Kurbandan siyasal özneye Kürt kadınları

#1
Kurbandan siyasal özneye Kürt kadınları


SENEM KALE

Kadın sokağa çıkmışsa eğer, bu gelinen son noktadır, hareket marjinal değil zorunludur artık. Handan Çağlayan'ın da söylediği gibi, bir eylemde kadın yürüyorsa ve o bayrağı tutuyorsa fikir meşruiyet kazanmıştır. Kadın, fikri yaşama geçirecek, onu sonraki nesillere taşıyacak olan semboldür aynı zamanda. Değişim, ancak bir 'ana' tarafından kabul edildiğinde süreklilik kazanabilir. Kürt kadınları, zaman içinde pek çok görev üstlendi; acılı anadan, dağdaki yoldaşa, kurtuluşun simgesi Tanrıça İştar'dan modern siyasetçiye kadar Kürt hareketinde hep vardı. Kürt kimliği için savaşırken bir kimlik daha fark etti, kadınlığını. Cinsel kimliğinin etnik kimliğinin dışında ona getirdiği tüm mağduriyetleri birer birer gördü ve siyasi katılım süreci sonunda mağdur köleden aktif siyasi özneye doğru evrildi.
Handan Çağlayan Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar adıyla kitaplaştırdığı doktora tezinde yaşanan tüm siyasal ve sosyal dinamiklerle birlikte, işte bu değişimin hikâyesini anlatıyor. HADEP'te, DEHAP'ta ve Diyarbakır'da pek çok kadınla yaptığı sözlü tarih çalışmalarını da içeren tezi görmezden gelinen Kürt kadınlarının dönüşümünü görünür kılmayı başarmış ender çalışmalardan biri, hatta bir ilk. 2000'lerin başında başlayıp beş yıllık bir zamana yayılan incelemesinde Handan Çağlayan bilimsel uzaklığını kişisel yakınlıklarıyla ve tanıklıklarıyla birleştirip, 80 sonrasından günümüze Kürt kadınını, eski ve yeni Kürt hareketleriyle ilişkilendirerek anlatıyor. Kitabın önsözünü yazan Nükhet Sirman'ın da vurguladığı gibi, bu, nesneden özneye, kadın bedeninden vatan toprağına, mağduriyetten hak talebine dönüşümün belgesi.


