Muammed Üzerine (islamın Kısa tarihi)

#1
Arabistanın göbeğinde "Yamama"adı verilen geniş bölge İranlıların muttefiki olan Hanefi aşiretinin kontrolü altındaydı,bu büyük aşiret İran ile güney Arabistan arasındaki ticari bağlaradan son derece ve bu ticari ilişkinin kendi payına düşen kısmıyla geçiniyordu.Aşiret halkının çoğunluğu Hırıstiyandı,hele önde galan bazı kişiler (ki tarihte zaman zaman kral sıfatında görülmüşlerdir)Muhammedle anlaşarak islamı kabul ettiler.

Müslüman kaynaklarının belirsiz ve çelişkilerle dolu verileri İslamlığın o devirdeki etkinlik ve yaygınlık derecesi hakkında kesin yargılar vermemizi güçleştiriyor.Fakat sanıyoruz ki bölgedeki İran egemenliğinin çöküşü bu harekete hız vermiştir.İşte bu hanefi aşireti içinde Muhammedin kendisiyle aynı nitelikler taşıyan bir başka peygamber vardı,Müslima yada Maslama adıyla tanınan bu adam da aynı dönem içinde peygamberliğini ilan etmiş,hatta bazı kaynaklar onun muhammedden çok önce bu yolda mucadele ettiğini söylerler.Bu adamda tıpkı Kuran daki ilk sürelerin uslubunda kafiyeli düz yazılar kaleme almıştı .Belirli bir ibadet sistemide olduğu biliniyor.

Hırıstiyanlığın geniş bir etkisi altında kaldığı ve insanları "kutsal çileye"yargılayan bazı yasaklar koyduğu,örneğin hırıstıyan katolik geleneği biçiminde bir "Doğum Kontrolu"sistemi ve bir oğul sahibi olan karı kocaya cinsel ilişkileri yasakladığı da bildiğimiz şeylerdir.Bu adam muhammedle anlaşmak için çok uğraşmış fakat onun kesin red tavrı karşısında hiçbir sonuç alamamıştır.Muhammed onu sahtekarlıkla suçlamıştı.

Müslima(maslama) peygamberin sağlığında kendi propagandasını yürütmekte ne ölçüde başarılı olmuştur ,belli değil ancak ancak peygamberin ölümünden hemen sonra kendi aşiretiniMuhammedin haleflerine karşı hemen harekete geçirdiği gerek islam tarihi kaynaklarında gerekse diğer verili kaynaklarda mevcuttur.Bir ara kendisi gibi kutsal bir kimliğe bürünen ve "tamim" aşiretinden olan Secah isimli kadınla ittifak halinde olduğunu yine tarihlerinden öğreniyoruz.

Tamim aşireti,Hanefilerin yerleşik olduğu bölgenin doğusunda göçer olan bir aşirettir.Ve onlarda koyu bir hırıstıyan etkisi altındaydı,onların içindeyse islamın ne kadar etkili olduğu tam olarak bilinmiyor.Ancak bu kadında maslama ve muhammed gibi etkili düz kafiyelerle şiirsel metinler yazıp onları hırıstiyanlıkla süslüyordu.

Geleneksel İslam kaynakları Orta arabistanın bu iki küçük peygamberini gözden düşürebilmek amacıyla hayli insafsız ve genellikle tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan yollara başvurmuşlardır.İkisinin arasındaki cinsel ilişkiler konusunda gerçeğe uymayan yalanlar uydurmuşlardır.
 
#2
Muhammed mekkenin alınışından on ay sonra,kuzeye doğru bir sefer düzenledi Bu yeni harekatın anlamı ve amacı o sırada Humus da kuvvet yığınağı yapan Herakliusala gerçekten çatışmakmıydı,yani daha sonra halifelerin başarıyla yürüttükleri fetihleri başlatmak mı istiyordu bu olası değildi,ancak başka bir nedeni vardı oda Mu'ta yenilgisinin acısını çıkaramak ve yandaşlarına doyurucu bir ganimeti paylaşmak istiyordu .Fakat güçlü bir düşmanla çatışacağını hesapladığı biliniyor.Alışılmamış büyüklükte bir ordu hazırladı bazı kaynaklar bu orduyu 20 veya 30 bin kişilik bir kuvvet olarak anlatır.Ancak sürekli savaş hali bedevileri ve medinelileri rahatsız ediyordu ,refah ve zenginlik içinde kavuştukları hayatın tadını çıkaramak istiyorlardı bu yüzden peygamberin peşinden gitmek işlerine gelmedi,düşmanın kuvveti biliniyordu ve yol bayağı uzaktı .sefer hazırlığı iyi yapılmamıştı. Ordu Medinenin 400 km. ötesinde bizans sınırı olan tebbukta durdu. bu ordu muhammedin kudertinin ifadesiydi .Çevredeki küçük prenslikler bu kudretten ürekerek muhammedin yanına,giderek onunla anlaşma yollarını araştırdılar.İlk antlaşma Eyla kralı Yohanna ile yapıldı,Eyla kızıl denizin en uç noktasındaydı,Kral yohanna hırıstiyandı ve göğsünde altın bir haç taşıyordu,Muhammede her yıl 300 dinar vermeyi taahhüt etti,aynı zamanda o bölgenin 3 Yahudi prensliğide muhammede vergi ödemeyi kabul ettiler.Peygamber bu gelişmeler sonucu Halid Bin Velid komutasındaki kuvvetleri Dumat vahasına gönderdi Halid oranın hırıstiyan kralını alarak muhammedin huzuruna getirdi bu kralda peygambere düzenli olarak vergi ödemeyi kabul etti.Kuzeydeki bu başarılardan sonra,bizansla savaşa girmeden tebruktan Medineye geri dönüldü.

Peygamberin hangi nedenle tasarladığı bilinmeyen bu tebruk seferinden dönüşte,İslamın gücü ve varlığı alabildiğine önem kazanmıştı.Müslüman kaynaklarının belirttiği gibi Arabistanın önemli bir bölümü onun egemenliği altına girmişti artık.Bizans sınırlarından Yemene ordan Kızıldeniz kıyılarına ordan İran körfezine kadar etkileri ve egemenliği artık hissedlir bir biçimde kendini göstermekteydi.

Müslümanlık Bedevi aşiretlerinin çoğunda yaygınlaşmış,artık peygamber zengin ve kudretli biriydi,onun tepkisi hesap edilmeksizin Arabistan toprakları üzerinde herhangi bir işe girmek olası dahi değildiAncak buna rağmen Müslüman dünyası içinde ona karşı kurulan muhalafet cepheside yavaş yavaş homurdanmaya şikayetlerini göztermeye başlamıştı,Gelirlerin bölünüş biçimi hoşnutsuzluğu iyice arttırmıştı,çünkü düşmanlara (kureyşliler,mekkeliler) verilen armağanlar bağışlanan mal mülkler eski müslümanları kızdırmışttır. Her topluluktan eskiler uzun bağlılıkların sonucu olarak ,sonradan yöneticilerin çeşitli oportinist nedenlerle bozup deforme ettikleri ilkelere sadık kalır ve bu yüzdende yöneticilerin başına önemli sorunlar çıkarırlardı.İşte Mekkenin alınışından sonra o zamana kadar muslamnlığın can düşmanı durumundaki Kureyşliler aniden yeni devlet düzeninin en nüfuzlu ,en gözde kesimi haline gelmişlerdi.

Eski günlerin çilekeş müslümanları bu sonradan gelenlere tanınan haklar ve bağışlanan zenginliklerle kirletildiklerini aldatıldıklarını düşünmekteydiler.Bir zamanların en büyük düşmanı sayılan Ebu Süfyan şimdi Muhammedin en yakınlarından biri durumundaydı,Kendi soyunun ve ailesinin (Ben-i Ümeye) bireylerini devlet düzeninin en parlak görevlerine yetiştiriyordu.Oğlu Yezid Teyme valiliğine atanmış,sonradan Müslümanların Halifesi olacak Muavviye ise peygamberin katipliğine getirlimişti.
 
#3
Tebruk seferi sırasında muhalefet cephesi gerçekten öneml bir bunalımın başlıca yaratıcısı olmuştu.Çok kimselerin peygamberin emrine karşın sefere çıkmadıkları ,Medinede oturan bir yahudinin evinde gizli toplantıların yapıldığı bilinir.Örneğin bu sefer sırasında Hz.Ali Medinede bırakılmış,peygamberin emriyle aileye göz kulak olması istenmişti.Sefer dönüşü bir muhalif gurubun Muahmmede suikast düzenledikleri ve onu uçuruma atmayı tasarladıkları ancak Allahın sayesinde bu amaçlarına erişemedikleri anlatılır.Gece vakti ortaya çıkan ve yüzleri örtülü olan bu adamların kimler olduğu hiçbir zaman anlaşılamamıştır.

Tebruk seferinden sonra peygamberin muhaliflere karşı sert davranmaya karar verdiğini biliyoruz,çünkü seferden önce kendisine başvurmuş yağmurlu ve soğuk havalarda kulanılmak üzere kapalı bir camii istemişlerdi ,ancak islam ilkelerine aykırı olduğu için (o dönem) muhammed bunu seferden dönüşten sonra düşüneceğini ancak sfer sonrasını beklemelrini söylemişti.Ancak dönüşte bu düşman sayılan kabilenin kendisine suikast düzenleyenlerin olduğuna dair bir takım ihbarlar alsa bile muhammedin gerekçesi kendine karşı gelen bu gurupların yeni bir caminin etrafında bütünleşip kendine muhalefeti dahada güçlendirileceği endişesi onu bunlarla görüşmekten ve izin vermeketen alı koymuştur ki hemen akabinde gelen ayet şudur: "Bie kısım kimseler varki,zarar vermek için sövgü için müminlerin arasına nifak sokmak Allah ve Peygamberiyle savaşanın gelmesi için mescit kurdular.Onlar,biz ancak iyilik istiyoruz diye yemin edecekler.Allah şahittir ki yalancıdırlar.Orada hiçbir zaman namaz kılma.İlk günden itibaren Allahtan korkmak ve ona itaat etmek temeli üstüne kurulmuş olan mescit elbette namaz kılmana daha elverişlidir." (tövbe süresi) Bunun üzerine Medineye gelmeden konakladıkları yerde muhammed iki müminini yeni kurulan camiyi yakmakla görevlendirdi.Ayrıca sefere katılmayanlar hakkında kovuşturma açılması istendi .Katılmayanların çoğu huzura gelip bağışlanmak diledi ancak bunlarda 3 aşiretin ileri gelenleri belli bir süre hapsedildi.daha sonra gelen yeni bir ayetle Allah tarafından bağışlandıkları kendilerine bildirilerek serbes bırakıldılar .
Bunlardan muhalefet kanadının en aşırı kişisi olan İbn Übey nedenei belli olmayan ani ölümüyle ortam birden bire yine gerilir.Peygamber ortamı yatıştırmak amacıyla cenazeyi izledi ve Übey'in mezarında dua etti.Ancak müminlerin çoğu bu durumu tepkiyle karşıladı,hatta mezarlıkta kavga çıktı bunun üzerine yeni bir ayet geldi bir daha munafıkların mezarı başında dua etmemesi için Hz.Muhammede gönderildi . Bu ayet sonrası muhaliflere karşı amansız bir mucadele verilerek sindirme politikaları izlendi,bu politikalar sonucuda muhalifler yine her fırsatta islami değerleri kullanarak yine islamla polemiğe girdiler.

Muhammed artık yaşlanıyordu zaten bu sefer sırasında yaklaşık atmış yaşlarındaydı,artık istirahat etmeli ihmal ettiği aile hayatına yeniden dönmeliydi. En son hicretin 8.ci yılında (629-630) iki evlilik yapmış ama her iki evlilikte sonuçsuz kalmıştır.bunlardan biri delirdiği için,diğerininde babası müslümanlar tarafından öldürüldüğpü için kendine el sürdürmemiş peygamber zorunlu olarak bu iki hanımdan da boşanmak durumunda kalmıştı(o sırada peygamberin on karısı vardı) Yine bu sıralarda eşlerinin en yaşlısı olan Sevdadan kurtulmanın yollarını arıyordu çünkü Sevda kırkını çoktan geçmiş (bu yaş araplarada kadınlar için çok ileri bir yaştır) ondan boşanmak istediğini peygamber kendisine iletmiştir.Ancak bu isteği şartlı kabul eden Sevda boışanıp yine peygamberin himayesinde hayatına devam etmiştir.

Ve sonuçta peygamber tüm hayatı boyunca en büyük isteği olan bir erkek çocuğa, bir sefer sırasında kendisine hadiye edilen "Kıpti" bir kızdan ki bu kızın adı Mariye idi ,peygamberin nikahsız eşiydi ve peygambere bir erkek çocuğu doğurmuştu. Adını İbrahim koyduğu bu çocuğa peygamber büyük umut bağladı,ama ne yazıkki çocuk henüz 17 aylıkken öldü.Peygamberin ilk eşi Haticeden olma iki kızının ölümüde bu çağa denk gelir.Bu kızlardan Zeynep söylendiğine göre bir Mekkeliden yediği tekme sonucu Hz.Osmanında karısı olan diğer kızı Ümmü Gülsüm de Tebruk seferi sırasında ölmüştür.
 
