Büyücülüğün kısa tarihçesi (kendi derlemem)

#1
Değerli dostlar, insanlık tarihinde en ilgi duyduğum tarihsel
dönemlerden biri de simyacılık ve büyücülükle uğraşıp, okkült
ayinleri düzenleyip şeytan'a hizmetkarlık yaptıkları iddaia
edilen nizamdışı şahısların yargılandığı dönemlerdir. Aslında
cadılıkla itham edilen ve orta çağ mahkemelerinde kırıma
uğrayan topluluklar, basit tabirle pagan inanç mensuplarıdır.
En azından şimdilik bu bilgi sahibiz. Ayrıca, yaşam tarzları
itibarıyla toplumdan farklılaşan ve modern kimyanın öncül
tuğlalarını döşeyen bu topluluklara karşı gerici ve skolastik
kurumların dinsellik adı altında tasfiyesi olarak da bakılmaktadır.
Okkült ve pagan inançlar kilisenin güçlü olduğu her dönem ve
alanda engellenmeye çalışılmışsa da, en bilinir tasfiye Birleşik
Devletler'de 1692-1693 yıllarında kurulan Salem Cadı
mahkemeleri
dir. Salem, ABD'nin Massachusetts eyaletinde
bulunan bir köydür. Fakat, ben bu derlemede size Salem cadı
mahkemeleri
öncesinde büyücü katliamlarında temel alınan
yöntemlerin kısa tarihçesini vereceğim.

M.Ö 560 | Kitab-ı Mukaddes, büyücüleri lanetliyor

"Büyücülerin yaşamasına müsade etmeyin" Exodus 22:18
"Cincilik yapan ve ruh çağıran ister erkek olsun, ister kadın olsun kesinlikle öldürülecektir. Onları taşlayacaksınız. Ölümlerinden kendileri sorumludur." Leviticus 20:27

Exodus ve Leviciticus, "Musa'nın yasası" kısmını oluşturan
iki Eski Ahit kitabı ve Yahudi halkının ilk tarihselliklerinden
biridir. Cadıların var olduğunu ve öldürülmeleri gerektiğini
belirten yukarıdaki alıntıları da içeren pasajlar bulunan bu
kitaplar, yahudilerin zorunlu iskânlarının en karanlık zamanlarını
yaşatan Zalim Merodak zamanlarında (yaklaşık m.ö 560) bugünkü
Irak topraklarında yazılmıştır. Yazar, büyük olasılıkla bir
rahipti ve diğer birçok rahip ve hatip tarafından yardım
gördüğü biliniyor.
Exodus'ta "cadı" olarak geçen sözcük, İbranice'deki "kashaph"
sözcüğünün tercümesidir ve "fısıldamak" kökeninden gelir.
Exodus'ta kullanıldığı haliyle büyük ihtimalle "tılsım üfleyen kişi"yi
belirtmektedir. Kendi bağlamında, Exodus, herhalde Yahudileri
komşu oldukları diğer kabilelerin inançlarından uzaklaştırıp,
kendi inanç pratiklerine bağlı kılmayı amaçlamaktadır.

M.S 420 | Aziz Augustine büyücülüğün imkansızlığını iddia ediyor

Erken dönem Hıristiyan Kilisesi'nin etkili teologlarından
Hippo'lu Aziz Augustine, 400'lü yıllarında başlarında sadece
Tanrı'nın evrenin temel yasalarını askıya alabileceğini
söyledi. Ona göre, ne Şeytan ne de cadılar büyü yapma
yetisine tam anlamıyla sahipti. Bu, paganların Tanrı'dan
başka ilahi bir kudrete inanmalarında yatan bir hataydı.
Ancak bu, Kilise'nin bu konu hakkında ciddi kararlar almasıyla
çelişmektedir tabii ki. Fakat kaynaklar, geç skolastik dönem
Kilisesi'nin Aziz Augustine'in görüşlerini kabul ettiğini ve
cadılık hakkında derin tahkikatlar yürütme yoluna gitmediğini
kabul etmekte.

