klasik-neo burjuvazi neo aristokrasiye karşı

#1
öncelikle belirteyim. bu yazı bir çalışma değil.. üzerinde yoğunlaşmak amaçlı ön sorgulamadır..

mali oligarşi., mali sermaye., finans kapiatal = mali burjuvazi

avrupa kapitalist modernitesinin., rudolf hilferding tarafından yayınlanan finans kapital'i ile tartışmaya başladığı "gelecek öngörüsü" aslında olanın tanımlanma çabasıydı..

sermayenin özü.; marks'dan önce de artı-emek birikimi olarak tanımlanmıştı.. ama bunun tüzel bir güç oluşu., önce hanedan-aile sonra üretim araçları üzerindeki mülkiyet olarak açıklandı.. hepsi de doğru idi.. hepsi ayrı olarak birer mülkiyet hakkı açıklaması olurken., birikim kaynağı olarak da ayrı idi.. ama sonuç aynı idi.. bu mülkiyet hakları ve birikim biçimleri sonucu bir güç birikimi ortaya çıkıyordu..

bu biriken güç.; ekonomik yaşam alanlarında ve toplumsal yaşam(sosyal) alanlarında kullanılan güç/yetki aracı olurken., ayrı işlevselliklere sahipti.. yani üretim araçları üzerindeki her mülkiyet.; ekonomik-sosyal güç/yetki sahibi olmaya yetmeyebiliyordu.. yada ortaklaşmak(güç-yetki paylaşımı) zorunlu oluyordu..

hanedandan gelen birikmiş "değer"ler sonucu elde tutulan., işletilen., güç/yetki.; toplumsal alanda işe yarasa da., kapital yoksa., ya dar kalıyor yada uzun süreli olamıyordu..
hatta., bu zeminlerde birikmiş olan artı-emek(vergi-haraç-el koyma) değerleri., hanedan yetkisinde olsa da kabile mülkiyetininda olabiliyordu..

zaman içinde kabile mülkiyetinden kopabilmiş., hanedan hatta aileye daralabilmiş bu tür mülkiyetsel birikimler., sonrasındaki sermayenin ve tüzel kişiliğinin., asıl nüveleri olmuştur..

bunların içinde., kabileden gelme hanedan güç/yetki yada "zor" araçlarına sahip kesimlerin., toplumsal yaşamın sosyal-siyasal organizasyonlarında., erksel alanda etkin olmalarının yanı başında., "dolaylı" bir başka güç/yetki de gelişiyordu..
bunlar.; tarihsel zeminlerden yada zor ile tahakkümden(hegomanya) birikmiş olanlar değil., aksine bunların pazar mübadelerinde aracı olmuş kesimlerdi.. yani ticaret sermayesi..

tarihte bu pek incelenmemiş., önemsenmemiştir.. aristokrasi denilen., bu., kabileden aktarılan henedan güç/yetki birikimlerine dayanan güçlerin., birikimlerini mübadeleye sokma olanakları yoktu.. çünkü., işleyişleri., zor ile el koyma olduğundan., bir başka alana bu elde ettiklerini pazarlama koşulları da yoktu..varsa zaten., bu olanaklarını el koymak için işletirlerdi..

işte.: bu birikimlerin mübadelesini yapan bir egemen sınıf gelişti.. tarihte fenike ticaret kolonileri olarak geçen bu kesim.. prototip örnek olsa da., bir çok yerde vardı.. evrenselbir işleyişti.. onun ötesi kabileler arasındaki gereksinim mübadelesi olarak işlerken., bir "değer" tanımı olmazdı..
"ticaret" ile birlikte bir değer tanımı ve işleyişi ortaya çıktı..

asur imparatorluğu ilk emperyal işleyiş olarak bilinir.. ama bu imparatorluğun egemen erksel gücü çok ilginçtir ki., el koyma/talan seferleri düzenlerken., kent., kale inşa ederken., finansal destek alıyorlardı yani borç alıyorlardı.. bu finansal destekle ilgili veriler., arkeolojik bulgular olarak tablet anlaşmaları(borç-koşul senetleri) olarak bir çok müzede mevcut..

ortada bir güç var ama bu güç bir başka yerden borç alabiliyor.. alırken., elindeki gücü kullanamadığı(el koyma) gibi aldım ama vermem de diyemiyor.. bu nasıl bir siyasal-hukuksal yada sosyal-hukuksal bir olgu oluyor ki., zora dayalı güç karşısında bir güç/yetki sahibi..

bu anlattıklarımın tarihsel süreçleri ortaya çıkışları verileri vs. ayrı bir çalışma konusu..

tarihsel olarak., aristokrasi olarak tanımlayacağımız ve kökleri kabileden aktarılmış., sosyal-hukuksal hanedan güç/yetkisine dayanan sermayesel güçlerin dışında., birikimlerini pazar mübadelesini yaparak yaratmış., bir sermayesel-gücün varlığı ve günümüze gelmesi bir gerçekliktir..

