kent yoksulları ve kentli

#1
öncelikle.. bu konuyu aşağıdaki linklerde yapıaln tartışmalara katkı anlamında açtığımı belirteyim..

http://www.enternasyonalforum.net/turkiye-solu/10489-halk-meclisleri-cephe-ve-dhkp.html

http://www.enternasyonalforum.net/d...i-bolivarci-elitler-ve-yoksul-komunarlar.html

kent yoksulları.: anlam olarak bakıldığında kentlerin yoksul tabakaları olarak içerik alıyor ama bu bir sınıf mı?dır..
marksist sınıf tanım ve litaratürüne göre değildir.. ama genel sınıf tanımına göre bir sınıftır..
sosyal olarak bir sınıftır.. ekonomik olarak da bir sınıftır.. yine de içeriğine girdiğimizde içinde farklı sosyal-ekonomik sınıfları da taşıdığından bu sefer sınıflar dışında bir tanım demek gerekir.. ama bilinen!(marksizme göre) işçi sınıfı tanımında da içinde aynı tabakalaşma mevcut.. vasıflı işçi-vasıfsız işçi.. sezonluk işçi büyük sanayi işçisi vs. vs. hatta etnik ve cinsel ve dahi kuşak olarak da ayrım vardır..

demekki her tanım gibi bu tanımda tartışmaya açık..

kent yoksulları tanımını netleştirebilmenin en kesin yolu.. bir kenttin gelir seviyesi piramidinde en altta kalanlar demek gerekir.. ama bu sefer de neye göre yoksul., yada yoksulluk derecesi ve biçimleri tartışması başlar..

örneğin.; antalyada yaşayan ama evinde kliması olmayan., plaja gidemeyen., haneye giren geliri ile sosyal faliyetlerde bulunamayan ama düzenli bir sanayi işçisi olan ile yine aynı yerde aynı geliri olan ama "babam sağolsun" misali arsadan dolayı bir kaç daire sahibi olduğundan artı kira geliri olan yada köyden geliri olan., işçi arasındaki kent yoksulluğu tespiti yapmaya kalktığımızda her ikisi piramidin neresinde yer alır..

bana göre.. "bilinen" 1800'lerin zincirlerinden başka bir şeyi olmayan proleterya tanımı artık anlamsızlaşmaya başladığından dolayı böyle tanımlar ortaya çıkmaya başladı..

1930-70 arasında bir kentin devlet memuru kent yoksulu tanımına girmezdi.. ama ayakkabı tamircisi girerdi.. mahalle bakkalı girerdi.. terzi girerdi.. küçük sanayilerde çalışan işçiler girerdi.. hatta bazı büyük sanayilerde çalışanlar da girerdi.. devlet memuruna kız veren kızını devlete vermiş kadar işi önemserdi.. :D

yaşam bazı "bilimsel" teorileri adam ediyor.. döve döve ediyor.. ama hala direnenler kent yoksulları diyerek muhafakazarlığa devam etmeye çalışsa da olmuyor..

aslında lafı bu kadar uzatmadan kent yoksulu gökten düşmediyse tarihsel bir süreci var diyerek konuya girecektim ama bunları yazmadan anlatamazdım..
 
#2
kent tanımının bir tarihi ve de tarihsel süreci varsa bunun yoksulunun da vardır elbet..

kent.; yerleşke anlamına gelse de asıl olarak yerleşiklik-yerleşkeden daha farklı bir anlam taşır.. köy de bir yerleşkedir ama kent daha çok ekonomik-siyasal olarak merkez anlamını taşır..

site(tarım dışı ekonomik faliyetlerin ve siyasal faliyetlerin merkezi bir yerleşke) yada burg(hisar-kale anlamındadır ama site ile aynı içeriksel işlevselliğe sahiptir) farklı anlamlar taşısa da işlevsel olarak ekonomik-siyasal merkez olarak tanımlanmıştır..
tarihsel olarak ilk bilinen kentler sümer siteleridir.. daha sonra antik yunan tarihinde ve 1600'lerden sonrada avrupada burg-kent olarak isimlendirilir.. tarihsel süreçleri devlet ile paraleldir..

kentler.; tarımsal ve tarım dışı üretimsel ekonomik faliyeletlerin yapılmadığı ticaretin yapıldığı veya hem ticaretin hem de siyasi yönetsel merkezlerin olduğu yerlere denirdi.. toplumsal yaşamın tüm ekonomik ve insan yükünü çeken köyler olmasına karşın ticaret ve yönetsel merkez olmalarından dolayı kentler ayrıcalıklıydı..
iktidarsal tahakküm-hiyerarşinin sermaye ile paralel biriktirildiği zeminlerdi.. yani mülkiyetin içinde geliştiği bataklıklar da diyebilirim.. ama ne yazıkki tarihe uygarlık merkezleri olarak "yazıldı"..