1208 | Papa III. Innocent'in Katarist heretiklere savaş başlatmasıyla Şeytan'ın ifsatı tartışılmaya başlandı

1208 yılı, Papa III. Innocent, doğaüstü güçlere sahip
Tanrı'nın ve Şeytan'ın savaşta olduğu bir dünya tasavvuruna
sahip Katar heretiklere açık savaş açtığı yıldır (bkz. Katharizm).
Kilise, Kathar mensuplarının şeytanî bir ilaha taptıkları yönündeki
tevatürleri yayarak onların itibarını zedelemeye çalıştı. Kilise'nin
propagandacıları, Kathar'ları Şeytan'ın anüsünü (makat) öperken
gösteren seremoni şovları düzenlediler. Bu sapkınlar, Şeytan'ın
sadık hizmetkârlarıydı. Bu propagandalar sonucu, halkın kafasındaki
Şeytan olgusu, "kulaklara vesvese çalan" bir bozguncudan daha
derin bir fesat kaynağı olduğu inancına kaydı.
Şahsî yorumum, Kilise açısında bu bir başarı olarak addedilebilir.
Çünkü insanlar, somut, günlük yaşamda etkileri hissedilen şeylere,
soyut ve ne zaman geleceği belli olmayan nesnelerden daha çok
hassasiyet gösterirler.

1273 | Thomas Aquinas, insanları yoldan çıkaran şeytanların var olduğunu iddia eder

Summa Theologica* (Teolojik derlemeler) adlı kitabında, Dominikli
bir keşiş olan Thomas Aquinas, Tanrı'nın varlığı konusundaki
tezlerini işler. Çoğu Kilise'nin ortodoksi kalıpları hâline gelen kitabında,
dünyanın şer ile dolu olduğunu ve tehlikeli iblislerin olduğunu
belirtir. Ayrıca, bu iblislerin, erkeklerin spermini alıp kadınların
rahmine iliştirdiğini (!) iddia eder. Aquinas'ın aklında seks ve cadılık-
büyücülük bağdaştırılmıştır ve ileride büyük bir ortaklık kuracaktır.
İblisler, bu sebeple, salt kendi arzularını tatmin yolunda koşmayan,
ama aynı zamanda erkeklerin aklını çelmeye çalışan varlıklardır.

* Summa Teologica, teolojiye başlangıç kitabı sayılır ve Katolik
Kilisesi'nin bütün telojik öğretilerinin birer özeti, derlemesidir.
Konu indeksi sırasıyla Tanrı'nın varlığı, Yaradılış, Erkek, Erkek'in
doğası-amacı, Kutsal Ekmek ve Şarap...
Eser boyunca Aquinas Hıristiyan, İslam, İbranî ve Pagan kaynaklarına
atıf yapar. Bunların arasında Aristoteles, Aziz Augustine, İbn-i Sina,
Gazali, Cicero gibi düşünürler de vardır.

1400'lerin ortaları | Cadılık-büyücülük mahkemeleri Avrupa'da ortaya çıkar

Kendilerini sapkın ve tanrıtanımaz ilân eden Papacı
engizisyondan kaçan Kathar'ların birçok mensubu,
Almanya (coğrafî anlamda) ve Savoy'a hicret ederler.
Yoğun işkenceye maruz kalan kathar mensupları,
ortak büyü anlaşmaları yaptıkları ve cinsel suistimal
(kaynakta detay verilmemiş) yaptıkları suçlamalarıyla
ağır işkence görürler. İşkencelerin sonucunda sanıklar
bazı 'itiraf'larda bulundular. İtiraflarında, kutuplara
uçtuklarını ve hayvanların da katıldığı toplantılarda
Şeytan'la (iblis) konuştuklarını anlattılar. Şeytan'ın
çoğunlukla keçi şeklinde bulunduğunu söylediler.
Bazı sanıklar da, mahkemelere, O'na olan sadakatlerini
göstermek için defalarca Şeytan'ın anüsünü öptüklerini*
itiraf ettiler. Bunların yanısıra, itirafların arasında komşulara
büyü yapıldığı, hayvanlarla seks yaptıkları ve
sel-fırtına çıkardıkları gibi şeyler de vardı.
Böylece, cadılığın suç fiilleri az çok oluşmaya başlıyordu.

