Ömer Ayna Kimdir

#1
ömer ayna kimdir


bir thkp-c eylemi olarak bilinen kızılderede yer alan thko lu militan. tarihimizde örneği vardır. ilk komünist isyan olarak bilinen 1839 paris ayaklanmasında da blanquistlerle beraber, sonra komünist birlik adını alacak olan haklılar birliği merkez militanları vardı, ömer ayna ve cihan alptekin de thko nun merkez militanlarıdır.
kızıldere manifestosunda şehadete eren en genç militandır ömer ayna.

babası, diyarbakır dicle kasabasında bir meslek lisesi yaptırmıştır. hertürlü ihtiyacı tamamdır okulun. ama bakanlık, kadro vermez, okul da açılamaz bi türlü. okulun adında ayna var.

bdp eş başkanı ve milletvekili emine ayna nın emmisidir.

ömer ayna mahir çayan
kan içinde kaldı sinan
uyan artık köylüm uyan
dağdan gelen ölü bizim, demişti şah turna.

1952 yılında diyarbakır, dicle de doğmuştur. 12 martta hakkında vur emri çıkarılmış ve oraya buraya aranıyor afişleri asılmış devrimci militanlardan biridir. istanbuldaki maltepe cezaevinden cihan alptekin, mahir çayan, ziya yılmaz, ulaş bardakçı ile beraber firar etmiştir.

cihan alptekin, mahir çayan, hüdai arıkan, nihat yılmaz, ertan saruhan, ahmet atasoy, sinan kâzım özüdoğru, sabahattin kurt, saffet alp le beraber kızılderede devrimin manifestosunu yazmıştır.

ruhu şad, adı daim olandır.
 
#2
ömer ayna!yı saygıyla anıyorum..

asılan yazıdaki gazetede olan.., bir başlık dikkatimi çekti..




üç masum ingilizi... öldüren şakiler..

bildiğim kadarıyla nato üssünde işgalci askerdiler..

nereleri masumdu?? merak ederken..
aynı şekilde masum halk çocuklarına kurşun sıkan pkk' liler söylemi aklıma geldi..


kızıldereye sahip çıkarken.. ömer ayna'yada sahip çıkmak zorunda olan bu vatansever yada hümanist "kafa"lar..
öldürülen ingilizleri masum gören "hürriyet gazetesi" faşistleri gibi.. yaklaşıyor..
masumiyeti.., "şakilik" karşısında tanımlıyor..

yaşamın doğal ironisi..
hürriyetin "şaki" dedikleri arasında kürt olanlar da vardı ömer ayna gibi..
demekki şimdiki kürtler de "şaki" !!!
 
#3
Ömer Ayna ve Katıldığı Eylemleri

dr rahmi dumanın malikanesini basarlar. evde epey miktarda para olduğu istihbaratından hareket etmişlerdir. ibrahim öztaş, zerruh vakıfahmetoğlu, nahit tören, avni gökoğlu ile beraber başladıkları bu eylemde, malikanede para bulunamaz, doktorun 15 yaşındaki oğlunu rehin alarak oradan ayrılırlar.

genci üç gün rehin tutarlar bu arada devrimci yazarların romanlarını okutur bi kere de yazlık sinemaya filim seyretmeye götürürler. aile 250 bin lira fidyeyi verir ve eyleme son verirler.

ömer ayna, yoldaşları avni gökoğlu, oktay kaynak, zerruh vakıfahmetoğlu ile beraber, istanbulda unkapanındaki ziraat bankası soygunu gerçekleştirir. bu soygunda 57,000 liraya el konur. ömer ayna bu eylemin akabinde yakalanır.
 
#4
"ömer ayna"... ne kadar devrimci değerlere ait bir değerdiyse...

"emine ayna"... da o kadar devrimci değerlerle ilgisi uzaktan yakından olmayan bir "değer"dir.

peki bu neden böyle?...

bunun cevabını siz veremezseniz ben veririm.

az sonra...
 
#5
"ömer ayna"... ne kadar devrimci değerlere ait bir değerdiyse...

"emine ayna"... da o kadar devrimci değerlerle ilgisi uzaktan yakından olmayan bir "değer"dir.

peki bu neden böyle?...

bunun cevabını siz veremezseniz ben veririm.

az sonra...
inan itiraz yada çatışma amaçlı söylemiyorum..:)
çok merak ettim ve benimde kendimce düşüncelerim var ama net değil.. madem ağzındaki baklayı gösterdin.. yazmalısın bence
 
#6
inan itiraz yada çatışma amaçlı söylemiyorum..:)
çok merak ettim ve benimde kendimce düşüncelerim var ama net değil.. madem ağzındaki baklayı gösterdin.. yazmalısın bence
tabii ki yazacağım. az sonra dedim ya... ama az sonra izafidir, malum. az sonra ama sizden yanıt bekliyorum. ama yanıt olmasa da yazacağım. ama...

ama şu sıralar ciddi bir astım atağıyla malul durumdayım. o nedenle özrümün kabulünü rica ediyorum. azzzz sonra yazacağım. ama az sonra?...
 
#7
astım krizim geçti ve soruya cevap da gelmedi. artık yazabilirim.

"ömer ayna"... ne kadar devrimci değerlere ait bir değerdiyse...

"emine ayna"... da o kadar devrimci değerlerle ilgisi uzaktan yakından olmayan bir "değer"dir.

peki bu neden böyle?...
demiştim.

çünkü devrimcilik bi statü, bir makam değil, bir yürüyüştür. ama normal, düz bir yolda değil, pek bilinmeyen, sarp bir patika yolda yapılan bir öncü keşif yürüyüşüdür. bu yürüyüşe genç ve yürekli dimağlar, itiraza meyilli özgür beyinler, haksızlığa isyana mahkum yürekler katılabilir.

ömer ayna da bu tür insanlardandı ve bu yolu izledi. 20 yaşında olup da sıkıyönetimce vur emriyle arananlar listesine girebilmek, kızıldere'de zaten kuşatılmış ve sağ ele geçirilebilecekleri bir evde bilinçli bir kinle ve politik amaçla topluca katledilmek, ancak böylesi bir öncü yürüyüşün keşif kolunda olmakla açıklanabilir. aksi takdirde ne sınırlı güçleriyl gerçekleştirilen yasadışı eylemleri o zamanın militer gücüne dahi darbe vurabilirdi ne de düzenin askeri politik stratejistleri, genelkurmayı ve de özel kurmayları bu gençlerin gelecekte bir fidel castro hareketi başarısı elde edebilecekleri ihtimalini ciddi olarak ele almışlardı.

kızıldere eylemi de bir askeri-politik stratejinin gereği olarak değil, arkadaşlarını-denizleri kurtarmak için girişilen bir eylemdi. ordaki temiz insani ve devrimci ruh şuydu: yoldaşlarımız öldürülecekken bizler kendi canımızın derdine düşemeyiz. o can ki sıradan canlar değil, siyasi örgütlerinin önder kadrolarının canlarıydı ve o canların yitimi örgütlerinin siyasi ömürlerini de bitirecekti. buna rağmen bu yola çıktılar. kızıldere'de noktalanan hayatları ile kendileri ve örgütleri azizler mertebesine ulaştı ama bir sonraki toplumsallaşma dalgasına kadar politik mücadele de kesintiye uğramış oldu. ama aksini düşünmeleri ve farklı bir yol izlemeleri mümkün değildi. çünkü devrimcilik bir yerde mahalle delikanlılığı ruhuna politik kimlikle sahip olabilmektir de...

aksi bir yol izleselerdi de adları pek de önemli olmayacaktı ve sonraki kuşaklarca pek örnek alınmayacaklardı.

şimdi gelinen noktada ise ömer ayna'ların keşif yürüyüşü ile açtığı o yol, silahlı öncü savaşı yolu, çoktan kapatılmış ve buldozerlerle düzeltilmiş, arsız bitkilerle örülmüş durumunda. aynı yolu tekrara açmaya çalışmak da keşif yürüyüşü değil, taklitçi izci yürüyüşleri olmaktan öteye gidemiyor.

mahirlerin, denizlerin, ömerlerin yürüyüşü, ölüme gittikleri için değil, bür yol açtıkları ve bir ruhu temsil edebildikleri için devrimci idi ve devrimci değer idi.

açılan yolda yürümek de anlamlıdır, iyidir ve güzeldir. ama yol açmak kadar değil tabii... ama yol açmak kadar anlamlı olmasa da açılmış bir yolda yürümek yine de anlamıdır. fakat yürünemeyecek, yürünmemesi gereken, ilerletmeyen ve ancak tıkatan bir yolda köşe tutmak ve yürüyormuş gibi yapmak hiç anlamlı ve devrimci bir değer değildir.

bir devrimci kendi cümleleriyle ve kelimeleriyle konuşur. aslında her insan böyle yapmalıdır. çünkü her insan ayrı bir değerdir. kendi cümlelerini ve kelimelerini bulmalı ve kullanmalıdır. kendi mantığını çalıştırmalı ve kendi muhakemesini işletmelidir. kendi kararını vermeli ve kendi kararını uygulamalıdır. kendi yaşamını çizmeli ve onu yaşamalıdır.

devrimci irade aslında o ortak amaca ulaşmak için alınmış özgür kararların bir araya gelerek oluşturdukları yürüyüştür.

ömer ayna, ölmek için ve öldürmek için değil, açılan keşif yolunu devam ettirebilmek için, yürüyüşü bırakmamak için arkadaşlarıyla birlikte devam etti. kısa süre sonra ölecekleri ihtimali akıllarının bir köşesinde yok muydu? elbet vardı da bu çok güçlü ihtimal yine de bir amaç değil, girdikleri yolun doğal ve kabul edilmiş zorunlu bir güçlü olasılığı idi.

beyazıt intahar bombacısı, öldürmek ve ölmek amaçlı bir eyleme kalktı. insanın kendi canını feda etmesi, bu yönde bir karar vermesi kolay değil ve bu anlamıyla saygılı bir sessizliğe hak kazanıyor. ancak eleştiri dışı tutulma hakkı değil bu.

eleştiri içi tuttuğumuzda ise sadece sivillerin ölme veya zarar görme ihtimali nedeniyle değil, politik sonuçları ve eylemin tarzı açılarından da eleştirilmek durumunda. oysa bu tür bir eylemi savunan örgütün ifadelerine baktığımızda sert ve köşeli ifadelerle örülmüş bir savunma ağı görüyoruz. ama onlar da kendi üst örgütlerince en sert ve ağır biçimde eleştiriye tutulmaktan kurtulamadılar. aslında eleştiriden çok, açık uyarı ve tehdit vardı.

dolayısıyla bu eylemin devrimci olmadığını hemen görebiliyoruz. böylelikle eylemin devrimci olmasının, ölmekle, öldürmekle, sonunda kendi canını feda etmekle ilgisi olmadığını anlayabiliyoruz.

emine ayna ise, görevli bulunduğu dönemde ne bir ses olabildi, ne bir yol açabildi, ne ilerletici bir katkı sunabildi. gelip gitti. elbette bir amaç için katkı koydu ve mücadele etti. özveri gösterdi, yoruldu, yıprandı ve risk aldı. bunlar vardır tabii... ama sonunda hiç bir iz bırakmadan, görevinin hakkını "eşbaşkanlık" gibi bir ünvanın gereğini yapamadan ayrıldı.

