlüğün kalbine yaptığı eyleme karşı sesiniz onuncu yıl marşı kadar gür..
işte adını koyamadığınız savaşın adını koyduğunuz siyaseti budur..
devlet fazla sert ama!!.. kürtler hain., işbirlikçi., terörist..
kürtlerle ilgili tespitler., devletin sertliğinin üstünü kolayca örtüyor.. üstelik bunu riyakarca yapıyorsunuz.. kürtler hain diye açıkca demiyorsunuz ama her kelime her harf her mimik her ağız büzmeler her imalar aynı yere çıkıyor..

mazlumun öfkesinden dökülen aşırı ve sert tek kelimesine tek harfine tek sitemine tek eylemine asla tahammülünüz yok.. fazla sert fazla aşırı ama haklılar da be kardeşim demiyorsunuz..
işte adını koyamadığınız savaşın adını da açık koyamadığınız siyasetiniz budur..


newrozdaki öcalan açıklamasından bu yana kürt halkı ve politik hareketleri o zamandan bu yana bunun gerçek olamayacağını bildikleri halde sabırla gerçekçi olup., imkansızı istediler..
siz ne yaptınız.. bir el attınız mı?.
radikalleriniz höykürdü.. barış teslimiyettir.. ey kürt halkı onu bırak bana gel diren.. savaş.. savaştı.. arsızca böyle eylem olmaz halk düşmanlığı dediniz..

"barışcıllarınız".. bu barış emperyalizmin talepleridir ülke bölünecek dediniz.. zaten kürtlerin direnişine hep karşı oldunuz..

kısaca.. kürtler ne yaptı ise yaranamadılar..

bu savaş siyasetiniz geldi en son noktaya dayandı..
kürt hareketi türkiye solunu bitiriyor.. türkiye soluna düşman..
eh.. bu tespit ile birlikte..
önce en "yiğit" olanınız atladı.. pekakanın kökünü kazıyan akp yi destekliyoruz dedi..
öyle ya düşman tespiti yaptığınız pekaka dan bahsediyor..
ardından yamakları atladı.. sol kürt hareketinden tamamen kopmalı.. tamamen kopmak nedir? perinçek size açıklasın.. hani diyordu ya.. utangaç atatürkcüler.. gibi!!

daha beterleriniz var.. dost mu? düşman mı? belli ama dost ayaklarında sürekli bıçak dürtenler..

her taraf puşt zulası olmuş.. kürtler hala bize bakıyor.. çünkü.. türkiye solunun onurunu koruyan enternasyonalist devrimcilerimiz var..
idam sehpasında.. yaşasın marksizm-leninizm yaşasın işçi sınıfı demeyi bilip., yaşasın türk ve kürt halkının özgürlüğü diye eklemeyi enternasyonalizm adına bilenleri de var..
üstelik her tarafından kemalizm akarken bunu bilincinden zikrine çıkartabilenler var..

işte savaşın siyasetini devlet adına işleten dervişlerin öz fikri ne ise zikri o oluyorken..
işte savaşın siyasetini mazlum adına işleten dervişlerin öz fikri ne ise o oluyor..
 
#17
bahar geliyor.. baharla birlikte t.c. politik süreci nereye evrilecek netleşiyor.. politik sürecin nereye ve nasıl evrilmesi ve hangi gücün denetimine girmesi noktasında., t.c. iradesini tüm gücüyle ortaya koyuyor.. süreç., savaşa mı? yoksa uzlaşmaya mı? evrilecek bu günden net öngörü-tespit yapmak için yeterli veri yok.. her şey olabilir..
ama.. adı konmamış!! bir savaş işliyor.. buraya virgül koyup bırakıyorum..

t.c. politik süreci artık kendine özgün değil.. bölge sürecine bağlı biçimleniyor.. bölge sürecini de t.c. politik süreci belirleyecek.. yani yumurta-tavuk olayı gibi.. burada biz horoza bakacağız..

