Kapitalizmde kadın ve kadın emeği

#1
Kapitalizmde kadın ve kadın emeği



Burjuvazi kendini varedebilmek için başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçi sınıflara ve ezilen tabakalara azgın bir sömürü, baskı ve şiddet üreten politikalarla saldırmaktadır. Bu politikalarla işçi sınıfının yaşam koşulları her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır.
Kapitalist sistemin yarattığı erkek egemen toplumda kadın cinsi her zaman ikinci sınıf insan olarak görülmekte, kadın erkeğin isteklerinin kölesi ve yalnızca çocuk yetiştirme aracı olarak ele alınmaktadır.
Ezen ile ezilen arasında her alanda yaşanan eşitsizliği kadınlar, özellikle de işçi ve emekçi kadınlar daha yoğun yaşamaktadırlar. Emekçi kadın işçi konumuyla erkek işçilerle birlikte sömürüye ve baskıya maruz kaldığı gibi, sırf kadın olmaktan kaynaklı olarak ek bir sömürüye ve baskıya da maruz kalmaktadır.
İşçi ve emekçi kadınlar sigortasız, sendikasız, sosyal haksız, iş güvencesiz, düşük ücretle sistem için ucuz ve yedek işgücü oluşturuyorlar. Yoğun sömürü ve ağır çalışma koşulları altında çalışıyorlar. Daha düşük ücret alıyorlar.
İşyerlerinde kadınların sağlığa zararlı ve tehlikeli işlerde çalışıyor olmaları hamile kadınların doğacak olan çocuklarını da tehlikeye atıyor. Ayrıca kadınların fiziki yapılarına uymayan işlerde çalışmaları vücutlarında fiziksel değişikliklere yol açıyor ve çeşitli meslek hastalıklarına yakalanmalarına neden oluyor.
Kriz dönemlerinde ilk ve kolay işten çıkartılan her zaman kadınlar olmaktadır. Kadınlar kimi zaman hamile oldukları için, kimi zaman da evlendikleri için işten atılıyor, böylece çalışma yaşamından uzakta tutuluyorlar. İşyerlerinde çocuğu olan kadınlar için kreş ve emzirme odaları bulunmuyor. Hamile kadınlara doğum izni verilmiyor. Bazen sırf bu nedenden dolayı bazen de aile yapısından, geleneksel yargılardan dolayı kadın çalışma yaşamından uzaklaştırılıyor.
Kapitalist sistemin yarattığı sömürü ve baskıdan ilk önce ve en çok etkilenen kadın ve çocuklar oluyor. Gericilik ve sosyal yıkımın en çok vurduğu da yine kadınlardır. Günümüzde özellikle kırsal bölgelerde namus cinayetleri yaşanıyor. İntihar sayıları her geçen gün artıyor. Kız çocukları okula gönderilmiyor.
Kapitalist sistem, içinde beslediği yoz kültürünü, işçi ve emekçilere medya vb. araçlarıyla empoze ediyor. Kadını meta olarak kullanıyor. Düzenin yarattığı işsizlik ve yoksulluktan kaynaklı fuhuş sektörüne sürüklenen kadın sayısı her geçen gün artıyor. Fuhuş yaygın bir sektör olarak, kadın cinselliğini erkeğe para karşılığında satarak sermayeye kâr alanları açıyor. Sermaye sınıfı kadının cinsel köle ve meta olarak görünmesinin üzerinden kendine pazar yaratıyor.
Kadın kapitalist sistemde ev içi köleliğinden de kurtulamaz. Teknelojinin gelişmesiyle ev işlerini kolaylaştıran aletlerle kadının evde yaptığı işlerin yükü nispeten azalmıştır. Ancak buna rağmen dört duvar arasında hapsolan kadının ev içi köleliği bitmez. Çünkü ev yaşamı kadının köleleştirildiği ve sömürüldüğü alanlardan biridir. Ev işi ve çocuk bakımı kadının toplumsal bir göreviymiş gibi gösterilir, buna karışılık kadının ev içi emeği görünmez. Kadının ev içi emeği sayesinde kapitalist sistem işgücünün yeniden üretim masraflarının önemli bir bölümünden kendini kurtarır. Ev kadını, daha doğrusu eve mahkum edilmiş kadın her türlü haktan ve güvenceden yoksundur. İşçi kadının omuzlarına ise ev işleri ikinci bir yük olarak biner. Fabrika ve işletmedeki ücretli köleliği evdeki ücretsiz kölelik tamamlar, katmerleştirir. İşyerlerindeki ağır çalışma koşullarının üzerine ev işleri, işyerlerinde yaşadığı stres, çocuk bakımı ve kocanın hizmetlisi olması da binince, çalışan kadının yaşamı da iyice çekilmez olur.
