politik süreç ve içindeki özneler

#1
bu sayfayı alttaki sayfa-lar daha derinleşsin diye açtım.
http://www.enternasyonalforum.net/p...ksim-direnisi-ve-evrilecegi-olasi-yonler.html

http://www.enternasyonalforum.net/eylem-ve-mitingler/9576-bu-surec-yarina-nasil-akar.html

taksim süreci kendine has ve ana süreç demiyorsak., işleyen bir sürecin içindeki bir vektör., bir olgudur.. tersi olarak., taksim sürecini ana süreç olarak gören varsa ki var ve bir misyon yükleyenler de var.. bunlar yazımın çerçevesi dışındadır..
forumda ayrıntıları ile işledim.. taksim sürecine ahmak hamaseti ile bir misyon yükleyenler ya gerçekten hamasetçi ahmaklardır yada kontralardır.. aklımın yettiği ve görebildiğim verilerle birlikte yeterince yazdım.. bu anlamda.; taksim sürecini bu şekilde ele almayanlardan biri olarak devam edeceğim..

öncelikle belirteyim.. yazımdaki, dile dikkat edilsin.. yanlış anlaşılmasın.. poitik yaşamın içindeki bir birey olarak "konuşuyorum".. elbette bir ortak aklın/çizginin çerçevesinde ama birey olarak "konuşuyorum".. bu yüzden ideolojik bir merkez gibi algılanmasın.. söyledim-yaptım derken., şahsım olarak diyorum.. bir yandan ortaklaşdığımı düşündüğüm çizgi ile karşılaştırıyorum., diğer yandan başka bireysel akıllarla paylaşıp., öğrenip-öğretiyor., sağlamasını yapma olanağı buluyorum..

öndersel zeminlerden yaptığım alıntılar aslolandır.. benim yazdıklarımla uyumlu olması ortak akıl çerçevesinde anlamlıdır.. uyuşmayan yanları da benim öznel aklımın özgür düşünme hakkıdır..
.................................

politik süreç tanımı bir milad ile başlar ve içindeki aşamalarla bir başka süreç başlayana kadar ana süreçtir.
yine.; genel politik süreçlerin içindeki asli olabilmiş özlerin genel ve nesnelleşmiş sürecin çerçevesinde kendi politik süreçleri vardır.. bu bir çatışmadır(şiddet ve şiddet içermeyen her araç ve tarz dahil).. buy çatışmada baskın olabilen., etkili olabilen., her önne.; genel nesnel sürece kendi rengini yani iradesini katarak sürecin ilerleyen aşamalarında etkinliğini artırarak., sürecin bir başka sürece dönüşmesini sağlarlar ve aynı zamanda yeni sürecin başat aktörü/öznesi olurlar..

elbette her süreçde başat olan ilelebet ana aktör/özne olacak demek değildir. hetta her aşamada bile farklı özne/aktörler başat olabilir..
ve yine.; her başat aktör/özne bir başka özne/aktörün önünü açan da olabilir.. yada farklı özneler/aktörlerle birlikte ortaklaşarak yepyeni bir aktör/özne yaratabilir..

tarih göstermiştir ki.; hiç bir süreç ulu manitu tarafından baştan belirlenmiş bir aktör/özne ile başlayıp., aynı özne/aktör ile sonuca evrilmemiştir.. başat özne/aktör "a"(ahali-halk) iken., sonucu "b"(burjuvazi) kazanmış da olabilir ve olmuştur..
uzatmayayım.. toplumsal tarih., çok karmaşıktır. ulvi-kutsal bir güç tarafından baştan çizilmiş., aktörleri-figüranları belirlenmiş., işleyişe konmuş bir tiyatro metni yada senaryo değildir.. senaryolar bile değişebilir., aktörler de değişebilir.. hatta bir tiyatroda baş aktör varken., tali olarak tanımlanan bir aktör oyun sonunda izleyiciler tarafından başat olarak algısal hafızaya ve bilince yerleşebilir..

kısaca..; taksim bir ana süreç değildir.. taksim sürecindeki aktörler de başat aktör değildir.. zaten bu belli de değildir.. her kesime göre bir başat aktör "ifadesi" var..

akp iktidarı süreci de bir süreç değil., sürecin bir aşamasıdır. akp iktidarı ile.; ne 12 eylül sistemi değişmiş., ne de 1923 cumhuriyeti nitelik değiştirmiştir..
ne sınıfsal ne sınıfsal iktidar anlamında bir değişiklik yaşanmıştır..
çarşı taraftarlarına bakan., beşiktaşı "devrimci" ilan eder.. oysa beşiktaş bir şirkettir bir sermaye aracı-kurumudur..
t.c. ne zamanında seküler bir sistemdi ne de şimdi gerici-şeriatçı oldu..
t.c. ne zamanında laik-burjuva modernitesi ile ortaya çıkmış "yerli-milli kendine has emperyalizm!! dışı bir sermaye sistemi idi., ne de şimdi ortaya çıkmış!! emperyalizm!! ile işbirliği içinde batılı bir sermaye sistemidir..
hal böyle ise bir milad da olmalıdır.. sermaye sistemi anlamında bir milad olmalıdır.. VAR MI?? .. YOK..
var diyenler.. ya burjuvazinin ahmak solcularıdır yada kontraları..

yani genel sistemsel süreç bir bütün olarak halen aynıdır.. ama aşamaları vardır..
toplumsal mücadele süreci de aynıdır.. AMA.. bir sistem hegomanyası altındaki her bir toplumsal dinamik için milad ve süreç ve aşama tarifi ayrı-ayrı olabilir ve olması doğaldır..
farklılıkların olması gibi., ortaklıklarında olması doğrudur ve gereklidir de..

1923 cumhuriyet kuruluşu algısı., 1960 darbesinin toplumsal algısı.; hıristiyanda başkadır kentli de başkadır., köylüde başka ve kürtlerde başkadır.. ve başka olması gerekenlerin bazılarında tam tersi olarak olmaması gerektiği şekilde algı yaratmış da olabilir.. bunun da kendine has bir yaşanmış süreci vardır..

şeytan.; hem en güçlü-kutsal en önemli melektir.. hemde ilk isyancı ilk provakatör ilk hain vs. dir..
ve şeytan ayrıntıda gizlidir.. ayrıntıları kırpıp., törpüleyip., halı altına itip., yok sayıp., kaba ve kalıpçı bir "gerçek" tarifi altında analiz yapan yanılır.. güdümlenir., güdülür ve yenilir..

ortak bir mutabakat olarak kabül görebilecek bir milad yoktur.. süreç tarifi de yoktur.. olabilir ve olmalıydı ama yoktur.. o zaman farklıları dinlemek anlamak ve ortak noktaları yakalamak asıl milad ve asıl süreç sayılmalıdır.. gerçeklikte değil se bile realitede bu zorunludur.. diyor ve buraya virgül koyuyorum..
 
#2
t.c. noktasında bir politik süreç tarifi var mı?.. varsa kimler nasıl tanımlıyor..
elbette vardır.. ama var olanların doğruluğu bir yana., iç tutarlılığı ve bilimsel yapısı ile yaşamdaki uyumu tartışmalıdır..

örneklersem.; kürt özgürlük hareketi kendince bir milad ile bir süreç tanımı yapmıştır..
Bugün yeni bir dönem başlıyor.
Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor.
Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor.

21 mart 2013 newroz'unda., amed alanında bu yeni süreç ilan edildi..
bu aynı zamanda yeni bir süreç tanımlamasıdır. o ana kadar olan sürecin bittiğinin ilanıdır. ve yine aynı zamanda geçmiş sürecin muhasebesinin yapıldığının ve bu zeminlerde yeni sürecin stratejisinin çizildiğinin ifadesidir..
en önemlisi.; genel sürecin içinde kendi iradi yeni sürecini yerleştirme iddiasıdır.
elbette tartışılır.. eski süreç bitti mi? bitti ise nasıl bitti.. bitişin sonuçları sana yeni süreci tanımlama işletme olanakları tanıyor mu? yoksa sana dayatılanı mı? tanımlıyorsun.. vs. vs.
kürt özgürlük hareketi bunları tartıştı ve yeni süreci açıkladı.. ama., işletirken bile., halen tartışıyor..

yapılacak şey.; eski sürecin analizi süreç içinde bu öznenin kazanımları kaybettikleri., ve bunların sonuçlarına göre yeni süreç önermesinin analizleridir.
gerisi hikayedir., şövenizmdir.. kontralıktır..

bir başka örnek..; türkiyesolu politik sürecini., 1920 tkp ile başlatır. bu kendi öznel politik sürecidir. genel politik süreci ise.; 1923 cumhuriyet kuruluşu miladı ile başlatır.. öncesi süreç osmanlıdan cumhuriyete geçiş sürecidir. özneleri içinde kendileri ana aktör olarak yoktur. işlevleri., kurulan cumhuriyete destek ile sınırlıdır. yıkmak yada cumhuriyet yerine pd kurmak gibi bir hedef de yoktur.. yani alternatif özne değillerdir.
1920 tkp kuruluşunu milad almalarına karşın., garip bir şekilde., asıl olarak., 68 kuşağınının yarattığı örgütleri de milad almaktadırlar.. böylece öznel süreç tespitleri tutarsız olmaktadır..

aynı tutarsızlığı 1923 nezdinde işletirler.. osmanlıdan bakiye cumhuriyeti ulusal bağımsızlık olarak., genel sürecin miladı sayarlar ama sistem tespitlerinde emperyalizme bağımlı bir sistem ifadeleri vardır.. arada bir milad olmalı ki., eski süreç bitmiş olsun.. ve bu nilad da sömürgeleşme olayı olmalıdır.. bu da belirsizdir.. kimisi dp hükümet oluşunu milad alır., kimisi belirsiz bir genel ifade ile kalır..

demek istediğim şudur.. süreç tespitleri çok önemlidir.. geneli ve içindeki öznelerin özeli olarak bir iç tutarlılığı ve yaşamda ispat olanağı olmalıdır.
abd ile dp hükümeti ilişkileri ispat ise bunu ilk başlatan sivas kongresidir.. daha geliştiren iş bankası resmileştiren de ikili anlaşmalardır.. natoya giriş-çıkış değil.. yunanistan bir ara natodan çıktı da anti emperyalist mi? oldu.. girdi sömürgeleşti mi?