Burada, cadı avcılığının yoğun bir cinsel baskı içerdiğini
görüyoruz. Avrupa'daki mahkemelerde Thomas Aquinas'ın
teoloji eserlerinde iblis hizmetkârlarına atfedilen
'suç'ların çoğu kurumsallaşmış oluyor. Kaynaklar,
tarih konusunda neredeyse kesin konuşuyorlar çünkü
tahkikat ve mahkeme belgeleri o tarihleri gösteriyor.
* İngilizce kaynakta 'anus' şeklinde geçmektedir. Gerek
İngilizce'de, gerekse Asyatik dillerde k.ç öpmek deyimi,
sadakatin abartılı ifadesidir.

1484 | Papa VIII Innocent ve Malleus Maleficarum

Papa, Almanya'daki satanistlerin iblislerle görüşüp
ekinleri mahveden ve bebek düşüklerine sebep olan
sihirler yaptıklarını açıkladı. Papa, Heinrich Kramer
(Innsbruck'ten bir büyücülük müfettişi) ve Jacob
Sprenger adlı iki rahipten şüpheli cadılık eylemleri
üzerine kapsayıcı ve esaslı bir rapor hazırlamalarını istedi.
İki yıllık çalışmanın ardından rahipler, cadıların Tanrı'ya
görece güçsüz oldukları kanaatindeki eski ortodoksiden,
Hıristiyanların onları buldukları yerde avlayıp öldürmeleri
gerektiğini belirten yeni bir aşamayı ilan eden Malleus maleficarum* (Cadıların Çekici)
isimli broşürü/kitabı yayımladılar. Kitap, bulduğu herhangi
bir iblisle çiftleşen, masum bebekleri öldüren ve hatta
erkeklerin penislerini çalan 'kadınlar' hakkında korkutucu
hikâyeler içeriyordu. Keşişler, cadıların yirmi otuz kişi
toplanıp bir kuş yuvasına veya bir kutuya girip yulaf ve
mısır yediklerinden bahsediyorlar ve "böyle yapanlar
hakkında ne demeli" gibi sorular soruyorlardı.
Takip eden kırk senede, Malleus kitabı on üç baskı yapmış
ve cadılık-büyülük 'suç'unu tanımlamaya yardımcı olmuştur.
Kitabın çoğu, savcılara ve hâkimlere sorgulama tekniği
konusunda ipuçları sağlamıştır. Örneğin; her sanığın anadan
üryan soyundurulup vücutlarında Şeytan'a bağlılık belirtisi
olarak bir köstebek dövmesi olup olmadığı, ve orada bulunanlara
büyü yapmalarını engelleyeceği düşüncesiyle sanıkların
mahkemeye arka arkaya yürütülerek getirilmesi gibi.

* Eser Latincedir. Bir tür cadı avcılığı el kitabıdır.
İlk kez Mayıs 1487'de Köln Üniversitesi'ne sunulmuştur.
Kitabın adı, Cadıların Çekici'dir. Şahsî yorumum,
çekicin bir saldırı yöntemi olarak cadılara yöneldiğini ifade
etmektedir. 300 yıl boyunca yürürlükte kaldı. Özellikle İngiltere'de
ve Avrupa kıt'asındaki cadı mahkemelerinde etkisi büyüktür.
Olaylardan yola çıkan bir hukukî metindir. Ölüme götürecek
delilleri sunarken uyulması gereken kurallar, kiliseye ait
prosedürler vesaire vardır. Binlerce insan, özellikle kadınlar,
tuhaf bir doğum lekesi, yalnız yaşamak, akıl sağlığı, bitkisel
ilaçlar üretme ve hatta suçsuz yere mahkum edilerek öldürüldü.
Bu engizisyon mahkemelerinin, aslında Hıristiyanlık öncesinden
beri var olan ve "boynuzlu Tanrı" vesaire Tanrı çeşitlerini kabul
eden pagan dinlerinin yok edilmesi amacıyla kurulduğunu savunan
araştırmacılar var. Bunlardan bir tanesi de Britanyalı Mısırbilimci
ve antropolog Margaret Murray'dir.
Bu bölüme yönelik şahsî yorumum, Malleus adlı kitabın
etkisinin büyük olduğu ve detaylı incelenmesi gerektiğidir.