#4
Peygamberin harem hayatı yeniden sorun olmaya başlamıştı.Kıskançlık yaratmamak için hanımlarını sıraya koymuş ve hergece birini ziyarete koyulmuştu.Sonradan bu yöntem tüm müslümanlar içinde kural haline gelecek ve islam orta çağının o ciddi hukukçuları bu sırayı ayarlamak ,koşullarını ve ayırcalıklarını ortaya koymak için koca koca kitaplar yazacaklardı.Çünkü döneminde peygamber dahi bu sırayı bozmaktan çekinmemiştir.

Bir gün Hz.Ömerin kızı olan Hafza babasını ziyarete gitmişti,dönüşte peygamberi kendi yatağında kıpti kızı Mariye ile görünce "Benim külübemde benim yatağımda ...." diye ağlayarak ordan uzaklaşır .Her ne kadar peygamber onu iknaya uğraşsada başarılı olamaz ve hafsa olayı Ayşeye bildirir,bütün harem gibi ayşede bu kiptiden nefret ediyordu,bir anda haber tüm hareme yayıldı bunu duyan peygamber öfkelenerek hareme karşı tüm bir ayını Mariye ile geçirmeye karar verir,anvak bu kararın etkisi çok büyük olur ,çünkü bu evlilikler sadece peygamberin özel ihtiyaçlarına yönelik değil siyasal dengelerin de bir sonucudur.(örneğin yoldaşı ebu bekirin kızı ayşe yine sonradan müslüman olmuş ömerin kızı hafsa ve diğer kralıkların armağanı olan hanımlar vb.) İŞ öyle bir hal aldıki Hafzanın sinir krizleri,Ayşenin sürekli abartılı serzenişleri ortamı allak bullak etmeye yetmişti, Hz. Ömer bu olayı sonradan şöyle anlatır "O sırada Bizansların müttefiki Gassanların bize bize saldırmak için hazırlık yaptığı söylentileri vardı ,her iki günde bir peygamberi ziyarete giden bir dostum o günün akşamı dönüşte evime gelip- Uyumanın sırası geçti uyan korkunç bir şey oldu - ben gassanlar mı saldırıya geçti ,dediğimde hayır daha korkunç bir şey oldu dedi -Allahın elçisi tüm karılarını boşadı !..Hafsaanın yanlış bir iş yaptığını hemen anladım Sabaha kadar gözüme uyku girmedi .Şafak sökerken hemen peygamberin yanına namaza koştum ,namazdan sonra peygamber yukardaki oadalardan birine kapandı .Hafsanın odasına koştumiki gözü iki çeşmeydi _ne ağlıyorsun ? ben sana demedimmi çeneni tut diye- Allahın elçisi topunuzu birden boşadımı şimdi !- sonra ordan ayrılıp camiye gittim ,Orda toplananlar haberi duymuş herkes endişe içindeydi ,dayanamadım geri dönüp peygamberin olduğu yukardaki odaya çıktım .Zenci kölesine - huzura alınmam için izin istediğimi efendimize söylemesini istedim-köle içeri girip çıktı- Allahın elçisi seni kabul etti dedi- hemen içeri girdim efendimiz bir hasırın üzerine uzanmış ,palmiye yapraklarıyla doldurulmuş bir deri yastığa dayanmıştı ona selam verdikten sonra eşlerini boşadığı haberi heryere yayıldığı ve toplumun endişe içinde olduğunu söyledim o bana - haır boşamadım- dedi .Ben efendimize yakarmaya başladım - Ey Allahın elçisi sen birde benim halimi görsen ! Biz Kureyşliler karılarımıza hakimizdir ama bu insanların içine geldik (kast edilen Medineliler) burda karılar hakim . Efendim Ben kızım Hafsayla konuştum ona dedim -Eğer komşun peygamberin gözünde daha temiz ve daha sevgili ise bu senin canını sıkmasın- bu söz üzerine Allahın elçisi gülümsedi bundan cesaretle ona - Allaha yalvarda cemaatini huzra kavuştursun ey efendimiz- o anda efendimiz - Şüpheye mi düştün ya ibn el Hattab ?- bu söz üzerine kusur işlediğimi anlayıp -Allahın elçisi bizi affet- dedim."

Hafsa olup biteni Ayşeye anlatınca peygamber öfkesinden " Bir ay onları ziyarete gitmeyeceğim"demişti ve bunu uyguladı üzerinden 29 gün geçmişti peygamber Ayşeyi ziyarete gitti ayşe - Bizi tam bir ay ziyarete gelimyeceğini bildirmiştin,oysa ben iyi saydım bu gün 29 cu gün ya Muhammed !- Peygamberin cevabı - Evet ama bu ay 29 çekiyor- oldu .Gerçekten de peygamberin dediği gibiydi o ay 29 çekiyordu.

Ve sonuçta Allah bu krize bir son vermek için mudahale ederek ona şu ayeti gönderdi.

"Ey Muhammed zevcelerinin rızasını arayarak ne diye Allahın sana helal ettiğini kendine haram ediyorsun?Allah bağışlayan ve acıyandır.Gerçek o ki Allah yemininizi bozmayi size hak kılmıştır.Ve Allah velinizdir ve o herşeyi bilen ve hikmetinden sual olunmayandır."

Yoptan boşama tehdidi bir aylık bir ziyaret kesme gösterisiyle desteklenince etkisini göstermiş ve zevceleri ,Tanrısı tarafından bu denli desteklenen peygamberin olur olmaz şeylere canını sıkmaktan vaz geçerek,onu dilediği gibi davranmakta serbest bırakmışlardı.
 
#5
Ertesi yıl zülhicce ayında peygamber Hac'ca katılmak istemedi,hac doktirinini henüz tam ayrıntılarıyla saptamamıştı hac törenlerine müşriklerle birlikte katılmak hep zoruna gidiyor ancak öngürdüğü özgürlüğüde bir çırpıda,yasağa dönüştürmek istemiyordu o yılki törene başkanlık etmesi için hz. ebubekiri görevlendirdi. Ama ebu bekir henüz yola çıkmadan Peygamberin damadı Hz. Ali ona 10 vahiy emrini getirdi ve yolculuğunda vede haccda uygulamada ona eşlik edecekti .Vahye göre müşrikler ve dinsizler bundan böyle hacca katılmayacaklardı ,Yüce Allah 4 aylık bir süre tanımıştı bunlara bu 4 ay içinde müslümanlığa geçmeyenlar yada peygamberle özel antlaşmalar yapmayanlar düşman muamelesi görecekti. Müşriklere son olarak o yıl musamaha gösterilecekti ve bundan sonra tüm hac törenlerine katılmaları yasaklanacaktı.

Nitekim bir yıl sonra hicretin 10.yılının zülhicce ayında (mart 632) Peygamber hac törenlerini bizzat idare edeceğini deklare etti ,bir yıldırım gibi yayıldı bu haber ve herkes bu tarihsel olaya tanıklık yapmak için o yıl Mekkeye koştu Tüm ailesiyle ve yol arkadaşlarıyla yola çıkan peygamber 3 martta (632) Mekkeye vardı. Umre borcunu (yani Kabe etrafındaki dönüşlerle Sefa ile Merve arasındaki 7 gidiş-gelişi) devesinin sırtında ve coşkun kalabalığın ortasında eda etti.Çünkü 6 mart da hac törenleri başlayacak ve herkesin gözü yüce peygamberin üzerinde olacaktı bu yılki hacda onun tavırları haccın yeni yasaları haline getirilecek bundan sonraki tüm hac törenleri bu yasaya göre düzenleneckti. Önce şeytan taşlamayla başladı sonra kurban kesti tüm davranışlarını özenle seçiyor putlara yönelik hiçbir ilgi göztermeden herşeyi Allaha göre düzenliyor dinsizlere ve müşriklere uyguladığı yasağı çağrıştıran herşeyden kaçınıyordu.Çünkü haccın öteki ilahlara değil yanlız ve yanlızca Allaha olan bir ibadet olduğunu yasalaştıryordu.

8 mart (10 zülhicce) günü geleneklere göre saçlarını tıraş etirdi.Ve islam tarihinde ünlü Veda hutbesini gerçekleştirdi kendisini dinleyen olağanüstü kalabalığa belki son kez seslendiğini kendiside bilmiyordu.
Törenler sona erer ermez peygamber Medineye döndü.Doğduğı kenti görmek bir daha nasip olmayacaktı.Ve bu hac ona inanların zihninde bir veda haccı olarak kazınacaktı. Gerçektende iki ay sonra peygamber hastalandı,hep istediği kuzeye Bizansa yeni bir sefer hazırlıklarıda vardı, en önemlisi Mü'ta da katledilen eski kölesi manevi oğlu Zeydin intikamı vardı bunun içinde Zeyd'in oğlu Usame ordu komutanlığına getirtilmişti ,Ancak peygamberin rahatsızlığı giderek şiddetleniyor ağır ateşler içinde olmasına rağmen sefer kararını veriyor devlet işlerini ihmal etmemeye çalışıyordu.Giderek ağırlaşan durumundan endişelenen peygamber diğer tüm eşlerinin iznini alarak Aişenin evine yerleşmeye karar verdi artık işlerini ordan yönetecekti, Ali ve Fadl ibn abbasın sürekli yakınında olmasını istedi, çünkü çıkabilecek söylenti dedikodu ve olumsuzluklara rağmen korunması ve gözelenmesi gerekiyordu.

Gün geçtikçe peygamberin sağlığı kötüye gidiyor halk arasında telaş ve kaygı artık ayyuka çıkıyordu bunun için peygamber bir gün Medinenin ileri gelenlerini toplayıp içinde bulunduğu durumu "Allahın takdiri vardır bu dünya ile öteki dünya arasında bir seçim yapmamı istedi ,benimde tercihim öteki dünyadan yana oldu " dediğinde Ebu bekir yerinden fırlayarak "olamaz senin yerine biz veririz canımızı ve çocuklarımızın canını " diyerek anlamsızca etrafında dönüyordu, Bunun üzerine peygamber "Kendine gel Ebu Bekir" demişti sonra Uhud da ölen ve diğer tüm islam şehitleri için dua edilmişti.

Birinci rebi ayının 13 günü pazar (yani 8 haziran 632) sabahleyin kendisini bayağı iyi hissetmişti peygamber.Hatta sabah namazı sırasında kalkmış ve Ayşenin külübesinde kapı yerine geçen perdeyi aralayarak eşikte görünmüştü .Avluda abdest almakta olan müminleri görünce büyük bir sevinç ve hayacana kapılmıştı ve onların bu hallerinden duygulanarak gülümsemiş onlarla birlikte abdest almış. O sabah onu gören müminlerden biri o halini şöyle anlatır"Yüzü herzamankinden bin kat daha güzeldi" Peygamberin iyileştiği haberi bir anda bütün medineye ulaştı insanlar sevinçle Ayşenin evine akın ediyordu.

O gün öğlden sonrasına kadar herşey mükkemeldi, o gün yapılacak ve ihmal edilmiş tüm devlet işlerinin tek tek emrini verdi,sonra yatağına çekildi,birden bire fenalaştı ayşe yanıbaşındaydı.giderek fenalaşıyor anlaşılmaz bir takım isteklerde bulunuyordu Ayşe hiçbirşeyden emin değildi söylediklerinin kayıt altına alınmasını istiyordu ancak herkes bunların bir sayıklama olduğu bu durumda hiçbir söylemin kayıt altına alınmayacağı fikrinde hemfikirdiler.Odada bulunanların hepsinin çıkmasını işaret etti peygamber,ayşe eşinin başını kucağına almıştı,birden ağırlaştığını hissetti gözlerini tavana dikmişti peygamber bakışları sabitleşmiş bir kaç kelime çıkmıştı ağzından "Sen ey yoldaşların en yücesi en ulusu " ve anladıki cebrail aleyhiselam hazreti peygamberin karşısında duruyordu.Bu sesten hemen sonra sevgili eşi cihan peygamberinin vefat ettiğini fark etti Ayşe...

Peygamberin diğer eşleride haberi almış hep birlikte evde müthiş bir çığlık çığlığa ağlayışlar başlamıştı.Vakit öğleden sonra ikindi vakti ydi.
 
#6
Korkunç bir şaşkınlık çökmüştü ortalığa,Şüphesiz ne müritleri,nede peygamber kendisini hiç bir zaman ölümsüz düşünmemiştir.Ama hiç kimsede onun bu kadar erken ve bu derce beklenmedikbir şekilde öleceğini aklından bile geçirmiyordu.Kendisi dahil herkes geçici bir hastalığa tutulduğuna inanmışlardı.Gelecek hakkında hiçbir hazırlık yapaılmamıştı ölümü açısından,akılları bulandıran da buydu zaten.Nasıl olurda Allah elçisine önceden bildirmeyebilirdi bunu ve nasıl olurduda da şimdiye kadar hemen her konuda müminleri kararlılıkla her olaya hazırlayan peygamber buna hazırlıksız yakalanmıştı.Örneği hiç olmayan bir bina kurmuştu peygamber,kendisi ortadan kalkınca bu binayı kim sahiplenecekti ?