şimdi milad olarak., akp hükümetleri aşaması ele alınıyor.. bunu 12 eylül darbesi ile birlşetirenleri de var..

sistem açısından.;
12 eylül yeni bir süreç miladı mı? dır.. aşaması mı? dır
akp.; yeni bir süreç(cumhuriyet) miladı mı? dır.. yoksa şöför değişimi? mi

toplumsal muhalefet açısından(genel) .;
12 eylül bir milad mı? dır., yoksa 60 ile başlayan bir sürecin son darbesi mi?
akp süreci toplumsal muhalefet nezdinde yeni bir mücadele yeni bir ögütlenme dil vs. süreci mi? dir., yoksa., sitem süreci içerisinde ele alınmalı mı? dır.

bu anlamda., özel olarak., akp süreci.;
kürtler nezdinde sistemin yeni bir aşaması mı?dır yoksa yeni bir süreç mi? ..
yani., son ilan edilen yeni süreç., akp nezdinde mi? ele alınmalı yoksa sistemin geldiği konum anlamında kürt özgürlük hareketinin kendi sürecini tespiti ve bu tespitini dayatması mı?

türkiye solu nezdinde., sistemin yeni bir aşaması mı? yoksa sistemin değiştiğini gösteren yeni bir süreci mi? ..
yani., türkiyesolu şimdiye kadar olan süreçlerini değiştirmek zorunda mı? yoksa sadece bu aşamaya ilişkin bir revizyon mu? gereklidir.
genelde yeni bir süreç tespiti yapıldığına göre., türkiyesolunun bu yeni süreç miladına karşı yeni öznel süreç tespiti var mı? dır varsa nedir!!

daha derinleştirilebilinir.. ama gerek yok..

son taksim halk hareketine bile yeni bir süreç yeni bir genel milad(ayaklanma-devrim süreci vs.) diyenlerde akıl aramamak gerekir.. çünkü tutarsızlıkları baştan bellidir..


... devam edecek..







 
#3
toplumsal süreçlerin tespiti görecelidir ve her bir toplumsal özne için farklı olabilir demiştim. buna karşın, her bir toplumsal özne kendini devlete yani sisteme göre konuşlandırır. süreç içindeki gelişmelere yani bu öznelerin süreç içindeki iradi müdahalelerine ve yarattıkları etkinliğe göre., bu sefer., sistem bu öznelere göre konuşlanır.

t.c. süreci dersek.; kuruluşu öncesine bakmak gerekir. hangi özneler hangi konumda ve mevzilenme içindeydi, süreç içindeki etki güçleri ve iradi konumları neydi? ve nereye evrildi?

1923 ile 1945 arasına tek parti diktası denir. isteyen buna ilerleme desin, isteyen faşizm desin, isteyen, eksik ama cumhuriyetin ilerlemesi için gerekli olduğu kadarıyla demokrasi desin. sonuçta bir süreçtir. milad olarak da 1923 cumhuriyet ve 1924 anayasası alınmalıdır.

ben, 1920 yi alıyorum.. öncelikle fransızlarla açık, ingilizlerle kapalı anlaşmalar sonucu talat paşa suikasti ve çerkez ethem tasfiyesi miladtır. 1923 lozan sonuçtur.

aleviler bu anlamda bir milad tespiti yapamamıştır. diyanet işleri ve hanefi-sunni merkezli "laik devlet" yanılgısı etkili olmuştur.
çorum kırılma yaşatsa da, dersim atlanıldığı için anlamsızdır.. kullanılan malzeme olmuştur.

sosyalistler ise milad noktasında zaten, kendi öznel süreçleri olarak tutarsızlar. sistem olarak ise sistemin sundukları ile çeşitli milad tarifleri vardır.
bu anlamda.; 1919 u milad alırlar, 1923 ayrıca alınır., 1945 için olumsuz milad tarşifi yaparlar ama sistemsel değişim nedir? sorusunun yanıtı belirsizdir. en son 1980'i milad aldılar ama şimdi akp'de karar kıldılar.. 1980'e kadar uzatıverdiler.

kürtler ise, milad noktasında çeşitli verisyonlar taşıdılar.. ama en azından, asıl kırılmanın, lozan ile başladığı ve 1924 anayasası ile netleştiği noktasında hem fikir oldular. sistemi bu anlamda tanımladılar. ilhak-inkar-imha..
kendi öznel süreçleri olarak da çeşitli milad algıları olsa da 1984 atılımı artık genel yeni süreç miladları olmuştur.

diğer halkları ele almıyorum.. çünkü., önce devşirme sistemi ile sonrasındaki cumhuriyette ise asimilasyon ile esir alındılar.. milad vs. düşünme ortamları bile kalmadı. osmanlıda müslüman t.c. içinde "ne mutlu türk" oldular.

.....devam edecek..........


 
#4
GELEYİM, HUTBENİN MEVZUSUNA.

bana göre.; sistem nezdinde bir genel süreç tespiti yapılacak ise., bunun miladı 12 eylüldür.
12 eylül ile birlikte, t.c. sistemi bir reorganizasyona girmiştir. sonradan yaşatılan tasfiyelere bakılınca, 12 eylülde ülkücü kıyımları sağa-sola eşit!! yaklaşmış olma demagojisi değilmiş. bir sürecin devlet nezdinde işleyen özneleri tasfiye edilirken, aslında yarına hazırlık yapılıyormuş.

özal süreci aslında 12 eylül ile başlatılan düzleme-temizleme-hizalama operasyonu sonrası topluma yedirilen demokrasi havariliği imiş. böylece liberal-islam formatlı bir yeni türkiye süreci başlatıldı.
o zamanda özal için gerici, takunyalılar iktidarı denildi. ama akp ye bakınca, bir hayli seküler ve liberal kalıyor. aynı şekilde, ecevit chp'sine göre ecevit dsp'si ve kılıçtaroğlu chp'si faşist kalıyor..

gözden kaçan şudur.
özal süreci ile akp süreci çok benzeşirken., neden! farklıdır.
74 ecevit ile 90'ların dsp si ve şimdiki chp çok farklı görünürken, aslında neden aynıdır.

bunlar., toplumsal politikanın birer illüzyon oyunlarıdır.. sürecin işleyişi içinde ortaya çıkan istenmeyen "taşların" "hal" edilmesi için yaşanılan aşamalardır.

özal süreci., t.c. batısında ve kürdistanda tıkır tıkır işlerken., 1984 atılımı ile zorlandı.. yani sürece müdahil olmaya çalışan bir özne ortaya çıktı. halledilmeye çalışıldı ama 1990'lara gelindiğinde halledilemeyeceği görüldü. özal ve ekibi bu noktada kendince bir çözüm içine girmeye çalıştı ama küresel konsepte denk düşmediği için haledildi yerine "sosyal demokrat" ve sağ milli hükümeti geldi. batıda olmasa da kürdistanda tam bir faşizm yaşandı..

bu bir süreç değil, sürecin bir aşamasıdır. 12 eylül ile başlatılan reorganizasyon süreci değişmemiş., ara verilmiştir. tasfiye edilecek olanlara bir misyon verilmiştir. kürt özgürlük mücadelesi "ya bitecek ya bitecek"..
buraya virgül koyup devam edeyim..


taksime devrimci-demokrat halk hareketi diyen ve abartıp, halk ayaklanması diyenlerin, 1993-96 sürecine ne demeleri gerekirdi. savaş ise savaş.. dağlar ateş içinde., sokaklar ise serhildan ve kan ile şiddet ile dolu. taksim yanında üfürük kalır..
türkiye solu buna ne milad dedi., ne de kürt halkı ayaklandı batıdan destek dedi.. devlete bir vurdu ise kürt özgürlük direnişine on vurdu.. şövenizm dizboyu da değil., gırtlağa dayandı..

hadi o zaman aymaz hallerde yada 12 eylülün ezikliği içindeydiler diyeyim.. ya sonrasında.. kışı kırık ve sistem içi tekele misyonlar biçildi.. kürdistanda yaşananlara ise elli ama-fakat..
kısaca., süreç tespitleri sadece t.c. batısı için geçerlidir demiş oldular..

kürtler savaştı.. böyle savaş olmaz., barışmaya çalıştı böyle barış olmaz.. ama taksimden devrim ve devrim hükümeti çıkartırsın..

virgülü kaldırdım..

türkiyesolunun bir süreç tespiti olmadığı gibi., bir süreç mevzilenmesi de yoktur.. ya 1968lerde kalmışlardır., ya 1978 lerde yada liberalizm bataklığında.. yani illaki sistemin bir yanında.. (sözüm azınlıkta kalanların dışındadır) ama kürt özgürlük hareketinin olmuştur.

1984-90 arasında kendi öznel süreçlerini 1990 ile birlikte yeniden tanımlamışlardır. bu süreçleri kendi iç aşamaları ile birlikte sistem karşısında kazandıkları mevzi ve pozisyonlara göre günümüze kadar gelmiştir. 2013 newrozunda yeni bir süreç başlatmışlardır.

burada bir noktaya değineyim.

kürt özgürlük hareketi.; özellikle 1993 yılına kadar., sistemin süreci içinde sisteme göre mevzilenirken., ilk defa kendi iradelerini dayatmışlardır.
sistem.; karşı atak olarak kirli savaş süreci başlatılmıştır ve 1996 ile birlikte, özgürlük hareketi., artık, genel sürecin bir diğer tarafı olarak yerini almıştır ve bu sefer, sistem., kürt özgürlük hareketine göre mevzilenmeye, konuşlanmaya çabalar hale gelmiştir.

yine bu gidişi uluslararası komplo ile aşmaya çabalamışlar ve belirli bir insiyatif elde etmişlerse de bu da bozulmuştur..

sistem., tekrar başa dönmüş., önce., iç tasfiye sürecini başlatmıştır. aynı zamanda da özgürlük hareketi karşısında pozisyon korumaya çabalamıştır.

işte., sistemin., akp aşaması yada akp nezdinde akp süreci budur.
akp süreci ile birlikte., sadece t.c. içine değil., bölgeye de müdahil olmayı hesapladılar.. ama evdeki hesap ne erbile., ne rojavaya ne de doğu kürdistana uydu.. en önemlisi., kendi denetimleri(ilhak) altındaki kuzey kürdistanda mevzileri kalmadı..