Sokağa ilk çıkış
Kürt kadınlarının ilk olarak büyük kitleler halinde sokaklara çıkmaları genel siyasi değişimlerin de etkisiyle 80'lerde görülmeye başlar ve Türk feministleri 90'larda sessizleşseler de Kürt kadınları bir daha asla evlerine kapanmazlar. Bu azim onları, Kürt erkeğini hareketten uzaklaştıran kişiler olarak tanımlamaktan, 90'lardaki siyasi yoldaşlığa yükseltecektir. Mücadeleye Kürt kültürünün sembolü ya da acılı annesi olarak pasifleştirilmiş bir şekilde başlasalar da geçen yıllar bu inatçı kadınların süreçten bilinçlenerek ve siyaseti kadın sorunları için de kullanarak çıkmalarına yarar.
Kürt kadını her ne kadar 'ötekilerden' daha özgür olarak tanımlansa da feodal yapıdaki aşiret ve tamamlayıcısı tarikat kültürü içinde kadın pek çok kuralla görünmezleştirilir. Bu 'özgür, savaşçı, lider Kürt Kadını' tanımlaması, aşiret lideri Kara Fatma ya da kadının tülbentini yere aratarak kavgayı sonlandırabilmesi gibi örneklerle desteklense de aslında bir yanılsamadır. Tıpkı cumhuriyet ideolojisinin 'modern laik Türk kadını' formülasyonunun gerçek homojen bir topluluğu temsil etmeyişi gibi bu, sadece bir ülküdür. Çağlayan'ın da belirttiği gibi aslında homojenleştirme politikaları gerginlikleri arttıran asıl etkendir.
Kadına atfedilen bu tanımlarda büyük bir çelişki görünür, yeni inşalar için kadınların hem eski kültürün zenginliklerini -arı dil gibi- taşımaları beklenir hem mükemmel anneler erkeği ulusu için savaşmaya çağıran- olmaları hem de modern yaşamaları. Elbette bunun geleneksel ataerkil aile kültüründe yaşayan kadından beklenmesi mümkün değildir. 80 sonrasındaki kapitalist ekonomik süreçler ve zorunlu göçlerle çöken büyük aile yine de kadının özgürleşmesini sağlamaz. Dil ve din kadını hâlâ eve hapseden iki büyük etkendir. Dini nikâh, kuma, eğitimsizlik, gelinlik konumu, şiddet ve töreler gibi Türk kadınlarından pek de farkı olmayan Kürt kadınlarının tipik yaşam örüntülerinde değişimin başatlarından biri Çağlayan'a göre namus meselesidir. Erkeğin kadın üstündeki en büyük baskı aracından biri olan kadın bedeninin namusu, vatan toprağının namusuyla yer değiştirince teoride bu baskı büyük oranda değişir. Elbette kadının bedeninde hâlâ tahakküm vardır, en azından o beden, bu ülkeye yeni kuşakları doğuracaktır.
Kadın yeniden dirilişin öznesi, geçmişteki Kürt altın çağının tanrıçasıdır. Çağlayan, hareketin 90'larda bir tanrıçayı sembolleştirmeyi seçmesinin nedenini, artık iktidarın değil özgürlüğün istenmesi olarak yorumlar. 1993'deki ateşkesten sonra ayrı devlet fikrinden vazgeçilmiştir çünkü. Bu noktada sivil toplumun özgürleşmesi işinin en büyük misyonerleri kadınlar olur ve bunun gerçekleşmesi için tamamıyla erkekten koparak, ondan ayrı örgütlenerek çalışmalar yürütülmelidir. Sonuç 'erkeği öldürme'ye dayanır; yani iktidarı öldürmeye. Öldürülecek erkek iktidara boyun eğen, sadece ailesine erkeklik gösteren kadınsı, sahte erkektir. Aslında bu tam da Çağlayan'ın gösterdiği gibi, 'gerçek iktidara' yani gerçek erkeğe çağrıda bulunmaktır. Eril dil ve yapı tam anlamıyla değişmez.
Kürt hareketini sola kaydıran PKK'nın bu teoriyi desteklemesinin nedeni, proleter devrim için köleleştirilmiş kadının zararlı olması ve bu yüzden de özgürleştirilmesinin gerekirliliğiydi. Kürtlük yeniden modern bir temelde inşa edilmeliydi. Bunun için yeni erkek, yeni kadın ve yeni aile zorunluydu. Kadın yavaş yavaş kahramanlıklarıyla saygınlık kazanıyordu fakat bunun için cinsiyetini bırakması gerekti ve cinsiyetini olduğu gibi kendini de feda etti. Tanrıçalaşmak ancak böyle mümkün olabilirdi. Artık önemli olan vatan aşkıydı.
Kürt ve Türk kadınları birbirini tanımıyor
1999'da silahlar tamamıyla sustuktan sonra kadınların örgütlenmesi çeşitlilik göstermeye başlar ve genç, eğitimli kadınların sayısı artar. Fakat bir taraftan da kadınların parti içlerindeki başarıları erkeklerin eski günlerini özlemesini ve bazı gerginliklerin çıkmasını da beraberinde getirir. Siyasi partiler içindeki kadınların sayılarındaki artış hem uluslararası hem ulusal hem de Kürt hareketindeki değişimin ortak sonucudur. Yani siyasette etnik kimlik, halkın katılımı ve kadının rolü önem kazanır. Fakat partilerde kadına özgü politikalar yoktur sadece eşitlikçi bir tutumları vardır ve yine analık olgusu önem kazanır. HADEP pozitif ayrımcılığı getirir, cinsiyetler arasındaki çelişkilerin bir sistem sorunu olduğunu savunan DEHAP kadının özgürleşmesini ikinci sıraya koyar. Böylelikle kadınlar partiler içinde giderek bilinçlenirler ve Kürt hareketi dışında ayrı bir kadın sorunun varlığını fark ederler. Onlar için siyasi çalışmalarının dışında sosyal iyileşme de önemlidir, cinsel kimlikler bu süreçte içselleşir.
Çağlayan kadınlarla yaptığı görüşmeleri aktardığı son bölümde ilginç bir noktayı gözler önüne seriyor; ötekiliğin inşasının sonuçlarını. Cumhuriyet ideolojisinin kadın modeli nedeniyle Kürt kadınları, Türk kadınlarının hepsinin çok iyi şartlarda yaşadıklarını, eğitimli ve zengin olduklarını düşünüyor. Kürt ve Türk kadınlarının birbirlerini hiç tanımadıklarını gösteren bu alıntılar iki halk için de homojenleşmiş modeller yaratmanın gerçekte halkta aşılması imkansız duvarlar ördüğünün kanıtı.
Kitap her ne kadar Kürt kadınlarının siyasi ve sosyal değişimini bilimsel olarak inceleme derdindeyse de bir taraftan da bunun sonucu olarak Kürt kadınına yönelik yargılı tutumları yıkma çabasında. Kürt kadının korkunç törelerin ve gerilla savaşlarının mağdurundan nasıl 'barış annesi' olarak haklarını talep eden özneye dönüştüğü, bedensel namusunu ulusun namusuna nasıl evrilttiği, özellikle son yıllarda dünyanın pek çok yerinde örgütlenerek, projeler yürüterek maddi ve gerçekçi amaçlarla ulaşılması en zor kadınlara nasıl ulaştığı ve barış için nasıl çabaladığı, tüm toplumun görmesi ve öğrenmesi gereken büyük bir mücadele.
Kürt kadınları yaşadıkları tüm acı ve engellenmelere rağmen yine de daha çok ve daha bilinçle çıkmaya devam ediyorlar alanlara. İstedikleri sadece Kürt halkının ve kadınlarının barış içinde daha çok özgürleşmesi.
Çağlayan girişin sonunda şöyle demiş, "Benim için öğretici, sarsıcı ve dönüştürücü bir çalışma..." Eminim bu çalışma tüm Kürt ve Türk okuyucu için de öyle olacaktır. Özellikle Türkiye'deki feminist hareketin Kürt kadınlarından öğrenecekleri çok şey var. Çünkü Kürt kadınları bu harekete batıdaki örneklerden daha fazlasını katıyorlar ve hem ideolojik hem kişisel bilinçlenmenin bu topraklarda nasıl oluştuğunun yılmaz mücadelecileri olarak hep yürüyorlar. Hiç soluklanmadan, gerçekten yürüyorlar.
 
Üst