Devrimci müziğe yeni bir ses: Bandista

#1
Yorum albümü çalarken yakalanan çocuk

Seksenlerden bu yana, ‘devrimci’, ‘protest’ veya ‘özgün’ adı verilen (veya bunların türlü bileşkeleri) tarzda müzik yapan birçok grup kuruldu. Vardiya, Adalılar, Yorum, Kutup Yıldızı, Ekin, Munzur, Dinmeyen, Kızılırmak, Günola, Çağrı, Çağdaş Türkü, Merhaba ve Baran bunlardan bazıları. Kimi 12 Eylül’den sakat çıktı, kimi zamanla siyasi duruşunu yitirdi, kimi dağılıp tek tek müzisyenler olarak yoluna devam etti… Bu oluşumların en istikrarlı ve üretkeni herhalde Grup Yorum olmuştur. Fakat bir ‘değer’ ortaya koyma yolunda ortaya çıkan her eylemci gibi, devrimci motivasyonla yola çıkan Yorum da, ortaya koyduğu değerin muhafaza edilmesi yönünde bir tutum edinmekte gecikmemiştir. Bir anlamda ‘takipçileri’ olup kendi yolunu açmayı da kafasına koymuş kişi veya gruplara yönelik eleştirilerinden nasibini almıştır. Bu eleştiriler aslında genel olarak anlaşılır; ‘özgün’, ‘protest’, ‘devrimci’ etiketini kullanarak ‘pavyon müziği’ yapan ve sayıca hiç de az olmayan bir kesime tahammül etmek zaten hoşgörüden fazlasını isterdi. Ama bir de şöyle iğreti bir yönü var kültür endüstrisinin: Bir eser yazıyorsunuz, sözleri ‘Burada barlar ortasında/Dağ aramak moda oldu/Dağlarda ölen yiğitler/İçkilere meze oldu.” Sonra bu eseri tam da sözü edilen türden bir barda çalınırken duyuyorsunuz. Engellemek mümkün mü? Değil. Kültür endüstrisi sizi beklenmedik yerde yakalayıp araçsal aklın ellerine teslim etme gücüne sahip. Belki yapılabilecek bir şey var: Belli ilkeleri koruyarak, ‘praksis’ içerisinde kendini yeniden ve yeniden belirlemeyi deneyecek kadar cesur hareket etmek. “Yorum zaten bunu yapmıyor mu?” diyeceksiniz. Aslında yapıyor, müziğini artık ‘çağdaş halk müziği’ olarak tanımlamıyor, farklı müzik tarzları ile özdeşleşmiş enstrümanları, ritimleri-motifleri kullanıyor. Fakat devinim içerisinde değişmeden kalması gerekenin sorgulandığı noktada muhafazakâr bir tutumu da daima koruyor. Böylece, teknik değil, etik bir soru gündemdeki yerini hep koruyor: “Neyi değiştirip neyi koruyacağız?”
Senin Hikâyeni Anlatıyorlar
Bahsini ettiğimiz meselenin bizim için yeniden gündeme gelişi, ‘devrimci’ müzik yapmak niyetinde olan yeni bir grupla, Bandista ile gerçekleşti. 2006 yılında kurulan grup Reggae, Ska, Afro-Beat ve bir nebze Klezmer tarzlarına yakın bir müzik yapıyor; bir taraftan da motivasyonlarının köklerinin Anadolu’nun kültürel çeşitliliğine dayandığını savunuyor. Benzerlerinden farkı, sınıfsız ve sınırsız bir dünyanın izini ‘coşkulu’, ‘eğlenceli’, ‘hareketli’ müzikte sürüyor olmaları. Tam da bu tercihleri ve bu tercihin beraberinde getirdikleri, onlara yönelik eleştirilerin temelinde bulunuyor. Ancak garip bir şekilde, eleştiriler bu konuyla sınırlı kalmıyor. Albümlerini kendi çabaları ile hazırlayıp ücretsiz dağıtmalarından tutun, albümün müzikal kalitesinin ‘devrimci müziğe yakışmayacak ölçüde’ yüksek olmasına, konserlerinde alkollü içki satılmasından, solistlerinin ‘serseri’ tavırlarına kadar türlü konular eleştiri nedeni olarak görülmekte. Belki en ciddiye alınabilecek mesele, yaptıkları müziğin (böyle bir gereklilik varsa eğer) ‘biz’e ait olup olmadığı, ki bu tür bir düşünüş (en iyi ihtimalle) dışlayıcı ve temelsizdir. Yani, farklı adlara sahip olsa da, 3/4’lük usül mü (Semaî) ‘biz’de yoktur, ‘minör gam’ mı (Hüseynî), klarnet mi, akordeon mu! Üstelik diğer birçoklarının ‘çağdaş halk müziği’ adı altında koma seslerini yuvarlayarak elde ettiği müzik ne kadar ‘bizim’ idi?
Eleştirilerin ortasında, yaptığı müziği nereye dayandıracağını bilen, kendinden emin fakat (belli ki) varoluşunu ideolojiye dönüştürmekten sakınan bir grup. Ne yazık ki onlardan bahsederken konu, yaptıkları müziğe neredeyse en son geliyor. Olsun, taraflar sustuğunda ortada müzik kalacak. Ve galiba Bandista bir adım önde olacak…
Tavsiyemiz odur ki, siz de bu müziği, ‘De te fabula narratur’u Bandista’nın kendi sitesinden (www.tayfabandista.org) ‘ücretsiz’ edinin...
firatilim@gmail.com
 
Üst