Ömer kabul etmiyordu peygamberin ölümünü,evin avlusuna dikilmiş dört bir yandan akın eden müminlere "Muhammed ölmedi "diyordu Musa nasıl Sina dağına çıktıysa,peygamberde bir an için Allahın huzuruna çıkmıştı ve dönecekti.Ölüm haberlerini yayanların ayaklarını ve dillerini kesecekti.Bu arada ebu bekir girdi soluk ,soluğa İlk iş olarak ayşenin kulubesine daldı cenazenin üzerindeki harmaniyi kaldırdı eğilip efendisinin ve yoldaşının yüzünü öptü.Sonra avluya çıkıp hiddetten her bir yana saldıran ömeri yatıştırmaya uğraştı bir süre,bunu başaramayacağını anlayaınca ahaliye döndü ve otoriter bir sesle "Ey insanlar dedi,Muhammedi sevenler bilsinler ki Muhammed ölmüştür ! ama Allahı sevenler bilsinler ki Allah ölmez,Allah yaşamaktadır." sonra KUr'an dan bu konuda kesin hüküm veren bir ayet okudu. Ayet "Muhammed bir resülden başka bir şey değildir,Ondan önce nice paygamberler gelip geçti ,ölür veya öldürülürlerse gerisin geri mi gideceksiniz?" ama çok garipdir orda bulunan hiç kimse böyle bir ayeti hatırlamıyordu !

Her şey çatırdıyordu sanki,Muhammedin kudreti kişiliği sayesinde birbirine bağlalanan topluluklar bir anda ve herbiri kendine özgü tepkileriyle birbirinden ayrılıp tek başlarına boşlukta buldular kendilerini ,Bir ideolojiyle tohum halindeki bir devletin iç içe kaynaşması üzerine kurulmuş olan müslüman cemaati bu sarsıntıya dayanabilecek miydi?

Birazcık olsun siyasetten anlayanların karşısına çıkan ilk sorun buydu işte,Ve bu kimselerin başında da peygamberin hem siyasal bir öğreti haline gelen imanının ve yönetici fikirlerinin dolaysız mirasçıları danışmanlarıda vardı .Gerçekten muhammedin ölümüyle Arap toplumunda gücünü hala koruyan anarşi eğilimlerinin yeniden başı boş kalacağını görmek için ileri zekalı olmaya hiçde gerek yoktu.Bedeviler islamı yadsıyarak Medinenin vesayetiniden sıyrılmaya kalkışacak,Yahudiler yeniden baş kaldıracak,Yamama peygamberleride Muhammedin macerasını kendi hesaplarına bir kez daha denemeye girişeceklerdi.Yapıta el koymak ve sürdürmek için sağlam bir nüve şarttı.. Yoksa herşey yıkılabilirdi!..

Bu nüve vardı ama bin parçaya bölünmüş haldeydi ,Medineliler özelliklede Hazrec kabilesine mensup olanlar,öteden beri kıskandıkları Mekkeli Kureyş göçmenlerinin şimdi kendilerini onlara yönetici olarak kabul ettirmek isteyeceklerini sezinliyorlardı .Çünkü Peyegamber ölmüştü ve bu yabancılara boyun eğmek için hiç bir neden kalmamıştı ortada, aynı günün akşamı Beni saide aşiretinin ambarında toplanarak öz çıkaralarını en iyi nasıl koruyabilecekleri konusunda sıkı bir tartışmaya koyuldular.Aralarında en nüfuzlu kişilerden birini Sa'd ibn übade'yi Medine emiri seçmeye karar verdiler. Muhammedin evinde bulunan Ebu Bekir haberi alır almaz yanındaki iki siyaset adamıyla birlikte ambara koştu.Medineli Avs kabilesinin lideride onlara yetişti ,öteden beri Hazreclerle çekişmekte olan Avslar kentte yönetimin rakiplerine geçmesini hiçbir şekilde istemiyorlardı.Telaş ve şaşkınlık Medinedeki öbür kabilelelerede sıçramıştı ve hiç biri kendilerinin yokluğunda alınacak herhangi bir kararın kurbanı olmaya niyetli değildi.Akşam karanlığı artık iyiden iyi çökmüştü Medineye ve tüm bu insanlar Ayşenin evinde yatan bu cesedi unutmuş gibiydiler.

Kandillerin ve meşalelerin aydınlığında süren tartışmalar uzadıkça uzuyordu,uzadıkçada içinden çıkılmaz bir hal alıyordu.Medinelilerden biri bir tanesi Kureyşten öteki Medinelilerden iki başkan seçilmesini önermişti .Hazır bulunanların çoğu bunun cemaati bölmeye ve doğal yıkım anlamına geldiğini biliyorlardı.Hepsi bir ağızdan konuşuyorlardı artık bir son vermek gerekiyordu bu kargaşaya ,bulanık bir şekildede olsa bu insanlar ,sistemin yıkılmasının kendileri için bir felaket olacağını anlamışlardı.Ve görmüşlerdi hiçbir medineli bırakın koca arabistanı kendi küçük kentlerinde bile otoriteyi sağlamaya muktedir değildir.Medineli olmayan kabileler herşeyden önce kendi kabilesinin çıkarına çalıştığından haklı olarakda şüphe edeceklerdi.En uygun aday yinede öz kabilesinden kopup gelmiş ve uzun göçmenlik dönemi boyunca bizzat kendi kabilesine mucadele etmiş olan Kureyşlilerden biriydi ,peygamber düşüncesinin en önde gelen mirasçılarından biriydi bu Ebu Bekir. Oda istemezse Ömer yada Ebu Ubeyde olmalıydı. Ebu Bekir ölçülü ve zekice konuşmaları olagan üstü durumlarada soğukkanlılığını yitirmeyiyişiyle önemli bir kişilikti neredeyse tam aksi karakterli Ömer çabuk öfkelenmeleriyle ün yapmıştı.Ömer kendi adının tedirginlik yarattığını görünce Ebu Bekir adına feragat etti ve gecenin geç saatlerinde Ebu Bekir Allahın elçisinin vekilliğine Halife olarak atanmış İslam yıkılmaktan kurtarılmıştı.

Bu arad peygamberin ailesinin bireyleri,yani damadı Hz.Ali, amcası Abbas,manevi oğlunun oğlu Usame ve kölesi Şükran Muhammedin cenazesinin çevresinde toplanmışlardı. Peygamberin manevi mirsını kendi kalanlarının ,Kureyşli Abd Menaf'ların lehine çevirmenin çaresini düşünüyorlardı.Ama Talha Zübeyr ve adı bile irkilti uyandıran Ebu Sufyan'dan başka yandaşları yoktu.İyi niyetli haberciler beni sairelerin ambarında olup bitenleri dakikası dakikasına yetiştiriyorlardı. Cenaze başındakilerde güçsüzlüklerinden ötürü orda olup bitenlere bir kat daha öfkeleniyordu.Belki peygambere olan bu duyarsızlığın intikamını daha sonraya bırakmanın en akılcı yol olduğunu düşündüler.Nitekim aylarca Ebu Bekirin halifeliğini başta Ali olmak üzere hiçbiri tanımadı.Ve o gece hiç beklenmedik anormal bir iş yapmaya karar verdiler.

Büyük önderin şanına yaraşır bir törenle Baki mezarlığına oğlu İbrahimin,kızı Rukiyenin ve sayısız yoldaşının yanına gömülmesi gerekirdi,Çok daha önemsiz nice kimseler parlak törenlerle gömülmüştü o mezarlığa. Ama öyle anlaşılıyor ki Hz. Ali amcası Abbas ve dostları ertesi sabah yapılacak cenaze törenini yönetecek olan Ebu Bekirin peygamberin tartışmaz halefi olarak kabul edileceği bir törene meydan vermek istemiyorlardı:Sezarın cenaze töreninide aynı amaçla Antonius kullanmamış mıydı! HZ.Ali ve yanındakiler hemen o gece öldüğü kulubenin içine gömmeye karar verdiler.
 
#7
Evin başka bir bölümünde peygamberin diğer eşleriyle birlikte uyumakta olan Ayşeye bile haber vermeden nede olsa Ebu Bekirin kızıydı.Hemen bir çukur kazıldı,ceset alalacele yıkandı üç harmaniye sarıldıktan sonra kazılan çukura gömülerek üzeri toprakla kapatıldı. Ve Kureyşli Muhammed ibn Abdullahın bu dünyada artık yapılacak bir işi kalmamıştı.

Ama islam peygamberinin işi henüz bitmemişti,tüm insanlar arkalarında bir ad bırakıp ölümsüzleşmek ister ancak ideoloji yaratıcıları ve devlet adamları en şanslılarıdır.Onların edimleriyle fikirleriyle dolodur tarih,Ve muhammed hem bir ideoloji hemde bir devlet kurucusudur.İsa ile Karlman onda tek bir varlık haline gelmiş gibiler.

Peygamberin hayatı sona ermişti evet ancak zaferi yeni başlıyordu,Peygamberin ölümünden 15 gün sonra Usame peygamber tarafından kendisine verilmiş görevi yerine getirmek üzere Suriye sınırlarına doğru yola koyulmuştu .Sefer ertelenemez demişti.Kumandanlığına her ne kadar Ebu Bekir kanadından itirazlar gelsede,Ebu Bekir Usamenin yerine bir başkasının atanmasına şiddetle karşı çıkmış" Allahın elçisinin emri ölümünden sonrada yerine getirilmeli" diyerek tüm kararları iptal etmişti.Aynı yılın eylül ayında da Halid bin Velid başkaldıran arap kabilelerini ağır bir yenilgiye uğrattı,aradan bir yıl geçmeden de Pers imparatorluğuna saldırırken, Ebu Bekir tarafından akıllı bir kararla general atanan Ebu Sufyanın oğlu Yezid Bizans imparatorluğuna ait Filistin topraklarını istila etti. Bundanda anlaşıldığı gibi arap birliğini kurmak için kabilelerin direnişini boşa çıkarmak için ve onlara yaşama kolaylığı sağlamak için dışa yönelmek savaş enerjilerini oraya kanalize etmek zornlu hale gelmişti. araplar Mezopotamayanın yerleşik halklarına daha öncede bir kaç kez saldırmışlardı talihleri yaver gittiğinde istila ettikleri ülkelerin üstün uygarlıkları tarafından kabul görünüp küçük devletler kurmuş çok geçmedende kudretli dünya devleti olma yolunda büyüyen arap egemenliğinin bir tebası durumuna düşürmüşlerdir.

Çünkü artık arkalarında erimeyi red eden muhteşem bir İslam ideolojisi var,akın ettikleri her yerde ya karşılarında bozguna uğramış bir Sasani devleti yada araplara karşı aldığı son zaferinden sonra giderek zayıflayan bir bizans imparatorluğu. Ve hemen her zaptettikleri yeri yüzyıllardan beri baskı ve zülüm altında ezilmiş o yerlerin yerli halklarının desteğiyle elde ettiler çünkü islam yarımadadan kabuğunu yırtarak artık dünyaya hak ve adaletin taşıyıcısıydı..En güçlü ordular bile dayanamadı karşılarında çünkü güçlüydüler,karalıydılar. Belki tam birlik halinde değillerdi çünkü İslamdan önce varolan klanların yanı sıra İslam içindede ortaya çıkmış olan klanlar,topluluklar ve menfaat gurupları her an birbirlerini parçalamaya hazır bekliyorlardı.Ama bir umacıdan korkar gibi bölünmekten korkuyorlardı.ve arap kitlelerinin büyük kısmı cemaat başkanının arkasında,bu başkanı beğensin beğenmesin bir araya gelmekteydi.Sıradan bir kervan güdücüsü olan Muhammedin Mekkedeki evinde bir kaç yoksulu toplayıp fikirlerini aşılamaya koyulduğu tarihten bir yüzyıl sonra aynı muhammedin torunları Loire kıyılarından Endülüs kıyılarına Poiterseden Semerkanda uzanan bir dünyaya kumanda etmekteydiler.

Bir Arap imparatorluğu kurulmuştu.Ve bu imparatorluğun başında peygambere en çok karşı çıkmış olan Küreyş kabilesinden Ebu Sufyanın ailesi vardı,yani Emeviler vardı.İmparatorluğun en büyük örgütleyiciside Ebu Sufyanın oğlu Muaviye oldu.Muaviye yanlız ebu sufyanın oğlu değil Hind'inde oğludur .Bilindiği gibi Uhud savaşında peygamberin amcası ve Allahın aslanı lakaplı HZ. Hamzanın kalbini göğsünden söküp alan ve onu çiğ çiğ yiyen Hindin de oğludur muaviye. Hind kadar hiçbir kimse İslama ve Muhamedde kin ve nefret beslememiştir. Bütün bunlara baktuığımızda sanki Muhammed can düşmanlarına şan şeref ve sarvet kazandırmak için didnip durmuştu ömrü boyunca .Kendine can düşmanı olan ve kendisini mekkeden kovan Küreyşe bir imparatorluk armağan etmişti.Tüm devrimlerin sonucu gibi.
 
#8
Ama sonuç ne olursa olsun fikirlerinde kendi hayatları vardır ve bu hayat devrimcidir.Papirus üzerine,kağıt üzerine yada Kur'an da olduğu gibi yassı deve kemikleri üzerine yazılıpda insanların belleğine bir kez yerleşlmeye görsün fikirler,kendilerini kullanmış kanalize etmiş ve kurulu düzen için tehlikeli yanlarını örtbas etmeye girişmiş devlet ve kilise yetkililerinin öfkeli şaşkın ve aciz bakışları önünde işlerini görmeye devam ederler. egemen sınıfın ve israilin resmi dini haline getirilen museviliğin karşısına Tevratın sözleriyle dikilir İsa,Çürüyen düzenlerde muhalifler çıkar ortaya hepsi ellerinde insan hakları bildirgeleriyle,Kendini susturmak isteyen sarı sosyalistlerin önüne Lenin,Marksın en ateşli fikirleini serer.Ve böylece tarih hiyerarşilerin zaptetmek isteyipte başaramadıkları kaynayan bir canlı kuvvetler şelalesi halinde akar gider.

