Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > SİYASET > Kadın Sorunu > Kadın mücadelesi, Tarihi

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 17 Aralık 2008, 18:22   #1
Aktif Üye
 
Asi Rüzgar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 Aralık 2008
Bulunduğu yer: Çatışmanın Ortası
Mesajlar: 444
Teşekkürler: 93
185 Mesajına 300 Kere Teşekkür Edildi
Standart Uzlaşmaz-karşıt sınıflı toplumlarda çalışan kadının ezilmesi ve sömürülmesi üzerine

TAM gelişmiş proletaryada bütün insaniliğin, hatta insaniliğin görünüşünün soyutlanması pratik olarak tamamlanmıştır; çünkü proletaryanın yaşam koşullarında bugünkü toplumun bütün yaşam koşulları, en gayri insani yanlarıyla kapsanır, çünkü proletaryada insan kendisini yitirmiş, ama aynı zamanda bu yitiğin yalnız teorik bilincini kazanmakla kalmamıştır, artık sakınılmaz, artık özürsüz, kesinlikle başat olan yoksulluk -zorunluğun pratik dışavurumu- ile de bu gayri insaniliğe dolaysız başkaldırmaya zorlanır, bundan ötürü proletarya kendi kendini kurtarabilir ve kurtarmalıdır. Ama kendi öz yaşam koşullarını ortadan kaldırmadan kendisini kurtaramaz. Bugünkü toplumun kendi durumunda kapsanmış gayri insani bütün yaşam koşullarını ortadan [sayfa 13] kaldırmadan kendi öz yaşam koşullarını ortadan kaldıramaz. İşin o çetin, ama çelikleştiren okulundan geçmek boşuna değildir. Şu ya da bu proleterin ya da bütün proletaryanın kendisinin bir an için neyi amaç olarak tasarladığı söz konusu değildir. Proletaryanın ne olduğu ve bu olma gereğince tarihsel olarak ne yapmaya zorlanacağı söz konusudur. Proletaryanın amacı ve tarihsel öz eylemi, bugünkü burjuva toplumun bütün örgütlenmesinde olduğu gibi, kendi yaşam durumunda da açıkça, geri dönüşsüz olarak gösterilmiştir. İngiliz ve Fransız proletaryasının büyük bir kesiminin kendi tarihsel görevini artık bildiğini ve bu bilinci en tam açıklığa kavuşturmak için sürekli çalıştığını burada ortaya koymaya gerek yoktur.

Burjuvazinin feodalizmi yere sermekte kullandığı silahlar, şimdi burjuvazinin kendisine yönelmiştir.
Ama burjuvazi kendisine ölümü getiren silahları türetmekle kalmadı, bu silahları kullanacak insanları -modern işçileri, proleterleri- de yarattı.
Ancak iş bulduğu sürece, emeği sermayeyi artırdığı zaman yaşayan proletarya, modern işçi sınıfı, burjuvazinin, yani sermayenin geliştiği aynı oranda gelişiyor. Kendilerini parça parça satmak zorunda olan bu işçiler, öbür her ticari nesne gibi bir metadırlar ve dolayısıyla rekabetin bütün değişmelerine ve pazarın bütün dalgalanmalarına açıktırlar.
Proleterin işi, makinelerin yaygınlaşması ve işbölümü ile bütün bağımsızlığını ve onunla birlikte işçi için bütün özen-diriciliğini yitirdi. Kendisinden yalnızca en basit, en usandırıcı ve en kolay edinilen el becerisi istenen proleter, makinenin sıradan bir eklentisi oluyor. Dolayısıyla, işçinin yol açtığı giderler, nerdeyse yalnızca kendi beslenmesi ve soyunun çoğalması için gereksinme duyduğu geçim araçlarıyla sınırlanıyor. Ama bir metanın, dolayısıyla emeğin fiyatı, onun üretim [sayfa 14] giderlerine eşittir. Bu yüzden, işin iğrençliği arttıkça ücret azalıyor. Üstelik, makineler ve işbölümü hangi oranda artıyorsa, ister çalışma saatlerinin uzatılmasıyla, ister belirli bir zamanda çıkarılması istenen işin hızlandırılmasıyla, ister makinelerin hızının artırılmasıyla vb. olsun, işin ağırlığı da aynı oranda artıyor.
Modern sanayi ataerkil ustanın küçük işliğini sınai kapitalistin büyük fabrikasına dönüştürdü. Fabrikaya doluşmuş işçi yığınları askerler gibi örgütleniyor. Bayağı sanayi erleri olarak yetkin bir astsubaylar ve subaylar hiyerarşisinin gözetimine sokuluyorlar. Yalnız burjuva sınıfın, burjuva devletin uşakları değiller, makinelerce, gözeticilerce ve her şeyden önce tek tek imalatçı burjuvalarca her gün ve her saat uzaklaştırılıyorlar. Bu despotluk, kazancı en son amacı olarak ne kadar açıkça bildiriyorsa, o kadar bayağı, tiksinç, öfkelendirici oluyor.
El emeği ne kadar az beceri ve güç harcamayı gerektiriyorsa, yani modern sanayi ne kadar gelişiyorsa, kadın emeği erkek emeğinin yerini o kadar çok alıyor. Cins ve yaş farklarının işçi sınıfı için artık hiçbir toplumsal geçerliği yoktur. Yalnızca, yaş ve cins farklarına göre farklı giderlere yolaçan emek araçları vardır.