2012 devrimci halk savaşı süreci atlanılıyor.. buna savaşın şiddetlenmesi darlığı ile bakılıyor. pkk bu süreç ile., sisteme şunu ispatladı.. böyle devam edersen., hem kendi içinde kaos yaratır., hemde kaos yaşayan bölgeyi kaos ötesine taşırsın..

sistem(asıl olarak küresel sistem) bunu iyi gördü. oslo süreci askıya alınıştı ama yeniden başlatıldı..

şunu diyorum..
oslo süreci oyalama-kandırma-tasfiye amaçlı olabilir.. ama bu bile bu sürece girmeden işletilemeyeceği realitesi anlamında önemlidir. özgürlük hareketinin süreç insiyatifi ile başladı., diğer süreç öznesinin bu arada işi bitirebilirim hayalleri ile askıya alındı.. dikkat edin bitirildi demiyorum.. askıya alındı.. elbette bunda küresel iç çatışmasınınve t.c. iç çatışmalarının yansımaları da var..

devrimci halk savaşı ile buda işletilemez hale getirildi.. ve yeni süreç dayatıldı..
sıkıntı budur.. sürecin bir öznesi artık., sürecin sistem asli öznesine göre mevzilenmiyor., pozisyon almıyor.. tam tersi pozisyon dayatıyor..

özgürlük hareketinin., birinci aşamada., tek yanlı kendine düşeni yapmasını hala kavrayamayanlar var..
ben., kendime düşeni yapar ve beklerim.. ya ikinci aşamaya geçilir., yada savaşa kaosa dönülür..

taksim halk hareketi bile bu birinci aşamanın açtığı zeminler üzerine yaşanabilmiştir.
bunu., ne taksim halk hareketi!! anlayabilmiş., ne de kürt özgürlük hareketinin bazı özneleri ve hdk anlayabilmiştir. daha doğrusu farkındadır ama gülhane de ceviz ağacı formatındadır.

yeni bir süreç başlıyor deniliyorsa başlamıştır.. taksim halk hareketine silahlı mücadele anlayışları ile DALAMAYANLAR.. dallama gibi., tespitler ve de eleştiriler yapmaktadırlar..
size söylendi.. bundan sonra halk hareketleri öne çıkacaktır.. içinde şiddet olmayacak değildir.. sistemin yönelimine göre silahlı mücadele de olmayacak değildir.. ama sistem şiddetini bir yere kadar işletebilecektir.
evet.. taksimde polis şiddeti fazla idi ama geçmişde kürdistanda yaşatılana bakılırsa bir şey değil.. ve pervasızca savunulup., yaygınlaştırılıp., devam edilemiyor..

yorumlara bakıyorum.. zencileri öldürebilir., doğarayabilir., tecavüz edebilirsin.. buna "milliyetçilerin" etnik savaşı deniliyor.. ama beyazlara bunun %1'ni yaparsan buna faşizm deniliyor..

kürdistanda ödenen bedellere göre devletin şiddetinin azalması ile., taksimdeki şiddeti karşılaştırın ve ödenen bedelleri karşılaştırın.. anlarsınız..

şunu demek istiyorum..
olur mu böyle olurmu kardeş kardeşi vururmu marşı eşliğinde elde bayrak-kemal ile elit beyaz kentli halk hareketi ile devletin şiddetini(ki buna hala akp polisi şiddeti deniliyor bu da önemli bir olgu)kürdistandaki halk hareketi ve devlet şiddeti arasında., karşılaştırma yapmaya kalkmayın.. eşeklik yapmayın..

bu doğaldır.. yani bir realitedir.. sistemin kürdistana yönelimi ile batıya yönelimi aynı olmayacaktır.. ama aynı olmayacak değildi.. 12 eylül bunu ispatlar.. her ne kadar 12 eylül bile bu noktada bir ayrım yapmış olsa da., yani olabilir..
idi... ama artık olamaz.. kürt halk hareketi bu devlet şiddetine nasıl direnileceğini ve nasıl kazanılacağını defalarca öğretmiştir..

ödp seçimlere katılamayınca(aslında bilinçli kendi teknik hatasıdır) aynen şöyle demişti.. kürtler zorladı kazandı çükü gücü var.. bizim yok diye olmadı..
şimdi de aynı terane.. kürtler taksime tüm güçleri ile katılsa devrim olur..du..
diyelim oldu.. ve taksim insiyatifi de hükümet oldu.. sizce ortaya ne çıkar.. neo-tkp filmi "devrimden sonra" çıkar..

süreç üzerine söyleyeceklerim bunlardır.. süreç.; t.c. değişimi sürecidir. bu değişim zorunluluğunu toplumsal muhalefet olarak demokratik değişim zeminlerinde zorlamak doğru olandır. devlete sen kendince değiş ama bende değiştim ve senin hegomanyan dışında mevzileneceğim diyecek ve ya savaşır yada buna göre pozisyon alırsın diyeceksin..
savaş ise savaş., demokratik mücadele ise buna da evet.. biz sürecimizi işletiyoruz.. talep etmiyoruz.. diyeceksin..
mesele budur.. talep etmeyecek işleteceksin..

taksim bu değildir.. ama buna evrilebilir.. her park bir halk meclisi olursa olur.. ama kapısına zenciler giremez yazmayacak izin de vermeyeceksin.. beceremez isen., zenciler kendi parkında toplandığında neden gelmediniz demeyeceksin..


 
#5
Değerli dostum bu dizini de ilgiyle okudum.
Çerçeve soruların ve tespitlerine defalarca katılmakla
birlikte, sistemin inşası ve yeniden tesisinin araçları
hususunda itirazım var.

taksime devrimci-demokrat halk hareketi diyen ve abartıp, halk ayaklanması diyenlerin, 1993-96 sürecine ne demeleri gerekirdi. savaş ise savaş.. dağlar ateş içinde., sokaklar ise serhildan ve kan ile şiddet ile dolu. taksim yanında üfürük kalır..

Halk hareketinin hacmi açısından bahsettiğin
dönem daha görkemliydi. Fakat devletin yönelimi
olarak baktığımızda, bugünün enstrümanlarının
daha çoğaldığı, daha kuşatıcı olduğu da ortada.
Bu yüzden Taksim daha kötüdür, Şırnak 1992 daha
iyidir demek anlamsız.
Medya araçlarının çeşitlenmesi, kolluğun kullandığı
teknolojinin geldiği aşama.. her basamakta
bu engelleri aşmak daha da zorlaştı. Örgütler
artık merkeziyetçi ve dar kadrolardan daha
çok platform gibi şeffaf oluşumlara yerini bıraktı.
Bireysel yaşam algıları çeşitlendi. Metropoller yeni
sosyolojik alt kültürler oluşturdu.
Bunun yanına bir de çok önemli etken olan tek
parti iktidarını ekliyorum, çünkü siyasal pozisyonları
temelinden oynattı (devleti ele geçiren parti/cemaat
modeli kabullenilir oldu).
Özcesi, bugün Taksim'i yaratan araçlar belli yönlerle
insanların işini zorlaştırdığı gibi, belli yönlerle de
kolaylaştırmıştır. Örneğin, emniyetin devlet içerisindeki
yerinin kurumsal olarak sağlamlaşması, kendine güveninin
gelmesi, eskiden askere karşı beslenen korkunun
şimdi metropolitan kolluğa yönelmesi, eylemci
olduğu anlaşılırsa kolluğun mevcut hukukun dışına
rahatlıkla çıkabileceği algısı.
.

taksim yanında üfürük kalır

Uzun dönemde ölçüp tartıp, bu ifadeyi kabul edebilirim,
esneğim ama ifadenin zihinsel altyapısı, Taksim'i alıp
sahiplenip çabalayıp da üfürük kalmasını engelleyememiş
bir bireyselliği değil de, zaten dışarıdan bakan, belli bir değer
biçmekle beraber inisiyatif almadığı için üfürük sayan
bireyselliği ortaya koyuyor.
Son yazılıdan yine 45 aldıysan kafanı kaldırıp çöpe mi
atarsın,
yoksa suçu yine kendinde arayıp dersine daha iyi çalışmaya
mı karar verirsin? Elbette ikinicisi.

Osmanlı'daki Yeniçeri isyanları bile, ekonomik temelli
olmalarının güzelliği bir yana, Osmanlı tarihine biçilen
o huzur ve yekvücutluk tezahürüne darbe indiren
isyanlar değil midir? Aslında hiçbir şey iyi gitmiyordur
imparatorlukta. Ardından, Mustafa Kemal'in kurtuluş
savaşında da sayısı elin parmaklarını geçecek kadar
Türkmen isyanları olmuştur, yani bu da devletin rızaya
değil, hep zora dayalı olduğu yönündeki liberter görüşün
ideolojik araçlarını güçlendiren olgular değil mi?

türkiye solu buna ne milad dedi., ne de kürt halkı ayaklandı batıdan destek dedi.. devlete bir vurdu ise kürt özgürlük direnişine on vurdu.. şövenizm dizboyu da değil., gırtlağa dayandı..

Alakası olur mu bilmiyorum ama Türkiye solunun
milat tanımları AKP döneminde özellikle 2007 seçimlerinden
sonradır. İkinci cumhuriyetin ideolojik ve kurumsal olarak
yerleştiğini söylemişlerdi. Birinci cumhuriyete ne biçtikleri
tartışması yapılmalıdır, ama bu realiteden bağımsızdır.