bir bölgedeki ekonomik-siyasal hegomanyayı kentler ve kent üzerindeki erksel sınıflar belirlerdi.. merkezi(kenti-burgu-siteyi) ele geçiren bölgeye ve bölgedeki tüm toplumsal faliyetlere hakim olurdu..
kentli ile köylü arasında bu anlamda sosyal bir statü farkı vardı.. günümüze kadar da bu hiç değişmedi.. toplumsal devrim mi? yapacaksın.. kenti ele geçir.. marks buna siyasi devrim dedi ve pd tanımını ortaya koydu.. gerisi... "eskisi gibi" gelir.. yani iktidarı al gerisi gelir..

bu anlamda kent ve kentli çok önemsendi.. emek faliyetleri ve emekçi tanımı bile bu mülkiyetçi uygarlığın kent ve kentli tanımlarına göre belirlendi.. toplumsal yaşamın temel üretimsel alanları olan kırlar ve kır emeği es geçildi..

proleterya.; emeği tanımlayan bu kelimenin kökeni ve tarihsel geçmişi ve zeminlerinin emek ile hiç bir ilişkisi yoktur..
proleterya döneminde bir sınıftır ama emek sınıfı değildir.. kentte yaşayan özgür ama bir sermayeye sahip olmayan serseri tabakasının adıdır.. piyade., paralı askerlik., gayrı meşru işler vs. gibi faliyetler bu sınıfın işleridir ama emek faliyetleri serf ve kölelere aittir.. yani emekçi tanımının tarihsel kökeni serf ve kölelere dayanır bu proleterlere değil..

peki.. neden? serf ve köle yerine proleterya sınıfsal kökenli bir tanım seçildi..
çünkü konu!! kent ve kentli ile devam etmeliydi.. uygarlık tarihi bu değil mi!!..

şimdi de kent yoksulları tanımı ortaya sürülüyor.. doğru bir tanım ama ona yüklenen misyon ve köken tıpkı proleterya tanımı gibi eksik-yanlış ve sakat..

kent yoksulları denilen tabakanın çoğu hatta hepsi diyebilirim.. köy kökenli kesimler ve onların bir kuşak sonrası oluyor.. okuyabilenleri "sınıf" atlıyor.. sürekli ve iyi ücretli işçi olanlar sınıf atlıyor.. devlet memuru olanlar vs. sınıf atlıyor ama geri kalan çoğunluk işsiz yada geçici işler yapan yada yoksul esnaf pazarcı vs. olarak kent yoksulları sınıfını yaratıyor..
zamanla.. okuyanı da kent yoksulu tabakasına dahil oluyor., işten atılanı da.. "işi rasgitmeyen" esnafı da.. düşük ücretle çalışanı da.. köyünden sürüleni de.. emeklisi de..

yaşam standartları da değil., o kentin yaşam faliyetleri standartı altında kalan her kesim kent yoksulu tabakasına dahil oluyor.. zaman içinde her aileden en iyi ihtimalle., bir yada iki çocuk dışında geri kalan genç nüfus bu tabakayı çoğaltıyor..

kent yoksulları.; sosyal-kültürel-cinsel ezilmişliklerinin üzerine bir de yaşamsal faliyet standartları düşük yada belirsiz bir ezilmişlik ekliyor.. bu bir toplumsal travmadır.. toplumsal travmalar toplum mühendisliğinin en iyi işletildiği zeminlerdir..

aleviler., ekonomik zeminlerden öte sosyal zeminlerde eziliyor ve sol yada solumsu(laik) sistem güçlerine malzeme oluyor.. buraya yönelmeyen sol içinde çare arıyor ama dar anlamda arıyor..
kürtler ve diğer ezilen halklar.. devletin şiddetine ve devlet eli ile işletilen toplumsal şiddete maruz kalmadan yaşayabilmek için sistemin islami güçlerine yada laik güçlerine yöneliyor.. kürt özgürlük hareketi kürtler nezdinde bu yönelmeyi kırabildi ve doğru zeminlere çekebildi ama diğerlerinin çok azı hala devletin yada laik-cumhuriyetçi solun peşinde..
emekçi kesimi.. kendi ekonomik sınıf temelinden çok uzak yada bu zeminde iyi ücretle sınırlı olarak kendilerine güç arıyorlar ve haliyle genelde devletin aracılarına yada dolaylı devletin aracılarına yem oluyorlar.. bu kesimin kürtler ve aleviler dışında kalan kesimlerinin çoğu bu hallerdedir..

toparlarsam..
kent ve kentli nedir? tarihsel kökleri ve hizmet ettiği zemin nedir? çözümleyemez ve kırsalın karşısında tercih olarak görürsek., sisteme hizmet etmekten öteye adım atamayız.. bu anlamda kent yoksulları tanımı tehlikeli ve sakattır..

kent yoksullarını bu zeminlere düşüren koşulları ele almalıyız.. kırları yeniden yaşanabilir hale getirecek çözümler bulmalıyız ve en önemlisi bu kent yoksullarıın kır ile olan bağlarını yeniden kurmalıyız.. yada anımsatmalıyız..

batıda.. kendi rızası ile kırdan kopan ve çeşitli gerekçeler bulan kesimleri iyi inceledim.. çoğu yıllarca ücretli köle olarak yaşadı ve emekli köle olarak öldü.. kırsalda kalsa idi çok daha fazla kazanmazdı ama bu kadar sefil yaşamazdı.. ve kentli olarak çürümez., kent yoksulu tarlası olmazdı..
 