temsil ettiği bir halkın sorunlarının çözümü yönünde kendisine ait bir katkısını göremedik. ama başkasına ait çözüm önerilerini en sert söylemle dile getirdi. peki, kendine ait olmayan çözüm önerilerini en sert söylemle dile getirenin devrimci keşif yürüyüşü yapanlarla aynı değerde görülebileceğini söyleyebilir miyiz?

peki son beyazıt intahar eylemi, en üst düzeyde, en sert biçimde karşıya alınmasaydı, emine ayna'nın ve onun türünden makam sahiplerinin bu eylemi aynı netlikte kınayabileceğini düşünebilir miyiz? daha önce benzer eylemler aynı sertlikte yukarda kınanmadan bu tür kişilerce net biçimde eleştirildi mi? biraz hafifçe de olsa eleştirmeye kalkanları ağır bir üslupla uyarmadılar mı? işte en son diyarbakır belediye başkanının bir önceki eylemi eleştirmesi hemen içerden eleştirilmedi mi?

kendi aklı, vicdanı ve diliyle konuşmayan, hareket etmeyen kişilerle her kesimde karşılaşıyoruz. bunlara mahkum olduğumuzu da söyleyebilirsiniz. doğru olabilir, bilemem...

ama yaratılmak istene herhalde bu değildir, diye düşünüyorum. hani kadın olgusuna çok farklı ve devrimci biçimde yaklaşılıyordu? bu değldir herhalde kastedilen. erkek egemen diliyle konuşan ve hareket eden, erkeksi görünümde, erkek taklidi kadınlar değildir... ya da öyle midir?..

kadın savaşçılığı olan amazonluğun çıktığı topraklar olduğu ileri sürülüyor bu toprakların. ok atan, erkeklerle döğüşen, onlarla birleşip üremeyi sürdüren ama asla onlara boyun eğmeyen savaşçı amazonlar... eğer gerçektilerse, savaşmak gibi erkeksi bir eylemi dahi kendi tarzlarında ve usullerince yapmışlardır muhakkak. rahat ok atabilmek için sol göğüslerini kestikleri bir söylentiden ibaret ve bunu kastetmiyorum "kendi usüllerince" derken.

bir söz var. kimin söylediğini hatırlamıyorum. "tarihde tüm önemli olaylar iki kere tekrar ediyor" şeklinde... marks buna "evet ama ilki trajedi, ikincisi komedi olarak" lafını ekliyor.

şimdi komedi olanlarla karşı karşıyayız. devrimcilik asla ikinci tekrar değildir. devrimci değer daima ilk ve tek olmak durumundadır. doğası gereği bu böyle olmalıdır.

o kadar kolay değildir yani. ama bir yandan da kolaydır.

azimli bir bekçi murtaza isen bu şekilde bir değeri yeniden oluşturman zordur. sıkı bir zabıtaysan da öyle... ama içinde biraz anarşizan bir muhalefetin varsa belki bunun yolunu sen de açabilirsin.

sen açtıktan sonra gerisi gelir. kimi o yolda yürür, kimi o yolun muhafızı olur. "tek yol bu" der.

ve "devrimci... kararlı... inançlı... çelikten iradesiyle..." bu yolu savunur...

devrim ise başka patikalarda yürüyüşüne devam etmektedir...
 
#8
:D:D:D:D:D

bu muydu!! diyeceklerin.. ağzında bakla yokmuş meğer.. öznel "derdini" gerekçelerle sunmak istemişsin..

sevgili alevliyıldız..
"türk-iye solunun tipik bir şöven-liberal ama sandığa gömdüğü eldeki radikal malzemeden de vazgeçemeyen onu kullanan ama işletmeyen örneğisin..

ömer ayna "güzellemen"!! "müthiş"di..
övdün mü? sövdün mü? arada kaynadı gitti..

çünkü devrimcilik bi statü, bir makam değil, bir yürüyüştür. ama normal, düz bir yolda değil, pek bilinmeyen, sarp bir patika yolda yapılan bir öncü keşif yürüyüşüdür. bu yürüyüşe genç ve yürekli dimağlar, itiraza meyilli özgür beyinler, haksızlığa isyana mahkum yürekler katılabilir. güzel bir cümle.. ama makam dediğinde işe merkez komite.., başkan olmak girmiyor mu? acaba.. cümle kurmuşsun ama nereye vuracağın belli de vuracak sopa bulamamışların anlatımı var.. haliyle yanlış sopa seçiyorsun..

devrimcilik makam değil ise.. mahir lider olmamalıydı.. kzılderedekilerin çoğu merkez komite üyesi idi..
ömer ayna da..
konuyu emine ayna'ın eş-başkan olmasına getirdiğin için söylüyorum.. senin güzelleme çizdiğin o "yürüyüşlerde kadınlara bu derecede önem verme bilinci yoktu.. eş-başkanlığı bilmiyorlardı..
emine ayna'ın bunu becerememesi ayrıdır.. makam sahibi olması ayrıdır.. yada olan ile yürümeye çalışmak ayrıdır..
ama burada dikkat edilmesi gereken fark.. makam değil..
kadını eş-başkan olarak o toplumsal anlayışa kabül ettirmektir..
yine 70 li yürüyüşlerde bir tane kadın gerilla yoktur ve merkez komite üyesi de yoktur..
gülten çayan.. ilkay demir.. etkili kadınlardı ama makamları erk-eklerdeydi..
özellikle ilkay-necmi demir ikilisini iyi tanırım.. ilkay demir daha dominant idi.. ama mk da "kocası" yer almıştır.. kadın değil..(borga ayrıntılı bilir)

bunları sana.. sorgulama analiz dersleri olarak sunuyorum.. kompleks yapma faydalan..:D
devrimcilik arayacaksan buralarda ara..

kızıldere eylemi de bir askeri-politik stratejinin gereği olarak değil, arkadaşlarını-denizleri kurtarmak için girişilen bir eylemdi. ordaki temiz insani ve devrimci ruh şuydu: yoldaşlarımız öldürülecekken bizler kendi canımızın derdine düşemeyiz.

çok "kurnazsın" ama ben de az değilim..:D mavi ile anlatımın gerisindeki hezeyanlar saklanamıyor..

ciddi teorik hatalar yapmışsın.. doğal buluyorum .. içselleştirmediği ve aslında çok farklı bir duruşa sahip olmasına karşın sahiplendiği bir "olgu"ya sahip çıkarken çuvallamanın resmidir bu..

1- kızıldere. öz itibariyle.., pass içinde bir eylemdir.. ve bunun gereğidir.. ama gerekçe ve amaç ve zaman anlamında kır gerillası eylemi içine girmez..
2- pass anlayışının temelinde.. politikanın silahla yürütülmesi vardır.. bu yüzden.. kızıldere eylemi de bir askeri-politik stratejinin gereği olarak değil, diyemezsin..
denizlerin idamına karşı çeşitli eylemler ve girişimler vardı ama bunlar ile kızıldere arasındaki fark.. askeri-politik bir çizgi ile barışcıl bir çizgi arasındaki farktır.. elbette karşıt değil ama eylem askeri-politik bir eylem karakteri taşır..
3- ilk çıkışlara bakıldığında da aynı mantık görülür.. elrom olayı gibi..
konu ömer ayna ise.. tamamen legaliteyi red eden bir anlayıştır..
her zamanki gibi işn "romantizmine" takılı kalmaz isen .., senin.., ciddi anlamda eleştireceğin karşı olacağın bir çizgidir.. işine geldiği-kullanmaya kalktığın yerde sahiplenmen etik değildir..

4- ve en önemlisi..
ordaki temiz insani ve devrimci ruh şuydu: yoldaşlarımız öldürülecekken bizler kendi canımızın derdine düşemeyiz.
bu cümledir.. bu cümle ile mahirleri saf basit teorik-stratejik derinliği olmayan romantik serüvenci "delikanlı"lar yapmışsın.. bu kafadaki bir "devrimci" nereye kadar yürüyebilir..? demekki sana göre kızıldereye kadar..

amaca bak..!! biz delikanlıyız.. arkadaşlarımız can verirken can hesabı yapamayız..
kusura bak.. ama bu kadar basit de değildir kızıldere..
kıstırılmasalardı.. dağlara çekilip.., gerilla savaşını geliştireceklerdi.. radar üssü eylemi işin arasındaki eylemdir.. o grup bu iş için değil.., gerilla üssü kurmak için yola çıkmıştı..

bir "yerlere" bindireceksin ya..!! sapla samanı karıştırmakla kalmamış.. bazı değerleri de altüst etmişsin..

emine ayna ile yada kürt özgürlük hareketi ile sorunun ne ise onu yaz anlat ama bu anlamadığın işleri alet etmeye de kalkma..
birilerini sopalıyacağım diye.., geçmişimizi hırpalıyorsun.. şekilsizleştiriyorsun..

kızıldereyi anlamayan ve içeriği ile sahip çıkamayanlar hangi kulvarda belli.. ama onu kavrayanlar ise dağlardadır..

ve sanma ki dağlar ile kalınıyor.. gelinen aşamaya baktığında dağın bir araç olduğu ortaya çıkmıştır.. amaç kitlesel politik dönüşüm ve güç olmadır ki.. olunmuştur..
bunu görmemek için armutun sapı üzümün çöpü işleri yapabilirsin.. ama ne kızıldere armutun sapı.., ne ömer ayna üzümün çöpüdür.

şimdi gelinen noktada ise ömer ayna'ların keşif yürüyüşü ile açtığı o yol, silahlı öncü savaşı yolu, çoktan kapatılmış ve buldozerlerle düzeltilmiş, arsız bitkilerle örülmüş durumunda. aynı yolu tekrara açmaya çalışmak da keşif yürüyüşü değil, taklitçi izci yürüyüşleri olmaktan öteye gidemiyor.

açılan yol doğru ise.. bir kapatılır bin açılır.. açmak bir "devrimci yol" görev kapatıldı diye kaderine küsmek ise başka bir "yol"dur..

anlattığın olay.. 1971 de oldu.. ve sonrasında o yolu açmak da değil devam ettirmek için devrimci yol'a yönelenler oldu.. 1980 de yenilindi..
şimdi bunu nasıl analiz edelim..??
sana bakarsak.. 1970 sonrasında yol'a çıkanlar hata yapmışlar .. baksana o yol çoktan kapanmış..taklitçi izci yürüyüşleri yapmışız meğer..
dediğim gibi ne söylediğinin tam ayrımında değilsin..

sen.. 1980 sonrasından bahsediyorsun.. tamam da.. yol 1970 de kapandı.. arada bazı yaşanmışlıklar var.. bunları atlaman ilginç..

hadi arayı atladın.. söylemlerin daha bir ilginç..

eğer başlatan doğru başlatmış ise.., birilerininde bu "yol"u buldozerlerle kapatması doğaldır.. ama kapandı diye durmak doğalmı?dır..

askeri-politik strateji.., yola bakıp.., açık kapalı diye uygulanmaz.. işi budur aten kapalı yolları açmak..
burada sorulacak soru şudur.. kapalın yol bu tarz ile açılır mı?