Bu İslam içinde böyle olmuştur.Allahın tartışma götürmez kelamı olan Kuran,gelecekteki kuşaklara ,belirli bir tarihsel anda adaletsizliğe ve baskıya karşı isyan duymuş ihtlilalci ruhlu bir adamın mesajını aktarmıştı.Bu bulanık metinlerden yer yer kudret sahiplerine savrulmuş tehditler insanlar için adalet ve eşitlik çağrıları fışkırmaktaydı.Ve bir gün başka adamlar geldi ,bu sözaleri alıp birer silah yaptılar.Araplar avrupada sanıldığı gibi dinlerini zorla kabul ettirmeyi hiçbir zaman denememişlerdir.Hele başlangıçta tam tersine başlangıçta İslama geçmek isteyenlere hiçde iyi bakmadılar. Çünkü Müslüman olmak vergiden mkurtulmak kazançtan pay almak anlamına geliyordu ,ama ne varki İslamiyet kendiliğinden adeta yayılıyor müslüman olmanın önü kesilemiyordu.Emeviler döneminde İslama girip müslüman olmak isteyen bir çok yahudi ve Hırıstiyan mal mülk sahibi kabul edilmeyip ağır vergilerle cezalandırılmıştır.Ama bu yeni dinin şiddete yönelimi sonsuza dek süremezdi Allaha bağlılığı ve ilahi gerçeğin bilimini yanlızca arapların tekeline veren ne bir ayet nede bu dinin peygamberinin hayatında vardı.Ve sonuçta İslama katılanların dalgası git gide büyüyerek önüne geçilmez bir hal aldı.Persler,Suriyeliler,Mısırlılar,Berberler,Mezo potamyalılar,Grekler ve daha niceleri akın akın Araplara bağlandılar.Arap saydılar kendilerini ve gerçekten araplaştılar.Ama asıl bunların yanı sıra çok daha kalabalık kitleler hindi Çinde bile Müslüman oluyorlardı.

Ve araplaşmış olsun olmasın yeni müslümanlar çok geçmeden Arap hegomonyasını kaldıramaz oldular.Kutsal metinleri ,peygamberin ve eski arabistanın tarihini daha iyi öğrendiler.Araplardan arap filolojisini ve Müslüman teolojisini kurdular.Bağlı oldukları ulusların kültür hazinesinden yararlanarak teknikleri ve modelleri bir birine karıştırarak İslam sanatını,İslam bilimini,İslam felsefesini ve İslam uygarlığını yarattılar.Bu kollektif yaratılışa eski ilkelerinden artık sıyrılmış olan araplarda katılıyordu.Aynı araplar fethettikleri insanların kendileriyle eşit varlıklar olduklarını kabul etmek zorunda kalmışlardı.daha güzeli böyle bir eşitliği zorunlu kılan islamın devrimci karakterinin zaferiydi.

Bu devrimci karakterin bayrağı bizzat Kuran ve onun kefilide peygamberdi.Ve yüzyıllar boyu İslamı sarsan nice kaynakta yine uygulayıcılarına karşı aynı kaynaktan güç alıyorlardı. Bütün bunların temelinde hiç şüphesiz düşünülüp tartışılmış bir zamanlar peygamberin zihinini kurcalayan fikirler vardır.

Tarihçi doğal olarak işleri çok daha karmaşık bir biçimde ele alır,eğer Muhammed doğmamış olsaydı tarihsel durum onun yerine bir başka Muhammedi çıkarıp getirirmiydi? şeklindeki ilkel determist bir önermeyle yada düşük seviyeden bir marksist formülle işin içinden sıyrılaamaz.

Hayır; muhammed doğmamış olsaydı işler hiç şüphe yokki çok farklı olurdu.Yanlızca iki büyük imparatorluk vearabistan ne hale girerdi konusunda bile sonsuz fikir yürütülebilinir.Belkide yirminci yüzyılda gelen başka bir muhammed ,Bizans imparatorluğunu tamamıyle pekişmiş ve çöl kabilelerinin hucumunu başaruyla savuşturduğunu görecekti,Belkide arabistan hırıstiyanlığı kabul etmiş olacaktı kimbilir! Gördük ki durum can alıcı sorunlara kesin çözümler isteyen bir durumdur.Ama bu çözümler ap ayrı bir şekilde sonuçlanabilirdi.Her zar atışta bir rastlantı vardır,ama her değişik zar atışı rastlantıyı bambaşka bir sonuca sürükler.

Ne olmuş olabileceğini bilmiyoruz.Ama ne olduğunu iyi bilmekteyiz.Ve rahatça söylebeliriz ki Muhammedin mirası hatırı sayılır çok önemli bir mirastır.
 
#9
Hz.Muhammedin en basit,en olağan ve kendi çağdaşları içinde sonuçtan yana en kısır tercihleri bile ,henüz doğmamış olan milyonlarca erkek ve kadın için dev yankılarla yüklü bulunuyordu.Öyleki bizim için büyük önem taşıyan pek çok şey, günün birinde bu adamın Mekkedeki karanlık bir sokağa sapmayaışının izlerini taşıyor.Ve Muhammed Bedir yada Uhud'da öldürülmüş olsaydı , insanlığın genel teknik yada daha üretici ekonomi formlarına doğru ilerleyişi,bu ölümden elle tutulur hiçbir biçimde etkilenmeyecekti.Ama buna karşılık Filipinlerden,batı avrupaya nice şeyler tepeden tırnağa farklı olurdu.

Onsuz,kendisinin hayalinden bile geşmediğini sandığımız arap imparatorluğunun kuruluşuda biraz fazla olasılık dışı kalırdı.Daha sonraları yanlızca bir ideolojik kültürel birlik durumuna düşmüş olan bu sınırsız siyasal birlik, Çinden İspanyaya en değişik insanların tekniklerin,davranışların ve fikirlerin iç içe geçip katışmasını ve ahlak,sanat,ideoloji alanlarında kendi öz değerlerini yaratan yepyeni bir uygarlığın doğmasını sağlamıştır.

Bu uygarlığı oluşturan unsurları teker,teker göz önüne alırda kökenine inersek eski Arabistanla Muhammedin bu karmaşık kökende çoğu zaman hiç payları bulunmadığını,zaman zaman da ikinci derceden bir katkıları olduğunu görürüz.Ancak buda bir yanılgı olabilir yoksa bütün bu unsurların evrimi ,bir araya gelip toplanmasını ve yayılıp gelişmesini de belleklerimizden silmiş oluruz.

Demekki tüm bu tarih,belli bir ölçüde ve belli bir anlamda Muhammed'den kaynak almaktadır. Dicle ve Fırat kıyılarından Atlantik okyanusuna kadar 20 ulusun araplaşması Kuzey afrikası elinden gitmiş Latin batı ile araplaşmış doğu arasındaki bağların kopması Viyana önlerine dayanan Osmanlı imparatorluğuna kadar sayısız müslüman devlet ve imparatorluk atlılar ve denizciler,tüccarlar ve korsanlar,sanatçılar ve mimarlar,kurtuba camii ve tac mahal hepsi ama hepsi Hz.Muhammeden beslenmektedir.

Peygamberin manevi ve ideolojik mirasından bahsederken hiç eğip bükmeden bahsetmek gerekirse onu doğru kavramadan bahsedemezsiniz.Ona inanaların sandığı gibi İslamın tüm düşünsel dünyası Muhammedin dile getirdiği düşüncelerden üretilmemiştir.İslam fikir düşüncelerinin çok daha farklı kaynakları vardır. Yüzyıllar boyunca çağların ruhundan ve çok çeşitli kültürel doğup gelen binlerce düşünce anlayışı peygambere uyarlanarak kutsallaştırılmış peygamberin himayesine sığdırılmıştır.Özünde peygamabere alabildiğine yabancı olan bu düşünceler bile ,herşeye karşı n,önceden var olan bir sisteme az çok uymak zorunda kalmışlardır. Ve önceden var olan bu sistem peygamberin çevresinde bulduğu,bir takım fikirleri kendi düşünceleri doğrultusunda alıp dönüştürerek yavaş yavaş işletildiği ve oluşturlduğu bir sistemdir.

Böyelece düşüncesi ardılları tüm İslam ideologlarını etkileyecekti.Çünkü ortada Kuran vardır.Belirtiğim gibi ,peygamberinin bilinç altının ürünü olan ve tüm müminleri tarafından ta çocukluk çağından başlıyarak ezberlenen ve hatmedilen Kuran değişik kitaplara ve başka etki kaynaklarına açık olan aydın müslümanlar üzerinde bile sorgulanmaz bir etki yaratmıştır.Hele milyonlarca sıradan insanın gözünde tek düşünce kaynağı ,ideolojik manevi ve ahlakasal tek danışma makamı 1500 yıldır yanlızca Kur'an olmuştur.

Demekki muhammedin fikir dünyası kendini köylünün kafasında olduğu kadar,Devlet adamlarının yada Filozofun kafasınada doğrudan doğruya ve en dolaysız biçimde kabul ettirmektedir.Bütün müslüman ülkelerde elle tutulur kadar canlı bulmaktayız etkilerini..

İnsan yanlızca ekmekle yaşamaz.Yaşayabilmesi için insana hiç olmazsa dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici düşünce yaşayışını düzene koyacak bir kaç kural gereklidir. İnsan kitlelerine işte bu düşünce ve bu kurallardan kurulu doyurucu bir sistemi ,modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve peygamberler sunmuş bulunmaktadır.
 
#10
Günümüz İslam savunucuları,İslamda yanlız ahlaksal değerleri taşıyan buyrukları göz önüne alarak fikirleri ancak ikincil bir konuma bırakarak sembolik savunular içindedirler.Bunlar herşeyden önce kendileri için kudret,sıradan müslümanlar için Hz.Muhammedli dürüst ve itaatkar olmalarını öneren adamlardır.Greçi görüş açısınıda değerlendirmek gerekirse,tarih boyunca kurulu düzene uymayı,dolaysıyla baskıya,adaletsizliğe her türden zülme boyun eğmeyi mazur göstermeye yaradığını kanıtlayabiliriz.Bu gün artık daha açık,akıl dışı tabulara daha az bağlı bir ahlak anlayışını yeğlediğimiz,özelliklede bize mitolojik gözüken fikirleri geçersiz saydığımızda doğrudur.Ama unutmayalım ki bizim o daha açık ahlakımız ve dünya hakkındaki daha doğru düşüncelerimiz eşitliğe ,barışa, ve insanca yaşama adanan fikirlerimiz doğru dürüst bir ömür sürdürebilmek için en ilkel direktiflerle ve şu ölümlü hayatlarına bir anlam kazandıran basit fikirlere susamış büyük kitlelere yüzyıllar boyunca ulaşamamıştı.Kaldı ki bizzat şu kendi çağımızda en açık prensiplerden ve en bilimsel şekilde işlenmiş en doğru verilerden yola çıkarak doğup gelişen ideolojilerinde çok geçmeden kendi mitlerini kendi haksızlıklarını ve kendi darlıklarını yarattığını gördük.Demek ki milyonlarca insana hayat nedeni sunmuş olan ve dahada uzun bir süre belki değişik bir şekilde gene milyonlarca insana hayat nedeni sunmaya devam edecek olan geçmişin ideolojilerine karşı bunca sert ve kibirli davranmaya pek öyle hakkımız yoktur.Tam tesine bu derce önemli bir rol oynamış sistemlerin kurucularına ve bu arad Muhammedin büyüklüğünü açık yüreklilikle teslim etmemiz gerek.

Yoksa biz komünistlerde karşıt dinlerin düştüğü paradoksatan kendimizi asla kurtaramayız. Çünkü İslamiyetin gelişim sürecinde müslümanların saldırısına uğrayan çeşittli dinler ve özelikle Hırıstiyanların gözünde Muhammed bir numaralı düşman haline gelmiş,saralı bir sahtekar,iğrenç bir yaratık gözüyle bakılacaktı kendisine ,onan inanaların tüm çabalarına rağmen anlattıkları herşey Hırıstiyanlar tarafından tahrif edilirek ortaya şehvet düşkünü ve zalim boğazına kadar cinselliğe gömülmüş tek tük fikirlerini yolunu şaşırmış hırıstiyanlardan utanmadan çalmış ve saf insanları türlü hokkabazlıklarla kendine çelmiş bir acaip adam portresi ortaya çıkarmıştır.Ki bu günümüzded de tutucu hırısiyanların muhammed hakkında çizdiği ve İslam dunyası tarfından büyük tepkiyle karşılanmış karikatürlerinde de kendini açığa çıkarmıştır.

Ama tam bunun karşı tarafında ise durum tam tersinedir.Peygambere olan bağlılık bin yüzyılları aşmasına rağmen dahada artmıştır.Milyarlarca müslümana hayat sağlayan ideoloji Allah kelamının son taşıyıcısı olan bu eşsiz adamın yapıtı değil mi ? Çünkü Hz.Muhammed müslümanlar arasındaki ideolojik birliğin kökeni olmakla kalmayacak sembolü halinede gelmiştir. "Güneş nasıl Ay'dan ve Deniz nasıl bir damla Su'dan kat kat üstünse.,muhammed de öyle öteki paygamberlerden üstündür.Bütün geçmiş peygamberler tarafından ortaya konan kolyenin en güzel incisi yaratılan şiirin en ulaşılmaz mısrasıdır O..."