aristokrasinin temelinde., zor ile birikim zora dayalı hegomanik birikim var olurken., ticaret sermayesi denilen kesimlerin sermayesel ve hegomanik birikimleri zora dayalı değildir.. ama zora yaslanarak var olur..
haliyle tarihsel gelişim içinde., nasıl ki., başka güçlerin birikimleri üzerinden ayrı bir sermayesel birikim yapabilmişler ise., aynı şekilde hegomanik bir birikim süreçleri de olmuştur..

yani.; zaman içinde., hegomanik işleyiş üzerinde bir mevzi kazanma., sonrasında bunu tek başına kullanabilme becerisine ve olanaklarına kavuşacaklardı..

rudolf hilferding bunu gördü işin sermayesel yanına ağırlık verdi.. kautksy ultra emperyalizmile bunun küresel hegomanik yanını işlerken., bu gücün sosyal-ekonomik farklılığını es geçti., kapitalizmin üretici güçler gelişimi olarak tanımladı.
çünkü.; marksistti.. marksın.; üretici güçler ve kapitalizm tanımına sadık kalacak şekilde çerçeve çizdi..
lenin.; hilferding'in ekonomik hegomanya zeminine kautsky'nin küresel hegomanik zeminine bağlı olarak., bu gücün gelecekteki varacağı yeri emperyalizm olarak tanımlarken., kapitalizmin üst aşaması diyerek aslında yeni bir çağdan bahsetti.. ama oda., marksın üretici güçler ve kapitalizm çerçevesinde kaldı..

günümüzdekigerek ekonomik gerekise sosyal-toplumsalhegomanik işleyilerde artık., mali sermayenin varlığı yadsınamıyor ama bunun tariksel köklerine ve tarihsel sürecine gelince.. eski ezberden kopulmuyor..

yazıma., anf'de çıkan bir yazı üzerinden devam edeceğim..
'Halk Karşıtı Cephe' –Serge Halimi
http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce&nuceID=73920





 
#2
yazıma., anf'de çıkan bir yazı üzerinden devam edeceğim..
'Halk Karşıtı Cephe' –Serge Halimi
http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce &nuceID=73920

anf'de çıkan bu yazı., fransız gazeteci sergı halimi'ye ait bir çeviri..
başlık ilginç.. "halk karşıtı cephe" .. içerikte anlatılan bu halk karşıtı cephe., Günümüzün gelişmekte olan yeni güçleri, dünün anti-sömürgeci ve anti-emperyalistlerinin gerçek mirasçıları değiller. Güney yarımküre ülkeleri dünya ekonomisinin giderek artan oranda bir payını kontrol ediyorlar.
diyerek., çin-hindistan vs. gibi endüstiriyel alanda başat üretici-dağıtıcı ülkeler kasdediliyor.. bunların geçmişlerindeki., anti-sömürgeci., anti-emperyalist köklere dayanmadığını da belirtirken., aslında.. bunların birefendileri olduğuna da vurgu yapıyor..

Aslında, bu biraz da yeniden başlayan ‘hırsız Baronlar devri’dir. Amerika’da 19’uncu yüzyıl sonunda, John D. Rockefeller, J.P. Morgan, Cernelius Vanderbilt gibi ‘aç gözlü-yırtıcı’ endüstriyel hanedanlar kendini göstermeye başladı. Bunlar kademeli olarak petrol, ulaşım, bankacılık gibi sektörlerde Avrupalı büyük ailelerin yerini aldılar. Başlangıçta Avrupalılarla rekabette olan atlantik ötesi bu rakipler, daha sonraları dünya genelindeki emekçileri sömürme, hissedarlarının kazançlarını ölçüsüzce arttırma ve yeryüzü rezervlerini tüketmek üzere uzlaştılar.

burada büyük hatalı zeminler görülüyor.. bahsettiği 19. yy. hırsız baronları., endüstriyel hanedanlar değil., mali-kapital hanedanları idi.. bu önemlidir..

19.yy. ile netleşen endüstiriyel hanedanları bunlar yarattı ve geliştirdi.. kapitalist modernite ve teknolojik(üretimsel gelişme) içinde bunlara sanayi burjuvazisi denildi.. üretici güçlerin ilerlemesi içinde toplumsal ilerlemeyi yürüten devrimci sınıf da denildi.. 20.yy. başladığında., yaşanan(aslı yaşatandır) tüm krizlerin arkasında mali sermaye baronları vardı..aıl hırsız baronlar bunlardı.. böylece., geliştirdikleri av köpeklerini denetim altına aldılar., bunun için., insanlık iki(aslında napolyon ile üç) büyük küresel kıyım savaşı ve bir sürü lokal kıyım savaşları yaşadı.. yine ard arda yaşatılan ekonomik krizler sonucu., yaratılan endüstiriyel hanedanlar., görünüşte kendi ulusal!! alanlarında kont iken birer vasal haline geldi lord ise mali sermaye oldu.. 21.yy. da ortaya çıkan gerçek budur..

sergı halimı hakkında bilgim yok..ama yazısına bakınca ulusalcı-devletçi yanı görülüyor..