1968 de açılmaz diyenler.. macera diyenler oldu.. kapandığına göre haklılar.. yok haksız iseler.. 1970 sonrası yol açamaya çalışanlar haklı idi .. çünkü aynı şeyler yine söylendi.. ve yine kapandı..
şimdi yanlış diyenler ile açmaya çabalayanlar ortaklaşmış yanlış -mış diyor..

birileri bu buldozerle kapanan yolu açtıyürüdü ve bu noktaya geldi .. sanırım senin derdin de bu oluyor.. neden ben beceremedim diye sorgulamak yerine.. beceremediğini becerenlere saldırmak..

m.ramazan oktolga.., yusuf küpeli..
ilki mahirle birlikte zamandaş ciddi teorik yazılar yazan üreten kişi..,
ikincisi de.., boy pos dahil eylemlerde en önde deniz gibi biri..
ama işler silahlı mücadele anlamında ciddileşince.. kayış attılar.. olabilir.. de.. bunu ahlaki sınırlar içinde yapmadılar..
itirazları da seninkine çok benziyordu..
yol kapalı.., bu yolla olmaz.., vs. vs.
sen ne kadar haklı isen onlarda haklı.. yada onlar haklı ise sen de haklısın..
ya da tersi..

öyle.. yol açtılar da.. birileri kapadı artık yanlış vs. hikayeleri düzme..
neye inanıyorsan onu savun.. kimi dövecek isen.. onu kndi özgünlüğü ile ele al döv.. elelemin "güvey"i ile düğün yapmaya kalkma..

ömer ayna, ölmek için ve öldürmek için değil, açılan keşif yolunu devam ettirebilmek için, yürüyüşü bırakmamak için arkadaşlarıyla birlikte devam etti
kimse.., ölmek-öldürmek için politik işlevlere girmez.. hamas bile girmez.. bir amacı vardır bu amaca bu yol ile ulaşacağını düşünür.. bu anlamda ölme-öldürme raconu ile işleri açıklamaya kalkma.. basit kaçıyor..

gasp yada kabadayılıktan bahsetmiyoruz.. politik mücadeleden bahsediyoruz..

itiraz edeceksen.. şiddet içeren yöntemler yanlıştır de çık.. ortada silahlı mücadele varsa.. ölmek de öldürmek de kaçınılmazdır.. elbette bunun biçimleri tartışılır ama hangi biçim "helaldir" gibi.., karar mercii de sadece sen değilsindir..

açılan yolda yürümek de anlamlıdır, iyidir ve güzeldir. ama yol açmak kadar değil tabii... ama yol açmak kadar anlamlı olmasa da açılmış bir yolda yürümek yine de anlamıdır. fakat yürünemeyecek, yürünmemesi gereken, ilerletmeyen ve ancak tıkatan bir yolda köşe tutmak ve yürüyormuş gibi yapmak hiç anlamlı ve devrimci bir değer değildir.

bir devrimci kendi cümleleriyle ve kelimeleriyle konuşur. aslında her insan böyle yapmalıdır. çünkü her insan ayrı bir değerdir. kendi cümlelerini ve kelimelerini bulmalı ve kullanmalıdır. kendi mantığını çalıştırmalı ve kendi muhakemesini işletmelidir. kendi kararını vermeli ve kendi kararını uygulamalıdır. kendi yaşamını çizmeli ve onu yaşamalıdır.

devrimci irade aslında o ortak amaca ulaşmak için alınmış özgür kararların bir araya gelerek oluşturdukları yürüyüştür.

şimdi sen bu cümlelerle ne anlatıyorsun..?
konu emine ayna falan değil.. sen aleni özgürlük hareketini bir bütün ele almış çaktırmadan nasıl döverim hesaplarındasın.. olay emine ayna dan çıkmış..:D

1- yürünen yolu zaten meşru ve doğru bulmadığın ırtada.. iken.. açılan yolda yürümek de anlamlıdır, iyidir ve güzeldir bu cümlen ne oluyor ki??
açılan yolu yanlış bulmak bir duruştur anlarım.. ama açılan yolda yürümemek.. bahaneler uydurmak.., kaypaklıktır.. bunun başkaca bir anlatımı olmaz..
ancak tıkatan bir yolda köşe tutmak ve yürüyormuş gibi yapmak hiç anlamlı ve devrimci bir değer değildir.
buna gerekçe uydurmak denir..

birisi kalkıp..; tıkanmış olabilir ben açmayı görev sayıyorum diyemez mi? kapalı o zaman vazgeçelip demek aslında ben açmayı becerememem demektir.. bu dense yine anlarım.. sen bunu demiyorsun..
demediğin gibi de.., bu uğraşı verenleri fırsatçı köşe tutmak olarak ele alıyor karalıyorsun.. oysa bunun bedeli daha ağır.. yol kapalı vazgeçelim diyenlerin yaşayacaklarından bin kat fazla ağır..
konu değilmiş aslında ama madem ismi geçti örnekleyeyim..
emine ayna abisinin adını kullanıp.., emep de yada ödp de köşe tutamazmıydı.. ortalıkta gezinip dursa bile yeterdi..
ama o kürttür.. bu anlamda yerini almıştır.. beceremiyordur eksiktir zaaflıdır o ayrı.. ama kolayı değil zoru seçmiştir..

2- bir devrimci kendi cümleleriyle ve kelimeleriyle konuşur
gerçekten mi? yani marks yada lenin yada mahir yada apo vs. cümleleri ile konuşmak ayıp kaçar.. yanlıştır öyle mi?
yapma sevgili alevliyıldız..bunlar basit kurnazlıklar.. :D
özgür irade özgür katılım ve özgür tartışma ve ortak karar alma vs. gibi doğru ve olması gereken olgular asla kafana göre tekil takıl anlamı içermez..
ve bu konular somut üzerinden konuşulur böyle genelleştirme "çabaları" liberalizme denk düşer..

sen yazıyı astığında.. ben şaşırmış.. emine ayna ile ilgili kişisel bilgilere sahip galiba diye düşünmüştüm..
olabilir demiştim açıklasın anlarız.. ben emine ayna yı klasik türk-iye solu kafasına sahip biri olarak değerlendiriyordum bu anlamda bir bildikleri olabilir diye düşündüm..
ilişkileri vs. gibi..

ama sen işin başka noktasındaymışın.. yazdıklarının emine ayna ile hiç ilgisi yok..
derdin başkaymış..

sen açtıktan sonra gerisi gelir. kimi o yolda yürür, kimi o yolun muhafızı olur. "tek yol bu" der.
ve "devrimci... kararlı... inançlı... çelikten iradesiyle..." bu yolu savunur...
buradaki alaylı-imalı anlatımlarını es geçiyorum.. ama birileri bir yol açtı ise. o yolu doğru bulan o yolda yürüme hakkına sahiptir.. zamanla ve yaşam içinde yaratılanlar kim haklı kim haksız ortaya çıkartır..


madem her kişi kendi keleimeleri ile konuşsun diyorsun bırak bunu seçenler kendini anlatsın sende eksiklikler ne ise verilerle sun.. ve daha iyisini örnekle ve de yarat..

ama ne önerin ne yaratımların varken..
devrim ise başka patikalarda yürüyüşüne devam etmektedir...
demen hikayedir.. hangi "devrim" hangi "patikada" yürüyorda.. bizim haberimiz olmuyor..
haklısın..
istiklal caddesi tranvay durağı ve konur sokak mülkiyeliler köşesi..
gayet iyi rahat ve de işlevselli patikalar sanırım..

şu "patikalarını" birde hakkariye şırnaka doğru uzatsan diyorum..
 
#9
Devrimci mücadelede yarar/zarar ikilemini günümüz koşullarında tek kişiye indirgemek sanırım doğru olmasa gerek.Emine Ayna nın söylemleri topluma radikal gelebilir ve bu "radikalliği" en başta sistemin goygoycusu medya kullanabilir.Bu "radikallik" aslında toplum zihnini sarsar,tepki verilir ama bir süre sonra(zamanı meçhul) radikallektikten çıkar.Bir zamanlar vatan haini denilen Nazım Hikmet Ran ı bugün kimse vatan haini olarak görmüyor.Deniz ler döneminde-burayada konmuş- onlara anarşist,şaki deniyordu.Şimdi kim diyor,hiçkimse...Zaman herşeyin ilacı olabilir,sadece zamanı hızlandırmak gerekiyor.Bunu bugüne de uyarlarsak,"teröristler" yarın ne olarak görülecektir? O yüzden devrimci mücadeleyi öyle ya da böyle yürütmeye çalışanları kendi zihnimizden çok devrimciliğe yaptığı toptan katkıyı dikkate alarak irdelemek gerekir diye düşünüyorum.Her bir kişi ister teorik ister pratik katkı sunsun devrimciliğin bir parçası ve katkıcısıdır.

Saygılarımla

Engin
 
#10
sevgili suat, ben seni güldürmüşüm, sen de beni güldürdün. ben de seni biraz daha güldüreyim.

nedense ben her konudaki ik mesajımı normal anlaşılırlık durumunu gözeterek yazıyorum ve senin cevabi yazını görünce de her seferinde şaşırıyor ve karşımdakinin suat olduğunu hatırlıyorum. ama yine de "nasıl böyle yanlış anlayabilir, nasıl böyle çarpıtır?" diye düşünmeden edemiyorum. sanırım bende bir sorun var!..

gerçekten neden ve nasıl böyle bir aşırı çarpıtıcı tarzla yaklaşabiliyorsun? bu kadar mantık hatalarını (hata lafı aşırı hafif kalan bir ifade, biliyorum) nasıl hiç çekinmeden, rahatsız olmadan yapıyorsun?

"çünkü devrimcilik bi statü, bir makam değil, bir yürüyüştür." bu cümlemi alıp nasıl çarpıtmışsın!

"makam dediğinde işe merkez komite.., başkan olmak girmiyor mu? acaba.. cümle kurmuşsun ama nereye vuracağın belli de vuracak sopa bulamamışların anlatımı var.. haliyle yanlış sopa seçiyorsun..

devrimcilik makam değil ise.. mahir lider olmamalıydı.. kzılderedekilerin çoğu merkez komite üyesi idi..
ömer ayna da.."


ben de ne kadar safım! sana mantıklı cevaplar vermeye devam ediyorum:

"devrimcilik makam değil, yürüyüştür" ifadesinden "makam kötüdür" ve "makamı olanlar devrimci olamaz" anlamı çıkarılamaz. okulda mantık dersi görmüş müydün? eğer öyleyse o dersden kaç alıyordun? ciddi olarak soruyorum.

bunun gibi o kadar çok çarpıtman var ki hepsine değinemem. çoğunu geçiştirip bazı önemli hatalarına cevap vereceğim.