#3
öncelikle kentleri metropol kentler ve taşra kentler olarak iki kategoriye ayırmak gerekir., çünkü her iki kategorideki kent yoksulları profili ve konumu farklıdır.. tıpkı almanya gettolarda yaşayan ama türkiyeye geldiğinde varsıl sayılan almancılar gibi..

metropol kentlerin kent yoksulları varoş tabir edilen kenar mahallelerde yaşardı.. şimdi iş değişti.. kent merkezi dışında özel sitelarde varsıllar yaşarken., merkezlee yakın yada salaş hale gelmiş merkzelerde yoksullar yaşıyor.. kentsel dönüşüm denilen şey bu duruma bir müdahaledir.. ya alışveriş ve yaşam komplekslerine dönüşüyor yada özel dizayn edilmiş yerleşkelere(rezidans yada özel siteler)..

peki yoksullar nereye itiliyor..
yoksullar ister istemez kentin daha dışına itilmekte ama bu sefer ahalle yaşamı değil., yalıtılmış yaşam içeren yüksek apartman(toplu konut) işçi yada halk sitelerine tıkılmaktadır.. 10-15 katlı bu toplu konutlar ailelerin komşuluk ilişkilerini yıkmaktadır.. yani sosyalleşmeyi öldürmektedir.. yine yakın akrabaların yada geniş ailelerin bir arada(yakın binalarda) yaşam ilişkileri bozulmaktadır..

kısaca.. kent yaşamı yeniden dizayn edilmektedir.. ama bu sefer ketlinin sosyal yaşam ortak alanları yok edilerek., sınıfsal farklılıklar yerleşke olarak ayrıştırılarak bu yapılmaktadır..

yaşı artık elliyi geçmiş olanlar anımsar.. eskiden mahalle toplanır pikniğe giderdi.. bu bir toplumsal aidiyetlikti.. artık yok.. eskiden mahelle takımları olurdu artık bu da yok.. kentlerdeki göstermelik ve kısa zamanda mezbeleye ve tinercilerin mekanına dönüşen çocuk parkları da yok.. paran varsa çocuk oyun sanayileri ve paran varsa piknik alanları sanayileri var..

demem o ki.. bu gelişmeleri göremez ve çözümleyemezsek., çözüm üretemeyiz.. toplumsal yaşamı örgütlemeyi bırak toplumsal muhalefet bile örgütleyemeyiz..

sosyal medya!!.. bu yeni terim abartılarak devreye sokuluyor.. mısırdaki isyan sosyal medya üzerinden örgütlenmiş.. duydunuz mu.. almanyadaki parti sosyal medya üzerinden örgütlenmiş.. miş miş. miş..

olacak iş mi.. sesinin tonunu-tınını duyamadığın.. cinsini-cibilliyetini bilemediğin bir ortamda sosyal ve hatta siyasal ilişki yaratıyorsun!!..
elbette sosyal medya bir araç ve kullanım anlamında yararlı çok yanı var ama ana araç olamaz.. sakıncalı çok yanı var.. kentleşme!! dedikleri "ilerleme" gibi bu sosyal medya!!da çok tehlikelidir.. ve paralel ilerliyor..

çağın mülkiyetçi uygarlık altındaki ilerlemesi sonucu ortaya çıkan sistem geriye döndürülemez ama içindeki yararlı yanları sahiplenip., zararlı yanları öncelikle örselenip-etkisiz hale getirilip., yerine doğrular konabilir yada bu zeminlerden uzak durulabilinir..

geçmişte(1800'ler) gibi sınıf indirgemeciliği yapıp işi analitik dar bir sınıf anlayışı ile ele alamayız.. kent yoksullarını da böyle ele alamayız.. alırsak., mülkiyetçi,uygarlığın "ilerlemesi"ne hizmet ederiz..

bize gerekli olan bu mülkiyetçi uygarlığın ilerlemesine engel olacak araç ve zihniyet yaratımlarıdır..

basit bir örnek vererek konuya yine ara vereyim..