Marks-Engels, Manifest der Kommunistischen Partei,
Marks-Engels, Werke, Bd. 4. Berlin 1959, s. 468-469.

Marks-Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri
Sol Yayınları, Ankara 1991, s. 117-119.
__________________
''Haziran'da Ölmek Zor''
Asi Rüzgar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17 Aralık 2008, 18:24   #2
Aktif Üye
 
Asi Rüzgar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 Aralık 2008
Bulunduğu yer: Çatışmanın Ortası
Mesajlar: 444
Teşekkürler: 93
185 Mesajına 300 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Analık hukukunun çökmesi, kadın cinsinin dünya tarihindeki yenilgisi idi. Erkek evde de yönetimi ele alıyor, kadın aşağılanıyor, uşaklaştırılıyor, erkeğin arzularının kölesi ve yalnızca çocuk yetiştirme aracı oluyordu. Kadının bu aşağılaştırılmış durumu, özellikle kahramanlık çağı ve daha çok da klasik çağ Yunanlılarında açıkça görüldüğü gibi allanıp pullandı ve gözlerden gizlendi. Zaman zaman da sevimli biçimlere büründürüldü; asla ortadan kaldırılmadı.
Erkeklerin artık kurulmuş olan tartışmasız egemenliğinin ilk etkisi, o sırada ortaya çıkan ataerkil ailenin arabiçiminde kendini gösterdi.
Bütün bu çelişkileri içeren ve kendisi ailedeki kaba işbölümüne ve toplumun tek tek ve birbirine karşıt ailelere ayrılmasına dayanan işbölümü ile, aynı zamanda işbölümünün ve ürünlerinin paylaşımı, üstelik hem nitel ve hem de nicel eşitsiz paylaşımı, ve kadının ve çocukların erkeğin kölesi olduğu ailede çekirdeği, ilk biçimi bulunan mülkiyet doğdu. Ailede henüz elbette çok kaba, gizli olan kölelik, ilk mülkiyettir, üstelik burada modern ekonominin mülkiyet tanımına uymaktadır; bu tanıma göre mülkiyet yabancı emek-gücüne buyurmadır. Ayrıca işbölümü ve özel mülkiyet özdeş terimlerdir - birinde etkinlikle ilgili olarak bildirilen aynı şey, öbüründe etkinliğin ürünüyle ilgili olarak bildirilmektedir.
Bundan başka, işbölümü ile, aynı zamanda birbirleriyle ilişkili tek tek bireyler ya da tek tek aileler ve bütün bireyler arasındaki ortak çıkar sağlanmaktadır.