"kızıldere. öz itibariyle.., pass içinde bir eylemdir"

vay canına!.. demek thkp ile thko ortak bir pass eylemine kalkışmışlar. bak bunu yeni öğrendim! ama nedense bu konuda öğrendiğimi unutma eğilimine girmek zorunda olduğumu düşünüyorum. kompleksden değil ama...

gizli dil açıklar ama. yukardaki cümlende yer alan "öz itibarıyla" açıklayıcı. neden sadece pass eylemi olmuyor da "öz itibarıyla" kıvraklığıyla pass eylemi oluyor? çünkü aslında şeklen de öz ştşbarıyla da öyle değil.

kızıldere, son derece yetersiz koşullarda ve naif bir biçimde gerçekleştirilmek durumunda kalınmış bir eylemdi. yola çıkanlar bir şeyler yapmak amacıyla ilerlediler ve bu şekilde sonuçlandı. koşulları son derece olumsuzdu.

ortada sağlam bir thkp ve thko bile kalmamıştı. kalanlar son eylemlerini yapıp tarihe mal oldular.

ayrıca madem kızıldere pass eylemi -ama kır gerillası değil!- o halde şehir gerillası mı? :) gülme işaretlerini kullanmamayı tercih ediyorum ama burda güldüğümü anlayamayabilirsin diye koydum. aslında çoğu yerde gülüyorum, sana cevap verirken.

evet, madem kızıldere pass eylemi, o halde iki soruma cevap bekliyorum. birisi thkp ile thko ortak politik amaçlar için eylem birliğine mi gitmeye karar verdiler?

diğer sorum da (pass kent gerillası ve kır gerillası bölümlerinden oluşur. bu aslında 4 aşamaya ayrılmıştır mahir tarafından. 1- şehir gerillasının oluşturulması, 2- şehir gerillasının geliştirilip kır gerillasının başlatılması, 3- şehir gerillasının yaygınlaştırılıp kır gerillasının genişletilmesi, 4- kır gerillasının yaygınlaştırılması... ve halk ordusunun kurulmasıyla sonuçlanır.) kızıldere kır değilise -ki değil- şehir de değilse -ki o da değil- o halde ne?..

bu arada ömer ayna ve thko, legaliteyi tamamen redden değil, ilk başta partinin gerekliliğini reddeden bir anlayışa sahiptir.

mahirlerin kızıldere'de sonlanmasaydı, dağlarda gerilla üssü kurup kır gerillasını başlatacaklarını ileri sürmen şaşkınlık ötesi. bu durumda seni, forum yazarlarımızdan teslim töre'nin insafı ellerine emanet ediyorum. o sana ikna edici cevaplar verebilir.

mahirler dağda kim kime üs kuracaktı? o halde kızıldere'ye sığınmalarına neden olan radar üssü baskınını "geçerken" mi yapıverdiler? 11 tane devrimci genç, tamam hepsi de romantik idealist gençlerdi ama o kadar da ayakları yere basmayan durumda mıydılar ki o sınırlı imkanlarla dağa çıkıp üs kurmayı düşündüler?

bir de sen bu iddianı hangi kaynağa dayandırıyorsun? ben bunu şimdiye dek hiçbir yerde okumadım, duymadım.

ayrıca, mahir şehir gerillasını daha yoluna koyamadan, darbeler alıp örgütün bir kısmı çökmüşken, neden kır gerillası için dağa çıkıp üs kurmayı düşünsün ki?

ayrıca artık ricat zamanı olduğunu mahir söylüyordu. dağda gerilla üssü ricat tarzıyla uyumlu olmadığına göre mahir fikir mi değiştirmişti?

benim, çizgilerini desteklemediğim, doğru bulmadığım kişileri övmemi etik bulmadığını yazmışsın. bu da çarpıtma ve idrak kargaşası. ben onların yollarının doğru olmadığını, hatalı olduğunu, ama hatalı da olsa bir devrimci yürüyüş başlattıklarını, bir yol açtıklarını söylüyorum. bu açtıkları yol ise onların beklediği gibi, öncünün silahlı eylemiyle devletin yenilebilir olduğunu gösterek değil, kendilerinin yenilmeye mahkum olduğunun ortaya çıkmasıyla açıldı. ertuğrul kürkçü bunu söylüyordu.

gerçekten de küba'da, o dönemde başarılı olmuş olan bu yol, bizim ülkemizde o dönem başarılı olamazdı; artık hiç olamaz.

artık illegal mücadele de işe yaramaz ve hem yenilmeye hem de manüplasyonlara mahkum.

"şimdi sen bu cümlelerle ne anlatıyorsun..?
konu emine ayna falan değil.. sen aleni özgürlük hareketini bir bütün ele almış çaktırmadan nasıl döverim hesaplarındasın.. olay emine ayna dan çıkmış.."



hiç aklından çıkmadığı için sen bunu anlıyorsun. oysa benim anlatmak istediğim çok daha derinde.

"yani marks yada lenin yada mahir yada apo vs. cümleleri ile konuşmak ayıp kaçar.. yanlıştır öyle mi?
yapma sevgili alevliyıldız..bunlar basit kurnazlıklar.."


evet sevgili suat, bence de öyle... çok basit kurnazlıklar. devrimcinin kendi cümleleriyle konuşmasını bu kadar çarpıtmakla kendini kandıracak kadar kurnazlık göstermiş oluyorsun. sen söz gelişi marks'ın ve lenin'in her söylediğini hâlâ tekrarlıyor ve savunuyor musun? hayır, değil mi? çünkü hayatın kendisi bazılarını geçersiz kıldı. bazılarıysa o zaman da geçersizdi. tabii, bu kişiler peygamber değildiyse geçersiz olabilir söyledikleri. tabii apo vs de bunlara dahil. öyle her cümlesini papağan gibi hem de tekrarlayan bir tarzı ben şahsen devrimci yapıya sahip hiç kimseye yakıştırmam. ama yol muhafızları, etiket dağıtıcıları, tıklama zabıtaları, şovenist avcıları böyle yapabilir. ben onlardan değil, devrimci değerleri üzerinde taşıyanlardan söz ediyorum.

hakkari'ye doğru bir patika yol uzuyor zaten. o yolda ilerleyebilmek için sınır muhafızlarını biraz iteleyip kenara çekmek, yolu onlardan açmak iyi olur. o yol ki izmir'le hakkari'yi bağlayacak. bağlamalı çünkü ancak böyle bir yolla hedefe ulaşabiliriz. başka da yol görünmüyor.

engin içinse şunu yazayım: ben ne meseleyi tek kişiye indirgedim ne de o kişinin radikal söylemini eleştirdim. doğrulardan söz ediyorsanız söyleminiz radikal de olsa zamanla alışılıp benimsenir. benim eleştirdiğim, emine ayna'nın radikal söylemi altında yatan ve çözüme hizmet etmeyen tavrıydı.

mesela ben leyla zana'nın ilk milletvekilliği dönemindeki meclisde kürdçe yeminli çıkışlarını devrimci ve yol açıcı görürüm. bir köylü kızı olan, bir mahpus karısı olan leyla zana, halkının oylarıyla söke söke gelip girdiği meclisde yok sayılan kendi diliyle halkların kardeşliğini haykırmıştı.

ikinci leyla zana'yı ve yaptıklarını ise devrimci saymam. orda leyla zana, tıpkı emine ayna gibi sıradan ve etkisiz bir makam sahibidir. tarzı, konuşmaları ve tavrı, yol açıcı, çözüme hizmet edici değil, istenenleri sürekli tekrarlayıcı bir tarzdır.

devrimcilik sabit bir kazanılmış hak değil, sürekli elde edilmeye çalışılması gereken bir özelliktir. durduğu yerden bakanlar ve yol muhafızları bunu böyle anlamaz. onlar bir kere elde ettikleri bu hakkı her zaman taşıdıklarını sanarak davranır. tabii gittikçe bundan uzaklaşır ve bir gün aynaya baktıklarında gördüklerini tipik düzen mantığı ve kelimeleriyle savunmaya çalışırlar.
 
#11
sevgili suat, ben seni güldürmüşüm, sen de beni güldürdün. ben de seni biraz daha güldüreyim.

nedense ben her konudaki ik mesajımı normal anlaşılırlık durumunu gözeterek yazıyorum ve senin cevabi yazını görünce de her seferinde şaşırıyor ve karşımdakinin suat olduğunu hatırlıyorum. ama yine de "nasıl böyle yanlış anlayabilir, nasıl böyle çarpıtır?" diye düşünmeden edemiyorum. sanırım bende bir sorun var!..
sorun hepimizde vardır.. mesele sorunu görememek ve sorgulamamaktır..
hala aynı "tepkisellikle" yaklaşıyorsun..
gerçekten neden ve nasıl böyle bir aşırı çarpıtıcı tarzla yaklaşabiliyorsun? bu kadar mantık hatalarını (hata lafı aşırı hafif kalan bir ifade, biliyorum) nasıl hiç çekinmeden, rahatsız olmadan yapıyorsun?
bana .. ikide bir nasıl diyeceğine yazddıklarımı sorgulasan anlayacaksın.. sanki sana özel garezim var

"çünkü devrimcilik bi statü, bir makam değil, bir yürüyüştür." bu cümlemi alıp nasıl çarpıtmışsın!

ben de ne kadar safım! sana mantıklı cevaplar vermeye devam ediyorum:

"devrimcilik makam değil, yürüyüştür" ifadesinden "makam kötüdür" ve "makamı olanlar devrimci olamaz" anlamı çıkarılamaz. okulda mantık dersi görmüş müydün? eğer öyleyse o dersden kaç alıyordun? ciddi olarak soruyorum.
ben de o anlam çıkar demedim ki.. sen bu örneği neden verdin açık olursan bende zehir hafiye olmayı bırakırım
sen.., konu ömer ayna iken işi getirdin emine aynaya.. tamam bu noktada diyeceklerin vardır dersin de.., emine aynadan bahsetmeden ve de hiç veri sunmadan genel şeyler söyledin..
o cümleyi yazarsın arkasından da verilerle karşılaştırma yaparak diyeceğini dersin.. hızını alamadın silahlı mücadele dahil her dala atladın..
emine aynanın ne ilgisi var kızıldere veya gerilla savaşı ile...
bunun gibi o kadar çok çarpıtman var ki hepsine değinemem. çoğunu geçiştirip bazı önemli hatalarına cevap vereceğim.
bu cümleni ortak kullanabilirmiyiz...:D



"kızıldere. öz itibariyle.., pass içinde bir eylemdir"

vay canına!.. demek thkp ile thko ortak bir pass eylemine kalkışmışlar. bak bunu yeni öğrendim! ama nedense bu konuda öğrendiğimi unutma eğilimine girmek zorunda olduğumu düşünüyorum. kompleksden değil ama...
işin öyle olmadığının sende farkındasın ama yinede huylu huyundan misali diyeceğini dedin..

gizli dil açıklar ama. yukardaki cümlende yer alan "öz itibarıyla" açıklayıcı. neden sadece pass eylemi olmuyor da "öz itibarıyla" kıvraklığıyla pass eylemi oluyor? çünkü aslında şeklen de öz ştşbarıyla da öyle değil.
olabilir senin tespitin farklı olabilir tartışılır.. da... yukardaki.. vay canına!.. demek thkp ile thko ortak bir pass eylemine kalkışmışlar. bak bunu yeni öğrendim cümleni ekmek arasımı? yutmayı düşünüyorsun..:D

daha önce bu forumda kızıldere üzerinde tartışma yaşandı sanırım sende müdahil oldun yada olmadın..
ben.., o zaman.., kızılderenin.. kır gerillası eylemi olmadığını söylemiştim.. mahirler. şehir gerillası sürecini tamamlayamadan aşama atlamak zorunda olduklarını kesintisiz 3 de söylerler.. şehir gerillasını geliştirme kır gerillasını yaratma aşaması atlanmak zorunda kalınacaktı.. yani kır gerillasına erken başlanacaktı.. varsa itirazı olan alıntı sunarım..

bu anlamda ankaradan çıkışları dağlara yönelimdir.. karadeniz durağı ilişkilerle ilgilidir.. eylem ise bir tercihtir
işte bu anlamda.., ünye eylemi olarak anılması gerekilen eylem.. kızıldere olarak tanımlanmıştır.. elrom dahil her eylem pass içine girer.. kızıldere de yaşanan bu anlamda bir pass içerikli olaydır..eylemdir.. ama bir kır gerillası sürecine ait olmadığından thkp süreci olarak bakarsak kır gerillası eylemi denilemez.. yine eylem değil bir olaydır.. ama her olay da bir eylem içeriği taşır..
bana neden itiraz ettin sen düşün..:)

kızıldere, son derece yetersiz koşullarda ve naif bir biçimde gerçekleştirilmek durumunda kalınmış bir eylemdi. yola çıkanlar bir şeyler yapmak amacıyla ilerlediler ve bu şekilde sonuçlandı. koşulları son derece olumsuzdu.
örneğin bu cümleni ele alıp kızıldere bir eylem değildir eylem ünyede yapılandır.. kızıldere eylem sonrası saklananların baskına uğraması ve kendileriniğ savunma olayıdır vs. vs. diye "döktürebilirim"
ama farkındayım ki sen benim bu noktadaki bakışımı es geçip "garip" bir gölge ile boks içindesin.. bu yüzden olayın başka olduğundan buraya takılı kalmam..