örneğin..; köyü ile bağları devam eden aileler., kentlerdeki gelirlerinden köydeki yaşama destek sunarken., köydeki üretimlerden de kentteki yaşamlarına destek alabilirler.. bu koşulları yaratacak ortak faliyet araçları yaratılabilinir..

yıllardır yoğurdu kendimiz yaparız.. bir süt toplayıcı ile sohpet ederken., gittiği köylerden köy peyniri talep ettim.. güldü.. bana süt satan köylü peyniri ve dahi yoğurdu bizden alır..
evde ekmek yapan köylü kalmadı.. o berbat beyaz ekmeği(francala bir zamanların lüks yiyeceği) alıyorlar.. bir pazarcı düzenli köy ekmeği getirir.. yıllardır alırım.. devam edilsin diye müşteri topladım.. bazen iyi çıkmıyor.. ben kendileri nasıl yiyorlar biraz dikkat etsinler dedim.. o da güldü.. onlar beyaz ekmek yiyor dedi..

demem o ki.. çözüm yok mu var.. ayrı bir konu ama asıl anlatmak istediğim şey.. kent yoksulları tanımı üzerinedir.. haneye giren maddi, gelir olarak bakmamak gerekir.. yaşam biçimi anlamında bakmak gerekir ki.. ne alt sınıf kentliye ne de orta sınıf kentliye dahil olamayan arada derede kalanlar asıl isyancılar oluyor.. gezi bunlardan müteşekkildi.. kent yoksullarından değil.. bu bizim işçi sınıfı partisi hikayelerimiz gibidir..

şimdilik bu kadar.. devam edeceğim..
 
#4
''metropol kentlerin kent yoksulları varoş tabir edilen kenar mahallelerde yaşardı.. şimdi iş değişti.. kent merkezi dışında özel sitelarde varsıllar yaşarken., merkezlee yakın yada salaş hale gelmiş merkzelerde yoksullar yaşıyor.. kentsel dönüşüm denilen şey bu duruma bir müdahaledir.. ya alışveriş ve yaşam komplekslerine dönüşüyor yada özel dizayn edilmiş yerleşkelere(rezidan s yada özel siteler)..''

Evet artık mesela İstanbul'un göbeğinde, en merkez yerlerinde sistemin varoş diye tabir ettiği emekçi kesimlerin yaşadığı mahalleler var. Ama buralar önceden merkez değildi. Yada merkezin önemsemeyen, kenar, ihtiyaç duyulmayan yerleri olarak görülüyorlardı. Ancak şehrin büyümesi ve genişlemesi sonucu gitgide önemli yerler haline gelmeye başladılar. Okmeydanı çevresi buna örnektir. İstanbul'un en merkezi yerlerinden birinden bahsediyoruz ama ağırlıklı nüfusunu emekçiler oluşturuyor, binalar veya evlerin çoğu eski. Mecidiyeköyün önemli bir bölümüde bu kapsam dahilinde. Artık İstanbul genişlemesinin son aşamasına varmaya başladı. Ve bu nedenle artık zenginler için yada belli bir gelir seviyesinin üstündeki kimseler için şehir dışına, merkeze uzak yapılan yerlerin sonu geldi. Bu nedenle merkezi, İstanbul'un göbeğini dönüştürmeye çalışıyorlar. Beyoğlu, Mecidiyeköy, Beşiktaş gibi bir çok merkezi yeri kentsel dönüşüm kapsamına dahil edip buralardaki emekçi nüfusu şehir dışı yerlere çıkarmaya çalışıyorlar. Benim gözlemlediğim buralardaki bir çok kesim de ne olduğunun farkında değil. Yani kentsel dönüşüm kendisine fayda, kar getirecek diye görüyor. Ancak olacak olan son tahlilde buralardan süpürülmeleri olacak. Dönüşümün yaşandığı bir yerde esnafın artık orada tutunması yada dönüşüm kapsamına giren binaların maliyetlerinin bir bölümünü oraların yoksul halkının karşılaması mümkün değil. Birde sistem bunun üstüne cazip rakamlar sunup o bölge insanının oradan çıkmasını kendi rızasıylada sağlıyabiliyor. Ancak kentsel dönüşümün şöyle bir çelişkisi de var. Evet emekçileri, yoksulları merkezden uzaklaştırmaya çalışıyor, onların sosyal bağlarını, tarihsel-kültürel dayanışma geleneklerini dağıtıp emekçilerin olası etkilerini, patlamalarını dizginlemeye yada etkisileştirmeye çalışıyorlar ama diğer taraftan kapitalist sistem merkezde yaşamaya başlayanlarıda emekçi ve devamında yoksul hale getirmeye başlıyor mevcut düzende. Nitelikli olarak tabir edebileceğimiz, önemli üniversitelerden mezun olmuş, orta sınıf, orta üst ailelerden gelen bir çok öğrenci, genç mevcut ekonomik düzende esnek çalışma, güvencesizlik gibi bir çok nedenle kent yoksullarına yaklaşmaya başlıyor.