t.c. politik sürecinde asli özne savaş konsepti.. yürütücüsü.; akp içi tayyip neo-ergenekon çetesi ve eski-erkenekon çetesi konsepti.. devlet nezdinde bu konseptin devlet içi muhalefeti asli özne olamadı.. olamadı çünkü., doğru ilişkilenmelerden kaçıyor ve doğru mevzilenme yaratamıyor.. daha çok dış destek ile etkili olmaya çalışıyor.. aynı şekilde erkte olan konsept de dış destek ile varlığını idame edebiliyor..
yani.. küresel konseptler yereller üzerinden kendilerini gizleyemez konuma düştüler.. ilerleyen günlerde yerele fiilen müdahale ederlerse şaşırmayın..
bu durumun en önemli nedeni., yerel konseptlerin bölge diğer yerel konseptlerle ilişkilenmelerin olamamasıdır.. ilişkilerin küresel konseptler üzerinden yürütülmesidir..
bazı aklı evveller buna emperyalizmin güdümü der ama emperyalizm bunu tercih eder mi? düşünmezler.. aslında etmez.. küresel hegomanyanın yerel üzerinde açık işlevselliği küresel güçlerin işine gelmez.. işlevselliklerini yerel güçler üzerinden yürütmeyi tercih ederler., çünkü., öbür türlü açık olan tarzdan dolayı toplumsal algı olumsuz olur..

egemenler cephesinin karşısındaki tek etkili irade de kürt halk özgürlük mücadelesi ve önderliği özgürlük hareketi.. bu gücün hem yerellerde hem de bölgede asli özne olma konumu var.. yani., t.c. yerel politik süreci konu ise bu sürecin asli öznesi olarak var.. konu suriye ise var., ırak ise var., iran ise var.. ve üm bunları koordine edecek örgütlenmiş yapısı da var..

bu çok önemli bir konum.. özgürlük hareketine her alanda kimse yerel değil dışarlıklı diyemiyor bölgesel güç değil de diyemiyor.. ama yerel egemenlerin durmu farklı.. t.c. politik süreci bölge politik sürecine bağlı ama t.c. bögede bir konsept yaratamamış.. suriye-iran keza öyle ırak ve federe kürdistan keza öyle.. kendi yerel alanları dışında., nereye ve nasıl müdahil olurlarsa olsunlar., dışarlıklı konumuna düşüyorlar.. bu durum küresel konseptler adına bölgede ve yerellerde var olan küresel aktörleri içinde geçerli oluyor..

bunların dışında., t.c. içinde henüz etkili güç öznesi olamamış ama mücadelede yer alan enternasyonalist m-l türkiye solu.. dışında özgürlük hareketi konumuna erebilme niteliği ve becerisine sahip bir güç yok.. enternasyonalist m-l türkiye solu henüz yerel ve bölgesel bir güç olma aşamasında değil ama özgürlük hareketinin ilk yılları dikkate alındığında bu günkü konumuna gelmesine hayal deniliyordu ama geldi.. entermasyonalist m-l güçlerin de aynı konuma geleceğine bugün hayal diyenlere örnek olsun..
enternasyonalist m-l güçler hem t.c. içinde hem de rojava pratiği içinde yer almakla bu sürece girdiler.. örneğin., t.c. içindeki, nasyonalist damar çözüldükçe güçlenecekler., aynı şekilde bölgedeki diğer yerel m-l hareketlerle illaki ortaklaşacaklar..
elbette şimdilik asli özne konumunda olan ortaklaştıkları kürt halk özgürlük mücadelesidir.. bu duruma kuyrukculuk diyenlere yanıtları yaratacakları olacaktır.. kuyrukçu diyen sol nasyonalist kesim kendine bakacak.. t.c. içinde bile asli özne olmak yerine burjuva aydınlanma mevzisini tercih ederek., 1920-60 konumuna düştüler.. yani aydınlanmacı!! burjuva yanında gerici!! burjuva karşısında olma ile sınırlı bir özne konumu..

virgülden devam ediyorum..
egemenler., haziran seçimleri öncesi dahil ama asıl olarak seçimlerle birlikte netleşen devasa dipten gelen dalgaya karşı atağa geçti.. kasım seçimleri ile aldıkları sonuç üzerine savaş sürecini derinleştirdiler.. bu savaşı gerilla güçlerine değil., halk dinamiğine ve demokratik alan örgütlenmelerine yönlendirdiler.. şiddet dahil., deformasyon-dezanformasyon algı operasyonları ve her türlü yolu denediler..