ayrıca madem kızıldere pass eylemi -ama kır gerillası değil!- o halde şehir gerillası mı? :) gülme işaretlerini kullanmamayı tercih ediyorum ama burda güldüğümü anlayamayabilirsin diye koydum. aslında çoğu yerde gülüyorum, sana cevap verirken.

evet, madem kızıldere pass eylemi, o halde iki soruma cevap bekliyorum. birisi thkp ile thko ortak politik amaçlar için eylem birliğine mi gitmeye karar verdiler?
sanırım yukarıda yanıtladım.. pass eylemi diye bir tanım kullanılmaz.. pass genel bir politik mücadele fotrmasyonudur.. içindeki tüm eylemler işlevler.., bunun içeriğidir hatta silahlı olmayan bazı eylem ve işlevlerde bunun içindedir.. bu yüzden anlamsız tartışmaya gerek yok bence

kızıldere de bir eylemin uzantısı olduğundan yaşanılanla birlikte eylem desen de olur demesende yine kızıldere bir olay olduğu için kır gerillası yerleşimi olarak da görğlmez ama kıra çıkış amacı olmasından dolayı da bunu da içerir..

soruna gelince.. evet ortak eylem karaı almışlardır thkp bunu cephe çerçevesinde görür pass ile uyumlu görür.. thko ise kendi önderliği için gerekli görür buna göre tanımlar.. sen başka tanımlarsın ben başka..
anlatabildim mi:)

diğer sorum da (pass kent gerillası ve kır gerillası bölümlerinden oluşur. bu aslında 4 aşamaya ayrılmıştır mahir tarafından. 1- şehir gerillasının oluşturulması, 2- şehir gerillasının geliştirilip kır gerillasının başlatılması, 3- şehir gerillasının yaygınlaştırılıp kır gerillasının genişletilmesi, 4- kır gerillasının yaygınlaştırılması... ve halk ordusunun kurulmasıyla sonuçlanır.) kızıldere kır değilise -ki değil- şehir de değilse -ki o da değil- o halde ne?..
sevgili dostum.. üzüm yiyeceksek yiyelim.. :)
yukarıda saymışsın ve doğru sıralamışsın.. bir farkla.. bazıları öncü savaşını pass öncesi aşama olarak görmüş bazıları da içinde görmüş ve 2-3. aşamadan itibaren suni denge parçalanır der..
tekrar edeyim.. kızıldere bu aşamalara göre tercih edilmiş planlanmış bir eylem değidir.. çünkü.., ünye eylemi sürecinin bir uzantısıdır bunu sürekli vurguluyorum..

mahir koşullardan dolayı bu aşamaları atlamak zorunda kaldığını belirtmiştir.. demiştim.. ünye de bu anlamda kıra açılmaya konuşlanmaya çalışırken bir amaç ile yapılmıştır.. birazda olabilme ihtimali üzerinden tercih edilmiştir..,

yani bana iki de bir ne o zaman diye sorman anlamsız..


mahirlerin kızıldere'de sonlanmasaydı, dağlarda gerilla üssü kurup kır gerillasını başlatacaklarını ileri sürmen şaşkınlık ötesi. bu durumda seni, forum yazarlarımızdan teslim töre'nin insafı ellerine emanet ediyorum. o sana ikna edici cevaplar verebilir.

mahirler dağda kim kime üs kuracaktı? o halde kızıldere'ye sığınmalarına neden olan radar üssü baskınını "geçerken" mi yapıverdiler? 11 tane devrimci genç, tamam hepsi de romantik idealist gençlerdi ama o kadar da ayakları yere basmayan durumda mıydılar ki o sınırlı imkanlarla dağa çıkıp üs kurmayı düşündüler?

bir de sen bu iddianı hangi kaynağa dayandırıyorsun? ben bunu şimdiye dek hiçbir yerde okumadım, duymadım.

yine aynı formata girmeye başladın...:D

son thkp bildirisi ve ankarada bırakılan kişilerin aktarımları hatta ifadeleri e. kürkçünün şahsen benimde olduğum bir sohpette anlatımları vs.

ayrıca, mahir şehir gerillasını daha yoluna koyamadan, darbeler alıp örgütün bir kısmı çökmüşken, neden kır gerillası için dağa çıkıp üs kurmayı düşünsün ki?
içselleştirmemişsin :D

sunduğun.., gerekçenin kendinden menkul bir mantık yürütmesi olduğunun farkındamısın..
eleştirme amaçlı değil katkı amaçlı aynı biçim ile ben sorayım...
mahir dağa çıkmayı düşünmüyordu da.., içinde kaybolma olanağı daha fazla olabileceği büyük kent yerine küçük kasabalarda işi neydi..:)

kızıldere niksar reşadiye vs. gibi tarihsel stratejik önemi olan alanları tercih etmesi tesadüf olmasa gerek.. birde yaşamın dayatmalarını dikkate almadan kızıldere öncesini anlamadan tartışmaları bilmeden ver o kadar kalabalığın da bir araya gelmesini anlamadan sanırım seninle sohpet çok zor olacak..:)

ayrıca artık ricat zamanı olduğunu mahir söylüyordu. dağda gerilla üssü ricat tarzıyla uyumlu olmadığına göre mahir fikir mi değiştirmişti?
sevgili dostum..
öncelikle ricat neden ve hangi koşullarda ve ne hedeflenerek alındı..
diye sorarsan doğru yanıtlar bulursun ama bunun içinde kendi mantığını değil onların mantığını temel almalısın..
ayrıca ricat kararı aldı-almadı noktası da tartışılıyor biliyorsun..

benim, çizgilerini desteklemediğim, doğru bulmadığım kişileri övmemi etik bulmadığını yazmışsın. bu da çarpıtma ve idrak kargaşası. ben onların yollarının doğru olmadığını, hatalı olduğunu, ama hatalı da olsa bir devrimci yürüyüş başlattıklarını, bir yol açtıklarını söylüyorum. bu açtıkları yol ise onların beklediği gibi, öncünün silahlı eylemiyle devletin yenilebilir olduğunu gösterek değil, kendilerinin yenilmeye mahkum olduğunun ortaya çıkmasıyla açıldı. ertuğrul kürkçü bunu söylüyordu.
işi karşılıklı tartışmaya döndürmeyelim..
ben övemezsin demedim.. bir başkasını bunları övme üzerinden eleştiremezsin.. dedim..


"şimdi sen bu cümlelerle ne anlatıyorsun..?
konu emine ayna falan değil.. sen aleni özgürlük hareketini bir bütün ele almış çaktırmadan nasıl döverim hesaplarındasın.. olay emine ayna dan çıkmış.."

hiç aklından çıkmadığı için sen bunu anlıyorsun. oysa benim anlatmak istediğim çok daha derinde.
evet zaten bende bu derini açığa çıkartıyorum...
gerçekten de küba'da, o dönemde başarılı olmuş olan bu yol, bizim ülkemizde o dönem başarılı olamazdı; artık hiç olamaz.

artık illegal mücadele de işe yaramaz ve hem yenilmeye hem de manüplasyonlara mahkum.
aynen bunları söyletmekle..


kısaca.. kimi ne sayıyorsan sayabilirsin açarsın bir sayfa orada düşünce belkirtirsin.. tartışırız hemde zevkle...

ama ..
ömer aynayı anan bir sayfada
kardeşi için bir şeylerin olduğunu ima edip de işi özgürlük hareketini yermeye ama bunu da üstü kapalı yapmaya kalkarsan elbette olaya "maydonoz" olmak zorunda kalırım..

sevgili dostum..
işte hikayenin "özü" budur..

tıpkı milli eğitim gibi.. konu matematik illaki atatürk
konu hal ve gidiş illaki atatürk..

şimdiki moda da..
konu ne olursa olsun.. illaki özgürlük hareketine bir laf söylemek gerekşiyor..
 
#12
aynı şekilde masum halk çocuklarına kurşun sıkan pkk' liler söylemi aklıma geldi..


kızıldereye sahip çıkarken.. ömer ayna'yada sahip çıkmak zorunda olan bu vatansever yada hümanist "kafa"lar..
öldürülen ingilizleri masum gören "hürriyet gazetesi" faşistleri gibi.. yaklaşıyor..
masumiyeti.., "şakilik" karşısında tanımlıyor..

yaşamın doğal ironisi..
hürriyetin "şaki" dedikleri arasında kürt olanlar da vardı ömer ayna gibi..
demekki şimdiki kürtler de "şaki" !!!

"ömer aynayı anan bir sayfada
kardeşi için bir şeylerin olduğunu ima edip de işi özgürlük hareketini yermeye ama bunu da üstü kapalı yapmaya kalkarsan elbette olaya "maydonoz" olmak zorunda kalırım.."
suat

ama sen daha ilk mesajında kendi kendine zaten "olaya maydanoz" olmuşsun. :D

sanki biraz sonra gelip benim yazacağımı hissedip bana zemin hazırlamak istemişsin.

sen ömer ayna anısına açılmış bir sayfaya kürt hareketini katınca oluyor ama ben veya başka biri cevaben başka bir şeyler yazınca sen hemen maydonozluk vazifesi çıkarıyorsun kendine.

bu nasıl iş, bu nasıl adalet? nasıl, nasıl, nasıl???... :)
 
#13
Şöyle yaşanan hayata bakıyorum da,komedyadan başka bişey göremiyorum. Evet ,çok ciddi şeyler oluyor oluyor ama,olayların dışına çıkıp bakınca yaşananların tam bir komedya olduğunu görüyorum. Elbette bu durum herkesi üzüyor,içlendiriyor.

Örneğin bir tranvay taksim hattı bile komedya. Yada 30 adet derneğin yada görüşün basın açıklamasında 15 kişinin olması gibi.Veya bir o yana bir bu yana savrulmayı kendinine kabulenmeyi içene sindirmek gibi... Tam dalga geçilip kendini alaya alıp kıkır kıkır gülmek gerekiyor aslında ama bunlar gerçek hayat oluyor. Belkide çaresizlikten bilmiyorum ama, bir çaresizlik olgusu var sanırım.

Böylesine saçmalıklar olabilirmi? oluyor işte. Bunu kabullenmek bile başlı başına komedya.

Sayın alevli yıldız çokgüzel örnekle bunu bize hatırlatıyor. Ne diyor.

bir söz var. kimin söylediğini hatırlamıyorum. "tarihde tüm önemli olaylar iki kere tekrar ediyor" şeklinde... marks buna "evet ama ilki trajedi, ikincisi komedi olarak" lafını ekliyor.

Bu kelimeleri okurken aklıma uzun zamandır takılan ve sık sık gelen devrimci yol militanlarının 80 sonrası kırlarda saklanırken (yada mücadele ederken) tek tip kıyafetleri aklıma geliyor. Yanılmıyorsam tomiks yada rancerler tipinde şapkaları vardı. Bunu birkaç yerde resimlerede bunları görmüştüm. Üstlerinde de tel tip askeri elbiseler. Halbuki hepsinin karınları aç ,nereden ekmek bulabiliriz ,hangi köye yaklaşıp resmi güçlerin haberi olmadan ,gözükmeden yiyecek alabiliriz kaygıları olduğunu biliyorum. karınları açlıktan geberiyor ama üstlerinde tektip elbise ve tomiks şapkaları. Bu komedya değilmi?