''asıl anlatmak istediğim şey.. kent yoksulları tanımı üzerinedir.. haneye giren maddi, gelir olarak bakmamak gerekir.. yaşam biçimi anlamında bakmak gerekir ki.. ne alt sınıf kentliye ne de orta sınıf kentliye dahil olamayan arada derede kalanlar asıl isyancılar oluyor.. gezi bunlardan müteşekkildi.. kent yoksullarından değil.. bu bizim işçi sınıfı partisi hikayelerimiz gibidir.. ''

Evet Beyoğlunun göbeğinde başlayıp İstanbul'un ve devamında Türkiye'nin tümünü saran Gezi isyanının dinamiğini ne tam anlamıyla kentin en yoksulları sayabileceğimiz kesimler nede orta üst tabakaya dahil edebileceğimiz kesimler oluşturuyordu. Özgürlükçülük ve aydınlanma ekseninden ayağa kalkan öğrenci veya genç çevrelerden oluşan kesimlerdi Gezi'yi ateşleyenler. Ancak bu kesimlerin sıkıntısı bu bilinçlerini ekonomik bir eksenle birleştirememeleriydi bence. Mesela meşhur sloganlardan biri şuydu ''Gündüz işte akşam direnişteyiz''. İyide gerçek anlamıyla bir direniş ancak gündüzü, işi de bu kapsama dahil etmekle olur. Ancak işin hala belirleyici olduğu, direnişin bile iş ekseninden devam ettirildiği bir bileşimin isyanı sınırlı olmaya mahkumdur. Dediğim gibi bunda en önemli nedenlerden biri bu kesimler her ne kadar gitgide yoksullaşsa da hala kaybedecek şeyleri olduğunu düşünüyorlar, gerçekten var kaybedecek şeyleri de ve bu yüzden sistemden kopamıyorlar. Dolayısıyla bu kesimlerin ekseninde olduğu hareketlerin militanlığı ve radikalliği sınırlı ve geçici oluyor. Zaten Gezi'nin fitilini her ne kadar bu kesimler ateşlesede Gezi'nin alınmasını sağlayan ve Gezi'nin tüm İstanbul'u sarmasını sağlayan, şehrin yoksul kesimlerinden gelenler ve onların öncüleriydi. Zaten Gezi'nin devam günlerindede gördüğümüz gibi şehrin ezilmiş noktalarından gelenler ve onların öncüleri direnişi devam ettirmeye, büyütmeye çalışmış mesela İstanbul'da başbakanlık ofisi üzerinden merkeze veya iktidar açısından sembolik yerlere yönelmeye çalışmış ve mücadele etmişken, Gezi'yi ilk etapta başlatanlar parkın içine çekilmiş ve devamında pasifist bir tarzla polisin onları oradan atacağı günü beklemişlerdir. Dolayısıyla varmak istediğim nokta; sizin bahsettiğiniz, Gezi bunlardan müteşekkildi dediğiniz kesimler asıl isyancı olamazlar. Çünkü hayat onları bu noktaya getirmiş değil ama getirmeye doğru gidiyor. Asıl isyancılar dibe vurmuşlardır yani zincilerinden başka kaybedecek hiç bir şeyi olmayanlardır. Zaten pratiğe de baktığımızda kaybedecek bir şeyi olmayanların radikalliği,direnişi çok daha keskinken o mahallelerde en ufak yürüyüşü polis saatlerce bastıramazken, daha henüz tam anlamıyla yoksullaşmamış insanların yaşadığı mahallelerde, bölgelerde bir yürüyüşü, eylemi polis bazen yarım saat en fazlada 2-3 saat içinde bastırıyor. Hemen yanınızdada cafelerin, barların bazen eylem zamanı açık olduğunu veya en kötü eylem sonrası açıldığını insanların kolayca eğlence hayatlarına dönebildiğini görüyorsunuz.
 
Son düzenleme:
#5
öncelikle analiz-çıkarsama-çözümleme-ve tepitler yapma zeminlerinde., yöntem-biçim tartışılmalıdır..
genelde.. yaşama bakıp., çıkarsamalar içinde tespitler yapıyoruz.. aslında teorize ediyoruz.. sonra yaşama dönüp burada bu teorimize veriler arıyoruz.. normalde bu böyle işler ama arada "ince" bir fark vardır..
çıkarsamalarımıza(tespitler ve teorize edilmiş konular) veri ararken belirleyici olan bilincimizdeki teoriye uygun olanı aramak(algıda seçicilik) mi? yoksa yaşamdaki geçerliliği mi?.. yani yaşamda veri ararken aynı zamanda bilincimizdeki teoriyi sorgulayarak mı? bunu yapıyoruz..

genelde böyle işlemiyor.. teori yaratılıyor.. ona uygun veriler toplanıyor., uymayan "uyduruluyor"

gezi süreci de böyle ele alındı..

gezi süreci balngıcı yeşil alan koruması amaçlı bir kesim kent aydınları tepkisiydi.. bunlar kent yoksulu değildi.. yaşam standartları kent yoksulu üzerinde olan ama orta sınıf kadar standart yakalayamamış olanlardı.. hatta çoğu aileden gelen standart avantajları ile yaşayan kent alt elitleri idi.. bu aşamada ne kent yoksulları ne de türkiye solu radikalleri ve diğerleri olayla ilgili değildi.. hatta radikaller yeşilciler diye küçümsüyordu..
öncelikle bu gerçekliği tartışalım diyeceğim.. çünkü bu gerçeklik yok farz ediliyor..

daha sonra sırrı süreyya katlımı ile medyaya yansıdı ve katılım genişledi.. devletin şiddeti artınca devlete yada hükümete(akp) tepkili olan her kesim olaya kendi "çzigisinde" daldı.. ve yayıldı..

gezi süreci parladı ve söndü ama bu arada herkes tarih!! yazdı.. her kesim kendince yazdı..