İnan ki çok önemsemiyorum, matah bulmuyorum
ama Gezi'yi milat kabul eden gruplar oldu. Özellikle halkın
kolluğu sorgulaması ve cesaretini kazanması açısından
bir atılım ve ilerleme olarak gören gruplardı bunlar.

taksim bu değildir.. ama buna evrilebilir.. her park bir halk meclisi olursa olur.. ama kapısına zenciler giremez yazmayacak izin de vermeyeceksin.. beceremez isen., zenciler kendi parkında toplandığında neden gelmediniz demeyeceksin..

O da şöyle dursun, kimsenin sosyalistçe hareket
etmesi de gerekmiyor.
Ciddi bir ayaklanma yerine daha lakayt, dans ederek
türkü söyleyerek, ayakta durarak, bayrak ve flamasız,
mizahçı yetiyle donatılmış iletişim araçlarıyla bir direnç
geliştirmek daha mantıklı. Çünkü kimsenin birbirinin
tarihsel ve ideolojik analizlerine tahammülü yok.
Paris'te, Ottowa'da ve Londra'da olduğu gibi, kamu
alanı tanımlamaları, işgaller, kürsüler olabilmeli.
Yani şu amansız ortadoğululuğumuzdan çıkmalılar.

olur mu böyle olurmu kardeş kardeşi vururmu marşı eşliğinde elde bayrak-kemal ile elit beyaz kentli halk hareketi ile devletin şiddetini(ki buna hala akp polisi şiddeti deniliyor bu da önemli bir olgu)kürdistandaki halk hareketi ve devlet şiddeti arasında., karşılaştırma yapmaya kalkmayın.. eşeklik yapmayın..

Herkes kendi yaşadığını bilir suat dost. Şiddetin derecesi
üzerinden de politik üstünlüğün belirleneceğini sanmıyorum.
Bu tartışmayı yapan Kürtler de Türkler de halt ederler
çünkü yapıcı ve dayanışmacı değil ayırıcıdır. Büyük futbol
kulüplerinin karşılaştığı hakem hataları sayısı üzerinden
bir üstünlük elde etme arayışına benzer.

Bu tartışmanın tek çıkar yolu, tartışmanın amacının halkla
devletin arasını açmaya hizmet etmesidir.
 
Son düzenleme:
#6
yazılarını olmadıkları yönleriyle eleştirdiğim
konusunda itirazların olduğunu biliyorum.
Buna dikkat etmeye çalıştım, inşallah görüşlerini
sendeki halleriyle anlayabilmişimdir :)
Eğer değilse ciddi söylüyorum zahmet edip
yanıt vermene gerek yok.
 
#7
yazılarını olmadıkları yönleriyle eleştirdiğim
konusunda itirazların olduğunu biliyorum.
Buna dikkat etmeye çalıştım, inşallah görüşlerini
sendeki halleriyle anlayabilmişimdir :)
Eğer değilse ciddi söylüyorum zahmet edip
yanıt vermene gerek yok.
ilginç..:)
yazımı aslında eleştiriye tabi tutmamışsın.. ve bunun farkındasın.. ama kendi yazının benim yazımla olan ilişkisinin farkında değilsin...
bende olan etkisi/algısı şu..

yazımı değil., içeriğini kendince anlamışsın ama uyumlu anlamışsın.. buda gösteriyor ki., yazımı ben., karşımdakilere göre değil., kendime göre dizayn etmişim.. bu anlamda senin yazın., eleştiriden ziyade katkı olmuş.. tamamlama-düzeltme olmuş..

1- karşılaştırma yapmamak gerekliliği doğrudur. burada şiddet karşılaştırmasından ziyade., uygulanan şiddetin uygulananlardaki etkisi noktasında ele almak gerekir.
kürdistandaki şiddet., ezilmeye değil., isyana ve bu isyanın politikleşmesine hizmet etmesi.. içindeki politik önderlik becerisi kadar., toplumdaki "edi bese" ruh haline de işaret eder.. taksim olayındaki şiddet de böyle oldu.. ama içindeki politik önderlik noktası eksik olsa da "yeter artık" ruh hali ortak..
görkem farklılığından kastım buydu.. şimdi doğru anlatım oldu..

2- İnan ki çok önemsemiyorum, matah bulmuyorum
ama Gezi'yi milat kabul eden gruplar oldu. Özellikle halkın
kolluğu sorgulaması ve cesaretini kazanması açısından
bir atılım ve ilerleme olarak gören gruplardı bunlar
.
doğrudur.. nasılki kürdistanda toplumsal dinamik anlamında bir milad varsa., batı içinde taksim bir milad sayılır..


3- bu milad'a ek olarak şunu da ekleyebilirim(aslında sen ekledin ben onaylıyorum).. klasik ben merkezci be bilirim ben karar veririmci ögüt fetişizmi yerine kitle gücü dinamiği olgusu öne çıktı.. şu da anlaşılmasın.. örgüt gereksizdi demiyorum.. örgüt asıl işi nedir onu bilsin anlamında diyorum..
kitleni ne yapması gerektiğini önermek., yönlendirmek başkadır.. işi yapacak olan kitle olduğundan kendi iradesini öne çıkartmasını kendi önderi olmasını öğretmek ayrıdır..

3- her ne olursa olsun., kendine dokununca bile kımıldamayı beceremeyen., devlet içinden bir güç ile çözüm arayan., kentsoyluların.. isyana katılması da önemlidir.. haliyle kentsoylu ritüelleri ile hareket edeceklerdir.. küçümsememek garip karşılamamak., karşı çıkmamak geekir.. olacak ise itirazları politik hedeflerde yapmak gerekir.

yazıma bu anlamda süreç tespiti analizleri ve açıklamaları ile giriş yaptım.. buralara da değinmeni isterim.. yani kendince bakışın nedir? bilmek isterim.. kendi tespit-analizlerimin yaşam ve başkaları nezdinde sağlamasını yapmak istiyorum.. buna gereksinim duyuyorum..
 
#8
Ben kısmî itirazlar getirmiştim. Genel bir değerlendirmeyi
şöyle yapabilirim..

Öncelikle Gezi'den önce başlayan bir süreç olduğunu
ifade ediyorsun. Bu halde, Gezi, zaten bir sürecin
devamı. Gezi'yi misyon yükleyen ahmaklardan bahsediyorsun,
ki bu öncelikle aydınlatılmalıdır. Kendinin bunlardan biri
olmadığını söylüyorsun.
Önceki linkleri de okudum fakat misyon biçenlerden geniş
alıntılar yapmamışsın. Demek ki öncelikle kimin nasıl bir
misyon biçtiğini söylemen gerekir dostum. Hükümetin
demokrasiye darbe misyonu biçtiği çok açıkken, diğer parti
ve grupların çok büyük bir atılımın ilk ayağı değil de, bir tür
savunma pozisyonu ve birlik denemesi olarak aldığını
görebiliyorum. Neyse, buna geliriz.. ama dediğim gibi,
kimin ne misyon biçtiğini ayrıntılı olarak açıklaman gerekecek.

kısaca..; taksim bir ana süreç değildir.. taksim sürecindeki aktörler de başat aktör değildir.. zaten bu belli de değildir.. her kesime göre bir başat aktör "ifadesi" var..

Yazının vurgusunun burası olduğunu sanıyorum. Aktörler Taksim'de
değilse nerede olabilir? diye soruyorum. Bir eylemliliğin başat aktörleri
meydanda değilse nerededir?

akp iktidarı süreci de bir süreç değil., sürecin bir aşamasıdır. akp iktidarı ile.; ne 12 eylül sistemi değişmiş., ne de 1923 cumhuriyeti nitelik değiştirmiştir


Bu tezinde ise verinin doğru olduğunu, ama tarafından
doğru yerde ve zamanda kullanılmadığını söyleyebilirim.
Çünkü Gezi zaten savunma refleksiyle büyümüştür.
Demek ki içerisinde bir atılım içermiyor. Yapılan anketlere
göre katılanların %70'i aşan kısmı örgütsüz ve onları çeken
şey de kolluğun aşırı güç kullanımı. Hepimiz çevremizden
biliyoruz ki, devletten şimdiye kadar herhangi bir talebi
olmamış, mahkemeye işi düşmemiş, ödemelerini vergi
dairesine gitmeden yapan insanlar da geziye renklerini
verdiler.
Şimdi bu tabloya bakınca, 1923 ve 1980 konseptlerinin
bu olgularla alakası yok. En azından analizde yer sıkıntısı
yaratır. Örgütlü katılımda bile 'böyle şiddeti görmemiştik'
vurgusu yok. Söylenen söz, baskın bir şekilde 'bu kadar
da olmaz'. Yani dediğin gibi, yeter artık.
Bu 'artık'ın AKP dönemine denk gelmesi asıl seni rahatsız
eden ancak bunun da açıklaması var. Önceki iletimde
dediğim gibi, bundan önceki hükümet idarelerinin çok başlı
oluşu ve kontrol araçlarının-big brother'ların artışı bunu
çok etkilemiştir.

süreç üzerine söyleyeceklerim bunlardır.. süreç.; t.c. değişimi sürecidir. bu değişim zorunluluğunu toplumsal muhalefet olarak demokratik değişim zeminlerinde zorlamak doğru olandır. devlete sen kendince değiş ama bende değiştim ve senin hegomanyan dışında mevzileneceğim diyecek ve ya savaşır yada buna göre pozisyon alırsın diyeceksin..
savaş ise savaş., demokratik mücadele ise buna da evet.. biz sürecimizi işletiyoruz.. talep etmiyoruz.. diyeceksin..
mesele budur.. talep etmeyecek işleteceksin..