YENİ OLİGARKLAR, YENİ ÖĞÜT VERİCİLER

Körfez ülkelerindeki krallar, Çinli, Hintli ve Rus oligarklar da böylesi bir uzlaşı ve nöbet değişimini hayal ediyorlar. Dünün Amerikalı patronları gibi, onlar da ‘gönüllü evrensel öğüt vericiler’ oldular. Hindistanlı milyarder Lakshmi Mittal, Loren’deki (Fransa) bir sanayi konseptinin (ArcelorMittal demir-çelik) çok geçmeden vazgeçilen kamulaştırılması fikrini değerlendirirken, projeyi “geriye sıçrama” olarak niteledi. Ve bunu yaparken de uyarmayı unutmayarak, "Bir yatırımcı Fransa’ya yatırım yapmadan önce iki sefer düşünmek zorunda kalabilir" dedi.

Rus Başbakanı da Paris’in gelir vergilerini arttırmasını yorumlarken aynı ‘küfe’den bir argümana başvurdu : "Rusya’da ister zengin olun ister fakir, vergilendirme oranı yüzde 13’tür. Bize diyorlar ki, ‘oligarklar daha fazla vergi ödesin’, ama biz sermayenin ‘saydam olmayan yollardan’ yurtdışına gitmesini istemiyoruz."

Pekin ise, liberal reçeteleri savunma konusunda daha da azgın. Çin Devlet Başkanı geçtiğimiz Haziran ayında Yunanistan sağının seçimleri kazanması vesilesiyle ‘rahatladığını’ beyan etmişti. Fransız enerji devinin hissedarlarından olan China Investment Corporation (CIC) adlı kamu fonu Genel Müdürü Jin Likin ise, Avrupa’daki ‘tembelliğe yönelten, daha çok çalışmak yerine uyuşukluğa alıştıran ve artık kullanışsız’ dediği sosyal devlet yasalarının varlığından duyduğu öfkeyi dile getirmişti.

farkında değil... verdiği örneklerin herbiri kendi "devletsel güç" araçlarına dayanarak konuşuyor ve varlıklarını sürdürüyor.. itiraz ettikleri başka bir şey.. Avrupa’daki ‘tembelliğe yönelten, daha çok çalışmak yerine uyuşukluğa alıştıran ve artık kullanışsız’ dediği sosyal devlet yasalarının varlığından duyduğu öfke ...
haklılarda!!! da..

küresel endüstrinin yükünü biz çekeceğiz.. elde edilen sermayesel birikimleri batı denetimli sermaye alanlarına yatıracağız.. ama bunlardan alınan vergiler ile tembel batılı toplumlar keyif sürecek.. olmaz diyor..

bilindiği gibi.; bu ülke sermayeleri çinde devlet ağırlıklı olsa dahi., enerji-ulaşım-teknoloji-bankacılık alanlarında özel ulusal yatırım yapamıyorlar.. birikmiş mali sermayelerini işler kılamıyorlar.. bu alanların denetimi., batı temelli küresel mali sermaye elinde..
rusya bu yüzden farklı söylem tutturabiliyor..
Bize diyorlar ki, ‘oligarklar daha fazla vergi ödesin’, ama biz sermayenin ‘saydam olmayan yollardan’ yurtdışına gitmesini istemiyoruz
peki fransa salak mı? da sermayenin gitmesine neden olacak işler yapıyor
(g.depardeu örneği)
http://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=gerard%20defardeu%20rus%20vatanda%C5%9F%C4%B1&source=web&cd=7&cad=rja&ved=0CFEQFjAG&url=http%3A%2F%2Fwww.yesilgazete.org%2Fblog%2F2013%2F01%2F07%2Fgerard-depardieu-artik-bir-rus-vatandasi%2F&ei=MFftUJC9FIiDtAbIxIHgBA&usg=AFQjCNF0yyPcE5A8J1QGcYaKn7B-TrUyGw&bvm=bv.1357316858,d.Yms

putin.; küresel mali-oligarşi karşısında., 1800lerin gelişen sanayi burjuvazisi gibi kendini vasal değil eşit özne olarak görüyor..

yazarın bu anlatımlarından sonra verdiği tarihsel bir kıyas örneği daha ilginç..
....devam edecek...................




 
#3
Britanyalı tarihçi Perry Anderson’un hatırlattığı gibi, 1815 Viyana Kongresi’nde dünyanın beş egemen gücü, Fransa, Birleşik Krallık, Rusya, Avusturya ve Prusya savaşın engellenmesi ve devrimlerin ezilmesi için kafa kafaya vermişlerdi.
viyana konferansına kapitalist modernite tarafından., restarasyon denir.. yada meternick sistemi..