Evet Beyoğlunun göbeğinde başlayıp İstanbul'un ve devamında Türkiye'nin tümünü saran Gezi isyanının dinamiğini ne tam anlamıyla kentin en yoksulları sayabileceğimiz kesimler nede orta üst tabakaya dahil edebileceğimiz kesimler oluşturuyordu. Özgürlükçülük ve aydınlanma ekseninden ayağa kalkan öğrenci veya genç çevrelerden oluşan kesimlerdi Gezi'yi ateşleyenler.
altını çizdiğim bölüm yaşamın gerçekliğidir.. ama şu anlamda.. Gezi isyanının dinamiği yani hareketli kesimi anlamında ise doğrudur.. ama şu da değildi.. Özgürlükçülük ve aydınlanma ekseninden ayağa kalkan öğrenci veya genç çevrelerden oluşan kesimlerdi Gezi'yi ateşleyenler .. işte bu yanlış bir tespit.. geziyi isyana çevirenler sürece katılan örgütlü kesimlerdir.. özellikle de radikal sol kesimler.. gerisi kalabalık yaratanlardır..

senin.. özgürlükçü-aydınlanmacı dediklerin tkp-ödp-hkp-vp gibi cumhuriyetçi nasyonalistler ve chp-solcuları oluyor.. gezi sürecine katılma nedenleri sadece akp karşıtlığıdır.. yani onlara göre eski cumhuriyet(1.) aydınlanmacı-özgürlükçü ama akp cumhuriyeti gerici oluyor..

Gezi'yi ateşleyenler. Ancak bu kesimlerin sıkıntısı bu bilinçlerini ekonomik bir eksenle birleştirememeleriyd i bence. Mesela meşhur sloganlardan biri şuydu ''Gündüz işte akşam direnişteyiz''. İyide gerçek anlamıyla bir direniş ancak gündüzü, işi de bu kapsama dahil etmekle olur.

gezi analizi içinde sunduğun bu söylemi nereye yerleştireyim.. nasıl bir anlam yükleyeyim.. bilincinde yarattığın teorme göre yazmışsın..

gezi bir siyasi ayaklanma değildi.. politik bir hareket yada hareketlerin politik bir çıkışı hiç değildi.. bu anlamda.. ekonomik bir eksenle birleştirme gibi bir mevzu olamaz.. gezi olayının zemini ekonomik değil.. ne olacaktı.. gezi parkı ve fabrikalar tarlalar emeğin olacak iktidara yürüyoruz mu?.. bu hayali kuran ve yazan bol oldu ama yaşamın gerçeklikleri dışındadır..

oysa gezi dediğimiz olay şudur..
kentli yaşamına yapılan olumsuz müdahalelere bir de devletin aşırı şiddeti eklenince toplumdaki tüm tepkili kesimler ortaklaştı.. buhar/istim çıktı.. kazan kaynaması da bitti..
içine dahil olan politik hareketler buradan ne çıkarttı ve geziyi nereye evirdi.. dersen.. kocaman sıfır ve hikayelerle dolu hamaset anıları..

çünkü......
1- gezi sürecine katılan kitleler kent yoksulu değildi.. onlar kendi varoşlarında kendi zeminlerine göre isyanı işletti.. ama bu isyana kentli aydın kesimden ne destek ne de sahiplenme geldi.. hatta yer yer aşırıya gidiliyor eleştirileri geldi..
2- geziye katılan kent aydın ve alt elit tabakasının derdi akp idi.. kent yoksulları ile ortaklaşma gibi amaç ve hevesleri de yoktu..
3- gezi üzerinden sistem sorgulaması yapılmadı.. yani sistemin demokratikleşme anlamında geniş bir perspektifle ortaklaşacak bir toplumsal muhalefete evrilme hasapları yapılmadı.. bu anlamda forumlar.. sadece kendini ifade etme., istemediklerini dışlama alanlarına dönüştü..

kısaca.. gezi.; yaşam içinde spontane ortaya çıkan ama yakalanıp., yelkenlere doldurulup., seyrüsefere döndürülemeyen bir rüzgar olarak tarihe geçti..
gerisi hamaset hikaye ve avunma ve ölümler üzerinden köfte çıkartmadır..