Hırıstiyanlık onda kötülük ve şehvet düşkünü baş düşmanını,İslamsa "yaratılanın en üstünü" nü göre dursun ,dine inanmyan bir başka adamlar onda kendileri gibi düşünen ve eylenen bir insan bulmaya çalışacaklardır.18.ci yüzyılın başlarında Bolinvars kendince akla uygun bir din kurup Muhammedi selamlamıştır.Muhammedi herşeyden önce Hırıstiyanlığa saldırma amaçlı bir doğa filozofu olarak gören Volter ise onu hurafelerden yararlanarak halkını zafere eriştiren kinik bir sahtekar şeklinde tanımlamaktadır.Bütün "Işıklar Yüzyılı" gözünde Muhammed doğa ve akıl dininin peygamberidir.Ve Gouthe Muhammede adadığı enfes bir şiirinde ,deha sahibi insanın en ileri örneği olarak gördüğü peygamberi derelerin ve çayların Okyanusuna ulaşmak için kendisinden yardım beklendiği koca bir ırmağa benzetir.Carly'ye göre tanrısal bir özelliğe sahip olan bu büyük ruh insanlığın en önde gelen karmanlarından biridir.

Dinsizle ve edebiyatçıların ardından bilginler el uzatmıştır Muhammede,kaynaklara inerek ve gittikçe daha derinden didik didik ettikleri arap tarihçilerine dayanarak peygamberin biyografisini kurup çıkarmışlardır.Hubert Grime, onu zenginleri ürküterek onaylarını almak için gelişigüzel uydurduğu bir mitolojinin yardımıyla ilkel ve sosyal bir sosyalist olarak değerlendirir.Çoğü oryantalistler daha dikkatli davranarak muhammedin dinsel yönünü ortaya çıkarırken tarihsel kaynaklarınbüyük bilgini Belçikalı Cizvit rahibi Henri Lammensin kindarlığı peygamberin içtenliğini hiçe sayacak kadar düşmancadır. Sovyet bilginleri ise yıllar yılı ilerici mi ? gerici mi diye hararetle tartışa dursun Arap ülkelerindeki milliyetçiler,sosyalistler hatta Komünistler onu bir öncü olarak selamlamaktadırlar.

Görüyoruz ki Muhammed'de herkes kendi kendi öz kaygı ve sorunlarının yankısını aramış,anlamadığı kavrayamadığı yanını yok saymış ve kendi tutkularına fikirlerine yada düşüncelerine göre biçimlendirrmiştir.Ama arı nesnellik nasıl ulaşılması olanaksız bir şeyse ,bile bile tarafgir olmak gereğni de öne sürmek de bir o kadar saçmadır.Düşüncesi ve eylemiyle Dünyayı sarsmış olan bu adam hakkında aslında çok az şey biliyoruz. Ama İsada,Musada olduğu gibi yarım yamalak öykülerin sonradan uydurulmuş sözlerin(Hadis ve Rivayetler) doğruluğu bilinmeyen söylentiler içinde bile Muhammedin başka hiç kimsede rastlanmayn bir kişiliğin ışığıyla parladığını görmek mümkündür.

Ona inanalar içinde işte gerçek çarpıcı olanda budur işte.Basit bir kişilk değildir Muhammed ,basit bir din değildir İslam .Ne şaytani bir his nede gözlerini tanrıya dikmiş bir mistik,anladığımız kadarıyla Muhammed karmaşık kendisiyle bile çelişen biridir.Zevklerine düşkün olduğu kadar,dünyadan el etek çekecek kadar da yüreklidir.Kimi zaman şefkatli oldu,kimi zaman cezalandırıcı.Allahına karşı korku ve aşkla dolu bir dindar,aynı zamanda her ödünü verebilecek kadar esnek bir siyasetçiydi.Günlük hayatında hiçde tuytarlı değildi ama kırkından sonra hiçkimsenin başaramadığı hayranlık ve inanç yüklü şiirsel metinler çıkardı o,hiç kimsenin çıkaramayacağı bilinç altından.Sakin ve sinirli,cesur ve ürkek ,çekingen ve açık yürekliydi. Uğradığı hakaretleri kimi zaman derhal unutur,kimi zamanda amansızca kin güderdi.Kibirliydi ama alçak gönüllüydü. Ve öyle bir kuvvet taşıyordu ki içinde o dönemin koşullarının yardımıylada bu kuvvet dünyayı alt üst etmiş bir kuvvetti.

Bu karmaşıklık ve bu çelişkiler bu kuvvet ve bu zaaflar karşısında neden şaşkınlığa düşelim ..işin ucunda, Kureyş kabilesinden Muhammed ibn Abdullah da,bizim zaaflarımızla zayıf,bizim gücümüzle güçlü bir insandı. Sözün kısası O bizim KARDEŞİMİZDİ.


.....................................................MAXİME RODİNSON- MAVİİADA..............................

Arkadaşlar yukardaki çalışma benim maxime rodinsonun "muhammed üzerine" adlı çalışmasına kendi katkı ve düşüncelerimle oluşturduğum bir çalışmadır.Genelikle islamı islam kaynaklarından öğrenip ona göre yorumluyoruz.Bu çalışma birazda bu kaynaklardan edinilmiş edinimlerle islama daha bilimsel bir bakış açısını oluşturmayı hedeflemiştir.Elbette eksiklerim eleştirilebilinir yanlarım vardır.Ancak forumda buna benzer bir başlık olduğunu görünce bu çalışmayı burda yayınlamayıda bir ihtiyaç olarak gördüm.

Görüş ve eleştirilerinize sunuyorum.

Saygılarımla...
 
#11
1. Peygamber zamanında hanefilik mi? bu en azından 300 yıllık bir yanlış

2. "Yağmurlu ve soğuk havalarda cami islam'da yasak o dönemde kapalı olan " ... böyle bişey yok ve bu komik bile diyeceğim de hazırlayan arkadaşın alınmasından çekiniyorum. Olsa olsa buradan kasıt zannederim ki mescid-i dırar dır ve bu olay farklıdır.

3. Peygamber kızlar babsıyım diye övünür bilakis. Mekke'deki erkil yapıya v ekız çocuklarının gömülmesine inat belki de.

4.Yanlı bir yazı. Allah resulü'nün hayatını yazan bir kimse 1-2 ayet kullanarak Onun hayatını yazmış. Ve içi yalanlar ile dolu ev hayatını paraf paraf anlatmış. insaf eyleyin. Kendisi de zaten sonara doğru bu insafı göstermiş. bu kadar basit düşünmek tuhaf,bugün hala bu kadar ısrarlı ve yeni bir dünya medeniyatı kurma noktasında böylesine iddialı bir yapı var mı? insaf!

5.Kuran,resulün sözü değildir. kuran meydan okuyor. Hadi buyrun,alimlerinizi,bilim adamlarınızı,edebiyatçılarınızı toplayın v ebu kitabın bir benzerini yapın/yazın.. Hodri meydan!

6. Hadis ve rivayetler bir uydurma değil,bir ilimdir. bırakın da bu ilmi bilenler sahiplensin.

7.Müslümanlar iki dünyalıdır,tek değil. Anne karnında ölen bu dünyaya gelir. bu dünyada ölen de ahirette yaşayacaktır. Bundan 100 yıl önce hiçbirimiz YOKtuk,şimdi VARız. ve düşünüyoruz,hissediyoruz. Yok'luktan VAR kılan,tekrar diriltecektir. İman eder ya da etmezsiniz,sizin bileceğiniz iştir. Ama müslümanlar değerlendirirken,Onun psikolojisini anlarken,bu dediğimi çok iyi değerlerndirmeniz gerekecek.

8. Müslümanların tarihsel sapmalarını islam'a mal etmekten vazgeçin. Anlamıyorum bu kadar analiz etme yeteneği olan zihinler neden sözkonusu din olunca böyle toptancı bir tutum sergiliyorlar.
Burası dünya kardeşim. ve herkesin hırsları,arzuları,heva ve hevesleri var. geçebilir miyiz bunun önüne???
İslam'ın yaşatabileceği potansiyeli hiçbir sistem ve din ya da ideoloji barındırmıyor. Kesmiyor bizi çünkü.
Ahlakımızdan,siasetimize,iktisadımıza bütüncül bir sistem. yarın değişmeyecek kaideleri olan. Bireyi şahsiyet sahibi kılacak bir formül söyleyin bana,bir fikir. Madde ile mana yı dengeleyin. bir şeyin tepkisi değil/olmasın anlattıklarınız.

ve 9. Beğenmedim : )

selam ile arkadaşım . . .
 
#12
sayın el feta..
yazılanlara itirazlarınızı anlıyorum.. gerekli açıklamaları da yapıyorsunuz zaten..
ama.., bu anlatılanlar.. hadisler-rivayetler den teşekkül etmektedir.. uydurma da olabilir.., değiştirme yada abartma da...

6. Hadis ve rivayetler bir uydurma değil,bir ilimdir. bırakın da bu ilmi bilenler sahiplensin.
diyorsunuz.. ama bu ilmin doğru-yanlışlığını sınayacak karar verecek mercii nedir, kimdir..
kuran olması gerekir değil mi.., yada yeni bir yaratan kelamı.. vs.

kısaca hadisler ve rivayetlerle ilgili her kişi doğru-yanlış deme hakkına sahip olmaktadır.. yani tartışmaya açık bir durumdur..

örneğin..
kuranda.., kadın(zevce) anlamında helellik kuralı ve işleyişi netmidir.. net ise 4 sayısı nerden çıkar.. o zaman 4 den fazla sayı veya cariye tanımları ile yaratan katında "sahip" olunmuş helallik sistemine zevce ile cariye nasıl ilişkilendirilir..

sorularım.. kendi zeminlerime göre değil.. inananların zeminine göre yanıt bekler..

saygılarımla

suat
 
#13
günün koşullarına göre değerlendirildiği, ki Kuran o koşulları ve o koşulların doğurucusu bir önceki koşulları hem tarihsel olarak, hemde mitolojik olarak anlatan bir kaynaktır....Böyle olunca insan zihnine kazınmış bir öykününde buluştuğu noktadır...o öyküye belkide var olana karşı olmak diyebiliriz...Muhammed de döneminde bulunduğu ve zamanına kadar gelen bir sosyal-siyasal-ekonomik-kültürel olguya müdahil olan kişidir...Bakıldığında günümüz koşullarında hayli eksilerle anlatılan bir hikaye varken, dönemin koşullarında bu ilerici bir kalkışmadır diyebiliriz(mi)?...Geniş bir kadın sömürüsü ve metalaşmasının yaşandığı aşiret kültürünün tüccarlaştığı dönemde erkeğin kadın konusundaki sınırsızlığını dört kişiye indirmesi bir hamledir...olumlu anlamda....sermayeyi savunması bir yana, sermeyenin azgınlığına karşı olmak için faizi haram kılmadısa günümüz sosyla-demokrasisidir ki muhammed din ikinci artısıdır buda....
Çıkış olarak ibrani bir dindir, ve ardılları gibi peygamberlerin tanrılaşmasına karşı olan muhammed(isanın kendini tanrı oğlu görmesi gibi) onu kendi üstüne alarak farklı bir boyutla yaklaşmıştır ve burdaki yaklaşım aynı zamanda köleciliğinde karşıtlığını, onu hazırlayan maddi olguyu reddetmektir...zaten kendiside köleliğe şiddetle karşı olmuştur....İslamın ibrani kökenli bir din olması onu aynı zamanda bir diğer ibrani kökenli din olan yahudilikle yada musevilikle akraba ederki, buda iki dinde ibraniliğin mezhebidir sonucu doğurur...
Konuya tarihsel bir boyutla bakmak için olgunun olumlu yanlarına değinmek istedim...olumsuz yanlarına gelince bu ne muhammedin nede islamın suçudur....suçlu olan nesne ve özne birliği ile zaman ve mekan birliğini kavrayamadan tüm olguları pozitivizmle reddeden tırnak içinde modernite eseri bilimdir....dostlukla...Paradigma
 
Son düzenleme:
#14
1. Peygamber zamanında hanefilik mi? bu en azından 300 yıllık bir yanlış Hanefilik değil,hanefiler (hanif) diyorum.Hanefilik derseniz asıl yanlışlığı siz yapmış olursnuz.Bir mezheple bir kavmi (aşireti) karıştırma bizi yanılgıya götürür. Numan bin said (ebu hanife) bu kavimden geldiği için ,mezhep bu adla anılır.Bu kural islamın genel geçer kuralıdır.Tüm islam imparatorluklarına bakın (Emeviler,abbasiler,osmanlı,selçuklu vb.) soydan gelen bir anılmayla tarih sahnesinde yer alırlar.O nedenle 300 yılık bir yanlış derken,kendi bilgilerinizi bir gözden geçiriseniz daha objektif bir yaklaşım sergilersiniz.

2. "Yağmurlu ve soğuk havalarda cami islam'da yasak o dönemde kapalı olan " ... böyle bişey yok ve bu komik bile diyeceğim de hazırlayan arkadaşın alınmasından çekiniyorum. Olsa olsa buradan kasıt zannederim ki mescid-i dırar dır ve bu olay farklıdır. Ben olayı anlattım.Sizde anlatırsanız varsa bir eksiklik yada çelişki ortaya çıksın.Alınma gibi bir kaygım yok.