napolyon ile başlayan., avrupa kıtasına özgürlüğü-cumhuriyeti yani kapitalist egemenliği yayma savaşlarına nedense!!??.. halen küresel savaş denilmez.. oysa tüm avrupayı kapsadı., rusyaya yayıldı.. orta doğuıya yayıldığı gibi amerika kıtasına(meksika) kadar uzandı.. yani., iki büyük savaştan daha geniş alanda savaşıldı..
napolyon koalisyon ile yenildi.. avrupa yeniden yapılanmaya gitti..
yazarın buna., ve devrimlerin ezilmesi demesi.. anlamlıdır.. devrim dediği burjuva devrimleri.. oysa ne sanayisel gelişme engellendi ne mali sermayesin yayılması.. sadece aristokrasiler iktidarlarını sanayi burjuvazisine kaptırmadılar..
var olan toplumsal hegomanik güç araçları ne ise..; haliyle., onu kullananların işleri., argümanları da buna göre idi..
sanayi burjuvazisi kaçınılmaz olarak., milliyet/ulusculuk., özgürlük(vatandaşlık hakları) vs. gibi kavramlarla toplumsal ezilen katmanlara yönelirken., aristokrasi de., kilise., ve tarihsel hukuklara..

savaşın "tarafsız" taraflı gücü mali sermaye idi.. hem napolyona destek veriyor(para para para) hem aeristokrasiye.. böylece., devletin ve erksel yapısının değişimi., tedricen ve denetimli oluyordu..

yazarın devrim dediği ve devrimciler demek istediği kesim burjuvazi değildi.. olsa idi.. 1930-48-58 ayaklanmalarında ayaktakımı(donsuzlar) ile birlikte olurdu.. karşısında değil..

bütün bu "mantaliteler" sağdan sola kapitalist modernitenin sokma aklının yansımalarıdır... özü görmeme derine inememe zaaflarıdır..

yazar bu anlatımla devam ediyor..
Anderson’a göre, yeni dünya düzeni ise artık ABD, Avrupa Birliği, Çin, Rusya ve Hindistan’ın oluşturduğu yeni bir gayri resmi ‘Beşli İktidar’ tarafından yönetiliyor. Hem rakip hem suç ortağı olan bu güçlerin oluşturduğu bu ‘tutucu kutsal ittifakı’ dünya için ‘istikrar’ hayali kuruyor.
viyana konferansı(meternick) sistemi örneği gibi., yeni "watchdoğs"ların bunlar olduğunu iddia ediyor ama kimin adına olduğunu açıklayamıyor.. yada açıklamıyor..

Ancak bu ittifakın inşa ettiği dünya, sadece yeni ‘ekonomik yürek hoplamalarının’ geleceğini garanti ediyor. Ve, ne yaparsa yapsın, gelecekteki ‘toplumsal isyanları’ da besliyor.
yazı bu öngörü!! ile bitiyor.. aslında buna öngörü denilemez.. "hep yaşanan" birşeyin yine yaşanacağını söylemek., kışın kar yağacak öngörüsü kadar anlamlıdır..
aslolan., kar yağmasına neden olan güçlerin bu yağışdaki amaçları ve bundan etkilenecek güçler ve ne yapmaları gerektiği olmalıdır.. yazıda bu yok.. açıkdeğil..


anf bu yazıyı.; ne hikmeti farika özelliği amaçlı yayınladı.. anlamış değilim..

bu anlaşılmaz!! yanlara burada virgül koyup.. kendi anladığımı aktaracağım..



 
#4
hırsız baronlar....
Aslında, bu biraz da yeniden başlayan ‘hırsız Baronlar devri’dir. Amerika’da 19’uncu yüzyıl sonunda, John D. Rockefeller, J.P. Morgan, Cernelius Vanderbilt gibi ‘aç gözlü-yırtıcı’ endüstriyel hanedanlar kendini göstermeye başladı
saydıkları., saymadıkları ile birlikte ve abd ile sınırlı da değil., daha eskilere dayanır..
sadece rothchıld ailesi bu noktada net örnektir.. napolyon küresel savaşlarında en önemli finans kaynağıdır.. "sanki"., ingilterenin kazanacağından emin gibi savaş öncesinde devlet bonolarını toplamış., savaşın hemen sonrasında çok yüksek kaar ile satmıştır..
bunlara hırsız baron denmesinin asıl nedeni., üretimsel alanda olmayıp., üretimsel alandan elde edilen sermayesel birikimlerin üzerinden çalarak var olmalarıdır.. ve bu edimleri tarihseldir..

asurlular yayılır.. yanıbaşında bu ticaret sermayesi.. emeviler yayılır yine bunlar., yeni "keşifler" yapılır., finansör bunlar..

zor araçları kimin elinde ise., yanı başında bunlar vardır.. her iki tarafa da oynarlar.. asla gele atmazlar..

kapitalist modernitenin sokma aklı ile yaratılan soyaldemokrat-sosyalist*komünist teoriler sanayi burjuvazisine sarılır ama bunları kim finanse etti.. kim sanayici yaptı.. bakmazlar.. kapitalizm dedikleri şeyi sanayileşme sanırlar.. adı üstünde kapital(yani ana para) üretim araçları ve mülkiyeti değil..

eskiden.; zor ve tarihsel sosyal-hukuklar ile üretim sonuçları üzerinde elkoyma hakkı vardı.. el konulanların gereksinim değil de pazar için mübadelesi ile birlikte ticaret ve sınıfı ortaya çıktı.. bunun içinden de mali sermaye(banker) sınıfı çıktı..
bu sınıfın giderek egemen olması toplumsal yaşam biçimleri(üretim biçimleri) ile bağlantılı değildir.. üretim biçimleri içindeki hırsızlık ile bağlantılıdır.. bunu yapabilecekleri her türlüolay-koşul-araç vs., bu kesimin hegomanik birikimi ve haliyle bunu yaratan sermaye birikimidir..