bir gezi analiz-tespiti yapılacak ise.. türkiye solunun ne kadar dağınık ve beceriksiz ve ufuksuz olduğunu ispatladı demek gerekir.. elbette önemli olduğunun da ispatıdır..
yani..
Asıl isyancılar dibe vurmuşlardır yani zincilerinden başka kaybedecek hiç bir şeyi olmayanlardır. Zaten pratiğe de baktığımızda kaybedecek bir şeyi olmayanların radikalliği,direnişi çok daha keskinken o mahallelerde en ufak yürüyüşü polis saatlerce bastıramazken, daha henüz tam anlamıyla yoksullaşmamış insanların yaşadığı mahallelerde, bölgelerde bir yürüyüşü, eylemi polis bazen yarım saat en fazlada 2-3 saat içinde bastırıyor. Hemen yanınızdada cafelerin, barların bazen eylem zamanı açık olduğunu veya en kötü eylem sonrası açıldığını insanların kolayca eğlence hayatlarına dönebildiğini görüyorsunuz. doğru analiz-tespit budur.. neden? böyle sorgulamak ve tartışmak gereklidir.. hamaset yapmak değil.. ama türkiye solu.. geziyi hamaset ile anmaktadır..

kent yoksulları kent ve kır bütünlüğünde ele alınıp ve sosyal-kültürel vs. yanları ile ele alınmalıdır.. analitik kaba teorilerle anlaşılamaz..

tarih bu anlamda derslerle doludur.. paris kentinde komün kurduğunda kırsalı/taşrayı es geçersen., kırlardan şehirlere fethi egemenler yapar.. sen değil..

not.. varto ayaklanmasını bir düşün ve analiz et derim.. önemli deneysel olgular taşıyor..
 
#6
''gezi süreci balngıcı yeşil alan koruması amaçlı bir kesim kent aydınları tepkisiydi.. bunlar kent yoksulu değildi.. yaşam standartları kent yoksulu üzerinde olan ama orta sınıf kadar standart yakalayamamış olanlardı.. hatta çoğu aileden gelen standart avantajları ile yaşayan kent alt elitleri idi.. bu aşamada ne kent yoksulları ne de türkiye solu radikalleri ve diğerleri olayla ilgili değildi.. hatta radikaller yeşilciler diye küçümsüyordu..
öncelikle bu gerçekliği tartışalım diyeceğim.. çünkü bu gerçeklik yok farz ediliyor..

daha sonra sırrı süreyya katlımı ile medyaya yansıdı ve katılım genişledi.. devletin şiddeti artınca devlete yada hükümete(akp) tepkili olan her kesim olaya kendi "çzigisinde" daldı.. ve yayıldı..

gezi süreci parladı ve söndü ama bu arada herkes tarih!! yazdı.. her kesim kendince yazdı..''


Bu tespite kesinlikle katılıyorum. Bende o dönem Beyoğlunda yaşayan biri olarak benzer bir gözlemde bulunduğumu söyleyeyim. Beyoğlunda uzun süredir bu konuyla ilgili kitleleri bilinçlendirmek için çaba veriyorlardı ve en sonunda yıkım fiili olarak başlatılmaya çalışılınca oraya çadırlar kuruldu. Açıkçası bende pek önemsememiştim. Oradan geçerken hoş, güzel bir çaba olarak görüyor ayrıca festival havasında kurulan ortamı beğeniyor ama bu çabanın sonunda başarısızlığa uğrayacağını AKP'nin onları oradan çok rahat atarak orayı yıkacağını düşünüyordum. Ancak önce ünlülerin oradan yaptığı yayınlar, o güzel ortamı ve çabayı aktarması devamında ise çok sert polis şiddeti işi başka noktalara taşıdı. İkinci gece ben sanırım Alabaroydı 30 Mayıs gecesi onun ve diğerlerinin yaptığı yayını gece boyu izleyip polisin saldırısınıda görerek uyumuştum. Gündüzde öğleden sonra çıkar ne oluyor ne bitiyor yine çadırlar kurulur mu diye bakarım dedim. 31 Mayıs günü öğleden sonra İstiklale çıktığımda ise İstiklalin tamamı çatışma alanıydı. Polisin yine çadır kurmaya izin vermediği bundan dolayı çevrede çatışmalar başladığını ve gitgide kitleselleştiğini öğrendik. Ama yine öğleden sonra hala belli ölçüde sınırlıydı katılım. Akşam ise önce İstiklal daha sonra İstanbul ve daha sonra Türkiye bambaşka bir yere döndü ve dediğiniz gibi bu süreçten sonra katılımın çeperi genişledi...

''altını çizdiğim bölüm yaşamın gerçekliğidir.. ama şu anlamda.. Gezi isyanının dinamiği yani hareketli kesimi anlamında ise doğrudur.. ama şu da değildi.. Özgürlükçülük ve aydınlanma ekseninden ayağa kalkan öğrenci veya genç çevrelerden oluşan kesimlerdi Gezi'yi ateşleyenler .. işte bu yanlış bir tespit.. geziyi isyana çevirenler sürece katılan örgütlü kesimlerdir.. özellikle de radikal sol kesimler.. gerisi kalabalık yaratanlardır..''