halk dinamiği demokratik özerklik ilanı ve direniş ile yanıt verdi.. bitiremediler., aksine baharda başlama olasılığı olan savaşa destek güç(yps) yarattılar.. yani.. önümüzdeki olası savaş sürecine pratik yaparak hazırlanmış bir güç yarattılar..

demokratik alandaki mücadele alanında.; yerel yönetimlerde ve parlamentoda var olan seçilmişlere saldırdılar.. parti ve kurumlara saldırdılar.. en son tehdit., meclise gelen fezlekelerdir..

hal böyle iken., hdp vekilleri üzerinde tepinmek., bilinçli yada ahmakça kontra işlevselliktir..
Bu arada bir iki vekili saymazsak genel anlamda HDP vekillerinin korkaklığını da bu halk unutmayacak.
cizire-botan.. sen kimsin!! nesin!! korkak sensin.. haddini bil ne bok yediğinin farkında ol.. hdp vekillerinin tümü şu yada bu biçimde başlarında demoklasin kılıcı ile yürüyorlar. hangisi geri adım attı.. veri sun öyle öt..
sen neyin propagandasını yapıyorsun.. onları seçen bu halk.. onları cezalandıracaksa yine bu halk cezalandırır.. eşek onların eşeği başkalarına dövdürtmezler.. sahiplenirler..

Gever'de yasak yok, hala ilçeye gitmiyorlar. Yasak başlasında giremeyelim, Meclis'te ağlaşalım diye bekleyenler var.

bu sözlerini git sosya faşist forumlarda yaz., solhaber-birgün sayfalarında yaz alkış al.. aynısını onlar yazıyor..

Aynısını İdil'de de yaptılar. Bir vekil bile gitmedi oraya. Bu parti bizim temsilcimizdir, devlet güçleri ile demokratik uygarlık güçlerinin müzakerecisidir. Daha bu görevi yerine getiremiyorsa ne hakla bu halktan oy isteyecekler?
her alanın kendi görevi var.. görev sınırı var.. görev biçimi ve biçimini belirleyen koşullar var.. parlamenterlerde kendi görevlerini yapar.. çatışma alanlarına girmeye çalışmak ile girmek ayrı şeylerdir.. hdp vekillerine şu misyonu yüklemek.. ne hareketi ve tarzını ne de hdk/p yi bilmeden atıp tutmaktır..
Bu parti bizim temsilcimizdir, devlet güçleri ile demokratik uygarlık güçlerinin müzakerecisidir
hayır.. bu temsiliyet dbp ve dtk işleridir.. hdp bu işleve destek sunacak bir yapıdır.. birileri hdp kürt partisidir yada pkk partisidir dediğinde ispat için seni göstersin.. demokratik uygarlık çizgisi ve güçleri bellidir.. hdk/p içindeki her bileşen bu değildir.. olmak zorunda da değildir..

sen haber sunmanın ötesine geçmesen iyi olacak.. otur interneti tara becerini sun.. ötesi seni aşıyor ve hdp ye saldırıldığı bu aşamada kontra faliyetlere su taşıyorsun..
 
#18
ABD’li yetkililer Suriye hükümetini devirmek için kullandıkları teröristlerin birbirleri ile çatıştıklarını duyurdu. Çatışmanın bir tarafında Pentagon’dan desteklediği PYD yer alırken diğer tarafında CIA’nın silahlandırdığı gruplar bulunmakta



Suriye’de, Pentagon’un silahlandırdığı Esad karşıtı teröristlerle, CIA’nın desteklediği örgütlerin birbirleriyle çatışmaya başladığı belirtildi. Los Angeles Times gazetesinde yer alan habere göre ABD’nin iki farklı kurumunun eğitip silahlandırdığı teröristler, Halep’in kuzeyinde ve Türkiye sınırında çatışma halindeler. Bu gelişme, ABD istihbarat sorumlularının ve askeri yetkililerin, son beş yıl içinde finanse edip eğittikleri gruplar üzerinde etkilerinin ne derece zayıf olduğunu gösterdi.