Bu değişimi vurguladığına göre, şimdiye kadar vuku
bulmayan dinamiklerin değiştirdiğine inandığını düşünüyorum.
Bence her devlet gibi T.C. de çağın gereklerine göre
değişimler geçirmiştir. O hâlde bu dinamikleri senin tekrar
vurgulaman gerekmektedir. Güncel örneklerle bunları
anlatabilirsin.
Sanırım bu minvalde tartışmayı önceden yapmıştık. Değişimin
bağımlı değişken mi yoksa bağımsız değişken mi olduğu
sorusunu sormuştum.
Ben Türkiye solunu, Alevileri, ulusalcıları bir dinamik olarak
kabul etmiyorum. Çünkü ne gündeme etki yapabiliyorlar,
ne de insanların bazı fikirlerini değiştirebiliyorlar. Hacim olarak
büyük, nitelik olarak oldukça küçükler.

akp iktidarı ile.; ne 12 eylül sistemi değişmiş., ne de 1923 cumhuriyeti nitelik değiştirmiştir..

Yazının önemli olan bu vurgusunda senin netleştirmen gereken
nokta şudur. Önce diyorsun ki T.C. çeşitli dönemlerde
konsept değiştirmiştir, 1923, 1960 ve 1980. Ardından AKP'nin
1923 cumhuriyetinin niteliğini değiştirmediğini söylüyorsun.
Peki arada olan değişimler ne oldu? İşte bu kısmın netleşmesi
lazım? 12 Eylül darbesi, 1923-26 politikalarını değiştirdiyse
nasıl olacak ki AKP değiştirilmiş bir konsepti tekrardan değiştirsin?
 
#9
akp iktidarı ile.; ne 12 eylül sistemi değişmiş., ne de 1923 cumhuriyeti nitelik değiştirmiştir..

Yazının önemli olan bu vurgusunda senin netleştirmen gereken nokta şudur. Önce diyorsun ki T.C. çeşitli dönemlerde konsept değiştirmiştir, 1923, 1960 ve 1980. Ardından AKP'nin 1923 cumhuriyetinin niteliğini değiştirmediğini söylüyorsun.
Peki arada olan değişimler ne oldu? İşte bu kısmın netleşmesi
lazım? 12 Eylül darbesi, 1923-26 politikalarını değiştirdiyse
nasıl olacak ki AKP değiştirilmiş bir konsepti tekrardan değiştirsin?

dostum..
konsept değişimi her zaman süreç değişimi anlamına gelmez. konsept bazen bie aşamayı ifade edebilir. örneğin.; "ya bitecek ya bitecek" bir konsepttir ama., bir süreç konsepti değil, bir aşama konseptidir. çünkü., başladığı aşamadan önce "ya çözüm ya çözüm" konsepti işletilmiyordu. yine kürt isyanını inkar-imha konsepti işletiliyordu. yeni bir aşamasına yani yeni bir konsepte yükseltildi..
özal işleyen bu inkar-imha konseptini(yani sürecini) değiştirmek istedi ama izin verilmedi..

1923 konsepti bir sürecin tarifidir.
halklar nezdinde inkar, itirazlar içinde imha konseptidir.
hanefi-sunni laiklik konseptidir.
ekonomi alanında, devlet üzerinden kapitalizmin geliştirilmesi yayılması (devletcilik)konseptidir.
siyasi alanda tek merkezli bir işleyişin tarifidir.
1945 ile bu süreç nitelik değiştirdi mi?
kürtler için hayır.. aleviler için hayır.. ekonomik alanda hayır.. siyasi alanda hayır.. çok partili dönem siyaset alanında tekciliğin kalkması değil ki..
1945-50 arasında değişti mi? hayır.. 1960 da hayır.. 1980 de hayır.. 2013 de hayır..

evet.. 1980 bir anlamda milad sayılabilinir.. bir çok şeyde değişim başladı ama sistemin bütününde başlamadı yeni bir süreç başlamadı..
sadece., devletçilik işleyişi özele devri süreini başlattı.. buna süreç değişimi demek hatta olumsuz olarak tanımlamak., burjuva modernite hayranlığının taşralı modelinin işleridir. hatta koorparatizm anlamında faşizmin bir çeşitidir. sol zeminde ahmaklıktır.
devlet ne için var.. halkı için olmasa gerek.. haliyle başta verilen bir görev olarak, misyonunu tamamlıyor.. bunu görmemek nedir!!?

yazımın başında uzunca anlatmıştım..
süreç tespitleri neye göre yapılır. her süreç tespitinin dayandığı temel özne vardır. ve onun kendi içinde aşamaları vardır. temel özne değişmeden süreç ve konsepti değişmez.. ama süreç ilerlerken her basamakda yeni aşamasının da bir konsepti vardır..

ve yine bahsettim.. genel süreç içindeki öznel süreçlerin bütünü olarak tanımlanabilir.. başat-dominat olan ile değil.. başat dominant olan öznel süreç o aşamanın damgasodor.. sürekli olursa sürecin kendisi olur.. ve yine kendi sürecini kendisi tanmalayıp., bir başka sürece geçebilir.. bu sefer artık bütüne bu sürecin tanımı ile yaklaşılır.. köleci toplum ile kapitalizm arasındaki süreç bütündür.. gerisi aşamalarıdır.
bir paris komün bir 17 ekim bunu kıramamıştır.. ama öznel olarak bir başka sürecin kendisidir.. yani mülkiyetçi sistem ile bunun karşıtı bir sürecin içindeki iki ayrı öznel süreçtir.. marksistler işte burada hep şaşırır.. sermaye sistemlerini ana süreç olarak alırlar.. o yüzden bu sistemin sınıflarından birini de her aşamasında(hatta bunu süreç olarak ayrı görürler) başat alırlar.. ve insanlık tarihini ayrı hapsini içine alan bir genel süreç olarak görmezler..
yani... köle isyanları nafiledir.. köylü isyanları nafiledir.. sadece işçilerin isyanları süreci değiştirebilir.. ama bu da hiç olmamıştır.. paris komünü dahil 17 ekim dahil işçi sınıfından çok toplumsal isyanların yaratımıdır.. diğerlerinde zaten işçi yoktu..

bunları beni doğru anlayasın ve itiraz edeceksen benim bu çizgim temelinde itiraz edesin diye yazıyorum..

bu anlamda.....
12 Eylül darbesi, 1923-26 politikalarını değiştirdiyse
nasıl olacak ki AKP değiştirilmiş bir konsepti tekrardan değiştirsin

12 eylül 1923 konseptini siyasal ve ekonomik zeminlerde değiştirebilmek için bir darbedir..
devletci ekonomi değişecek, devletin koruyucu ve belirleyici erksel işleyişi değişecek ve bunlara göre toplum sosyal-siyasal yeniden biçimlendirilip, pozisyonlar dağıtılacak.. İDİ..
yani sistemsel bir değişim yok.. akp konsept değiştiriyor da demedim.. demiyorum.. işleyişi değiştiriyor.. ana yapıyı değil..
moderniteci bakışla bakarsan bile., kapitalizmden feodalizme karşı devrim!! :D yapmıyor.. üretici güçlere(yaratan-hükmeden-belirleyen) göre bu olanaksız..

devletçi ekonomi konseptini akp değiştirmedi yada değiştirmiyor.. bu işler özal ile başladı.. ali-veli kırkdokuz elli gele dahi aynı işler olagelecekti.. akp gelişinin nedenleri farklıdır.. ara aşama olan çiller-shp/chp ve ecevit koalisyonları ve çiller-erbakan olayları da böyle.. hiç biri., 12 eylül ile başayacak olan yeni aşamaya karşı erk olmadılar.. başka işler nedeniyle geldiler başaramayınca yollandılar..
akp koalisyonu da öyle.. şimdilik başarının önünde engel tayyip olarak tanımlandı tavaya atıldı.. yada akp dışında bir alternaif olmadığından hazırlık aşaması da diyebilirim..

yerel seçimler sonrası önemli.. her kesim bundan sonrasına şimdiden yatırım yapıyor.. güç biriktiriyor, topluyor, derliyor ve harcansın istediği güce yöneliyor..
taksim başka nedenlerle patlamıştır ama tuzu kapan koşmuştur..

özgürlük ahreekti süreci iyi izliyor..ne pozisyon kaybetmek istiyor ne de bu işlerin dışında kalmak istiyor..

şu günlerde ciddi bir toplu mühendisliği işletiliyor..

sırrı süreyya olayına değineceğim.. ayrı başlıkla yazacağım.. bu da ciddi bir toplum mühendisliği işlerinden biri.. sırrı bir "eleştiri" yapmış!! ama ne demiş ne dememiş kime demiş kimesana değil abi demiş "belli değil gibi"!!!..
sırrı ahmet türke yanıt verdi diyenlere bakıyorsun.. ve verilen görüntülü linklere bakıyorsun.. yazılan ile görüntü apayrı..
youtube de aleni yazıyor.. sırrı süreyya ahmet türke cevap verdi. bakıyorsun.. ahmet türkün adı bile geçmeden görüntü bitiyor..
ama bu aziz nesin yüzdesi halk.. özellikle nasyonalist sol.. sazan gibi atlıyor..

sırrı süreyya.. kısa zamanda.. açık ifadelerle konuya açıklık getirmez ise.. hakkında iyi şeyler düşünmeyeceğim.. kuyuya bir taş atan deli mi? dir yoksa işini mi? yapıyor.. bakacağım..
 
#10
konsept değişimi her zaman süreç değişimi anlamına gelmez. konsept bazen bie aşamayı ifade edebilir. örneğin.; "ya bitecek ya bitecek" bir konsepttir ama., bir süreç konsepti değil, bir aşama konseptidir. çünkü., başladığı aşamadan önce "ya çözüm ya çözüm" konsepti işletilmiyordu. yine kürt isyanını inkar-imha konsepti işletiliyordu. yeni bir aşamasına yani yeni bir konsepte yükseltildi..
özal işleyen bu inkar-imha konseptini(yani sürecini) değiştirmek istedi ama izin verilmedi..