çaüımızın.,yeni aristokratları yani kutsanmış elitleri baronları bunlardır.. bunların erkten tasfiye edip., vasal konumuna düşürdükleri yani., geçmişin sanayi-ticaret sermayeleri ise., o zamanın burjuva denilenleridir..

bu.; "devrimci" burjuvalar., hırsızların da itelemesi ile ezilen sınıfları arkalaraına alıp., kentlerde klasik aristokrasiyi devridiler.. devlet denilen aygıtı direk hegomanik yapıdan dolaylı hegomanik yapıya dönüştürdüler.. buna devrim deniliyor..ama bu devrim., hırsız baronlara yaradı.. devlet deniler erksel araç kurumsallaştıkça., kendi yapısı içinde., şovalyeler yarattı.. buna bürokrasi-parlamento vs. deniliyor..

eskiden., şövalyeler bir aile/hanedana yada kişiye bağlı idi.. devletin işleyişini bunlara bağlı sürdürürlerdi.. şimdi parayı veren düdüğü çalıyor.. para denilen güç de bu hırsız baronlarda var..

dikkat edilir ise., üretimsel alanlara hiç yatırım yapmazlar erksl zeminlerine oturmaya kalkmazlar.. sadece enerji-bankalar ve ulaşımalanlarını elde tutar böylece tüm üretimsel faliyetleri denetlerler..
ek olarak da devlet aygıtı şovalyelerini(bürokrasi-parlamenter) satın alıp kamuoyu adı altında da basını satın alıp., toplumsal yaşamın işlerini idare ederler..

21.yy. bu., neo aristokrasinin egemenliğini netleştirme ve resmileştirme yüzyılıdır.. buna direneler(sanayici-tivaretçi-orta sınıflar-emekçiler vs.) geçmişin burjuva ve proleterleridir..

19. yy. da yaşananları., burjuvazinin iktidarı alıp., üretimsel ve toplumsal yaşamı ilerlettiği olarak görenler., ve sıranın da işçilere geleceğini sanıyorlardı..işin böyle olmadığını gördüler..
üretici güçlerin ilerlemesinde bir anormal durum yaşanıyor!!
kapitalizm tükendi sıra işçilere gelmişti.. ama., ne toplumun belirli kesimi sadece burjuvazi oldu kalan çoğunluğu da sadece işçi..

aksine., burjuvazinin yerine "yeni"!! bir sınıf erk oldu.. bunun adını bir türlü koyamıyorlar.. çünkü.. ezberde böyle bir şey yok..
burjuvazi dedikleri çatır çatır devrimcilik!! yapıyor.. devlete-ulusal vatana sahip çıkıyor.. üretim-emek noktasında devlete sığınıyor.. ama devlet başkalarının elinde.. 1800lerde tasfiye ettiklerinin yerinde neo-aristokrasi var..

"sanırım".., yine devrimcilik yapıyorlar.. yine devlet-vatan-anti emperyalizm üretimsel alan ve emek kutsallığı vs. üzerinden ahkam kesiyorlar.. yani., klasik-"sol" böyle sanıyor.. 1800'ler yeniden yaşanıyor sanıyor..

kimi., eski değişecek sanıp., liberalizme dalıyor., kimileri de yeninin ne olduğunu görüp., eskiye yani devlet-vatan ve üretime dalıyor.. radikalleri ise., bu burjuvazi peşine takılıp yine kazıklanacağıma devlete-vatana bu sefer sadece ben sahip çıkayım diyor..

tarih tekerrür eder... eder ama bazıları için traji-komik sonuçlar yaratır..

 
#5
bu yazının 3.5 yıl sonrası

3.5 yıl önce bu yazıyı asmıştım.. yazıda., şu cümle önemliydi.. avrupa kapitalist modernitesinin., rudolf hilferding tarafından yayınlanan finans kapital'i ile tartışmaya başladığı "gelecek öngörüsü" aslında olanın tanımlanma çabasıydı..

şimdi bakıyorum.. bu cümle yazıdaki açıklamalarla tamamlanamamış., tam açıklanamamış.. anlatmak istediğim mali oligarşi tarihi idi..
iki ayrı zeminde gelişen ama paralel giden ve bir sermaye-mülkiyet gücünü besleyen iktidar-tahakküm-güç birikimi sürecinin en sonunda mali oligarşi olarak küresel tahakküme dönüşeceği bir tarihsel-toplumsal süreç anlatımı idi..