Haberde ismi geçen iki gruptan Pentagon’un desteklediği PYD ağırlıklı terörist gruplar, Suriye’nin kuzeydoğusunda faaliyet gösterirken; CIA destekli örgütler ise Suriye’nin batısında eylemlerini gerçekleştirdiler. Ancak Rus Hava Kuvvetleri’nin Suriye hükümetine desteği sonrasında CIA destekli gruplar zayıfladı ve Pentagon destekli Kürt silahlı gruplar alanlarını genişleterek ABD’nin desteklediği diğer örgütlerin alanlarına girip çatışmalara neden oldular.
Suriye krizinin uzman araştırmacılarından Nicholas A. Heras, özellikle Marea’nın Kürt güçlerince ele geçirilmesini bir ihanet olarak açıklarken, bu hamleyle PYD’nin, Türkmen ve Arapları kendi topraklarından sürdüğü olgusunu güçlendirdiklerini belirtti.


Pentagon ile CIA’nın, Suriye’deki çalışma yöntemleri farklılık gösteriyor. Pentagon geçtiğimiz sene sonunda, Suriye’nin kuzeydoğusunda, PYD hakimiyeti altındaki bölgeye elli kadar özel tim gücü yerleştirmiş; bölgedeki gruplarla koordinasyonunu geliştirmek ve desteklediği grupların birbirleriyle çatışmamasını sağlamaya çalışmıştı. Yine Pentagon geçen sene Suriye Demokratik Güçler adında, çoğunluğu Kürtlerden oluşan bir oluşuma, IŞİD’le mücadele etmesi için destek vermişti. Bu grubun sadece Kürtlerden oluşmadığını göstermek için bazı Araplar silahlı birimleri de örgüte dahil edilmiş fakat meydana getirilen silahlı organizasyon, YPG’nin hakimiyetinde, olduğu kamuoyunca kabul görmüştü.

bu alıntıladığım yazıdaki içerik aynen dhkp ve kemalist"k"p ve ödp ve muadillarinin yazılarında aynen mevcut.. sadece dil farklı..


peki bu alıntı nereden.. !!!!

savaşın siyaseti., bir siyasetin savaşı olarak dile gelir.. yani., savaşın hangi tarafı iseniz siyasetiniz ve diliniz ortaklaşır., adı konmamış bir cephe ortaya çıkar.

kaos koşulları yoksa bu cepheleşmeler gizlenebilir.. taraf olma saklanabilir ama savaş-kaos koşulları., yaşam içinde bir şekilde netleşme zorlamaları yaratır.. farklılıklar üzerinden ayrı durmalar uzun sürmez.. yada ayrı duruyor gibi yapmalar işletilemez.. en başta., siyaset ve dil olarak netleşmek zorunda kalırsın.. hatta açık olmak istemediğin halde kaos-savaş koşulları seni netleşmeye zorlar..

çünkü., savaşın siyaseti bu karakterdedir... açık ve net duruş ister.. silahın namlusu illaki hedefe dönüktür., ve eller tetikte fazla kalamaz..

türkiye ve bölgede bir savaş-kaos ortamı var.. ve gelinen aşamada taraflaşmalar., mevzilenmeler netleşiyor.. bu netleşme siyaset olarak yaşanıyor ve giderek paratiğe de yansıyacaktır.. elbette bu pratik dil olarak da geçerlidir.. tam bir düşman dili.. ve bu dil.. bir mermi kadar etkili bir pratiktir..

türkiye solunun bilumum nasyonalistleri ve dahi sosyal faşistleri ve sol içindeki kontralar tek bir hedef karşısında cepheleşiyor.. her biri kendi alanında ayrı dil ve pratikle ama ortak bir strateji ile işlevsel oluyor..
savaş-kaos süreci derinleştikçe bu farklı duruşlar ve pozisyonlar giderek netleşip., ortak bir cepheye dönüşecek..
bu anlamdaki ilk adım., dilde ortaklaşma olmaktadır.. "ateş" edilen noktalarda ortaklaşma olmaktadır.. yani ortak bir savaş siyaseti üzerinden bu siyasetin savaşı başlamıştır..

alıntıladığım yazının kimlere ait olduğunu bulmak ve ortak dildeki başka alıntıları bulup karşılaştırmak da siz okuyanların işi oluversin..