O zaman konsept mi süreci kapsıyor yoksa
süreç mi konsepti?
Benim senin analizlerinden anladığım, konsepti
başat alıyorsun, süreci ise konseptin stratejik
açılımları olarak.
Örneğin, Özal'ın girişimleri stratejik bir ataktır.
Belki diplomasi yoluyla PKK örgüt ve önderliğini
yine imha (konsept gereği) etmeyi amaçlıyordu?

1945 ile bu süreç nitelik değiştirdi mi?
kürtler için hayır.. aleviler için hayır.. ekonomik alanda hayır.. siyasi alanda hayır.. çok partili dönem siyaset alanında tekciliğin kalkması değil ki..
1945-50 arasında değişti mi? hayır.. 1960 da hayır.. 1980 de hayır.. 2013 de hayır


Bu mevzuyu merkez-çevre periferisi olarak
almayı yeğliyorum. Bu yüzden ikinci dünya
savaşı sonrası Kemalist yöneticiler arasında
pozitivist ve gelenekçi unsurlar geleceklerini
Hür Dünya Blok'unda gördüler. Yani siyasi
değişimler olmadığını söylemek güç suat
dostum.
En azından, gelenekleri bir anda silip atılmaya
çalışılan taşranın-çevrenin merkeze yerleşmesi
önemli bir gelişmedir. Bir ülkede parlamenter
siyasetin halk tarafından benimsenmesi ve
yeni siyasetçilere güven duyması o dönem için
devrimci bir çıkış sayılamaz mı?
Elbette siyasette tekçilik halihazırda durdu ancak
planlamacı ekonominin başarısızlıkları def edildi
ve 1950'lerin ilk yılları toplumsal refahta büyük
artışa sahne oldu. Makineleşme, tarımda verim
artışı ve köylü-reçberin refahının artışı anlamında.

evet.. 1980 bir anlamda milad sayılabilinir.. bir çok şeyde değişim başladı ama sistemin bütününde başlamadı yeni bir süreç başlamadı..
sadece., devletçilik işleyişi özele devri süreini başlattı


Dostum bu kısma da katılmıyorum. Madem 12 Eylül'ün
kıymeti harbiyesi ekonomiş işleyişteki dönüşüm,
o zaman 1960'lı yıllarda planlı ekonomiye geçiş, önlerindeki
beş yılı düşünerek uzmanlara raporlar hazırlatmaları, ithal
ikameci ve Harrod-Domar büyüme modelinin benimsenmesi
de bir milat oluşturmaz mıydı? Üstelik yanısıra çevre,
merkezden atılmıştır. DP tasfiyesi üzerinden Kürtler de yine
dil yasaklarına, din adamlarına işkence uygulamalarına maruz
kalmaya devam etmiştir.

yani sistemsel bir değişim yok.. akp konsept değiştiriyor da demedim.. demiyorum.. işleyişi değiştiriyor

AKP süreci güncelliyor, update ediyor olabilir.
Madem işleyişi değiştiriyor, bu işleyişe itirazlar
da olabilir. Bu illa ki sürecin devamını istemek
değildir. Ben seni böyle anladım sanırım. Yani
işleyişe itiraz edenleri eleştiriyorsun.
Örneğin, AKP, işleyişi çerçevesinde TC hukukunu
bile çiğnemek durumunda kalıyorsa, toplumsal
denetimde milliyetçi retoriğe bir de dinî retoriği
ekliyorsa bu işleyişi durdurmadan topyekun sürece
nasıl müdahale edilir ki?

özgürlük ahreekti süreci iyi izliyor..ne pozisyon kaybetmek istiyor ne de bu işlerin dışında kalmak istiyor..

Doğru olan da bu. İhtiyatlı hareket etmek
mühim. Ama bunu yaparken medya önünde
olmasa da, kendi müttefiği güçlere bu aldığı
pozisyonu da izah etmeli, tartışmalı. Tartışmıyor
demiyorum, ama müzakerelerin boyutundan
MİT bürokasisinin tutumuna, onlara ne kadar
güvendiklerini vs ifade etmeliler. Ama bunların
medya önünde olması gerekmiyor, çünkü
manipülelere açık hale geliyor önceden gördük.
AKP içerisinde demokratikleşmeyi ve barışı
samimiyetle arzulayan kesimlerin kim olduğu,
bu kesimlerle diplomatik diyalogun geliştirilmesi
istendiği açıkça söylenebilir mesela.
AKP'yle-kapitalizmle uzlaşıyoruz anlamına gelmez.
Örneğin, Adalet Bakanı böyle bir şahıstır.

şu günlerde ciddi bir toplu mühendisliği işletiliyor.. sırrı süreyya olayına değineceğim.. ayrı başlıkla yazacağım

Haberlerde okudum ama, olay tam olarak
nedir suat dost bilmiyorum. Önder'in hatası,
DTK başkanlığına medya üzerinden eleştiri
getirmesi, örgüt-içi kanalları işletmemesi mi..?
'DTK Gezi için açıklama yapmadı' demiş.
Bence görmemiştir, ve görünce bunu düzeltecektir.
 
#11
O zaman konsept mi süreci kapsıyor yoksa süreç mi konsepti?
yanlış bir soru.. konsept ayrıdır süreç ayrıdır.. süreç dışında bir konsept oluşur sonra sürece dahil olabilir.. yada bir konsept süreç başlatabilir.. veya bir süreç işlerken., içinde içinde konsept-ler yaratabilinir..
Benim senin analizlerinden anladığım, konsepti başat alıyorsun, süreci ise konseptin stratejik açılımları olarak.
ikincisi doğru söylem.. birincisi ise duruma göre evet.. :)

süreç.; yaşamdan bir zaman diliminin içindeki her şey(nesnel-öznel-aktör-figüran-tali-temel börtü böcek) ile birlikte tanımlanan şey'dir.
netin süreci.,? sorusunun yanıtı ile birlikte ele alınır..
başında ve bitişinde bir milad vardır.. devir aldığı yada yerine geçtiği., devredeceği yada yerini terk etmek zorunda kalacağı öncülleri ve sonraları vardır.. kendi dilimi içinde aşamaları vardır.. süreçler arasında bir ara., "belirsiz" geçiş aşamaları da vardır.. belirsizlik yada geçiş aşaması olan süreçler diyeyim.
her bir süreç aynı zamanda üstündeki bir sürecin içinde bir aşama olarak da tanımlanabilir..
yine her sürecin içinde her bir öznenin kendi öznel süreçleri vardır..
DEMİŞTİM.. :)

bir süreç tespiti-tanımı yaparken., nelere? bakılır..
çok şeye bakılır..uzatmayayım.. sürecin içindeki öznelere/aktörlere ve onların amaçlarına ve araçlarına bakılır.. buna da konsept denir.
sürecin nasıl akacağını nereye evrileceğini anlayabilmek yada gidişde etkin olabilmek için., herşeye bakılır ama başat!! olarak konseptlere bakılır.. da DEMİŞTİM.. :)

Örneğin, Özal'ın girişimleri stratejik bir ataktır. Belki diplomasi yoluyla PKK örgüt ve önderliğini yine imha (konsept gereği) etmeyi amaçlıyordu?
bana göre... özal ile simgelenen konsept.. imhayı düşünmüyordu.. olmayacağını görmüştü.. uzlaşma arıyordu.. legal alana çekersem., güney çizgisi daha rahat çalışır etkin olur., pkk çizgisi erir diye hesaplıyordu.. yine bana göre., özal., pkk'nin paradıgma değiştirmeye başladığının farkında değildi.. farkında olanlar özal konseptini tasfiye etti.. paradıgma netleşip., sürece yerleştirilmeden., kitlelerde kabül görmeden "hal" edelim dedi..
yani.. özal konsepti stratejikti.. imha olarak değil uzlaşma dönüştü
rme olarak yaklaşıyordu.. ve aynı zamanda t.c. yapısındaki değişim zorunluluğunu da biliyordu.. bu amaçla erk yapıldı.. etkin olsaydı.. bence t.c. 1923 süreci gerçekten değişik yeni bir sürece girecekti..

akp., bu değişin sürecinin aksayan yanlarını düzeltmek ve asıl mecrasına oturtmak ve bu anlamda kürt özgürlük hareketini imha etmek yada eritebilmek amaçlı bir araç.. yeni bir sürecin aracı değil.. olabilirdi.. olamadı..
pkk'yi eritemedi imha etmeye denedi bunu da başaramadı.. akp., kürtleri imha amaçlı hareket etmedi.. yapısal değişim içinde kürtlerin tanınması zaten var.. ama pkk'siz var..
pkk'yi imha yada eritme aşamaları hep başarısız olunca., yeni süreç bir türlü başlamadı.. şimdi bizzat pkk ve önderliği bunu başlattı.. şimdi devlet buna uymaya çabalıyor..

bana göre.; yeni süreci başlatan özgürlük hareketi.. denetleyecek olan da özgürlük hareketi., ayrı duran., türk-iye solu., kürtleri de türkiyesolu ve türkiye dinamikleri içinde kabüllenirse süreç hızlanır.. farklı ilerler.. tersi olursa., süreç ikili asli özneler olarak ilerlerken., türk-iyesolu ise bu iki özneden birinin yanında mevzilenecek.. sistem yanı özgürlük hareketi yanı diyorum.. özgürlük hareketi türkiyesolu türkiye demokrasi mücadelesi olarak tanımlanacak., artık pkk t.c. içindeki yapısı ile bunun içinde bir özne olacak.. özgürlük hareketi denilince sadece pkk anlaşılmayacak.. diğerleri ise sistem solu yada nasyonalist sol olarak ikame edilecek..
 
#12
pkk'yi eritemedi imha etmeye denedi bunu da başaramadı.. akp., kürtleri imha amaçlı hareket etmedi.. yapısal değişim içinde kürtlerin tanınması zaten var.. ama pkk'siz var..