3. Peygamber kızlar babsıyım diye övünür bilakis. Mekke'deki erkil yapıya v ekız çocuklarının gömülmesine inat belki de.
Burda demogoji yapıyorsunuz.Kızların günümüz islam toplumlarında bile istenmeyen bir varlık hali ortada duruken,hala erkek çocuk babalığı erkekliğin ve egemenliğin sembolü iken ,ilkel köleci bir toplumda ,erke inat peygamberde olsanız olanaksızdır.İbrahimin doğuşunun yarattığı sevinç sadece bir "erkek" çocuk sevinci değildir.Aynı zamanda peygamberliğin (tek tanrılı dinin krallığı ) nında sürücülüğü anlamını taşır.Siz sanıyormusunuz ki eğer İbrahim yaşamış olsaydı ona rağmen , peygamber sonrası iktidar kavgaları ortaya çıkardı.

4.Yanlı bir yazı. Allah resulü'nün hayatını yazan bir kimse 1-2 ayet kullanarak Onun hayatını yazmış. Ve içi yalanlar ile dolu ev hayatını paraf paraf anlatmış. insaf eyleyin. Kendisi de zaten sonara doğru bu insafı göstermiş. bu kadar basit düşünmek tuhaf,bugün hala bu kadar ısrarlı ve yeni bir dünya medeniyatı kurma noktasında böylesine iddialı bir yapı var mı? insaf!
İslam hala günümüzde gerek sosyal, gerek kültür ,gerekse hukuk alanında hala peygamberin yaşam biçimini refere ediyorsa biz neden saklayalım.Tanrısal yasalar içinde düzenlenen bir aile hukuku görmezlikten gelinerekmi inasf etmiş oluruz.Biz dünya tarihinin en çok tartışılan bir kişilğinden söz ediyoruz.Onun olaylar ve vakalar yaşaması kadar doğal ne olabilirir.Neden korkuyoruz. O mit değil,etiyle kanıyla canıyla bir insandır.İnsan olmanın zaafları hepimizde olduğu gibi ondada olması doğal olan bir kanun değil mi? Biz önce olayları ortaya koyar ve o olaylar üzerinden bir değerlendirme yaparız.Yazının sonundada yaptığım "insafa" gelme değil.Aklımın ve gördüklerimin yansımasıdır.Yani teorimdir.

5.Kuran,resulün sözü değildir. kuran meydan okuyor. Hadi buyrun,alimlerinizi,bilim adamlarınızı,edebiyatçılarınızı toplayın v ebu kitabın bir benzerini yapın/yazın.. Hodri meydan!
Böyle birşey yok ,bu meydan okuma değil "mutlakiyetçiliktir".Mutlakiyetçilikte kendini dokunulmaz kılar.Tam tersinede teslimiyetçiliktir.Bakın bakalım son 800 yıla bana bir tane islam bilim adamı bir tane edebiyatçı göster ki insanlığa yeni bir katkı sunmuş.İktisadi,sanayi ve edebi herangi bir buluş yada eser sunmuştur.El- Ezher deki binlerce fasikül ulemanın denetiminden geçmeden tek bir kelimesi dahi yayınlanabiliyor mu?

6. Hadis ve rivayetler bir uydurma değil,bir ilimdir. bırakın da bu ilmi bilenler sahiplensin. Siz eğer peygamberin ölümümünden 150-200 yıl sonra oartaya çıkan ve büyük bir oranıda emeviler döneminde yazılan bu hadis ve rivayetleri ilmi (bilimsel) olarak görüyorsanız size diyecek fazla birşeyimiz olmazsa gerek.Peygamberin ölümünden sonra yani Ebu Bekr'in halifeliği döneminde peygamberin hayattayken söylediği ve çeşitli olaylara getirdiği söz ve yorumları dönemim yönetimi tarafından toparlanıp derlenmeye çalışılmıştır.Çalışılmıştır diyorum çünkü yazılmamıştır.Bu çalışma sonucu bu yakın döneme rağmen ortaya çıkan hadis sayısı zar -zor 500 'ü bulurken- günümüzde döneme atfedilen ve peygamber sözleride olarak yayımlanan binlerce hadis kitaplarındaki hadis sayısı tam 1.500.000 'dir.Size öyle hadis ve rivayetler sıralarım ki akla ziyan.Şimdi nasıl oluyorda hemen ,hemen dönem içinde derlenen hadis sayısı 500 iken günümüzde binlerce katına çıkabiliyor.Eğer bu ilimse,eğer bu bilimse biz hiçbirşey bilmiyoruz demektir.

7.Müslümanlar iki dünyalıdır,tek değil. Anne karnında ölen bu dünyaya gelir. bu dünyada ölen de ahirette yaşayacaktır. Bundan 100 yıl önce hiçbirimiz YOKtuk,şimdi VARız. ve düşünüyoruz,hissediyoruz. Yok'luktan VAR kılan,tekrar diriltecektir. İman eder ya da etmezsiniz,sizin bileceğiniz iştir. Ama müslümanlar değerlendirirken,Onun psikolojisini anlarken,bu dediğimi çok iyi değerlerndirmeniz gerekecek.
Bu nasıl bir düzmantıktır.Müslümanlar iki dünyaldırda ,hirsitiyanlar yahudiler yada tek tanrılı dinler tek dünyalımıdır.psikolojiniz bozulacak diye ,sizin varsandığınız ikinci dünyanızı biz size gerçek kılmak zorundamıyız :) lütfen psikolojinize hakim olarak daha mantıklı yaklaşım gösterirseniz birbirmizi daha kolay anlama gibi bir hasletimizde olur.

8. Müslümanların tarihsel sapmalarını islam'a mal etmekten vazgeçin. Anlamıyorum bu kadar analiz etme yeteneği olan zihinler neden sözkonusu din olunca böyle toptancı bir tutum sergiliyorlar.
Burası dünya kardeşim. ve herkesin hırsları,arzuları,heva ve hevesleri var. geçebilir miyiz bunun önüne???
İslam'ın yaşatabileceği potansiyeli hiçbir sistem ve din ya da ideoloji barındırmıyor. Kesmiyor bizi çünkü.
Ahlakımızdan,siasetimize,iktisadımıza bütüncül bir sistem. yarın değişmeyecek kaideleri olan. Bireyi şahsiyet sahibi kılacak bir formül söyleyin bana,bir fikir. Madde ile mana yı dengeleyin. bir şeyin tepkisi değil/olmasın anlattıklarınız.


Biz toptancılık yapmıyoruz.Eğer öyle bir niyetimiz olsaydı.Sizinde ve birçoklarında yaptığı gibi toptan kabule yada redde giderdik.Tam tersine sorguluyoruz.Ve bu sorgulama sonucu bilimsel kanaatimiz yazıyoruz.Ve bu kanaatimizdende kuşku duyoruz ki elde ettiğimizide tartışmaya sunuyoruz. Madde ve mana eğer yazıyı bir bütünlük içinde dikkatlice okursanız her ikisinide fazlasıyla göreceksiniz.Tepkisel bir yazı ortada yok.Ben oradaki bireyi( muhammedi) zaten hak ettiği şekilde bir şahsiyet içine sokmuşum.Ne bir önyargı nede bir subjektiflik yok.Eğer olsaydı bu açık bir düşmanlık olurdu ki yazının hiçbir yerinde yok.İslam potansiyelinin kaynağını,sihrini zaten yazdım."Hiçbir" le gelirseniz ,bu sizin kesin ve kati bir kararcılığınız olur ki ,o zaman bizimde sizinle fazla istişare edebileceğimiz "hiçbirşey" bırakmamış olursunuz.Umarım buna dikkat edersiniz.

ve 9. Beğenmedim : ) Beğeni ölçülerinizi tartmak için yayınlamadım sevgili arkadaşım.Tartışılsın diye yayımladım. :)

selam ile arkadaşım . . .

Dostça.....
 
Son düzenleme:
#15
Suat arkadaşım'a:

Hadis ve rivayet ilminin uydurmaları var mıdıır. . . Evet vardır. bir rivayete uydurma diyebiliyorsak,bu ortada bunun bir ilmi olduğunu göstermiş olmaz mı zımnen? ? ?

Kuran, " O heva ve hevesinden konuşmaz " diyor. Yani beşeri münasebetleri anlamında değil,din anlamında. Hadislerin,hadis usulü diyebileceğimiz bir ilmi var ve bu müslümanların kendi içlerinde kabul görmüş,hukukun belirlenmesinde sabit kabul edilmiş bir referans noktasıdır. Bugün hadis mevzuun işleyen müsteşrikelr bile buardaki rivayet ilmine şaşırmışlar ve övmüşlerdir.

Soruna gelince ya suad : ) , İslam'da kadın ile alakalı hususlar hep tartışma konusu olmuş. Oysaki bu sadece bir ruhsat. Dünyada çok farklı insanlar ve kültürler var. bilakis bence bu durum,islamın evrenselliğine delalettir. Bir diğer önemli husus ki bunun altını çiziyorum , ayette Allah cc sizin için tek kadın daha hayırlıdır diyor. Yani tek eşlilik... Bu tavsiyeyi yapan,O kitabı okuyan için önemli öyle değil mi?

Hem,burada şöyle bir durum daha var esasen. Aslında iyi düşünülürse,şu kabul edilecektir ki kadın ve erkek hakikaten çok farklılar. KAdınların cinsel güdüleri ile erkeklerin ki çok farklı. Bugün de çok eşliliğe sadece ruhsat verdiği için İslam'ı beğenmeyenler,pekala metres hayatı yaşıyorlar.

İslam'ın bu ruhsatını,savaşlardaki erkek kayıpları,şu andaki dünya nüfusunda da kadınlar fazladır bu arada,erkek ve kadınların yapı farklılığı,meselenin sadece cinsel boyutu olmayıp feminister çığırtkanlık yapsa da esasen insan fıtratında erkeğin kadına koruyuculuk ve iş gücü,idare anlamında bir adımlık öndeliği bağlamlarında düşünülürse daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim. Bu sadece bir kapı yani,şahsen ben de tek eşliliğin günümüz normlarında ve hassaten bu topraklara da uygun olduğunu düşünüyorum. Ama bir kimse olur da iki eş almışsa ve bir yuvası varsa,ben kalkıp bunu yargılamam,yargılayana da kızarım.

Cariye,köle vs. bunların tamamı savaş hukuku.. Yersiz bir konu bence.. realitesi olmadığı için insnların anlamakta güçlük çektiği durumlar... bu tarz meselelerin zamanla konuşulmasını daha uygun buluyorum. Bir adem,bir alem'dir anlayışında bir dinin,bu konulardaki yaklaşımı da insan merkezlidir diyerek,sözün sonuna geliyorum şimdilik...

selam ile. . .
 
#16
Sayın Feta yukardaki yazımdada bahsettiğim gibi ,hadislerin toparlanması ancak yazımının red edilişine dair bir örnek yazıyı aşağıya aktarıyorum.Özelikle muaviye dönemine dikkat çekici bir yazıdır.İslamı ne ben nede bir başkası tek başımıza ifade edemeyiz.İlmi yada bilmi yapılan her değerlendirmeyi kesin ve kat-i olarak görmek hepimizin yanlışı olur.Bu nedenle ancak sunulmuş doğru veya yanlış veriler üzerinden fikir yürütebiliriz.

ilgili yazı:
UYDURMA HADİSLER .... İSLAMIN KARA BOYASI !

İslam’ı, Siyasi çıkarı için kullanmak isteyen İlk Siyasiler, Bu Yolun temelini attılar. –Sahabeden başlayarak- bazı “Ravilere” bunun işçiliğini yaptırdılar. İslam Alimleri; -İslam’a, gerçekten bağlı olan bazıları da dahil- Hadis ilmi açısından (Senetlerin sağlamlığı, Ravilerin güvenirliği, ... vs. vs) göre, İnce eleyip-Sık dokuyarak(?) sahihlerini seçtiler… Sahih Hadis kitapları ile bizlere kadar ulaştırdılar... Fakat, “Kuran’a-Akla uygun mu?” bu soru; cesaret edilip sorulamadan. Bu günlere gelindi...
Ve Bizde gereğini yapıp, tepe-tepe kullanıyoruz.

Nasıl mı…? İslam Karşıtları ve İslam’ı çıkarına kullananlar; Ellerindeki / Dillerindeki fırçalarla, “Bu Boyayı”, Enlerine-Boylarına kullanıyorlar… Yetmiyor: İslam’a gerçekten bağlı olduklarını düşünen “Zavallı Taklitçileri”; Akıl ve Kuran’la da devrelerini keserek, Bu boyaya boylarınca batırıp ortaya salıyorlar. Robot ordu tamamdır. Ellerini attıkları yer karalanıyor.

Yukarıda özetlediğim noktaları açmaya çalışalım: “Tüm Sahabenin yaptığı haktır, doğrudur” kalın örtüsü ile Gerçekleri örtersek… Ve “İctihat farkı Rahmettir?” kolaylığına kaçarsak… Tarafların savaşma noktasına kadar gelmesini, Oluk gibi Mümin kanının akmasını, Ve “Büyük Haksızlıkların yapıldığını” anlatamayız.