Yine geçende bir yayın organında doğuda bir yerde komünel yaşam biçimi yaratılmaktadır diye verilen bir haber gözüme işlişmişti.Başlarında hepsi biribirne benzeyen zapata tipi şapkalarıyla boy verdikleri resimin altında '' komünel yaşam kuruluyor derken bunun eski imece usulü geleneğe atıfta bulunarak yapıldığını ''yazıyordu. İşin tuhafı yazı içeriğinde ise verilen demeçte. ''daha önceleri suriyeden gelen işçilere parayla bu işi yaptırdıklarını ama bundan böyle kendilerinin yapacağını da'' söylüyorlardı. Demek bunlar ücret karşılığında bu işlerini daha önce yaptırabiliyor ve geçimlerini sağlıyabiliyorlarmış. O zaman neden kendileri böylesine zahmette sokup, kendi işlerini kendileri yapıyorlar diye insanın soracağı geliyor tabii.

Tüm insanlık tarihinin gelişimi ekonomik zorun sonucu olduğunu bilkiyorken,şimdi bu nedir. ?! Hadi diyeceğim ki bu kendi yerlerine ücretli çalışanı bulanlar daha nitelikli ekonomik kazanca neden olan bir iş yapıyor olsalar veya yapacak olsalar kafam yatacakta . O köy yerinde bu işlerden başka (tüm köyce) iş olabilirmi? Yok , böyle bişeyde yok.

Sonuç olarak bu köylülerin de kafalarına geçirilen zapata tipi şapkalar kömünal yaşama geçiliyor ''denmesi kadar komik olmayan bişey olabilirmi. ??

Diyorum ya bana herşey komik geliyor. Örneğin bu tartışma bile komik. Zaten dikkat ederseniz herkes yazarken veya yazdığı ile gülüyor..
 
Son düzenleme:
#14
maşallah.. konu başlığı ömer ayna kim.. idi..
içeriği kürtlere çamur atma kampanyasına katlalım sosyal-şövenler geçitine dönüştü...

bu pisikodefresif olgu tüm forumlaforumlara gireli 2 seneyi buldu.. ilk girdiğim alanlar ve günler dahil .., asla eksilmeden devam etti...klasik işleyiş aynı.. konu ne olursa olsun illaki kürtlerin değerlerine yarattıklarına yönelik bir çamur atma kampanyası eksik olmaz.. savunmaya mı? kalktın.., yandın gitti..

bu yaşananda tipik bir işleyiş..

borga sayfa açmış..
ömer ayna kim..
bende oradaki bir gazete küpüründen yola çıkıp.., bir yazı yazdım.. yazım pkk güzellemesidir.. kabül.. bir bakış mantalitesine laf atmadır buda kabül..

"günahımın" ne olduğunun farkındayım..

orada.. yazan..
4 masum ingiliz lafını .. bazılarının asker ölümleri için söylemesi ile karşılaştırdım.. aynı mantalite olduğunu iddia ettim..

yani..
yazı ömer ayna idi ve ben de..,aynı konu içeriği ile bağlantılı günümüze vurgu yaptım..
ama ardından gelen yazılar çok ilginç..
önce alevliyıldız atladı.. emine ayna ile ilgili bir şeyler söyleyeceğini belirtti..
konu ömer ayna ise kardeşi haliyle konu ile bağlantılır dedim

ama başladı alttan doğru özgürlük hareketine bindirmeye.. tartışmanın oraya gelmesinin nedeni anlaşılmadan bu ortaya çıkan "komedi" gibi duran trajedi anlaşılamaz..

kısaca..,
orada.. yazan..
4 masum ingiliz lafını .. bazılarının asker ölümleri için söylemesi ile karşılaştırdım.. aynı mantalite olduğunu iddia ettim..

hiç konu olmadı..
yaptığım karşılaştırma yanlıştır. uygun değildir diyen olmadı
yada.. ben ingilizleri masum görmem ama yoksuk türk halkının evladı olan askerleri masum kabül ederim. diyende de olmadı...
neden olmadı.. ben eğer bunları yazmakla bazı sosyal-şövenleri tahrik etti isem bu noktaya değinilmelidir..

kambersiz düğün olur mu..
edi varsa büdü de ceee diyecektir çünkü konu kürtlere gelmiş..

konu dağlarda gerilla savaşı vermeyi savunan ve bu "yol"da ölen biri.. ama yazılanlara bak..
Bu kelimeleri okurken aklıma uzun zamandır takılan ve sık sık gelen devrimci yol militanlarının 80 sonrası kırlarda saklanırken (yada mücadele ederken) tek tip kıyafetleri aklıma geliyor. Yanılmıyorsam tomiks yada rancerler tipinde şapkaları vardı. Bunu birkaç yerde resimlerede bunları görmüştüm. Üstlerinde de tel tip askeri elbiseler. Halbuki hepsinin karınları aç ,nereden ekmek bulabiliriz ,hangi köye yaklaşıp resmi güçlerin haberi olmadan ,gözükmeden yiyecek alabiliriz kaygıları olduğunu biliyorum. karınları açlıktan geberiyor ama üstlerinde tektip elbise ve tomiks şapkaları. Bu komedya değilmi?
bu size komik geliyor ise.. 1970 de nurhakda kızıldere de bulunanlar daha sefil ve daha zayıftılar.. onlara bir yerlerinizle gülersiniz artık...

bunun söyleyen kişi .., geçmişi yanlış bulabilir bu mücadele anlayışını da yanlış bulabilir ama diline dikkat etmelidir..

dy gerilla süreci vardı... ve o dönem var olanlardan en az 2-3 kat daha yaygın ve daha lojistikdi..
bekaa da vardı kampları da vardı.. taner akçam avrupaya gidip gelebiliyordu
yurt içinde bir çok yerde özellikle karadenizde kırsalda idi.. karadeniz dersim suriye hattı denilen hattı kullanabiliyorlardı..
avrupa merkezli yapı da vardı.. yaşathak-ibrahim sevimli-taner akçam üçlüsü denetimindeydi..
anlatımlar var.. mahkeme ifadeleri var yazılmış anı kitaplar ve tartışmalar var..

tasfiye kararından sonra. önce bekaa dağıtıldı.. sonra alanlarda yanlız bırakıldılar..
bu süreç ortalama 150 cana maloldu.. şimdi bu sayıyı darbeye direnme olarak kullanıyorlar..

evet ortada bir komedi var.. ama alçaklığın ve riyakarlığın komedisi..
ve buna ses çıkartmayan seyircilerin duruşu

bunları yazan kişi bu süreci bilen ve o çizgiden gelen biri..
kendi süreci ile ilgili istediği gibi yazabilir eleştirebilir hakkıdır.., gereğini yapmış bedelini ödemiştir.. ama amacını aşan bir dili kullanmaması gerekir..
1- yanlış da olsa hata da olsa.. şimdi doğru bulsa yada bulmasa.. da.., bu bir anlamda kendi geçmişidir..
2- süreç anlattığı gibi de değildir.. bunu çok iyi bilirken eleştirmek için bu dille ve bazı gerçekleri de atlayıp yazmaması gerekir..

dediğim gibi bunları bile sınırlı söylüyorum.. kendi sürecine ne yapacaksa yapsın.. ama işi sürekli kürtlere ve onların yarattıklarına ve yaratmaya çalıştıklarına getirdiğinde haddini bilmelidir..

Yine geçende bir yayın organında doğuda bir yerde komünel yaşam biçimi yaratılmaktadır diye verilen bir haber gözüme işlişmişti.Başlarınd a hepsi biribirne benzeyen zapata tipi şapkalarıyla boy verdikleri resimin altında '' komünel yaşam kuruluyor derken bunun eski imece usulü geleneğe atıfta bulunarak yapıldığını ''yazıyordu. İşin tuhafı yazı içeriğinde ise verilen demeçte. ''daha önceleri suriyeden gelen işçilere parayla bu işi yaptırdıklarını ama bundan böyle kendilerinin yapacağını da'' söylüyorlardı. Demek bunlar ücret karşılığında bu işlerini daha önce yaptırabiliyor ve geçimlerini sağlıyabiliyorlarmış . O zaman neden kendileri böylesine zahmette sokup, kendi işlerini kendileri yapıyorlar diye insanın soracağı geliyor tabii.

nerden buldun ise burada koy öyle konuş.. sistem medyası etkisinde kalma özelliğinolabilir.. hiç olmaz ise belgele.. ve sonra dalga geç..
sistem sana doğu demeyi öğretmiş ...ama kürdistan yada hiç olmaz ise kürt illeri bile demeyi becemeyecek kadar şövensin..
altta ahkam keseceğine kürdistana git ve çalışmaları gör..
sistem kadar aklınız yok.. kck davasının kökeni nedir öğrenme zahmetine bile katlanmıyorsun..





Sonuç olarak bu köylülerin de kafalarına geçirilen zapata tipi şapkalar kömünal yaşama geçiliyor ''denmesi kadar komik olmayan bişey olabilirmi. ??
kendin uydurup kendin eleştiriyorsun..
diyelim ki öyle oldu.. bu gundiler.. kafalarına zapata şapkası geçirip.., hallere girdiler..hiç olmaz ise kürt köylülerinin kafasına doğru bir simge geçirmişler
ya sen..,
şövenizmi çiğerlerine kadar işlemesine izin verdiğin yetmiyor gibi.. sistemin sopasını gönüllü alıp özgürlük yürüyüşünü dövmeye kalkıyor.. ve alay ediyorsun..
kafana şövenizm şapkası pek yakışmış..

Diyorum ya bana herşey komik geliyor. Örneğin bu tartışma bile komik. Zaten dikkat ederseniz herkes yazarken veya yazdığı ile gülüyor..
her şeyin komik gelmesine hiç şaşırmadım..
geçmişine bile komedi diyenden ne beklenirki..

bu arada belirteyim.. komik geliyorsa.. bu yapılanlarla ilgilenmez..zamanını harcamaz alır bir kemal sunal filmi onu seyredersin..



konuya bak nerelere geldi..
"sol" şövenizmin özelliği her ne olursa olsun kürtlere saldır.. karala küçümse alay et.. palavra at..
ve dışlamaya çalış..
 