Anladım. Birşey söyleceğim ve soracağım.
Eğer Kürtler hem tanınıp hem kabul edilecekse
örgütün olup olmamasının önemi ne suat
dost? Yani eğer halkın her türlü yaşamsal
hakkı iade edilmişse PKK'siz olması kötü müdür?

bana göre.; yeni süreci başlatan özgürlük hareketi.. denetleyecek olan da özgürlük hareketi., ayrı duran., türk-iye solu., kürtleri de türkiyesolu ve türkiye dinamikleri içinde kabüllenirse süreç hızlanır.. farklı ilerler.. tersi olursa., süreç ikili asli özneler olarak ilerlerken., türk-iyesolu ise bu iki özneden birinin yanında mevzilenecek.. sistem yanı özgürlük hareketi yanı diyorum.. özgürlük hareketi türkiyesolu türkiye demokrasi mücadelesi olarak tanımlanacak., artık pkk t.c. içindeki yapısı ile bunun içinde bir özne olacak.. özgürlük hareketi denilince sadece pkk anlaşılmayacak.. diğerleri ise sistem solu yada nasyonalist sol olarak ikame edilecek..

Peki Türkiye solu ile KÖH kenetlenirse, Türkiye'deki
özgürlük hareketi bileşenlerini oluştururlarsa bu durum
Türk hükümetleri için tehlike oluşturmaz mı? Yani bu
örgütlü gücü bastırmak isteyecektir diye düşünüyorum.
Türkiye'de her alanda hükümeti denetleyecek demokratik
muhalefet, belki hükümeti sert yöntemlere itebilecektir.
N'apalım yani, diyebilirsin ama bunun da hesaba katılması
gerek bence.

Bunlardan ayrık olarak, ben HDK'nin niye partileştiğini
anlayamadım. HDP diye bir parti kuruldu, ne idüğü belirsiz.
HDK'nin yürütme organı mıdır nedir bilinmiyor .)
 
#13
Anladım. Birşey söyleceğim ve soracağım. Eğer Kürtler hem tanınıp hem kabul edilecekse örgütün olup olmamasının önemi ne suat dost? Yani eğer halkın her türlü yaşamsal hakkı iade edilmişse PKK'siz olması kötü müdür?
şu söylediklerini sen., kendin ciddiye alıyormu?sun.. :confused:

tanınmayan kürtler örgütsüz iken tanınacaklar.. olacak iş mi? t.c. kuruluşunu atlayarak bunu söylemek olasımı?dır.. toplumsal itirazın örgütsüz olması olası mı? dır..

masal bu ya.. formatından çıkıp., somuta gelirsek.. kürtler örgütsüz ise kimse iplemez.. kürt denilen toplulukları kürt olarak değil., aşiret-aile-birey olarak tanırlar.. bu zeminler bile bir örgütlülüğe tekabül eder..

geleyim asıl soruya.. hutbenin mevzusuna..

eğer halkın her türlü yaşamsal hakkı iade edilmişse PKK'siz olması kötü müdür?
sorun.. tıpkı anket soruları gibi..
kürt halkının tüm yaşamsal hakları tanınacak ama bu tanınmada pkk olmayacak.. pkk'siz olması kötü mü? sorusu neden soruluyor ki?...
zaten birileri yani kürt halkının mücedelesi sayesinde bu olmuş ise illaki bir topluluk oluşturmuşlardır buna örgüt denir.. pkk'nin katkısı yoksa onu muhatap alan yok diye kimse dert etmez..
ama.. somuta bakarsak.. pkk bu işi yürürtü ise kürt halkını muhatap alan onun yarttığı topluluğa yani örgüte de saygı gösterecek..
islamı tanıyorum ama muhammedi muhatap almam.. demek gibi absürt işler olmaz.. pkk'nin olmamasının nedeni bellidir.. bu sistemin derdidir.. yoksa.. pkk bu halkın talepleri dışıunda şeyler talepeder halka rağmen ederse., zaten önce kürt halkı onu tanımaz..

hem öcalan ile görüş hem de terörist başı de.. bu karakter kürtleri tanır ama maraba olarak tanır.. başkaca tanımaz..

beni şaşırttın..


 
#14
Peki Türkiye solu ile KÖH kenetlenirse, Türkiye'deki özgürlük hareketi bileşenlerini oluştururlarsa bu durum Türk hükümetleri için tehlike oluşturmaz mı? Yani bu örgütlü gücü bastırmak isteyecektir diye düşünüyorum.
ZATEN OLAN BİTEN DE BU DEĞİL Mİ? ..

sevgili dostum.. işin asıl özüne değinmişsin.. Türkiye özgürlük hareketi bileşenleri gelecekteki cephe/örgüt/hareket/ vs. ne dersen de.. aynen budur..
olacağın önüne geçemiyorsan., eksik ve zaaflı olmasını sağlarsın.. sistemin., yeni süreçdeki konsepti budur..

nasyonalist sol varsın olsun.. m-l sol varsın olsun.. liberal sol zaten olsun iyidir.. kürt miliyetçileri-ulusalcıları vs. varsın olsun.. sistem için bunlar "sorun" değil.. yeni süreçde hepsine bir zemin yaratır orada konuşlandırır., yada konuşlanmaya iteler.. yeterki., hepsinin içinde olan ve gereksinimi olan özgürlük ve demokrasi ruhu ortaklaşmasın ve yeni sürece ortaklaşarak müdahil olmasın.. derdi budur..

yıllarca kürt yok derken., kürtleri yok saymadan cumhuriyet kuramayız diye yok saymadı.. bu ciddi bir yanılgıdır.. kürtleri var sayar ise., diğer halkları türk saydıramazdı.. yıllarca kürtden çok diğerlerinin varım demesini engellemek için çabaladı.. haliyle varım diyebilecek ve diyen en önemli dinamiğe yöneldi.. mahallenin delikanlısını döversen diğerleri de susar..
olmadı mı? o zaman etrafını boşaltacaksın.. ortaklaşmalarını engelleyeceksin.. hatta dikilene bir alan ayırıp bırakacaksın..

kürtler., yıllarca kendi alanları için savaştı.. direndi ve hep yenildi.. son savaşda konsept değiştirdiler.. sistemin sıl olarak neyi amaçladığını görüp., buraya yöneldiler.. kolay değil.. yıllarca kendisi için alanı için direnen kürde., bırak bu işi., bütüne yönel bütün ile ortaklaş demek kolay değil.. heleki parçalanmış bir halka bunu öğretmek kolay değil.. ama öğretildi.. pkk'nin asıl devrimi budur..
silahların susması ve geri çekilme noktasında devletten bir şey beklemeden bu süreci başlatmayı anlamayan odun kafalılara taş kafalılara söylüyorum..

taksim bunun için tarihi bir fırsattı.. bu fırsat kçatı yetmedi tersine olumsuz işletildi.. dikkat edin.. en önemli ve sert ve net eleştiri kendi içlerine yapıldı.. sırrı süreyyaya tepkim de bu anlamda.. doğru bir eleştiriyi bu tersine işlev için kullanıyor ise ben şüphelenirim..
ama.. kürtler kendilerini eleştiriyor ise diğerlerine düşen de önce kendilerini eleştirmektir..
meydanlardan iti köpeği hamaset prağmatizm zaafları ile kovamazsan., en azından bağlayamazsan., oraya kürt dalmaz..

zamanında., bunları çok yaşadık.. çok gördük.. kürtçe slogan atmayın., renklerinizle gelmeyin.. linçlerde sahiplenilmedi.. ama linçleri körükleyecek tüm ithamlar(işbirlikçi vs.) yapıldı..

sen hiç., sabah akşam değerlerine küfreden., itham edenlerin yanına gelebilirmisin.. ama kürtler geldi.. hatta getirildi diyeyim.. içindeki ilkel milliyetçilerin direnmesine karşın getirildi.. ama tırki sol taksimde kendi boktan duruşları yetmiyor gibi iti köpeği de yanına alınca git bakalım gidebilirsen.. gidildi de.. yaşananlar biliniyor.. kimse istisna demesin.. bu konuda istisna olan., daha çok olacağın ispatıdır..

Türkiye özgürlük hareketi bileşenleri mutlaka yaratılacaktır.. ama önce mıntıka temizliği gerekli.. ve özellikle mıntıka temizliği yapması gerekenlerin temizlenmesi gerekiyor..

Türkiye'de her alanda hükümeti denetleyecek demokratik muhalefet, belki hükümeti sert yöntemlere itebilecektir. N'apalım yani, diyebilirsin ama bunun da hesaba katılması gerek bence.
elbette.. bu düşünüldü ki., gerilla çekilişleri başlatıldı.. en azından bu gerekçe ortadan kalksın denildi.. bunu hala anlamıyorlar.. çok büyük bir özveride bulunuluyor.. kitleni gerillaya bakışına karşın bu yapılıyor.. yani ben... kitlemi denetler., dönüştürebilirim güveni ve beceriye olan inancı yüksek.. ya türkiye solu devrimci-demokratları!!! bu konuda beceriye sahip mi? hatta kendileri bu noktada uygun mu?

kimse hamaset yapmasın., hikaye anlatmasın.. taksime bu derecede polis şiddeti.. ne tayyip aymazlığı ne de bir komplo işi..
şiddet içermeyen kentli eylemine bile şiddet uygulanıyor ise., iyi düşünmek gerekir.. kürdistan bunu yaşadı ve halletti.. isterlere uygulasınlar.. ama batı öyle değil.. şiddete karşı savunma araçları yok.. olan kitle gücüdür.. elbette bu da çok önemlidir ama bu kitle gücü ne ögütlü ne hedefleri net ne de ortaklaşmaya müsait.. aksine üzerinde oynanmaya müsait..

bu anlamda..; devletin şiddetini yükseltmesi sorun değil..
kaldı ki., bu işi şiddetle çözemeyeceini kürtlerde denedi ve öğrendi..
yapılacak iş basit.. biz ortaklaşıyoruz.. sen şiddet kullanırsan.. kürdistandaki gerillaya kentlerde gerilla katılır.. yada kürdistana yönelinir.. ona göre.. bunu de.. yani hissettir bakalım.. şiddet uygulayabilecek mi?

ama devlet aklı çalışıyor.. batının hem cürmünü hem de kalitesini ve karakterinşi biliyor.. bu yüzen şiddeti müsait biçimde uygular.. taksimde batı muhalefetini bölebildi.. bu yüzden şiddeti de belirli yerlerle sınırlı uyguladı.. işin garibi., kemalin askerlerinin ağırlıklı olduğu yerlerde şiddet yoktu..
ilk şiddet bu ayrıştırmayı yaratmak amaçlı idi ve başarıldı..