UYDURMA YOLUN TEMELİ :
Tipik örnek: Ebu Süfyan, Mekkenin fethinden sonra -çıkarına olduğundan- mecburen İslam’ı kabul etmiştir. Oğlu Muaviye, Hz. Ömer ve Osmanın Halifeliği döneminde Şam Valiliği yapmış; Bu arada aşırı servet sahibi olmuş;
“...Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin;...4/135”
diyen Dinin, üst kademe yöneticisi olarak; Toplumu; Erkek Deveye “Dişi” demesini bile, tasdik edecek Robot haline getiren bir yönetim kurmuştur.

Ve Sıffin Savaşı: Muaviye, Yenileceğini anlayınca; Kılıçlara Kur’an sayfalarının takılması; Hakem Olayı ve Yüzük Hilesi !?? Bu Olaylar; İslam’ın çıkar için, Siyasete Alet edilmesinin, Büyük boyutlu ilk Örnekleridir. “Düşünen Mümin’im” diyen bir kişi, bu olayları, Akıl-Mantık süzgecinden geçirip, bir değerlendirilmesini yapmıyorsa / yapamıyorsa; -başkasını da aldatır mı bilemem?- Fakat Ömür boyu, kendisini “Aldanmaya” mahkum eder.

Muaviye, İktidara bu yöntemlerle gelmiş; Ve İktidarını korumak için de aynı yöntemleri uygulamıştır.
Bilindiği gibi; Peygamberimiz ve Dört halife Hadislerin Yazılmasına-toplanmasına onay vermemiş; Hatta önleyici tedbirler alınmıştır. Ebu Hureyre[1], Kab el Ahbar[2] gibi; çok ve yalan hadisler rivayet edenleri yakından izlemiş / sürmüşlerdir. [3]
Muaviye bunları sarayına almış; imkanlar sağlamış; [4] Bir nevi “Hadis Uydurma fabrikası” kurmuştur. Ve karşılığını uydurma hadislerle almıştır.

** Allah’ın Resulu Muaviye’ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla!
** Allah’ın Resulu şunu derken duydum: Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye
** İşlerinizde Muaviye’yi bulundurunuz. Çünkü, o kavi ve emindir. [Tathir-ül-cenân]
** Ümmetimin en halimi ve cömerdi Muaviye bin Ebu Süfyan’dır. [İ.Süyuti]
** Muaviye’nin mülk sahibi olmasına fazla zaman geçmez. [Deylemi]

Muaviye için Uydurulan hadisler bunlardan ibaret değildir. Hepsi, yaptıklarına / Yapacaklarına, haram servetine birer Kılıf ve Zırhtır. Yaptıkları da, bunlardan ibaret değildir. Onlardan bir-kaçı:
Hz. Hasanla yaptığı anlaşmayı (Şartları?) bozmuş, Hz. Hasanı zehirletmiş (kişiliği?); Cuma Hutbesini -Cemaati, Ehli beyte hakaretlerini dinleme mecburiyetinde bırakmak için- Namazdan önceye almış; (Dine Resule saygısı?) Hilafeti soy Krallığına çevirmiştir. Oğlu Yezit; Kerbela vahşetini işlemiş; Peygamberimizin “Cennet çiçeklerim” dediği sevgili torunlarını hunharca Şehit etmiş, Ve hala kini dinmemiş, Hz. Hüseyin’in kesik başına hakaretler yağdırmıştır.

BİRAZ DÜŞÜNEBİLİR MİYİZ?
Ama Aklımızı ve Vicdan gözümüzü devre dışı bırakmadan.
İslam tarihinin, yukarda özetlenen Kara Sayfalarının her biri için, çok şey yazılabilir. Özet Sorularla açmaya çalışalım.
1- Varsayalım; Peygamberimize ait olduğu söylenen (inandığınız); Muaviye’yi yücelten Hadisleri(?) duymadınız / bilmiyorsunuz. Yukarıdaki olayları da, “Dünya tarihinden bir parça olarak” okudunuz. Muaviye Ve Emeviler hakkında Ne düşünürdünüz? (Şimdi Niçin farklı düşünüyorsunuz?)
2- Hadislerde(?) Geleceğe hatta Cennete ait İfadeler olduğuna göre; Peygamberimizin bunları -azından- bir ilham neticesi söylediğini kabul ediyorsunuz. “Muaviye’nin Yüceliği(!?!)" İlham edilirken; Yukarda özetlenen olaylar... torunlarının hunharca öldürülmesi, hiç mi ilham edilmiyordu. -haşa- bu işi Yaratan noksan mı yapmıştı. Değilse, Peygamber bu ifadeleri nasıl kullanıyor? Muaviye, bunca hatalarına ve günahlarına rağmen bu yüceliklere (hatta cennete) nasıl layık oluyor. Yoksa bunları yaparken de mi sevap işliyor? Böyle ise, Hz. Ali ve Çocukları -Yani Peygamber torunları- İslam’a zararlı unsurlar mı idi?... Yoksa İlham falan yok da -haşa- yüce Peygamber; Yağ mı çekiyor? Yalan mı söylüyor. Bu soruların arkası gelmez.
3- Hutbeyi Cuma Namazının önüne alması: Sebebin / Niyetin kötülüğü bir yana; “Peygamberden daha güzelini yapmış” demeden bunu savunamazsınız. Ve daha acısı; Muaviye’nin bu günahına, Asırlardır Hürmetle(!?) devam ediyoruz.
4- Ve hala; “Muaviye’den Şefaat bekleyecek kadar” Aklını devre dışı bırakan; Şartlandırılmış, saf Mümin Kişilerin bulunması; bu acıklı durumun diğer yarısıdır.

Netice: İslam’ı karalamadan, Muaviye’yi savunamazsınız. Bu Hadisere(!?) “Sahte” demeden; "İslam’ı karalama ve Muavıyeyi savunma” dan yakanızı kurtaramazsınız.... Eğer “Sahte” derseniz; Bu defada Kütüb-i Sittenin “Sahih” etiketi düşer.... bütün bunlardan İslam kaybetmez. Ama yine de Tercih Sizin. İslam’ı Karalamaya devam edebilirsiniz. Yalnız unutmayalım. Bu aynı zamanda, Muaviye gibi, İslam’ı çıkarına kullananlara Hizmet etmek anlamına gelir.

HADİSLERİN DERLENMESİ :
Ciddi anlamda derlemeye, Hicretten –yaklaşık- iki asır sonra başlanılmıştır. Bu altı-yedi nesil demektir. Bir an -çıkar vb- hiçbir yan etki olmadığını varsayalım. Bu şartlar içinde bile; İki cümlelik bir söz dahi, “olduğu gibi / hiç bozulmadan” ulaşabilir mi? İstemeseniz de bu sorunun cevabı: “Hayır” dır.
Bu durumda; en iyi ihtimalle, Bazı hadisler için: -Eğer Kuran ve Akılla çelişmiyorsa- “Peygamberimiz tarafından, Anlam olarak ifade edilmiş olabilir” denilebilir.
İmam Buhari “Sahihlerini, derlediği 600.000 [5] Hadis içinden seçtiğini, ... Bir bu kadarını da kitabına alamadığını” yazar. Bu ifadenin gerçek olduğu kabul edilirse -tekrarlar da dikkate alındığında- Bizzat İmam Buhari, derlediğı Hadislerin -azından- Yüzde 85-90’ının uydurma olduğunu Kendisi de kabul ediyor.
Fakat, Asıl sorun; “Sahih” olarak seçilenler; “Ne Ölçüde Sahihtir? Kütübi Sitte de -galiba hepsinde- farklı ifadelerle yer alan, ve sayfalar tutan; Meşhur “Miraç hadisinden” kısa bir bölüm:
Göğün her katına çıkıldığında tekrarlanan diyalog
”Cibril (? Nolu) gök kapısını çaldı.
- Kim O ? denildi. Cibril:
- Cibril ! dedi.
- Yanındaki kimdir? Denildi. Cibril:
- Muhammed ! dedi.
- Ona Mi’rac daveti gönderildi mi? Denildi. Cibril:
- Evet gönderildi ! dedi. …”

Günümüzde, -insan yapısı- bir çok büyük bina da bulunan giriş tekniklerini dikkate alırsak; Semalara; Yaratanın huzuruna(?) çıkılırken yaşanan Bu ilkellik…? Sahih Hadis(?)... Peygamber anlatımı(?)...
Ve Hadisin Semadan dönüş kısmı: Namazın 50 vakitten 5 vakte indirilmesi için, Peygamberimizin, Hz Musa tarafından 5 (başka rivate göre 9) kez “Rabbine arza” geri gönderilmesi ve her gidişte 10 yada 5 vakit tenzilat yapılması!?! Buradaki yazılanlara göre; -biraz dikkatli okunursa- Hz. Musa büyük bir bilge, Peygamberimiz -haşa- bön ve saf zavallı, Değişmeyen kuralların Kanunların (Sünnetullahın) koyucusu Yüce Yaratan ise -haşa, en hafif tabirle- her gelindiğinde tenzilatlar yapan pazarlıkçı bir varlık?
Yüce Yaratanı, Kuran’ın anlattığı gibi bilen / inanan ve “Aklını kullanan” bir Mümin’in; İlkel bir aklın, sözde övmek için uydurduğu, Bu Hadisi(?) ürpermeden okuması mümkün müdür?

Bu uydurmalara; daha çok örnekler verilebilir. Sadece bir kitap ismi:
Doç. Dr. Ali Osman ATEŞ, “Hadis Temelli Kalıp yargılarda KADIN” isimli eserinde; Sahih(?) hadis Kitaplarından alınan, Kadınlar hakkındaki rivayetleri, Gerçek bir bilim adamı titizliği ile; Kuran, Akıl ve ilim açısından incelemiş ve “Sahih olamayacaklarını” ortaya koymuştur.
Bunu görebilmek için, “Aynı: Kuran / Akıl açısından” bakmak yeterlidir.

BAŞKA BİR ACI YARA :
İslam’ın karşıtlarından ve çıkarına kullananlardan; “İslam’a Saygı” bekleyemezsiniz. Dolayısı ile, onlar tarafından yapılanları -istemeseniz de- “doğal karşılamak” zorundasınız. Asırlar öncesinin; Matbaanın girmesine, Kuran’ın çevirisine karşı çıkan Zihniyetin uzantısı olarak; Samimiyetinden şüphe edemeyeceğimiz, Bazı Din Alimlerimizde; İlk bakışta, İslam’ın “Lehinde gibi görülen” hiçbir şeyi, “Acaba” demek; “Kuran'a arz etmek” cesareti gösteremeden[6], olduğu gibi kabul etmiştir. Onların açtığı bu kapıdan; Siyasiler ve Çıkarcılar… Ellerini, kollarını sallayarak girmiştir.

Netce: Bir tarafta, Malzemesini / Silahını ellerimizle verdiğimiz; Karşıtlar ve Sömürücüler; Diğer tarafta, Aklına / Beynine kilit vurarak, Şirkin kenarına (bazen içine) yuvarladığımız Büyük Çoğunluk....

SESLERİNİ BOĞMAK İSTEDİKLERİMİZ :
Allah Kendilerinden razı olsun. Yıllardır çaba gösterip; “Gerçek İslam bu değil, Kurandaki İslam Şudur, Şunlar Yozlaşmalar, Bidatlardır; Hutbe bu, Cuma bu, Teravih bu; Mezhep İmamlarının dedikleri bunlardır” diye yırtınanlara karşı; “Hayır, Yanılıyorsun” diyemiyorlar. Ne yapıyorlar? Gelsin karalamalar…

İSLAMIN, KUR’ANDAKİ ÖZÜNE DÖNMEK :
Evet yapılacak Tek Şey Bu’dur. Sahih denen Hadisler tek-tek Kuran’ın (elemesine / oluruna) arz edilecek. Geçebilenler; “Elçi tarafından Anlam olarak ifade edilmiş olabilir” olarak ayrılacak.
Bu; “Seçilenler Hüküm vermede esas olabilir” Anlamı taşımaz.
Eleme yapmak, “Kuran ortada iken” kolay gibi görülüyor. Fakat sanıldığından daha zordur.
“Ne yapılabilir,Nasıl yapılabilir” Bu, Ayrı bir yazı konusudur.

Saygılar Sunuyorum.

(Daha önce başka bir foruma astığım bu yazıda bazı değişiklikler yapılmıştır.)

DİPNOTLAR :
[1] Ebû Hureyre (r.a), Yemen’in Devs kabilesindendir. Hicret’in yedinci yılı başında Müslüman olup Medine’ye hicret etmiş ve Allah Resûlü’yle dört yıl bir arada kalma şerefine nâil olmuştur. ...(Hz. Ayşe, Ömer ve Ali’nin tepkilerine teviller getirilir) (fgulen sitesi)
Müslim’in Fezailus Sahabe’deki 159. Bölüm’ünde Ebu Hureyre’nin sırf karın tokluğuna Peygamber’le beraber olduğu anlatılır.
İbn Hazm sırf Baki bin Mahled’in müsnedinde Ebu Hureyre’ye ait 5374 hadis olduğunu söyler. Buhari bunlardan 446’sını kitabına almıştır. (Gün başına yaklaşık 4 hadis)
Hz. Ömer’in Ebu Hureyre’yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı anlatılır. Hz. Ömer Ebu Hureyre’ye hitaben: “Seni Bahreyn’e vali yaptığımda ayağında bir çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. ... der (Zehebi, Siyer).
Hz. Aişe ... “Sen Peygamber’den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun!” ....”(Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt, sayfa 435).