Britanyalı tarihçi Perry Anderson’un hatırlattığı gibi, 1815 Viyana Kongresi’nde dünyanın beş egemen gücü, Fransa, Birleşik Krallık, Rusya, Avusturya ve Prusya savaşın engellenmesi ve devrimlerin ezilmesi için kafa kafaya vermişlerdi.
..
Anderson’a göre, yeni dünya düzeni ise artık ABD, Avrupa Birliği, Çin, Rusya ve Hindistan’ın oluşturduğu yeni bir gayri resmi ‘Beşli İktidar’ tarafından yönetiliyor. Hem rakip hem suç ortağı olan bu güçlerin oluşturduğu bu ‘tutucu kutsal ittifakı’ dünya için ‘istikrar’ hayali kuruyor.
viyana konferansı(meternick ) sistemi örneği gibi., yeni "watchdoğs"ların bunlar olduğunu iddia ediyor ama kimin adına olduğunu açıklayamıyor.. yada açıklamıyor..

o dönemin pozitivist/burjuva aydınları., sonrasında komünist aydınları viyana konferansını burjuva devrimlerine karşı yapılmış aristokrat/feodal karşı devrim olarak tanımladılar.. yani., kapitalizm!! den yana oldular.. oysa olayın arkasında mali sermayenin genç oligarşik işleyişi vardı.. yazımda belirttiğim gibi., sonrasındaki iki küresel savaş ile tarihsel süreçlerini ilerlettiler..
küresel savaş içinde saydığım Napolyon savaşları dahil., diğer iki küresel savaşın çıkış nedenleri ve amaçlar bir yana sonuç olarak ortaya çıkan ve görülmeyen şey şu idi.. daima mali oligarşinin küresel egemenlik sistemi gelişiyordu..

elbette.. toplumsal tarih kapitalist modernite aydınlarının ve sol versiyonu marksizmin belirtiği gibi nesnel ilerlemiyor.. bu tarihsel süreçte iradeler çatışıyor..
özgürlükçü toplum zihniyeti/uygarlığı ile tahakkümcü toplum zihniyeti/uygarlığı çatışması yaşanıyor ve ayrıca her iki kesim içinde de iç öznel çatışmalar yaşanıyor.. buradaki nesnellik.; çatışan iradelerin her biri karşısındaki iradelerin varlığıdır..
sürecin içinde var olan iradelerin her biri diğer iradeleri tahakkümü altına aldıkça bu iradeler nesnel olmaktan çıkar.. tahkküm kuran iradenin kendi iradi sürecine tabi olur yani işte bu koşulda tabi olan iradenin kendisi irade olmaktan çıkar nesnelleşir..

toplumsal mücadele tarihindeki iki ana zeminden biri olan tahakkümcü(mülkiyetçi-sınıfcı) uygarlığın toplumsal tarih yada tarihsel diyalektik! ilerlemesi budur.. iradelerin çatışması.. bir iradenin diğer iradeleri tahakküm altına alması.. engelsin gördüğü ama önemini es geçtiği anlatım gibi.. "bu güne kadar olan devrimler, bir mülkiyetin bir başka mülkiyete el koymasıydı"..

demem o ki., mali oligarşi tüm mülkiyetlere el koymadı ama tahakkümü altına aldı.. yani mülkiyetçi/sınıflı kapitalist sistemin ana egemeni oldu.. viyana konferansı aşaması ile birlikte eskiden beri olagelen devletler üzerinde mali/finans alacakları üzerinden işleyen denetim pekişti.. ardından yaşanan iki savaş ile süreç daha da ilerletildi..

1900 larla birlikte.. Avrupa dengesi denilen fransa-almanya ve arada İngiltere olayına SSCB olarak rusya ve abd de katılınca., mali oligarşi süreci işleyişinde ciddi değişiklikler yaşandı..
mali oligarşi abd üzerinde fed ile egemenlik kurdu.. fransa ve ingilterede zaten etkindi almanyada ise yenilgiye rağmen Avrupa dengeleri için ayakta tutulan almanya nedeniyle., almanya sanayi burjuvazisi halen güçlüydü bu durum bir sorundu.. Avrupa sanayi sermayesine önemli bir destek sayılırdı..

almanya yenilgiye rağmen sanayi olarak ayakta kaldı çünkü almanyada mali oligarşi operasyonlarını etkisiz kılan ve Yahudi toplumuna dayanan orta çaplı bir mali sermaye gücü vardı.. nazi hareketi üzerinde savaşın ve yenilginin sorumlusu ilan edilen bu kesim ve anti-Sovyet propagandalar sanayi sermayesine bir hedef gösterildi.. el konulan Yahudi sermayeler ve köle işgücü sayesinde almanya sanayi burjuvazisi hızla güçlendi.. almanya devleti üzerindeki bu erksel yapıya ana hedef SSCB gösterildi ama iktidar doğru olanı yaptı önce avrupaya saldırdı.. avrupada var olan devletler içinde sanayi sermayesinden de destek gördü(faşizm).. sonra SSCB ye yöneldi.. uzak doğuda aynı konumda olan Japonya devreye girdince abd devreye sokuldu..

böylece 1900'ların ilk devresi ve savaş bittiğinde dünya yıkıma uğramıştı.. yeniden kuruluş için finans gerekliydi.. işte bu araç abd olarak fed üzerinden devreye sokuldu.. marşal-truman olayı aslında abd hegemonyası değil mali oligarşinin hegemonik programıdır..

evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz.. toprağa dökülen gübre aynı zamanda ayrık otlarına(toplumsal muhalefet) da güç verir..

iki kutuplu soğuk savaş aşaması., mali oligarşinin sıkıntıları aşma tarihsel ilerlemesinin önünü açma aşamasıdır.. reel sosyalizmler bunu göremedi.. hızla güçlü devlet., ulus devlet formatına girdiler.. oysa bu format., mali oligarşinin yarattığı araçlardan biri idi ve tarihseldi.. 1600-1800 arası sanayi burjuvazisinin de işine geldiği için destek gördü ama aslında kendi ayağına sıktığı kurşundu..

milli burjuvazi-milli ekonomi-milli devlet ve devlet ulusu/ulus devleti.. tüm bu kavram ve tanımlar reel sosyalizmin içine sokulan virüstü.. sanayi sermayesi bunun özünde nereye hizmet ettiğini fark etti., geç de olsa ab gibi süreçlerini., küresel sanayi-ticari işbirliği örgütlerini devreye soktu..

gelinen aşamada ingilterenin ab'den ayrılma olayı aslında bu çatışmaların geldiği bir aşamanın bir olayıdır..

ab'den ayrılmayı isteyen "bölüm"e bakın., istemeyen "bölüme".. Londra gibi hem nüfusun hem de finans sermayesinin etkin olduğu "bölüm"ler ayrılmadan yana iken., diğer bölümler birlikte kalmadan yana..

bu "olay"da aslolan nedir??

Avrupa Merkez Bankası (ECB), İngiltere'deki referandumun ardından gerekirse euro ve yabancı para cinsinden ek likidite sağlamaya hazır olduklarını açıkladı. Bankadan yapılan açıklamada, ECB’nin mali piyasaları yakından izlediği ve diğer merkez bankalarıyla yakın temas halinde olduğu bildirildi. ECB’nin gerekirse avro ve yabancı para cinsinden ek likidite sağlamaya hazır olduğu vurgulanan açıklamada, "ECB, bu duruma denetimine tabi bankalarla temas içinde hazırlandı ve Avro Bölgesinin bankacılık sisteminin sermaye ve likidite açısından dirençli olduğunu düşünüyor." denildi.
neden dirençten bahsediliyor.. ortada mali bir deprem beklentisi yada bir egemenlik operasyonu algısı mı? var..
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde, 'yeni ekonomik ilişkilere geçişin yumuşak olması için' İngiliz ve Avrupalı yetkililerin birlikte çalışması gerektiğini söyledi.
eskisi neydi de şimdi yenisi bekleniliyor.. ve bu yeni ekonomik ilişkiler nedir?..
bu soruların yanıtları bu operasyonun aslına işaret eder..
3.5 yıl öncesi bu yazımda bu günleri anlatmaya çalışmıştım.. bölgedeki gelişmeler de bunun dahilindedir.. t.c. akp/tayyip iktidarı da.. almanya aslında dahil olduğu konsept.. o kadar gayret etti ama t.c. yi mali oligarşi denetiminden çıkartamadı yada iktidar ortağı olamadı..
 
#6
"neo-liberalizm" karşıtlığı altında neo-devletcilik

ingilterenin derdi!! bizim ulusalcıları gerdi..

avrupa sağı ve türkiye nasyonalist solu bir noktada birleşti.. ingilterenin ab'den ayrılma kararını olumladılar ve gerekçeleri aynı.. gerekçeler aynı ise bunlar aynı küresel tabaktan otlananlar oluyor.. yani mali oligarşi otlağındalar..

alaylı ve hakaret içeren cümleler kurdum çünkü konuyu o kadar ahlaksızca işliyorlar ki., hak ediyorlar..

avrupa sağının derdi belli.. avrupa birliğinden bekledikleri avrupa ulusu formatıydı.. kutsal roma-cermen ulus devlet formatı.. bunların dışında bir de devlet ulusculuğunu savunanlar vardı.. ab süreci gösterdi ki., süreç kutsal roma-cermen ulus devletine evrilmeyecek., konfederasyon olarak eşit halklar!! üzerinden biçimlenecek ve böylece klasik avrupa elit ulusculuğu bitecek.. aynı şekilde avrupa içinde farklı farklı ulus devlet formatının bittiği de görüldü.. bu devletlerin üstünde ayrı bir otorite oluşuyor..
panik yaptılar..

