Bilim Kavramı Üzerine

#1
Kapitalist sistemin, eğitim kurumlarının biyoloji derslerinde “bilim” kavramının tanımı şöyle yapılıyor:
“İnsanların tarafsız gözlem ve deneylerle elde ettikleri düzenli bilgi birikimine bilim denir.”
Sınıflı toplum da yaşıyorsak, bu toplum da her şey ya egemen sınıfa hizmet eder ya da ezilen sınıfı ezer.
Şimdi tanım üzerine düşünürsek. Tarafsız gözlem, Peki neyin tarafsızlığı ve kimin için tarafsız oluyor?
Örneğin, bir bilgisayarın deneyler ve bu deneylerin oluşturduğu düzeneklerden sonra oluşuyor. Bir bilgisayarın insana verdiği yıkımlar ve doğaya verdiği yıkımlar gözlerden kaçırılıyor.
İlk bilgisayarların yaygınlaşması silah sanayi tarafından kullanılmasıyla olmuştur. Bilimin tarafsızlığı kime? Ezilenlere ve doğaya mı? Yoksa egemenlerin kar ve rantına mı? Tarafsız diyoruz.
Sınıflı toplum da, “bilim” egemenlerin kar ve rantı için geliştirilir veya yavaşlaştırılır. Günümüzde sınıflı toplumun vermiş olduğu bilgi sürekli ve kavram karmaşası içindedir. Şehirlerde yaşayan insanların bilgisi artık doğaya ve insana yönelik değil. Sadece kendisinin kurtuluşu için gerekli olan bilgidir.
Sınıfsız Toplum da Bilim Kavramı Üzerine Tarihsel Düşünüş
Sınıfsız toplumlarda, insanların doğa karşısında üretim araçlarının azlığı, aşamacılıkla değil. İnsanın o zamanlar ihtiyaçları olup olmamasına bağlı üretim araçlarının olması veya olmamasıdır.
Bilim kavramını sınıfsız toplum için kullanmaya çalışırsak
“Doğanın ve insanların ihtiyaçlarına ve yeniden üretimine yönelik yapılan araştırmaların gözlem ve deneyleri. (Doğa Merkezli insan) perspektifinde düşünülüp, yorumlanması ve deneylerin oluşturduğu araçların bu hususların birliğini yeniden üretecek şekilde kararlaştırılmasına bilim denir.”
Günümüzdeki Sınıfsız Toplumun Bilimi
Amazonlarda veya başka yerlerde yaşayan sınıfsız toplumun insanları, ihtiyacı kadar canlıyı tüketiyor.
Bir kabile yakaladığı 10 balığın hepsini alıp tüketmiyor, 4 balık tüketimi gerekecekse 4 tanesi alınıyor, yakalanan diğer 6 balık öldürülmeden denize veya nehire geri bırakılıyor.
Sınıfsız toplumda insanların düşünce sistemi ve ürettikleri bilgi ihtiyaçları şekilde doğadan alıyorlar. Doğanın kendisini yenilemesine izin veriliyor.
 
#2
Amazonlarda veya başka yerlerde yaşayan sınıfsız toplumun insanları, ihtiyacı kadar canlıyı tüketiyor.
Bir kabile yakaladığı 10 balığın hepsini alıp tüketmiyor, 4 balık tüketimi gerekecekse 4 tanesi alınıyor, yakalanan diğer 6 balık öldürülmeden denize veya nehire geri bırakılıyor.
Sınıfsız toplumda insanların düşünce sistemi ve ürettikleri bilgi ihtiyaçları şekilde doğadan alıyorlar. Doğanın kendisini yenilemesine izin veriliyor.


buna "ilkel"!!-komünal yaşam deniliyor.. bunun bir de modern-bilimsel!! komünal yaşamı olacak-mış..!! bunları da bilimsel! sosyalizm diyor..

üretici güçler gelişecek ve her gelişme aşamasına uygun toplumsal sistemler olacak.. bunların olabilmesinin başlangıcı ise.., ilkel!!-komünal yaşamı çürütüp yerine sınıflı-sermayeli sistem getirmekle olagel-miş..
ve en son kapitalizm ile üretici güçler ilerlemesinde sınıflı-sermaye sistemi bitecek.., bundan sonra ilkel de değil.. modern-bilimsel komünal yaşam başlayacak..

işin önemi emek de.. emek demek üretimsel-teknolojik gelişme bol üretim refah demek.. dendiğinde önemi başka anlamlara giriyor..

ben sayın aykut'un yazdıklarından şunu algıladım..

Bir kabile yakaladığı 10 balığın hepsini alıp tüketmiyor, 4 balık tüketimi gerekecekse 4 tanesi alınıyor, yakalanan diğer 6 balık öldürülmeden denize veya nehire geri bırakılıyor.
olabilir bunlar zaten ilkel'-komünal yaşamcılar değil mi? "biz".., yani modern-bilimsel komüncüler.., ne yapacağız.. gerekli olmayan 6 balığı doğaya geri yollayacağımıza derin dondurucuya koyup lazım olunca yiyeceğiz..
ne gerek var lazım olunca yine tutun bu yolla zaten balık nesli azalmıyor ki?
diyenler bence "ilkel"-komüncüler oluyor..
elbette.. "ilkel"-komüncüler de balık kurutup saklamıyor değil.. ama sanırım aradaki fark "anlayışda".. yatıyor.. bir hikaye anlatayım..


çok çalışmış para kazanmış biri 50 yaşına gelince eşine gel herşeyi satalım.. gidelim sakin bir deniz kasabasına yerleşelim bundan sonra doğa ile uyumlu stressiz bir yaşam sürelim diyor..
ve yapıyorlar... adam her sabah balıkçılar barınağına gidiyor 50 yaşlarında bir balıkçı ile sohpet ediyor..
-bu tekne ile kaç balık yakalıyorsun..?
--yeteceği kadar..
-bir teknen daha olsa kaç balık yakalarsın
-- bundan fazlasını.. ama gerek yok olan yetiyor..
-bak anlatayım......;
bir tekne daha yaparsın balık sayısı artar bunu 3 tekne yaparsın başkaları da iş sahibi olur.. sonra şirket kurar bunları dışarıya satarsın.. çok para kazanırsın..
-- ee.. sonra ne olacak..
-çok para kazadıktan sonra benim gibi 50 yaşında gelir böyle kafana göre doağ ile içiçe yaşarsın keyfine balık tutarsın..
-- iyi de.. şu an 50 yaşındayım ve zaten keyfime yani gereksinime göre balık tutuyorum ve şu an seninle aynı yerde aynı yaştayım.. yolu bu kadar uzatmama gerek var mı? olan yeterken geride çok param olsa ne değişecek..

birinci şahıs.. kapitalizmden doğma bilimsel-sosyalist yani komüncü.. ikinci şahıs ise "ilkel"-komünalcı.. olmuyor mu?

 
Üst