Burada ben yanlış bir tanımlama kullandım. Evet Gezi'yi isyana çeviren örgütlü sosyalistlerdi. Onlar ve onların sempatizanları kitlelere öncülük etti, yönlendirdi, nasıl direnmeleri, hareket etmeleri gerektiği konusunda yol gösterdi. Ancak bu çok sınırlı oldu. Onu belirteyim. Özellikle İstanbulda Gezi alındıktan sonra kitlelerin önemli bir bölümü ve Gezi'nin ilk çevre direnişi muhtevasındaki rolünde aktivisitlik üstlenenler pasifizme yöneldi. Az altta Gümüşsuyunda sosyalistler polisle çatışıyor, başbakanlık ofisine yürümek istiyordu yukarıda ise millet içkisinde, sohbetindeydi. Birde yardım çağrılarını, mücadeleyi büyütme çağrılarını provakatörlükle suçluyorlardı.

''senin.. özgürlükçü-aydınlanmacı dediklerin tkp-ödp-hkp-vp gibi cumhuriyetçi nasyonalistler ve chp-solcuları oluyor.. gezi sürecine katılma nedenleri sadece akp karşıtlığıdır.. yani onlara göre eski cumhuriyet(1.) aydınlanmacı-özgürlükçü ama akp cumhuriyeti gerici oluyor.. ''

Öncelikle TKP, ÖDP, HKP ve VP'nin torba yapılmasını eleştiriyorum. VP ve HKP ulusalcı ve hatta VP ırkçılığa, faşizmede meyletmiş durumda ama ÖDP ve TKP'nin bu eksene dahil edilmesi doğru değil. 1.Cumhuriyeti kutsayanda yine VP tayfası. Ben TKP ve ÖDP'den hiç böyle bir şey okumadım.
Ayrıca benim özgürlükçü, aydınlanmacı dediklerim kitleydi partileri kastetmedim. Orada bulunan kitlenin ağırlık olarak özgürlükçülük ve aydınlanmacılığı eksen alarak ayağa kalkıp, sokağa çıktığını ve çoğunun kentli orta sınıf öğrenciler ve gençler olduğunu söyledim.

''1- gezi sürecine katılan kitleler kent yoksulu değildi.. onlar kendi varoşlarında kendi zeminlerine göre isyanı işletti.. ama bu isyana kentli aydın kesimden ne destek ne de sahiplenme geldi.. hatta yer yer aşırıya gidiliyor eleştirileri geldi..
2- geziye katılan kent aydın ve alt elit tabakasının derdi akp idi.. kent yoksulları ile ortaklaşma gibi amaç ve hevesleri de yoktu..
3- gezi üzerinden sistem sorgulaması yapılmadı.. yani sistemin demokratikleşme anlamında geniş bir perspektifle ortaklaşacak bir toplumsal muhalefete evrilme hasapları yapılmadı.. bu anlamda forumlar.. sadece kendini ifade etme., istemediklerini dışlama alanlarına dönüştü..

kısaca.. gezi.; yaşam içinde spontane ortaya çıkan ama yakalanıp., yelkenlere doldurulup., seyrüsefere döndürülemeyen bir rüzgar olarak tarihe geçti..''

Bunların altına bende imzamı atarım.
 
#7
Öncelikle TKP, ÖDP, HKP ve VP'nin torba yapılmasını eleştiriyorum. VP ve HKP ulusalcı ve hatta VP ırkçılığa, faşizmede meyletmiş durumda ama ÖDP ve TKP'nin bu eksene dahil edilmesi doğru değil.itirazını anlıyorum.. olabilir benim kadar katı ve kesin bakmayabilirsin.. elbette baktığında görüntü senin dediğin gibi ama anımsatayım.. gezi sürecinde bu kesimler fazla kaynaştı., birbirlerine empatileri arttı.. Alper taş ulusaltv'ye geçmiş olsuna koştu.. her ne kadar ben mağduru savunurum dese de iş kürt mağdura geldiğinde bu kadar "naif" olamıyorlar.. üstelik perinçek çetesi kontrgerillaya dahildir..
1.Cumhuriyeti kutsayanda yine VP tayfası. Ben TKP ve ÖDP'den hiç böyle bir şey okumadım. lütfen.. bu forumda araştır.. tonlarca bulacaksın.. özellikle m.pekdemirden..

Ayrıca benim özgürlükçü, aydınlanmacı dediklerim kitleydi partileri kastetmedim. Orada bulunan kitlenin ağırlık olarak özgürlükçülük ve aydınlanmacılığı eksen alarak ayağa kalkıp, sokağa çıktığını ve çoğunun kentli orta sınıf öğrenciler ve gençler olduğunu söyledim
.
anladım.. bu dediğin şekli ile bana göre de söylediklerin doğrudur.. ben yanlış algılamışım..
 
Üst