sanayi sermayesi klasik ikilem içinde.. dar ulus devlet çerçevesi kendini koruyor ama yayılmasına engel.. yayılma ise savaşlar ve kayıplara neden oluyor.. ab birliği ise her koşulda sanayi sermayesine yayılma(serbest ticaret., ucuz emek olanakları vs) olanağı sağlıyor ama aynı zamanda ab birliği üzerinden mali oligarşi tahakkümü artıyor.. dar ulus devlet formatında toplumsal destek üzerinden iktidar olma yada ortağı olma olanakları var..
ab birliği hukuku-ilkeleri ve işleyişi ve denetimleri dar ulus devletten olabildiğince yararlanma olanaklarını sınırlıyor.. çünkü., toplumsal yapı üzerinden erk alanında etkin olma olayı ab ilke ve işleyişi yüzünden azınlıkların siyasi varlığına olanak sağlıyor yani dengeyi koruyor..
londra belediye başkanı angl-sakson değil.. avrupa parlamentosunda avrupalı kökenli olmayan bir sürü etkin siyasetci var..
avrupa sağı., 1. dünya savaşı sonrası almanya gibi.. tek ve etkin bir toplumsal taban istiyor., diğerleri bu tabana tabi olacak.. bu format aslında mali oligarşinin de işine gelir.. hammadde-ucuz işgücü ve özellikle enerji gereksinimleri nedeniyle sanayi sermayesinin işine gelmez.. merkezi güçlü bir ab işleyişi de mali oligarşinin işine gelir., yerelden merkeze yetki olarak konfederal işleyiş işine gelmez..

ab süreci bu ikilemi yaşıyordu.. merkezi bir ab ile konfederal bir ab.. konfederal ab işleyişi devletler(ulus) üzerinden mi? yoksa devletler dışı bölgeler üzerinden mi? olacak.. ikincisi., yerelden özerk yönetimler formatı olarak ilerisi için sakıncalıydı.. bu sefer., devletin erksel denetimini azaltan yerele özrklik tanıyan ama ab merkezli bir denetim aracı yaratan tarza yönelindi.. bu süreç de haliyle ab merkezi yönetim nasıl olacak sorunu ile karşılaştı yani hangi güçlerin başatlığında..

ingiltere operasyonu bu aşamaya sistemli bir müdahaledir..

ab süreci bitmez.. ama ab süreci merkezi güçlü bir ab olarak format alıp devam eder.. merkeze bağlı devletler olarak format alır..
ingiltere ayrılma sürecinde ağzının payını alacak.. ama bunu yapabilmek için ab merkezileşmek zorunda.. ab merkezileşmesi ise mali oligarşi denetiminin artması demektir.. çünkü., artık bir merkezle muhatap olacaktır..

kapitalizm yani mülkiyetçi sistem merkezileştikce hegemonyasını artırır ve sürekli kılabilir.. devletler üzerinden merkezileşme sakıncalı değildir., hatta devletler gereklidir ama sadece dükalık olarak işleyen devlet formatı.. devletlerin erki yerellerle paylaşması bu formatın işine gelmez..

avrupa sağı ve türkiye nasyonalist solu bu anlamda neo-liberalizm diye bir şey uydurup., merkezi devlet., anti yerel özerklik formatını işletiyorlar.. sanki yerellerin özerkliği liberalizmmiş., anti liberalizm de devletcilikmiş gibi..

solhaberdeki yazıları okuyun..

"İngiltere'de ortaya çıkan iradeyi selamlıyoruz" diyen Komünist Parti açıklamasında, "Komünist Parti bu iradeyi selamlar ve İngiltere’de emekçi sınıfların çıkarlarını savunan güçlerle olan dayanışmasını bir kez daha dillendirirken önümüzdeki dönem işçi sınıfının bağımsız siyasal hattının güçlendirilmesinin daha da büyük önem kazandığını hatırlatmaktadır" dedi.
ab ye hayır diyen güçler kimler ki., bunlar., İngiltere’de emekçi sınıfların çıkarlarını savunan güçler oluyor.. bilelim de biz de varsa t.c. içindeki bu güçlere destek çıkalım..

en çarpıcı cümle de altta..
Komünist Parti bu iradeyi selamlamaktadır çünkü Avrupa’nın devrimci güçleri İngiltere’deki referandum kampanyası boyunca “AB karşıtı” pozisyonu milliyetçi/ırkçı kimi güçlerin tekeline terk etmemiştir. biliriz bunlar., kemalizmi-bayrağı-milliyetciliği(vatanseverlik-ulusalcılık) hatta jakobenizmi ve robespiyeri de kimselere bırakmayacaklarını söylüyorlar..
http://haber.sol.org.tr/toplum/komunist-parti-ingilterede-ortaya-cikan-iradeyi-selamliyoruz-160273
ingilterenin ab birliği içinde olması ya da olmaması işçi sınıfı açısından ne ifade eder!!.. şöyle sorayım.. olmaması ne?! ifade eder.. ab emperyalist birlik tamam da ingiltere de sömürge değil ya.. :D
ama.. bu "komünistlerin" yada nasyonal sosyalist işçi sınıfı partilerinin derdi.. ulusal egemenlik.. yani devletin egemenliğidir.. ingiltere devleti yarın.. ingiliz kökenli olmayan işçiler ya köle olarak çalışabilir yada naş dediğinde ab ilkeleri işlemeyecek.. boşuna demiyorlar.. ulusalcılığı ve bayrağı kimseye bırakmayız..

aynı format birgün gazetesinde de var.. ama her zamanki gibi ödp ve kurmayları sessiz şimdilik tetikçi kullanıyorlar..

http://www.birgun.net/haber-detay/neo-liberalizm-brexit-e-goturdu-117631.html
 
Üst