Bunlardan ayrık olarak, ben HDK'nin niye partileştiğini anlayamadım. HDP diye bir parti kuruldu, ne idüğü belirsiz. HDK'nin yürütme organı mıdır nedir bilinmiyor .)
bu ayrı bir konu.. ama şu kadarını söyleyeyim.. parti sadece seçim vebelirli politik zeminler için bir araç.. partinin yürütmesi hdk'dır.. parti başat değildir.. başat olan hdk'dır.. ama şu aşamada hdk zaten bir çeşit parti olmayan parti pozisyonunda.. bu çok büyük bir zaaftır.. aşılması gerekir.. halk komiteleri olmalı ve aşağıdan yukarıya geri çağırma hakkı ile oluşan bir örgütsel yetkili yapı olmalıdır..
parti bunun elindeki bir alan ile sınırlı bir araçtır o kadar..

dtk bu noktada üç adım önde.. dtk yapısında ekin olmaya çalışanlar bunu gördü.. altındaki halk meclislerinin üst temsil organıdır.. dtk erkinde olmak bir şey ifade etmez.. basında ve belirli anlayıştaki toplumsal kafalarda bir anlam ifade eder.. ama etki gücü yoktur..
yine de tam oturmadı.. zaten., hdk otursa., dtk., hdk içine girecektir..
 
Son düzenleme:
#15
tanınmayan kürtler örgütsüz iken tanınacaklar.. olacak iş mi? t.c. kuruluşunu atlayarak bunu söylemek olasımı?dır.. toplumsal itirazın örgütsüz olması olası mı? dır..

Yanlış anladın. Diyorum ki, devletin ve
toplumun demokratikleşmesinde
istenilen bir düzeye ulaştıktan sonra
olabilir mi, demiştim. Sesli düşünmek istedim,
bunlar benimsediğim bir görüş değildir. Ben de
örgütlülükten yanayım. Ama her grup için böyle
alternatifleri düşünürüm, ne var bunda .)

meydanlardan iti köpeği hamaset prağmatizm zaafları ile kovamazsan., en azından bağlayamazsan., oraya kürt dalmaz.. sen hiç., sabah akşam değerlerine küfreden., itham edenlerin yanına gelebilirmisin.. ama kürtler geldi.. hatta getirildi diyeyim.. içindeki ilkel milliyetçilerin direnmesine karşın getirildi

Eğer bu küfürleri eylemdeki hâkim renk
olarak görüyorsan katılmamalısın. Bu yüzden
bunun muhasebesini Kürtlere ve azınlıklara
bırakma taraftarıyım, çünkü gittikleri bir eylemde
şoven ağızlarla karşılaşınca ne yapacaklarına
kendileri karar vermeliler. Bırak BDP'yi KCK'yi,
her Kürt ve azınlık mensubu bireysel bir karar
vermeli. Demirtaş ilk hafta ulusalcı söylemi öne
sürerek eylemliliklerin ilericiliğini sorgulamıştı.
Ben de dedim ki, Kürtler, azınlıklar ve devrimciler
meydana gelirse onlar zaten kaçacaktır.
BDP yöneticileri iyi niyetliydi ancak sandıkları gibi
bir durum yoktu. Yanılgı içerisinde olabilirim,
gözlemlere dayanıyorum, hiçbir eyleme gitmedim.
Söylediğin gibi kolluk şiddetinin ve hükümetin
diplomatik-psikolojik şiddetinin odaklandığı eylemciler
'vandal' idiler. Kemalistler, bayrakçılar o tür
vandallıklara girişmediler. Zira kendilerinin de
lüks araçları veya vitrinleri var.
 
#16
Kürt Halk Önderi Öcalan, görüşmede Kürtlerin de Türklerin de Türkiye'deki tüm halkların da süreçle ilgili sorumluluk alması gerektiğini ifade etti. Mehmet Öcalan’ın aktarımına göre Öcalan, "Eğer bir süreç gelişecekse herkes katkı sunmalıdır. Süreç tek taraflı yürümez. Türkiye'deki aydınlar da sürece katkı sunmalıdır. Altyapı oluşturulmadan süreç yürüyemez. Altyapı çok sağlam olmalıdır ki, süreç yürüsün. Altyapı yapılmadan oyalama taktiklerle sürecin başarıya ulaşması mümkün değildir. Elimizden gelen katkıyı yapacağız. Yani benim gibi 4 duvar arasında olan bir insanın süreci tek taraflı yürütmesi olmaz. Herkes sürece katkı sunmalıdır" diye konuştu.



"...burada aslolan asıl öznelerin ne dediğidir ve denilenleri doğru okumaktır..
kimse kendini asıl özne formatına sokmasın.. haddini bilsin anlamında demiyorum.. bir "faydası" olmaz da ondan diyorum.. "



burada bahsedilen., sürecin asli özneleri., her kendine "hareketim/örgütüm" diyenler değildir.. öncelikle sistemin dikkate almak zorunda kaldığı ve sürecin doğal zeminleri üzerinde kök salmış olanlardır..


küçümsemek anlamında demiyorum.. ama.. örneğin bir tkip bir neo-tkp bir ödp bir emep vs. ts tasnifi içinde anlamlı olmaktan öte cürme sahip değillerdir.. her hangi bir politik kampanya başlatsalar süreç içinde etkin olamazlar.. bu sözlerim nicelik anlamında da değildir.. politik duruş ve durdukları zemin anlamında da böyledir..

tkip emep bir yana., geçmişte bir tkp(haliyle eskisi) bir ödp ciddi anlamda etkili idiler.. neyi nerde niçin kaybettiler sorgulamadan., sürecin asli unsuru havalarına girmelerinin bir anlamı yoktur..


dhkp ve tkp-ml türevi gibi radikal olma iddiasında olan örgütler de aynıdır.. zaten en son bunlar kalmıştı başkası yoktu.. şimdi o da yok..
dhkp.; kurbağanın öykünmesi gibi kendini pkk ile karşılaştırıyor.. geldiği son aşamada ip formatında eski etiketine sığınmış olarak süreçte diğerleri ile aynı nitelikte "yer" alıyor..


tkp-ml türevleri ise dersim alanında arlık gösteriyorlar.. ötesi yok..


taksim süreci de ispatlamıştır.. ve sistem bunu çok iyi kullanırken., bu ahmaklar da buna destek sunmaktadır.. örğütsüz kitle varmış!!., a-politik gençlik öne çıkmış!!., örgüt hakimiyeti yokmuş!!..

bu "tespit"lerin anlamına bile vakıf değiller.. yani siz yoksunuz deniliyor.. onlar da evet biz yokuz diyor.. ama.. bu kitleyi yönlendirdiklerinden örgütleyeceklerinden dem vuruyorlar.. aç tavuk buğday ambarı hesabı..


sistem boşluk ve denetimsiz ortam bırakmaz.. anında doldurur.. taksim kitlesini geçtim.. var olduğunu sanan bu hareket/örgütleri de "örgütlüyor"..
sürecin asli unsuru havasına sokuyor ama harmanı sistem devşiriyor..

sürecin iki asli öznesi var.. biri özgürlük hareketi önderliğinde kürt halk özgürlük mücadelesi dinamikleri.. ikincisi devlet ve devlet adına yada beraber yürüyenler..
peki... yaşamın gerçekliği bu mu? olmalıdır?
haliyle değil..

sürecin başkaca asli özneler de vardır.. özgürlük hareketi de asli özne değildir.. ama kürt halk özgürlük mücedelesinde önderliği yaratbildiği için asli öznedir.. yoksa başkaca önderlikler de var.. ama yetkin değiller.. süreç içindeki asli özne güçlerden birine bağlı., tali konumdalar..

türkiye solu bu noktada kendini ayrı bir özne olarak tanımlasa da realite de bu böyle değildir.. bir kısmı özgürlük hareketine eklemli., bir kısmı sisteme eklemlidir..
özgürlük hareketine eklemli olarak yürüyenlere kuyrukçu!! diyenler kendileri de sistemin kuydrukçusudur.. ve özgürlük hareketinin kuyruğunda olanlar., en azından asli özne olma yolundalar.. çünkü kendilerine düşeni yapabildikçe sürecin bir "taraf"ının ortaklarından olacaklar..
diğerleri ise son gelişmelerde görüldüğü gibi sistemin net kuyruğu olarak sistem tarafında olacaklar.. elbette sistem içi bir güce dayalı olarak..

özgürlük hareketi bu noktada nettir.. "kuyrukçu" denilen ts'nin bu kesimlerini ortak olarak görüyor.. HDK bu anlamda ortaklık zeminleridir.. burada her biri eşit öznedir.. HDK geliştirilir ve sürecin bir asli unsuru olabilir ise bu sefer kürt halk özgürlük hareketi asli özneliğini HDK içinde yürütecektir.. elbette bunu t.c. içinde yapacaktır.. diğer parçaları nezdinde asli unsurluğu ayrıca devam edecektir.. bu yürüyüş sonunda da halkların demokratik konfederasyonu oluşumu içinde yer alarak HDK içindeki aynı konuma gelecektir..
küresel olarak asli unsur H.D. konfederasyonu olacaktır..

demek isterim ki.,
bugüne yarına varması gereken zeminler üzerinden bakmak., analiz etmek önermeler koymak ve işletmek gerekir..
bu anlamda.; bugün ts için söylediklerim doğru olsa dahi yarına akışı doğru olursa dünü ve bugünü aşmak olacaktır.. işte o zaman olması gerektiği gibi bir asli özne tespiti yapılacaktır..

 
Üst