Son düzenleme:
#15

al işte merdi kıpti secaat arz ederken sırkatin eyliyor..

hayırdır.. masum asker eleştirim sana battı galiba..

bu arada düzelteyim.. bana çamur atarak yaptıklarını kapatamazsın..
ben maydonoz olmayı ne zaman söyledim..
ömer aynayı anan bir sayfada
kardeşi için bir şeylerin olduğunu ima edip de işi özgürlük hareketini yermeye ama bunu da üstü kapalı yapmaya kalkarsan elbette olaya "maydonoz" olmak zorunda kalırım.." suat
dememki senin yaptıklarından sonra önce oldum mu?? olmadım ne sana bulaştım ne de kambere

bu yüzden lütfen açık ol..
ama sen daha ilk mesajında kendi kendine zaten "olaya maydanoz" olmuşsun. :D

sanki biraz sonra gelip benim yazacağımı hissedip bana zemin hazırlamak istemişsin.
hee.. ilk mesajım nedir..

hürriyetin masum asker mantığı ile kürtlere karşı dillendirilen masum asker mantığının aynı olduğunu söylemek değil mi?
bu mu? battı sana.. battı ise bu konuda yazsaydın.. neden yazmadında.. olayı kürtlere getirdin..
şöven damarın mı kabardı.. ben... hürriyetin ırkçı duruşu karşısında.., ömer ayna haklı ise.. kürtler haklı o zaman demek istediğimde rahatsız olduysan yazsaydın.. örneklememi meleştirseydin..
emine ayna ile işin ne ..
demekki emine ayna kürt olarak olması gereken yerde olduğu için onun üzerinden olaya müdahil oldun.. ya emep li olsaydı.. ne bahane bulacaktın..
gerek de yokmuş.. konu emine ayna da değilmiş zaten..

sen ömer ayna anısına açılmış bir sayfaya kürt hareketini katınca oluyor ama ben veya başka biri cevaben başka bir şeyler yazınca sen hemen maydonozluk vazifesi çıkarıyorsun kendine.

bu nasıl iş, bu nasıl adalet? nasıl, nasıl, nasıl???... :)
genetik benzerlik ne olacak:D
sistem de senin gibi diyor.. silahlı pkk oldukça öldürürürüm
ateş kes anlamam..

ben ne pkk den ne de kürtlerden bahsettim..
masum asker mantığının köklerine gönderme yaptım.. ve bunu kürtler üzerinden yaptım..
haklıyım..
erdal eren jandarma öldürmek iddiası ile asıldı.. ramazan yukarıgöz ve arkadaşları asker öldürdüler üstelik biri teğmen idi diye asıldılar.. bunu herkes atlıyor..
tayyip bile bunu atlayıp "ağlıyor":mad:..
ama iş kürtlere geldimi herkes aynı havadan çalıyor..ben bunu göstermek istedim..
yani işin aslı senin dediğin gibi değil .., tepkinden belli zaten..
diyelim ki öyle olsun.. ne mahsuru var..
yada ömer ayna bir kürtdü desem de kızacakmıydın..

sen ömer ayna anısına açılmış bir sayfaya kürt hareketini katınca oluyor ama ben veya başka biri cevaben başka bir şeyler yazınca sen hemen maydonozluk vazifesi çıkarıyorsun kendine.
bu mu gerekçen yani..
ben işin içine kürt hareketini katınca arkadaşın türklük ayranı kabarmış..
basmış gamatayı kürtlere..
gerekçeye bak...:D

bence haklı.. ayranı kabaran başkaları da var hemen atladı..

meğer ben ayran makinasının(siz şövenizmin anlayın) düğmesine basmışım..:D

bu nasıl iş, bu nasıl adalet? nasıl, nasıl, nasıl???...
çok basit...

böyle şövenizme böyle tıraş..
böyle adalete böyle adalet..:D
 
#16
Bu sayfaya genel olarak yazdığımdan başka birşey yazmıyacaktım. Sayın alevli yıldızın ''bir söz var. kimin söylediğini hatırlamıyorum. "tarihde tüm önemli olaylar iki kere tekrar ediyor" şeklinde... marks buna "evet ama ilki trajedi, ikincisi komedi olarak" lafını ekliyor.'' deyişinden yola çıkarak kendimce bir düşünceler ortaya koydum. Ancak şimdi bu yazdıklarıma karşılık görüyorum ki birisi sahtekarlık yapıyor. Bunu yaparkende provakosyona baş vurarak yapıyor. aynen ''koşun ahali koşun Kürtlere karşı burada saldırı var ''tarzında bunu yapıyor. ÖRnek ''güya sayın alevliyıldızın kürtlere karşı söylemine hemen atlayanlar varmış'' Yetmiyor, kızıldere direnişini de işin içine katıp ''buna karşıda aşağılama ve buna da komedi olarak gören var'' diyor.

Bu yapılan sahtekarlıktır. Yazılanları çarpıtmak ,oraya buraya çekmek ve çektiği yere oturtup bakın işte görün ki bu yazıları yazan o gelenekten gelendir ve olan biteni bilendir gibi hamaset söylemleriyle bu sahtekarlığını yapıyor. Bunun adı sahtekarlıktır.

Bu şahısla hiç bir biçimde tartışmaya girme gibi düşüncem ve anlayışım yoktur. Ancak böylesine bu kızıldere olayın hakkında söylüyormuşum gibi yaptığı ve çarpıtmalarına sesiz kalamam. Aynı yöntemi sayın alevliyıldıza karşı kulanmaktadırsa da bu beni bu şahsın işin içinde olması nedeniyle ilgilendirmemektedir. Çünkü ben yazılan yazıları ''hımmm sen bunu diyorsun ama esasta demek istediğin bunlar gibi ''çakalığı ile yorumlayanlarla, kendince ''derin '' anlayışlara ve bundan ayrıksı pay çıkaranla işim olamaz. Biliyorum ki bu durum iç okuma ,söylenilmeyeni çarpıtarak söylüyormuş gibi gösterme becerisinin yateneğinin ortaya serilmesidir. Benim kişilerin iç niyetlerini ortaya koyma çakalığım olamaz.

Bu kötü bir şeydir. Bana göre kişinin ne düşündüğünden öte ne söylediği önemlidir. Bundan ötesi idealizmdir. Benide ilgilendirmemektedir.

Ömer ayna ile açılan ve dalanıp budaklanmasında büyük katkısı olan kişinin de ortaya çıkıp sık sık ''konu ne neyi tartışıyoruz'' gibi sahtekarca yaklaşımlarına ayrıca kınıyorum .Bu kadarıda olmaz. Bu kadar hince, çakalca, bu kadar sahtekarca,bu kadar çarpıtma olmaz diyorum.

Öncelikle kişi dürüst olmalıdır. Karşısındakine bir düşman,yada ajan,yada kurnaz,yada üçkağıtçı görmemelidir. kendi iç düşünceleriyle görse bile bunu pervasızca göstermemelidir.. Eğer gösteriyorsa bunu açık açık söylemelidir. Bu haliyle ben kendimi burada bu yazılanlara bakınca bu şahış tarafından bir düşman,bir ajan gibi görüldüğümü anlamaktayım. Çünkü söylenenleri böylesine çarpıtan eğen ve daha sonra belden aşağıya vuran böylesi anlayışla;Daha konuya girerken, okurken, baştan düşmanla,kurnazla ve üç kağıtçı karşı karşı karşıyaymış gibi yaklaşanlarlar işim olmaz.(Örnek; Söylermisiniz 1970 kızıldere olayını komedya diyen kim.? Benmiyim, hayriözşenmi böyle demektedir. Burada ne diyebilirim. Bu hususta bişey demek bile beni aşağılar. Bu hususta bu söyleme karşı söylem geliştirmek aşağılanmayı kabul etmektir. Böyle kendini kaybetmişe neden uyayım söylermisiniz.

Muhatap, kale bile almam. işte bu yazıyı yazmamın bir nedeni de budur.

NOT; Bu komediyi şöyle bitirelim.'' Doğu'da'' dememiz bizi şöven yapıyorsa o zaman ''kürdistanın bir kürt ilinde '' diyelimde şövenlikten kurtulalım. (Ne oldu şimdi şövenlikten kurtulmuşmu olduk? )
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
#17
hayri, suat'a çok kızma. bu onun yapısı. başka türlü olmak elinden gelmiyor.

onu böyle kabullenelim.

o bizlere hakaret etse de biz ona etmeyelim. çünkü o da biz de hakareti hakketmiyoruz.

ayrıca suat, gece vakti bürünüyor bu şovenavcısı kimliğine. gündüz daha mantıklı olabiliyor.

yani gece yazışıyorsanız "doğu" da desen, "kürdistan" da desen avlanmaktan kurtulamazsın.

ama gündüz vaktiyse nema problema. o nedenle şu vakitler avlanma derdi bulunmuyor.

yalnız benim endişem, suat bir gün, daha doğrusu bir gece, yine böyle bir av vakti, kendi kendini avlayacak. yine bir şovenist yakaladım diye kendi kendini bir yerinden yakalayacak. ama gece karanlığında bunu farkedemezse diye korkuyorum.

ömer ayna, emine ayna'nın amcasıymış. ilk mesajda belirtilmiş bu. ordan aklıma geldi. suat şovenavcısı da ingiliz askeri-türk askeri paralelliği kurup da ordan bilumum şovenistlere "giydirme" ve "cephe kaplama" yapınca benim de aklıma bu akrabalık ilişkisinden yola çıkıp 68 kuşağı devrimcileri ile şimdinin mevki sahipleri arasında bir karşılaştırma yapıp bu anma etkinliğini daha da anlamlandırma fikri geldi.

öyle ya! sonuçta ortada her ne niyetle sorulmuş olursa olsun, yanıtlanması gereken bir soru vardı. suat sormuştu bunu ve ara sıra buna benzer soruları hep soruyordu. mesela en son zapatistalarla pkk gerillalarına karşı tavrı karşılaştırarak sormuştu ve orda da kendisiyle yararlı tartışmamız olmuştu.

neden böyleydi bu durum? sorumuştu ve niyeti ve yaklaşımı ne olursa olsun, bir gerçeklikten alıyordu varlığını bu soru.

soru derken kastettiğim "masum asker" ile ilgili olanı değil, o sorunun açıklamasını da yaparız ve tartışırız. ama asıl soru, suat'ın hep dile getirdiği neden ayrımcılık oluşmuş. 68 kuşağı devrimcilerine gösterilen ilgi ve alaka, neden günümüzde kürd mücadelecilerinden esirgeniyor? neden ayrımcı yaklaşılıyor?..

bunu çok yanıtladık. yine bunu yapmaya çalıştık. yukarda leyla zana'nın ilk ve ikinci dönemleri karşılaştırmasını verdim. ilkini olumu ikincisini olumsuz değerlendirdiğimi yazdım. ama suat şovenavcısı, yine de "kürd olduğu için" çarpıtması ile yaklaşmayı seçiyor ve kendini biraz basitleştirmiş oluyor. bunu yakıştıramıyorum ona ve bunlara gerek olmadığını düşünüyorum.

emine ayna zaza imiş. türk de olsaydı aynı şeyleri yazardım; emepli olsa aynı yazardım. zaten türk soluna ilişkin yazdıklarımı da biliyor suat. ama işine böyle çarpıtmak gelyor.

işine böylesi geliyor ama bu çarpıtmayı bize karşı yapmaktan çok önce kendine karşı yapıyor. çünkü çarpıtmanın her türlü ölçüyü ve izanı aştığını bilmiyor. biraz da inanarak yapıyor bunu.
 
#18
yazılanlar yazılmış.., söylenenenler söylenmiştir..

ötesi amacı aşan kişisel hakaretlere döner ki.. gerek yoktur..

konu dışı yada konuya katkı sayılmayacak kişisel işlere girmeyeceğim..

savunma da yapmayacağım..
 
#19
Bu kelimeleri okurken aklıma uzun zamandır takılan ve sık sık gelen devrimci yol militanlarının 80 sonrası kırlarda saklanırken (yada mücadele ederken) tek tip kıyafetleri aklıma geliyor. Yanılmıyorsam tomiks yada rancerler tipinde şapkaları vardı. Bunu birkaç yerde resimlerede bunları görmüştüm. Üstlerinde de tel tip askeri elbiseler. Halbuki hepsinin karınları aç ,nereden ekmek bulabiliriz ,hangi köye yaklaşıp resmi güçlerin haberi olmadan ,gözükmeden yiyecek alabiliriz kaygıları olduğunu biliyorum. karınları açlıktan geberiyor ama üstlerinde tektip elbise ve tomiks şapkaları. Bu komedya değilmi?