 
#19
birgün gazetesi algı operasyonu yapıyor

"bazı" bir köşe yazarının ne yazdığı değil., niçin yazdığı önemlidir.. çünkü., köşesindeki işlevi algı operasyonudur..
yazı içinde doğrular ve yanlışlar yan yana sunulur ve özellikle yanlış üzerinde yoğunlaştıracak yönlendirmeler yapılır.. bunun için okuyucu tabanının karakterine güvenir.. bu karakter zaten kodlanmış kafaya sahip olduğu için., doğru ile birlikte sunulandan yanlışı algılar..

örneğin..

birgün köşe yazısında l.doğan tılıç şöyle başlıyor..
Bombalayan, yakan, yıkan, öldüren bir “onlar” vardı, Davutoğlu’nun söyleminde; bir de onların tüm kötülüklerinin tedavisi olan “biz”. “Onlar yıkarsa biz yapacağız, onlar yakarsa biz daha güzelini inşa edeceğiz. Diyarbekir sana teşekkür ederim. Onlara itibar etmediğin için teşekkür ederim” dedi.

“Onlar” dediği PKK tabii. Terör örgütü, teröristler… Devlet dilinde öyle, ama önemli olan tüm toplum tarafından öyle anlaşılıp anlaşılmadığı… Bu söylemle devlet yıllardır bölge halkını “örgüt”ten ayırmaya, oradan ayrılıp kendi yanında durmaya çağırıyor. Yıllardır bir türlü yapılamayan da bu zaten.
doğru tespitini yapıyor.. yapıyor da kendisi buna inanıyor mu? yada bunu sürekli vurguluyor mu?.. bu doğruyu aktarma işinden sonra algı operasyonu başlıyor..

söze bir raporla ve raporu hazırlayanların "ciddiyeti ve doğruluğu" ile giriş yapıyor.. hatta algıyı güçlendirmek için.. raporun devlet tarafından hazırlandığı algısı olursa diye açıklama!! yapıyor..
Barış Vakfı’nın akademisyenler Cuma Çiçek ve Vahap Coşkun’a hazırlattığı bir rapor yayınlandı dün: “Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci: Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol Bulmak.”
Coşkun’un “Çözüm Süreci”nde “akil adam” olarak görev alanlardan biri olduğu da göz önünde tutulursa, raporun devlet ve iktidar tarafından Kürt siyasi hareketine yapıştırılarak yaftalanması zor.

ama.. cümlelerinde bir şey varki işte bu algı oparesyonuna hizmet ediyor..
Nitekim rapor da, giriş bölümünde, bu hassasiyetin altını çiziyor: “Türkiye, … zorlu bir süreçten geçiyor. Bu süreci elbirliğiyle aşabiliriz. Körü körüne taraf tutarak değil. Yalnızca gerçeğin, doğrunun, güzelin peşinde gidersek bugün bize uzak gibi görünen barışı inşa edilebiliriz.”

taraf tutmamak.. ne devletin tarafında ne de kürt özgürlük mücadelesinin tarafında olmamak gerekir diyor.. bu sözler bir rapor için söylenebilir.. yani.. rapor taraf tutmadan Yalnızca gerçeğin, doğrunun, yazılmalı anlamında doğrudur.. ama burada kodlanan şey başka.. devlet ve "kürt hareketi" olumsuz kodlaması yapılıyor.. her iki taraf!! itham edilerek barış sağlanırmış.. savaşan kesimler arasında barış olur gerçekliği burada es geçiliyor.. kendilerini üçüncü taraf olarak barış yapıcı ana unsur gibi kodluyor..

ve algısal anlayış yaratma işlevine başlıyor..
Rapor, girilen yolun PKK açısından da devlet açısından da “çıkmaz yol” olduğunu vurguluyor ve PKK’nin hendek/barikat siyasetinin halk desteği alamadığı saptamasını yapıyor: “Halkın büyük çoğunluğu kent çatışmalarını desteklemedi, PKK beklediği cevabı bulamadı. Halk, hendeklerin ve barikatların arkasında durmadı, silahlı özyönetim ilanlarına teveccüh göstermedi.”
raporun tarafsız olduğunu ve Yalnızca gerçeğin, doğrunun sunulduğunu iddia eden bu yazar ve rapora bakarsak., “Halkın büyük çoğunluğu kent çatışmalarını desteklemedi, PKK beklediği cevabı bulamadı. Halk, hendeklerin ve barikatların arkasında durmadı, silahlı özyönetim ilanlarına teveccüh göstermedi.” bu tespit yapılmış.. elbette bu tespitin doğru yada yanlış olduğu yaşama bakarak tartışılır.. ama ben yine rapora bakarak bizzat raporun deformasyon amaçlı bir rapor olduğunu ve yalancı olduğunu ispatlayacağım.. yani taraflı olduğunu..