İngiltere'de çalışan sınıfların tarihi, geçen yüzyılın son yarısında, buhar makinesinin ve pamuk işleyen makinelerin bulunması ile başlar. Bilindiği gibi, bu buluşlar sınai bir devrimi, aynı zamanda bütün burjuva toplumu değiştiren ve dünya tarihindeki anlamı ancak şimdi tanınmaya başlanan bir devrimi başlatıyordu. İngiltere, gürültüsüz olduğu kadar zorlu olan bu devrimin klasik yeridir, ve İngiltere, bundan [sayfa 16] ötürü, onun başlıca sonucunun, proletaryanın gelişimi için de klasik ülkedir. Proletarya yalnız İngiltere'de bütün ilişkileri içinde ve bütün yanlarıyla incelenebilir.
Burada, şimdilik, bu devrimin tarihiyle, bugün ve gelecek için büyük anlamıyla ilgilenmiyoruz. Bunun ortaya konması, ileriye, geniş kapsamlı bir çalışmaya bırakılmak gerekir. Şu anda İngiliz proletaryasının bugünkü durumunun anlaşılması için gerekli olan ardışan olguların anlaşılmasıyla, az ile yetinmeliyiz.
Makinelerin yaygınlaşmasından önce hammaddenin eğirilmesi ve dokunması işçinin evinde oluyordu. Erkeğin dokuduğu veya aile babası kendisi işlemiyorsa sattıkları ipliği kadın ve kız çocuklar eğiriyorlardı. Bu dokumacı aileler çoğunlukla kırda, kentlerin yakınlarında yaşıyordu, ve ücretleriyle çok iyi geçinebiliyordu, çünkü yerli pazar henüz kumaş talep eder durumdaydı, hatta hemen hemen biricik pazardı ve rekabetin yabancı pazarların ele geçirilmesiyle, ticaretin genişlemesiyle daha sonra birdenbire doğan gücü işçi ücretini henüz duyulur ölçüde etkilemiyordu. Onun için yerli pazarda nüfusun yavaş yavaş çoğalmasına ayak uyduran ve bütün işçilere iş sağlayan sürekli bir talep artması oluyor, ve bir de, işçilerin konutlarının kırsal dağınıklığı yüzünden birbirleriyle sert bir rekabete girmeleri olanaksızlaşıyordu. Dolayısıyla, dokumacı çoğunlukla biraz para biriktirecek ve boş zamanlarında -ve istediğinden çok boş zamanı vardı, çünkü dilediği zaman ve dilediği sürece dokuyabiliyordu- işleyeceği küçük bir arazi kiralayabilecek durumdaydı. Elbette kötü bir çiftçiydi ve tarım işletmesini ilgisizce ve fazla gerçek-gelir sağlamaksızın yönetiyordu; ama gene de hiç değilse bir proleter değildi, bir İngilizin dediği gibi, anayurdunun toprağında dikili bir kazığı vardı, yerleşikti ve toplumda şimdiki İngiliz işçisinden bir basamak daha yukarda bulunuyordu.
İşçiler bu tarzda pek rahat bir varlık içinde bitki gibi yaşıyor ve tam dindarlık ve saygınlık içinde namuslu ve erinçli bir ömür geçiriyorlardı, maddi durumları ardıllarınınkinden çok daha iyiydi; fazla çalışmayı gereksinmiyorlar, dilediklerinden çoğunu yapmıyorlardı, ve gene de gereksindikleri şeyi kazanıyorlardı, bahçelerinde ya da tarlalarında sağlık içinde çalışmak için boş zamanları, kendileri için artık dinlence olan bir işleri vardı, ve bundan başka komşularının dinlencelerine ve eğlencelerine de katılabiliyorlardı; ve bütün bu eğlenceler, kiy (Kegel), top oyunu vb., vücutlarının sağlıklı kalmasına ve kuvvetlenmesine yardım ediyordu. Çoğunlukla kuvvetli, vücutlarında köylü komşularınınkinden az fark görülen ya da hiç fark görülmeyen iyi gelişmiş kişilerdi. Çocukları temiz kır havasında yetişiyor, ve çalışma sırasında ana-babalarına yardım edebildikleri zaman bu yardım bile arada bir oluyor, ve sekiz ya da oniki saatlik bir işgününden sözedilmiyordu.