[2] Kab el Ahbar: İsrailiyat’ı, Yahudi uydurmalarını dinimize en çok sokan kişidir.
Mahmud Ebu Reyye, Kab’ın Hz. Ömer’in öldürülmesinde parmağı olduğunu söyleyerek şu izahları yapar: “Hz. Ömer’in bu dahi Yahudi’yi akıllıca ve ısrarlı bir şekilde izlemesi ve .... bir takım çirkin emellerinin farkına varmasına rağmen sonunda o dehasının gücüyle Hz. Ömer’in uyanık ve iyi niyetli oluşuna galebe çalmış, gizli ve açık tuzağını kurmaya devam etmiştir.

[3] En çok korktuğu kişinin Hz. Ömer olduğu ... Ömer’in Ebu Hureyre’yi hadis naklinden dolayı tehdit ettiği ve tartakladığı hadis kitaplarında anlatılır. “Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanın da anlatsaydım değneği ile beni döverdi.” der (Ez Zehebi – Tezki-retul-Huffaz) “Ömer ölünceye kadar Allah’ın Resulü buyurdu diyemezdik.” (Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34).
kendisinin aktardığı bir hadiste ise Hz. Ömer ona şöyle demiştir: “Ey Allah’ın ve Kitabının düşmanı! Allah’ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?” (İbni Sa’d, Tabakat, 4. cilt, sayfa 59)
Hz. Ali şöyle demiştir: “Yaşayanlar arasında Allah Resulü’ne en fazla yalan isnat eden Ebu Hurey-re’dir.”(İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt, sayfa 360).
Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.”

[4] Emeviler Ebu Hureyre’ye el Akik’te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir.

[5] Ana dilimizde kaç kelime bildiğimiz sorulsa; Sözlüğü açıp, tek-tek kontrol etmeden cevap verebilir miyiz?
İmam buharının “Bildiği…Raviler hakkına birer olayı” bir yana bırakalım; Ravi Zinciri ile birlikte; Bir sayfaya Ortalama (üç) hadis sığdığı kabulüne göre; (200.000) sayfa; (500)er sayfalık (400) kitap eder. “Derlenen 600,000 Hadis içinden seçildiği” ifadesine bu açıdan bakılabilir mi? (Önce hepsini yazdı, diye düşünen var mı?)

[6] Tecrid Dibace de İmam Buharinin hafızasının kuvveti için aktardığı bir olay: “Bir defa bir çok zevat ile bir şeyhi dinliyorlarmış.” (herkes yazdığı halde onun yazmayıp sadece dinlemesi dikkat çekmiş. Yazan İki kişinin ısrarlı sorusu üzerine) “Görüyorum ısrarınız çoğa vardı. Yazdıklarınızı haydi ortaya çıkarın demiş. Yazılı evrakta Onbeşbin den ziyade hadis varmış. Hepsini ezberden o kadar dürüst okumuş ki” (Yazan iki kişi ondan düzeltmiş) (Yukarıdaki hesapla: 5000 Kitap sayfası eder). Zaman, bir-kaç saatlik vaaz -8 saat olduğunu var sayalım- Bu süre içinde, 5000 sayfalık bilgi Nasıl anlatılır? Nasıl yazılır?
Rahmetli M. Hamdi YAZIR, Ahmet NAİM, Kamil MİRAS; Samimiyetinden şüphe edemeyeceğimiz, Muhterem Kişilerdir. NAİM ve MİRAS; Tecride aldıkları hadislerde “Kur’ana / Akla uygun mu ?” sorusu sanırım hiç soramamış. YAZIR’da tefsirine, bazı hadisleri, (Ör: Miraç Hadisi) olduğu gibi almıştır.

Kaynak: Hanif dostları.
 
#17
Siz beni uğraştıracaksınız anlaşılan . . . : )

evet arkadaşım,yazınızı zahmet edip okudum. . .

Şimdi,nebi as,hadis yazdırmamasının sebebi, Kuran'ın hakikatinin ortaya çıkmasıdır ve sözlerin birbirine karıştırılayıp,insanların önce Vahyin farklılığı ve çarpıcılığı ile muhatap kılınmak istenmesidir.
Hadis konusunda,bu makaleyi yazan kişi buhari için yüzbinlerce hadis arasından %80-90 ını atmış diyor. İyi ya diyoruz biz de,bir ömrü bu kadar çok söze ayırmış,hayatını adamış ve bu sözleri kişi kişi rivayet rivayet tahlil etmiş. Neden,Allah razı olsun,bizi kurtarmış belki de çok zor bir durumdan denmemiş de kalan hadislere de işgüzarlık yapıp atma gayretinde?
Bir diğer husus Türkiye'de başta yaşar nuri öztürk denen ilahiyatçı eliyle özlede,genelde de müsteşrikler hadis ile uğraşıyorlar. Sebebi Kuran'ı değiştiremeyeceklerini bildikleri için İslam nizamı'nın bir diğer sağlam ayağı olan hadis ve sünnetlere cephe alıyorlar.
Ebu hureyre ile hz ömer arasındaki durumlar ise kasıtlı olarak saptırılmış. hz ömer ebu hureyre'nin bazı hadisleri yaymasını istememiş,sebebi de insanların yanlış anlayabileceği yahut da zayıflığa düşebileceği. Örneğin " la ilahe illallah diyen kurtulmuştur " hadisinde böyle bir durum yaşanmıştır ki,buradaki durumu anlamışsınızdır. hz ömer'in istememe sebebi,insanların imanlarının taze oluşu ve bu sözle rehavete kapılabileceği idi,çünkü öncekiler çok acılar çekmişti ancak yeni ve toplu müslüman olanlar için durum biraz daha farklıydı. oysa makaleyi yazan kimse bu durumdan kendi fikrine pay çıkarmış.

Biz,Allah'ın sünneti de koruyacağına inanıyoruz,dolaylı bir şekilde. şöyle ki;

Anlaşamdığınız meseleri Allah ve resulüne götürün; ayetine binaen,insanlar,anaşaamdıkları hususları nasıl resulü'ne götürecekler? bu ayetten kasıt kitap ve sünnettir. Yine birçok alim, kurandaki " kitap ve hikmet " sözündeki hikmetten ,sünnet i anlmışlardır.

Kuran ve hadisler birbirlerine bakarlar. yani hadisler yer yer kuranı doğru anlamamıza yardımcı olurken,kuran'da hadisleri doğru konumlandırmamıza yardımcı olur zaten. tıpkı Aklın insandaki iç vahiy,kuran'ın ad dış vahiy olması gibi...

selam ile...
 
#18
günün koşullarına göre değerlendirildiği, ki Kuran o koşulları ve o koşulların doğurucusu bir önceki koşulları hem tarihsel olarak, hemde mitolojik olarak anlatan bir kaynaktır....Böyle olunca insan zihnine kazınmış bir öykününde buluştuğu noktadır...o öyküye belkide var olana karşı olmak diyebiliriz...Muhammed de döneminde bulunduğu ve zamanına kadar gelen bir sosyal-siyasal-ekonomik-kültürel olguya müdahil olan kişidir...Bakıldığında günümüz koşullarında hayli eksilerle anlatılan bir hikaye varken, dönemin koşullarında bu ilerici bir kalkışmadır diyebiliriz(mi)?...Geniş bir kadın sömürüsü ve metalaşmasının yaşandığı aşiret kültürünün tüccarlaştığı dönemde erkeğin kadın konusundaki sınırsızlığını dört kişiye indirmesi bir hamledir...olumlu anlamda....sermayeyi savunması bir yana, sermeyenin azgınlığına karşı olmak için faizi haram kılmadısa günümüz sosyla-demokrasisidir ki muhammed din ikinci artısıdır buda....
Çıkış olarak ibrani bir dindir, ve ardılları gibi peygamberlerin tanrılaşmasına karşı olan muhammed(isanın kendini tanrı oğlu görmesi gibi) onu kendi üstüne alarak farklı bir boyutla yaklaşmıştır ve burdaki yaklaşım aynı zamanda köleciliğinde karşıtlığını, onu hazırlayan maddi olguyu reddetmektir...zaten kendiside köleliğe şiddetle karşı olmuştur....İslamın ibrani kökenli bir din olması onu aynı zamanda bir diğer ibrani kökenli din olan yahudilikle yada musevilikle akraba ederki, buda iki dinde ibraniliğin mezhebidir sonucu doğurur...
Konuya tarihsel bir boyutla bakmak için olgunun olumlu yanlarına değinmek istedim...olumsuz yanlarına gelince bu ne muhammedin nede islamın suçudur....suçlu olan nesne ve özne birliği ile zaman ve mekan birliğini kavrayamadan tüm olguları pozitivizmle reddeden tırnak içinde modernite eseri bilimdir....dostlukla...Paradigma

teşekkürler efendim..

Akraba ilişkisi,ibranilikten değil dinlerin temelde vahiy tabanlı olmasındandır. Aslında bu bir anlamda manidardır. Uzun soluklu insan yolculuğunda tarihsel bu benzerliklerin oluşmasının ve bu çığırların birbirine benzeşmesi,bizim açımızdan,vahyin evrenselliğin ebir delildir.Çünkü biz,yeryüzüne müdahil bir ilaha inanıyoruz.bu anlamda hz. adem'den bugüne insanlığın değişmez değerlerinin öteki adıdır islam.

Dine yaklaşımda benzer problemler ile karşılaştım hep. İslamın sabiteleri ve değişkenleri problemi. Buna özeleştri yapacak olursak islam dünyasının yatışı ve üretmeyişi eklenince,ortaya tuhaf bir durum çıkıyor. Biz vakıayı gördüğümüze inansak da dışarıdan dine bir istatistik olarak bakan kimseye derdimizi anlatamıyoruz.

İslam'ın ekonomik doktrini için nasslarda karşı olduğunuz yanlış bulduğunuz şeyleri ortaya koyarsanız belki,konu düzlemi daha güzel olur...

selam ile..
 
#19
Dine yaklaşımda benzer problemler ile karşılaştım hep. İslamın sabiteleri ve değişkenleri problemi. Buna özeleştri yapacak olursak islam dünyasının yatışı ve üretmeyişi eklenince,ortaya tuhaf bir durum çıkıyor. Biz vakıayı gördüğümüze inansak da dışarıdan dine bir istatistik olarak bakan kimseye derdimizi anlatamıyoruz.
sayın el_feta..
kendi adıma söylersem ben derdinizi anlamaya çalışıyorum..

reel yaşamımda da.., bir müslümanla tartışırken.., onunla.., yaratanın olup-olmadığı.. müslümanlıkdan vazgeçmesi noktalarında tartışmam.. elbette duruşumdan dolayı.., bir anlamda bu zemini de içerir ama hedef olarak bunu işlemem..
daha çok.., islamın işleyişini ve tarihsel gelişimindeki eksik-yanlış yanları ve de.., kurandaki toplumsal anlamdaki olumlu bulduğum olgulara sahiplenme biçimleri üzerinden tartışırım..
yaratılana yani insana ve doğaya yaratandan dolayı saygı-sevgi-ve koruma olgusunu işlerim.. inanç yanı kalp-bilinç yanıdır.. kişi kendisi ile çatışsın ve çözüm üretsin isterim..

hadis olgularına da bu anlamda yaklaştım.. hiç bir hadis iddia edenin dışında mutlak doğruluk içermez.. yani kuran temelinde içermez.. kabul yada red serbestliği yada eleştirilme serbestliği olması gerekir..
uygulamalar anlamında da böyledir.. yani sünnet.., nihayetinde bir kul olan peygamberin yaşamsal alandaki uygulamalarıdır.. bunda işin "zorunlu" yanları da olabilir.. ayrıca.. bunu anlatan hadisler çok sonra yazılmıştır.. direk ilk kuşaklar zamanında olan da yok biliyorum..
yani yanılgı, tarafgirlik, vs. olma olasılığı da vardır..

kısaca.. hadisler elbette dikkate alınmalıdır.. ama kuran bigi işlev görmesi bana anlamlı gelmiyor.. söylemek istediğim budur..

dostlukla

suat
 
#20
Allah'tan başka kimseye itaat yoktur. Herkes reddedilebilir yahut kabul edilebilir. Resulün bize getirdiklerini kabul etmemizi isteyen Allah cc'dir.

Allah ve resulüne itaat edin. (Ali imran 32).

Ey inananlar, size hayat vereçek şeylere çağırdığı zaman ALLAH'a ve elçisine yanıt verin(Enfal 24)

Sizin için Allah elçisinde güzel bir örnek vardır.(Ahzab 21)

Biz sana mesajı indirdik ki, onlara indirileni açıklayasın." (nahl 44)

Resul size neyi vermişse alın, neyi yasaklamışsa sakının." (Haşr 7)

Resulün güzel örnekliği bugün bize ulaşan yönüyle nedir? Açıkladıkları nelerdir? O'na itaat ne demektir?

Bu ve benzeri soruların yanıtları hadis ve sünnet denklemindedir. Dediğim gibi,bu bir ilimdir ve bu ilmin tek gayesi bize ulaşan rivayetin durumudur. Ve çook büyük ekseriyetle görülecektir ki, hadislerin kuran ile çelişmesi gibi bir durum sözkonusu değildir.

İlmi çalışmalar bunun sonucunu verir efendim.. Önce kuran,sünnet,icma,kıyas,akıl,örf ve bu bağlamda soru ve sorunlara çözüm üretelibileceği kanaatindeyiz...

Selam ile . . .
 
Üst