“PKK şiddete başvurarak bu savaşı kazanamaz” diyen rapor, aynı şekilde devletin de kazanamayacağını söylüyor.
bu cümle konu dışı.. yani bir savaşta kazanan tarafın olmama olasılıkları var.. yani., taraflar hedeflerine ulaşamayabilir.. ama konu bu değil..

konu.; kürt halkının bu savaştaki pozisyonu.. “Halkın büyük çoğunluğu kent çatışmalarını desteklemedi, PKK beklediği cevabı bulamadı. Halk, hendeklerin ve barikatların arkasında durmadı, silahlı özyönetim ilanlarına teveccüh göstermedi.” rapor.. bu tespiti yapıyor..
bu tespit doğru ise., devlet pkk'yi bu kent savaşında nasıl yenemedi.. ama aynı rapor farklı bir tespit yapıyor.. Devletin temel handikabı, Davutoğlu’nun Sur’da sürekli hedefe koyduğu “onlar”ın, halktan tümüyle koparılıp izole edilemeyişi. “Onlar”ın güçlü bir toplumsal tabanı olması ve PKK’nin o tabandan “askeri mobilizasyon kapasitesinin bulunması”, “asgari bir askeri mobilizasyonu sürekli kılabileceği insan kaynağı, lojistiği ve tecrübesi”nin olması, “devletin askeri başarıları(nın), beklenenin aksine PKK’yi bitirmiyor (fakat), yeniden üretiyor” olması.
bu anlatıma göre bir önceki tespit çürütülüyor.. rapor kendi tespitinin tersini de iddia ediyor.. ama ilk algı bazı "kafa"larda kalacaktır..

benim değinmek istediğim bir diğer "mevzu" da ödp gibi sosyal faşist bir çevrenin algı operasyon merkezi olan birgün gazetesinin bu köşe yazısının amacı..

amaç.; devlet yanlış.. kazanamayacak.. pkk yanlış kazanamıyor.. ama pkk halk desteğini kaybediyor.. sadece bu algı ile sınırlı değil..
devletin biz ve onlar olarak yaptığı ayrıştırmaya karşı gibi görünüyor ama aynı ayrımı kendisi yapıyor.. devlet onlar ve biz olarak üçüncü bir taraf ama doğru taraf algısını kodluyor..
tehlikeli olan budur.. devletin yarattığı bir "sorun" var ve bu soruna çözüm üretmeye çabalayan bir mücadele var ve bu durumda ortada zalim var mazlum var.. ama bunlar.. zalimden yana değiliz derken mazlumdan yana da değiliz diyerek zalimin zalimliklerini meşrulaştırmış oluyor..

Tam da bu nedenlerle, Davutoğlu’nun cami cemaati karşısında güçlü dini vurgularla bezediği “yıkan onlar” “yapan biz” yaklaşımının çözümün anahtarı değil, sorunun kaynağı olduğunu görmek gerekiyor. Çatışmalı durumlarda, gerçekten çözüm isteniyorsa, ilk terk edilmesi gereken bu “biz” ve “onlar” yaklaşımı oluyor
bunu diyor ama kendileri de., kürtlerin özgürlük mücadelesini "biz" ve "onlar" olarak ayrıştırıyor..

Raporda da altı çizildiği gibi, çözümün yolu barış dilinden geçiyor.
barış dili öncelikle zalime dur demek ve mazlumun yanında olmaktan geçer.. zalim zulme devam ettikçe mazluma barış demek ahmaklıktan öte çakallıktır..
 
#20
üçüncü taraf yok

siyasetin savaşı olur ve bu savaşında bir siyaseti vardır.. buna her türlü araç dahildir..

ortada şu gerçeklik çok net.. bakur'da bir şehir savaşı yaşanıyor..