Çalışmayan ev kadını çocuğunun bakıcısı ve kocasının hizmetçisi, evinin aşçısı, bulaşıkçısı, temizlikçisi ve terzisi olarak gün 24 saat evin emekçisi ve kölesidir. Kadın analık ve ömür törpüsü ev işleriyle daracık bir dünyaya hapsolur. Bütün insani ilişkilerden uzak kalır. Kendini sosyal ve kültürel olarak geliştirmeye zaman ayıramaz, imkan bulamaz. Kadın programları adı altında kendi kültürüyle alakası olmayan TV programları ile beyni uyuşturulur, böylece ömür törpüsü rutin ev işlerinin yarattığı alıklaşma pekiştirilmiş olur. Gelecek umutları ve özlemleri bu tür programlarla eritilir. Sistem tarafından yaşamı, onun kaderiymiş gibi gösterilir ve kaderine boyun eğdirilir.
Yoksul gecekondu semtlerinde sistemin sunduğu ağır yaşam koşullarından, sefaletten, kaynaklı kadınların işi daha çok zorlaşıyor. Kadınlar yasalar önünde de erkeklerle eşit haklara sahip değiller. İşsizlik, düşük ücret, sigortasız çalışma, anne-çocuk sağlığını koruyucu yasaların yetersizliği, kreş sorunu çalışan işçi ve emekçi kadınların baş sorunları iken; cinsel hastalıklar, uyuşturucu bağımlılığı, güvencesiz ve sağlıksız çalışma da diğer alanlarda çalışmak zorunda olan kadınların karşılaştığı sorunların başında geliyor.
Kadın cinsel ve sınıfsal olarak ezildiği gibi sömürü sisteminin politikalarından dolayı ulusal kimliğinden kaynaklı da baskıya maruz kalıyor. Ulusal kimliği yok sayılıyor, dilleri, kültürleri inkar ediliyor. Katliamlarla, baskı ve şiddetle, zoraki göçlerle devletin imha ve inkar politikaları ezilen ulus üzerinde etkisini gösteriyor. Özellikle Kürt kadınları sistemin saldırılarını çok ağır biçimde yaşıyor. Anadilini konuşamıyor, kirli savaşta ırzına geçiliyor, tacize uğruyor, gözaltına alınıyor, zorunlu göçlerle baskı ve şiddeti daha yoğun yaşıyor.
Kapitalizm kendinden önceki toplumdan devraldığı sömürü kültürüyle kendi burjuva ideolojisini ve kültürünü yarattı. Sömürü ilişkilerinin feodal biçiminin yerine kapitalist biçimi geçirdiği gibi, kadın üzerindeki cinsel baskı ve sömürü alanında da benzer şeyler oldu. Kadının binyılların ürünü olan ezilmişliğini bir kültür ve gelenek haline getiren, bu yolla olumlayan ve meşrulaştıran her şeyi devraldı. Bunların özüne dokunmayarak, onlara kendi kapitalist sömürü ilişkilerinin yeni ihtiyaçlarına uygun düşen bir biçim verdi. Kadın sorununun özüne dokunmayarak, onu kendi egemenlik ve sömürü ilişkilerinin yeni biçimlerine uyarladı.
Sanayinin gelişmesi emekçiyi belli sınırlar içinde özgürleştirdi. Onu toprağa bağımlı dünün kölesi olmaktan çıkardı. Büyük sanayinin ve genel toplumsal-kültürel ilişkilerinin içine çekti. Bu emekçinin konumu ve kurtuluşu bakımından büyük bir tarihsel ilerlemenin de ifadesi oldu.
Kapitalist gelişme kadını da geniş ölçekli üretim sürecinin içine çekti. Böylece ev yaşamının kısır ortamından çıkmasını sağladı. Kadının üretim sürecine katılması kısmen de olsa toplum yaşamının öteki alanlarına çıkabilmesinin de koşullarını yarattı.
Kadının özgürleşmesi kapitalizmi ilgilendirmiyor. Kapitalistleri ilgilendiren sadece geniş ölçekli kapitalist üretimin ihtiyaçlarıdır. Kadının üretime katılması, burjuvazi için ucuz ve yedek işgücü anlamına geliyor ve onu yalnızca bu ilgilendiriyor.
Kadının özgürleşmesi, cinsel kimliği üzerinden yaşadığı her türlü baskıdan kurtulabilmesi için önce ekonomik bağımsızlığını kazanması, üretime katılması gerekiyor. Üretime katılan kadın ev yaşamının kapalılığından kurtularak toplumsal yaşama açılabilir, kendini bulur ve özgüven kazanır.
Kadının bugünkü toplumda sahip olduğu kazanımlar, burjuvaziye rağmendir ve onun sınıf düzenine karşı mücadele içinde bedeller ödenerek elde edilmişlerdir.
Kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi burjuva egemenlik ilişkilerini ve ideolojisini hedeflemek zorundadır. Bunun için de kadın-erkek emekçilerin birleşik mücadelesinden başka yol yoktur.
Emekçi Kadın Komisyonları
 
Üst