Erken 1500'ler ve ortaları | Reform dönemi, katliam oranlarını artırır

Toplu kıyımlarla devam eden cadı avı histerisi, 1500'lerin
başlarında devam eder. Cenevre otoriteleri 1515'te 500
cadılık hükümlüsünü yakar. Dokuz yıl sonra İtalya'nın Como
kentinde, yaklaşık 1000 infaza ulaşılır.
Reform akımları Avrupa'yı Protestan bölgeler ve Papalığa
bağlı bölgeler olarak ayırırken, Protestanların cadılık 'suç'una
bakışlarında bir değişim olmadı; hatta Katolikler'den bile
ileri gidildi. Sekter çatışmalara sahne olan Almanya'da
Avrupa'da en yüksek infaz rakamlarına ulaşıldı. Bu histeri,
1571 yılında, IX. Charles dönemindeki bir mahkemede
suçlanan bir sanığın ülkede 100 bin cadı yoldaşının cirit
attığını açıklayınca iyice artar. Yargıçlar, halkta artan paniğe,
her sanığa sağlanan korumanın cadılıkla suçlananlar için
kaldırılmasına karar vererek başa çıkmaya çalıştılar, bir nevi
yanıt verdiler.
1500'den 1660 yılına kadar geçen 160 yılda Avrupa, 50 bin
ila 80 bin arasında cadı şüphelisinin infaz edilişine şahit oldu.
Öldürülenlerin %80'inin kadın olduğu biliniyor. İnfaz oranları
ülkeden ülkeye değişmektedir: yaklaşık rakamlarla 26 bin
Almanya, 10 bin Fransa, bin İngiltere ve dört İrlanda'da.
İngiltere ve İrlanda'daki oranların düşük olması, hukukî
prosedürlerin daha iyi korunmasıyla açıklanıyor.

1591| Kral James, İskoçya'da cadılık sanıklarına işkenceyi legal hâle getirir.

İskoçya'daki cadı avcılığı, köklerini Kral James ile Danimarka
prensesi Anne'in evliliğinde bulur. Anne'in evlilik için İskoçya'ya
seyahati, talihsiz bir fırtınayla kesintiye uğrar ve Norveç'e
sığınarak kurtulur. Ardından James de İskandinavya'ya gider
ve evlilik töreni Danimarka'daki Kronborg Kalesi'nde gerçekleşir.
Danimarka'daki uzun bir balayının ardından, yeni evli çifti dönüş
yolunda yine berbat denizler beklemektedir, ki kaptan da suçu
cadılara atar. Altı Danimarkalı kadın, fırtınayı kendilerinin
çıkardıklarını itiraf ettikten sonra Kral James bu işi daha ciddiye alır.
İskoçya'ya dönünce James, paranoya etkisi altında, cadılıkla
suçlananlara işkence yapılabileceği yönünde ferman verdi.
Düzinelerce pagan, Kuzey Berwick bölgesinde kazıklara bağlanarak
yakıldı ve bu Britanya tarihindeki en geniş çaplı cadı infazıdır.
Her nedense, 1597 yılında Kral James bazı hukuksuz infazlara
gönderme yaptı ve cadı avcılığı oldukça azaldı.

1606 | Shakespeare'in Macbeth'i sahnelenir

Kral James dönemi infazları süresince İngiltere'deki cadı avlarına
dikkati çekecek şekilde, Shakespeare Machbet'i yazar.
Bu eserde, tuhaf, sakallı, kocakarı tipli cadı rolleri bulunmaktadır.

devam edecek...​
 
Son düzenleme:
Üst