öncelikle bu gerçekliği netleştirelim.. bakur'da bir şehir şavaşı yaşanıyor.. bu netlikten sonra bu savaşı kim çıkarttı.. neden çıkarttı.. amacı ve hedefine ne kadar varabildi bunları tartışırız..

yazılı-görsel medya bu noktada tek yönlü işliyor.. sağından soluna tek yanlı.. istisnalar ise engelleniyor.. engellemeleri aşabilme olanaklarına sahip tek alan sosyal medya dedikleri sanal/internet alan.. bu alanın handikapı da doğruluk sorunu.. adı üstünde sanal., salla gitsin..

bu konuda sf üzerinden bir konu açmıştım..
http://www.enternasyonalforum.net/s...um-da-yapilan-absurt-tartismalar-uzerine.html

taraflar kaç kişi "hal"letti tartışmaları.. sanki futbol maçı var gol hesabı yapılıyor.. sonuç ihtimal tespiti yapılıyor.. yine absürt bir tartışma başlamış.. bir görüntüde asker vuruldu mu? yoksa kendi silahıyla mı? vuruldu.. yani karşı taraf mı? gol attı yoksa kendi kalesine mi? gol attı..

bir devletin bir kentinin bir mahallesinde devletin en yetkin askeri gücü., sanki aynı yetkinliğe sahip bir askeri güç karşısında gibi savaş pozisyonunda buna bakan yok.. oysa karşısındakiler mahallenin gençleri.. hadi resmi algı operasyonuna inanalım gerilla olsun.. demek ki gerilla kente kadar inmiş.. bu durum daha vahim durumdur.. devlet., kırsalı denetleyemiyor., gerilla rahatlıkla kente inip., bir mahallesinde konuşlanabiliyor.. ve bunu kış koşullarında becerebiliyorsa., kış bitiminde neler yapmaz..

neyseki sf içinde omurgasızların omurgalıları bu durumu açıklamış.. güzelde açıklamış.. gerekçe anlamında demek istedim..

t.c. nezdinde siyaset savaşı., şiddet aracı ile işletiliyor.. haliyle bu şiddetin işleyişine göre de savaşın siyaseti işletiliyor..

başlangıçtaki şiddet ve egemenlik içeren yazı-görüntü-bilgi işleyişini anımsayın.. her yerde sivillere dönük öldürmeler ve bunların pervasızca yayınlanması.. duvarlarda devletin suç işlediğinin kanıtı intikam yazıları.. öyle hava verildi ki., sanki orada devlet değil., devlet adına katil çeteleri savaşıyor.. bunlar bilerek yapılan şeylerdi.. şiddet en üst boyutta ve öncelikle savunmasızlara yöneldi.. böylece deniz kurutulacaktı.. kış bitmeden de kentlerin işi bitecek., baharda devam edecek kırsal savaşta geri cepheler sağlam duracaktı..
ama olmadı.. ciddi bir direnişle karşılaşılınca.. svaşın siyaseti değişti.. eskiden bir asker bile ölse tüm devlet erkanı ile birlikte gösteri yapılır neler yazılırdı.. halk gaza getirilir., kürt avına çıkılırdı.. şimdi çıt yok.. çünkü böylesi bir savaş siyasetinin batıda neler yaratacağını "tak" diye anladılar.. yani batıdaki kürtler de öyle kolay teslim olmayacak., pısmayacak.. yanarsam sende yanarsın diyecek.. bakurda ölümden ötede dağlar var ama batıda ölümden öte köy ve dağ yok..

geilinen aşamada ortaa çıkan gerçeklikler bunlar.. tarafların kazanç hanesine yazılacak ne ölü sayıları ne eylemler.. sosyal-politik sonuçlar önemli.. bu anlamda da devletin siyasetinin savaşında işlettiği savaş siyaseti çöktü.. üstelik asıl savaş başlamadan çöktü..
sf içinde buna vurgu yapanlar var bence asıl konu bu olmalıdır.. çünkü bu durum sol içindeki netleşmeyi geçtim cepheleşmeyi etkileyip belirleyecek..
bir tarafta devlet yanlıları bir tarafta mazlum yanlıları...

savaşın bundan sonraki siyaseti bu olacak.. kimin yanındasın..
yok., ben üçüncü tarafım.. vip trübününde oturuyorum vs. işleri bitti..
 
Üst