Halbuki hepsinin karınları aç ,nereden ekmek bulabiliriz ,hangi köye yaklaşıp resmi güçlerin haberi olmadan ,gözükmeden yiyecek alabiliriz kaygıları olduğunu biliyorum. karınları açlıktan geberiyor ama üstlerinde tektip elbise ve tomiks şapkaları. çünkü 'açlık' insanın fizyolojik olarak hayata devam etmesi gereken ilk ihtiyaçtır.Mücadelesi için bir gereksinimdir.Bu ''gerçeklik''tir ama klavye başından bu insanları karalamak işte bu 'komedya' değil traji-komedyadır...


Yine geçende bir yayın organında doğuda bir yerde komünel yaşam biçimi yaratılmaktadır diye verilen bir haber gözüme işlişmişti.Başlarınd a hepsi biribirne benzeyen zapata tipi şapkalarıyla boy verdikleri resimin altında '' komünel yaşam kuruluyor derken bunun eski imece usulü geleneğe atıfta bulunarak yapıldığını ''yazıyordu. İşin tuhafı yazı içeriğinde ise verilen demeçte. ''daha önceleri suriyeden gelen işçilere parayla bu işi yaptırdıklarını ama bundan böyle kendilerinin yapacağını da'' söylüyorlardı. Demek bunlar ücret karşılığında bu işlerini daha önce yaptırabiliyor ve geçimlerini sağlıyabiliyorlarmış . O zaman neden kendileri böylesine zahmette sokup, kendi işlerini kendileri yapıyorlar diye insanın soracağı geliyor tabii.

O köy...Gitmesekte görmesekte o köy bizim (cumhuriyetimizin-resmi ideolojimizin-) köyümüzdür...anlayışından sıyrılmadıkça,o köye 'mehdi'de gelse,atom bombasıda inse nafile...Çünkü o köy bizim köyümüzdür bir kere...sağıdan soluna,kendine en radikalim diyen devrimcisine kadar...! bu paradigmanın içindedirler...

Hemen herkes Tc nin politikalarından muzdarip ama iş ana meseleye gelince herkes eteğindeki taşları dökmekte.Ülke sevgisi somutta yok ama soyutta birçok insanın bilincinin arkasında asılı duruyor.vatan millet bayrak,üniter dvlet,resmi paradigma,kazanımlar vs vs vs.işte insanlar bunları seviyor ve savunuyor ama iş ekonomiye vb gelince eleştiriyor...tıpkı ilkokuldan itibaren resmi paradigmanın zihinlerde yaptığı ve sonrasında 'o köy bizim köyümüzdür'de olduğu gibi...'gitmesek te görmesek te orası bizimdir bizim kalacak ya da Türkiye türklerindir (kalacağında) olduğu gibi...!

Sağcılar,milliyetçiler vb türevleri anlayabilirz de kendine devrimci diyenleri anlamak,gerçekten trajedi ile komedyanın iç içe geçmiş halinin en belirgin (i) halidir!!!

Ama tüm bunlar anlaşılmıyorsa o zaman geriye bir tek çözüm kalıyor o da gidip 'komedya' denilen yerdeki insanları görmek onlara ;'' dağlarda üç-beş adam başlarına şapka takmış sizleri yönetmeye kalkıyor.Ey Kürd halkı bunlar inanmayın bunlar sizleri kandırıyor,bunlara bir lokma ekmek vermeyin;devlet baba (mız) sizi kucaklayacak size kol kanat gerecektir.sizin bir 'sorununuz yok' asıl olarak dağdaki üç beş kişinin 'sorunu' var ve biz o 'sorunu' halledeceğiz sağcısıyla solcusuyla bereber.Siz içinizi ferah tutunuz'' bunları söylemek gerek.Hadi gidin söyleyin,sizi kim tutmuş.Amed meydani orda,Çölemerk orda...gidin ve içinizdekileri kusun ve eteğinizdkileri artık dökün...'o köy bizimdir' deyin...

Ama diyemezsiniz çünkü sizlerde biliyorsunuz ki Kürt halkı artık dağdaki 'üçbeş' gerilladır,gerillada düzdeki milyonlardır...Ve onlar 'somutta'' birçok şey yaptı ve yapmaktadırlar...Apollanun dağındaki tanrıları bırakmadan (resmi zihniyet),düzdeki yorumlamak;işte bu durum tam anlamıyla 'komedya'dır...ama bunu görmeyenler,tarajedinin içinde komedya arar,komedinin içinde trajedi arar dururlar ve istediklerini bulurlar...bir kendilerini bulamazlar...Çünkü kendisini aramazlar,kendilrine ihtiyaçları yoktur çünkü...Onlar için 'tanrılar vardır ve tanrılar herşeyi onlar için düşünürler''...!
 
#20
Bu ''gerçeklik''tir ama klavye başından bu insanları karalamak işte bu 'komedya' değil traji-komedyadır...

Ah düşünsel ah.. ''Karalamak , klavye başında ve trajedi-komedya'' kelimeleri geçmese ses çıkarmıyacaktım. Yazının sonunda şu cumhuriyet meselesini ise önemsemiyor cevap vermeyi bile gerek görmüyorum. Eğer yaşanan süreçte trajedi komedya arayacaksan bunun en güzel örnekleri cezaevlerinde yaşananlar için örnek verebilirdin. 12 eylül sonrası cezaevleri tam tarjik-komedya haleriyle doludur. Klavye başına gelince bende o sürecin içindeydim. Yani klavye başında yaşayan değil bizzat içinde yaşayandım. Bu insanları o dağ başından,yanlızlık ve çaresizlikten kurtarma operasyonları içindeydim. Hani birileri tarafından (sende bunun içindesin)bıraktılar mücadeleyi kaçtılar diye çıkar amaçlı eleştirlen muhatap biriyim. Türkiye solu için insan çok değerlidir düşünsel. Bunu bir kez kafamızın içine sokalım. Sokalım daha sonra tartışalım. Bizler binlerce ölüye neden olabilecek zaferler peşinde değiliz. Evet ölümü kabullensekte gönüllü olarak ölüm çukuruna atlamak gibi bir amacımız olamaz. Diyorumya bizim için insan çok değerlidir. Nasıl 12 eylül sonrası mücedeleye ''Partisiz'' devam biçiminde tutum almışsak, yine o büyülü kelime olan ''partisiz'' geri çekilme tuttumu almışıktır. Bunlar bizim tercihimizdir. Nasıl ki birileri 12 eylül sonrası kuyruğunu kısıp suriye, ıraka kaçmışsa ve orada 84 kadar beklemişse, buda bizim tercihimizdir. Kendi deneyimlerimizden yola çıkarak bizler iki yenilgi aldık. Biri kızıldereydi ikincisi 12 eylül ve 85 yenilgisidir. Elbette ikisi birbirinden faklıcaklar gösteriyordu ama tarihin tekerürü gibiydi. Biz bunu bütünsellikli olarak değerlendirmek zorundayız. Çünkü bu mücedele bizim,uğruna bütün bedenlerimizle inandığımız mücedeledir. Yukarda sayın alevliyıldızın güzel bir saptaması var tek kelime ile bunu'' manipülosyana yol açar'' yollaması yaparak diyordu. Bizim mücedelemiz manipülosyonlara açık mücedele olamaz. İşte burda o senin dediğin ''Cumhurriyet ''diye tariflediğin yöne yaklaşımlar gösteririz. Yani ülke ,vatan,yaşadığımız topraklar ve toplumumuz çıkarları ortaya çıkmaya başlar. Ama düşünsel senin dediğin ve çarpıtığın kadar değil.Şimdi ben bu değerlendirmemle sana göre ''karalama'' yapıyorum öylemi. ? Neyin karalamasını yapacağım düşünsel, bende o sürecin bir parçasıyım. Bu benim kendime olan eleştirimdir. Durum saptamasıdır.

Bunun dışında,İçinde olmadığın terkedip gittiğin ve ağza alınmayacak küfürlerin edildiği ve red edildiği süreci sahiplenme ve savunma da neyin nesi oluyor.?! Ben yaşanan sürecin tekerrür olmasından dolayı komedyaya dönüştüğünü söylerken biri bana (o ki ağzı lağım çukuruna dönüşmüş biçiminde bu süreç hakkında yorumlar yaparken) karalama,aşağılama yapıyor diyor. Ben buna gülerim hemde katıla katıla gülerim.

Ha bu söylemim de kendi sürecini komedya olduğunumu ima ediliyor şeklinde izlenimini alıp ve bu niyetle bu saptamalara karşı çıkan varsa ; bunu kızıldere üzerinden değil bizzat kendi sürecini ortaya koyup anlatması daha tutarlı olurdu. EEEE o zaman bu alınganlık varsa(itiraf eden yok ) neyin nesi... Eğer böyle bişey varsa bunun adına tahamülsüzlük denilir. Kendi öznesini (Konusunu) dahi aşağılık kompleksinden kurtaramayarak ortaya koyamamak denir. Bunu kızıldere (biri çarpıtarak yaptı )sayın düşünsel sizde 84 örneğimle bunu yapıyorsunuz. Ama kürdistanda olan örneğimi böyle koyamıyorsunuz. Yani ''karalama'' olarak bile diyemiyorsunuz.Cumhurriyet mantığı ile olaya bakmak gibi karmakarışık anlaşılmayan cümleler döktürüyorsunuz. Halbuki alakası yok bu yaklaşımla benim değerlendirmem.

Esas sorunun 84 devrimci yol değil sayın düşünsel,sizin öyle bir zaten sorununuz yok . Hatta bundan zevk alacağınızı bile düşünüyorum. Esas sorun küridistan (şöven olmaktan kurtulalım) da zapata şapkalarıyla komik durum olarak yansıtmam.

Evet ,kürt siyasalının yürütüğü mücedeleyi ironik olarak komedya olarak değerlendiyorum. Bunu da yaşadığı sürecin savrulmalarına yollama yaparak ortaya koyuyorum. İşte; İlk öncelikli sosyalizm,daha sonra ekolojik- komünizm -en son demokratik kapitalizm. Geline yer sayın düşünsel buraları değilmi. Bunları eleştirmek eleştirmemek ayrı bir konu ama, durum bu değilmi? Yani bu konuma gelişe de hak verebilirim. Bu ise faklı bir durumdur. Burada söz konusu olan yaşanan sürecin ironik olarak tanımlamasıdır. Elbette kendimce elbette bana göre ,elbette değerlendirmelerime göre. Yani özenel olarak. Kurumsal olarak değil. Eğer kurumsal olarak beklenti varsa ben kurum değilim ki...

Şahsen benim anlayışım şudur. Arabayı deviren kuşaktan geliyorum. Yaşadığım süreç bizzat içinde yaşayan olarak bizi sağlıksız ortama sürüklemiş olabilir . Öncülük yapacak yetenek ve beceri içinde göremiyor olabilirim ve doğrusunun bu olduğuna inanıyorum. Sağlıklı olanın bizden sonra gelecek kuşağın bu öncülüğü yapması gerektiğine inanıyor olabilirim.Benden bu kuşağın vereceği her göreve de hazırım. Elbette kendi gücüm,kapasitem, yeteneğim katılımımla. Burada da bu kuşağın bunlara cevap vermesini istiyor olabilirim. Eğer bu yoksa olmuyorsa bunun şartlarını oluşturma gibi görevim olduğunu unutmuyorum.
 
Üst