Bu sınıfın ahlaki ve zihnî karakterinin ne olduğu kestirilebilir. İplik ve kumaş ücretin ödenmesi karşılığında gezici aracılara verildiği için asla içine adım atmadıkları kentlerden yalıtılmışlardı, öyle yalıtılmışlardı ki, kentlerin pek yakınında oturan yaşlı kişiler, sonunda makinelerle kazançlarından yoksun bırakılıncaya ve kentlerde kendilerine iş aramak zorunda kalıncaya kadar asla kente adım atmıyorlardı; onlar, kiraladıkları küçük araziler dolayısıyla zaten çoğunlukla dolaysız bağlı oldukları kır insanlarının ahlaki ve zihnî aşamasında bulunuyorlardı. Sguire'lerine -yörenin en büyük toprak beyine- doğal üstleri gözüyle bakıyor, ondan öğüt istiyor, küçük anlaşmazlıkların çözümü için ona başvuruyor ve bu ataerkil ilişkinin birlikte getirdiği bütün onuru ona veriyorlardı. "Saygıdeğer" kişiler ve iyi aile babaları idiler, ahlaksız olmak için hiçbir neden bulunmadığından ahlaklı yaşıyorlardı, çünkü yakınlarında hiç bir meyhane ve kötü ev yoktu, ve çünkü arada bir yanında ağız kuruluğunu giderdikleri hancı da saygı-değer bir adamdı ve, çoğunlukla, iyi biraya, iyi düzene ve işini erken bitirmeye önem veren büyük bir çiftçiydi. Çocukları bütün gün evde, yanlarındaydı ve onları eslek (muti) ve Tanrı korkusu içinde yetiştiriyorlardı; çocuklar kendileri evli olmadıkları sürece ataerkil aile ilişkisi bozulmadan kalıyordu; gençler, evleninceye kadar, kırsal yaşamın yalınlığı ve oyun arkadaşlarının güveni içinde yetişiyorlardı, ve evlilikten önce cinsel ilişki hemen hemen genellikle oluyor idiyse de, bu gene de, ancak evliliğin ahlaki yükümleri her iki tarafça tanındığı zaman oluyordu, ve bunu izleyen evlenme her şeyi gene aynı duruma getiriyordu. Sözün kısası, o zamanki İngiliz sanayi işçileri, Almanya'da şurada burada hâlâ görüldüğü gibi, ruhsal etkinlik göstermeksizin ve yaşam durumlarında zorlu çalkantılar olmaksızın, yalıtılmışlık ve yalnızlık içinde, aynı tarzda yaşıyor ve düşünüyorlardı. Az okuyabiliyor ve daha da az yazabiliyor, aksatmadan kiliseye gidiyor, politika yapmıyor, dedikodu etmiyor, düşünmüyor, bedensel işlerden hoşlanıyor, ata kalıtı vecdle okunan incili dinliyor ve yetingen alçakgönüllülükleriy le toplumun saygın sınıflarıyla çok güzel geçinip gidiyorlardı. Ama bu yüzden ruhça ölüydüler, yalnız küçük özel çıkarları, dokuma tezgâhları ve bahçecikleri için yaşıyor ve dışarıda insanlığın geçirmekte olduğu büyük kaygı üzerine hiçbir şey bilmiyorlardı. O sessiz bitkisel yaşamlarında rahatlarına bakıyorlardı ve sınaî devrim olmasaydı bu kuşkusuz çok romantik-hoş, ama bir insana yaraşmayan varlıktan asla sıyrılmazlardı. Pek insan değillerdi, tersine, o zamana kadar tarihe yön vermiş az sayıda aristokratın hizmetinde çalışan bayağı makinelerdi; sınaî devrim de yalnızca sonucu tamamladı: işçileri düpedüz makineler haline getirdi ve bağımsız çalışmanın son kalıntısını da onların elinden çekip aldı, ama böylelikle onları, düşünmeye ve insanca bir yer istemeye de özendirdi. Fransa'da politika nasıl idiyse, İngiltere'de sanayi ve [bu] sonuncuları batan sınıfların genel insani çıkarları karşısında duygusuzluk içinde tarihin akını ısına fırlatan burjuva toplumun davranışı da kesinlikle öyleydi.

F. Engels, Die Lage der arbeittenden Klasse in England,
K. Marks-F. Engels, Werke, Bd. 2, Berlin 1957, s. 237-239.
__________________
''Haziran'da Ölmek Zor''
Asi Rüzgar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
Amed_Dersim (17 Aralık 2008)
Alt 17 Aralık 2008, 18:27   #3
Aktif Üye
 
Asi Rüzgar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 Aralık 2008
Bulunduğu yer: Çatışmanın Ortası
Mesajlar: 444
Teşekkürler: 93
185 Mesajına 300 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Makinelerin yaygınlaşmasıyla proletaryanın nasıl yaşama çağrıldığını yukarda gördük. Sanayinin çabuk genişlemesi insan gerektiriyordu; emek ücreti yükseldi, ve bundan ötürü tarımsal bölgelerden kentlere doğru işçi alayları yürüyordu. Nüfus hızla çoğalıyordu ve hemen hemen her artma, proleterler sınıfını büyütüyordu. Onun için İrlanda'da daha 18. yüzyılın başlarından beri sınıflaştırıcı bir durum ortaya çıkmıştı; İngiliz barbarlığı yüzünden çıkan eski ayaklanmalarda onda-birinden çoğu kırılmış olan nüfus, özellikle sanayinin çok sayıda İrlandalıyı İngiltere'ye çekme atılımı başlayalıberi, burada da hızla artıyordu. Böylece Britanya [sayfa 19] devletinin büyük fabrika ve ticaret kentleri doğuyordu, ve oralarda nüfusun en az dörtte-üçü işçi sınıfındandı ve küçük-burjuvazi ancak bakkallardan ve çok çok az sayıda zanaatçılardan oluşuyordu. Çünkü yeni sanayi önce nasıl avadanlıkları makinelere ve işlikleri (atölyeleri) fabrikalara -ve böylelikle çalışan orta-sınıfı çalışan proletaryaya, şimdiye kadarki büyük tacirleri fabrikacılara dönüştürdü ve böylelikle önemli olduysa; burada da artık küçük orta-sınıf nasıl yerinden oldu ve nüfus işçiler ve kapitalistler karşıtlığına indirgendiyse, aynı şey, dar anlamda sanayinin dışındaki alanda, zanaatlarda ve hatta ticarette oluyordu. Bir zamanların ustalarının ve kalfalarının yerini, büyük kapitalistler ve kendi sınıflarının yukarısına çıkma umudu asla bulunmayan işçiler alıyordu; işlikler fabrika boyutlarına çıkarılıyor, işbölümü tam anlamıyla uygulanıyor ve büyük kurumlara karşı rekabet edemeyen küçük ustalar proleterlerin sınıfına düşürülüyordu. Ama aynı zamanda, şimdiye kadarki işlik düzeninin ortadan kaldırılmasıyla, küçük-burjuvazinin yıkımıyla, işçinin elinden bütün burjuvalaşma olanakları alınıyordu. Şimdiye kadar onun herhangi bir işte yerleşik usta olmak, daha sonra belki kalfalar edinebilmek umudu her zaman vardı; ama şimdi, ustanın kendisini büyük fabrikacıların yerinden ettiği yerde, bağımsız bir işlik çalıştırmanın büyük sermaye gerektirdiği yerde, proletarya, eskiden çoğunlukla burjuvaziye yalnız bir geçit iken, artık nüfusun gerçek, kalımlı bir sınıfı oluyordu. Bununla birlikte şimdi proletarya ilk olarak bağımsız davranışlara girişebilecek durumdaydı.


F. Engels, aynı yapıt, s. 259-263.


Kaynak..Kurtuluş Cephesi..
__________________
''Haziran'da Ölmek Zor''

Konu Asi Rüzgar tarafından (17 Aralık 2008 Saat 18:30 ) değiştirilmiştir.
Asi Rüzgar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
calisan, çalışan, ezilmesi, kadinin, kadının, sinifli, sömürülmesi, sınıflı, toplumlarda, üzerine, uzlasmazkarsit, uzlaşmazkarşıt


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gerilla Beritan, bir kadının dramını Kürtçe yazdı tolll Kürt Tarihi 0 27 Ocak 2010 13:31
çocuk p o r n o su üzerine filistinli Kadın Sorunu 1 25 Mart 2009 21:45
NOD32 için çalışan keyler Nalîn Güvenlik & Anti virüs 0 10 Ocak 2009 10:15

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:04.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.