Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > EĞİTİM > Enternasyonal Terimler Sözlüğü

Enternasyonal Terimler Sözlüğü Bilmediğiniz terimlerin anlamlarını bulabileceğiniz bölüm.

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30 Mart 2011, 21:38   #1
Aktif Üye
 
düşünsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2008
Mesajlar: 1,457
Teşekkürler: 1,352
601 Mesajına 939 Kere Teşekkür Edildi
Standart Norm

Her kültürde toplumsal düzeni sağlayan, bireylere yol gösteren, doğru ve yanlışı olumlu ve olumsuzu belirleyen kurallar, standartlar ve fikirler bulunur. Bütün bunlara norm adı verilir. Norm yaptırımı olan kurallar sistemidir. Her toplumda bireylerin tutum ve davranışlarım belirleyen, nasıl giyineceğimizden, nasıl yemek yiyeceğimize, belirli yerlerde nasıl oturacağımıza kadar çeşitli normlar yer alır.


Norm kavramının tarihi insan düşüncesinin düzenli bir şekle dönüşmesine kadar uzanır. Etik alanda yapılan fizyolojik analizlerde çok geçerli olmalarına karşın, norm kavramı sosyal bilimler alanında yeni yeni kullanılmaktadır. Ne var ki, norma çok yakın kavramlar; ahlak, hukuk ve geleneklerde eskidenberi kullanılır. Gelenek geniş kapsamlı bir sözcük olarak küçük grup veya toplumun oturmuş davranış yollarının hepsini içermektedir. Sosyal davranışlardaki negatif veya pozitif tepkiler hep gelenek şeklinde adlandırılabilir. Davranışların toplumsal çevreye uyumluluğunu ölçen standartlar geleneksel davranış normlarıdır. Aynı şekilde gelenekler gibi halk tarzları da normların doğuşunda önemli bir role sahiptir. Graham Sumner tarafmdan geliştirilen halk tarzları, grup huyları ve benzer sosyal gereksinmelerde aynı davranışların yinelenmelerinden kaynak alır. Halkın davranışlarının ölçüleri olarak halk tarzları, sosyal normların doğmasına yol açmışlardır. Normların ortaya çıkması, toplumsal yaşamın düzene girme gereksinmesine bağlanabilir.

Norm sözcüğü, aslında somut bir durumdan çıkarılarak, sosyal yaşamın kuralı anlamına gelmek üzere soyut bir kavram şeklinde genelleştirilmiştir. Latinceye norm olarak geçen bu kavram aslında üç köşeli bir şeklin belirtilmesidir. Bu şekil, geometride doksan derecelik bir açıyı çizmek için kullanılan gönyeye benzemektedir. Doksan derecelik bir açının tam olarak meydana gelmesinde, gönye izlenecek yönü belirten bir ölçü hizmetini görmektedir..

Aslında her norm birbirinden ayrılmaz iki unsuru taşımaktadır. Bunlardan birincisi maddi kısımdır ki, bu doğrudan doğruya yaşam gerçeğini gösterir. Normun bu maddi ve gözle görülebilen unsuruna günlük yaşamın herhangi bir anında rastlamak mümkündür. Maddi unsur tekbaşma bir normun meydana gelmesi için yeterli değildir. Normu tamamlayan, manevi unsurun birinci unsur bağlanmasıdır. Manevi unsur doğası gereği gözlemi olanakdışı bir bağdır. Görülebilen bu manevi bağ değil, onun belirme ve etkileme şeklidir. Bu nedenle normun gerçekliği, onun yapısından çok göreceli fonksiyonunda belirir. Normlara uygun olan davranışları insanlar doğal karşılarlar. Davranışların sonuçları aslında normu değil, normun dış etkilerini göstermektedir. Normatif bağ manevi bir faktör olarak olay ile olaya dayanan sonucu birbirine bağlayan iç gerekliliği gösterir. Belirli bir olay karşısında, ona uygun davranış biçimini doğru olarak saptama, dış görünüşten çok iç durumla ilgili bir sorundur. Bu da toplumun kültürel yapısına bağımlıdır. Her norm geçmişte şekillenmiş olayların sonuçlarından yararlanarak geleceğe dönük bir girişimin simgesidir. Toplumlar sosyal ve kültürel düzeylerine göre, içinden geldikleri olaylardan çıkardıkları sonuçlara dayanarak, gelecekteki yaşamlarını düzenlemek amacıyla çeşitli normlar geliştirirler.


Norm, herhangi bir kural değildir. Normlar, ölçü görevini yerine getiren üst düzeydeki kurallardır. Toplumda norma uygun şeyler benimsenir, aykırı olanlar ise reddedilir. Normları ilk olarak insanlar doğa yasalarında gözlemlemişlerdir. Doğa olayları ve insanların bunlardan çıkardıkları sonuçlar, genellemeler daha sonraları normlar şeklinde belirtilmişlerdir. Normlar, doğa yasalarının çeşitli gerçekleşme şekilleri içinden toplumca kabul edilebilecek bir ayırım gereğince, kendilerine üst düzeyde yer verilen kurallardır. Temelde, bir norm koymak bir arzu belirtmek, bir emir vermektir.

Sosyal normlar ise bütünüyle ilişki kurallarıdır. Normlar, toplum içinde davranışların düzene uygun olup olmadıklarını belirleyen standartlar veya ölçülerdir. Bu durumda norm, davranışların istatistik avarajı değil, fakat istenen tutumların kültürel belirleyicisidir. Önceleri oyunlarda, sonraları ise ticaret, din, ahlâk, gelenek ve daha sonra da hukuk alanlarında beliren normlar düzeni, sürekliliği ve istikrarı gerçekleştirmeğe yöneliktir. Normların amacı tekdüzeliği değil bütünlüğü sağlamaktır. Tüm sosyal olayların ve hareketlerin günümüzde normlar dışında ele alınmaları olanak dışıdır. Toplumsal gelişme süreci içerisinde ortaya bazı genellemeler ve ölçüler çıkmaktadır.

Normların bazı kaynakları bilinmektedir. Davranış için bazı kurallar belirli durumlarda doğrudan doğruya ortaya çıkabilirler. Sürtüşmeler, çatışmalar, yoksunluklar bu durumlar için örnek alınabilirler. Böylesine durumlar yeni normların ortaya çıkmasında baskı unsuru olabilirler.


Son yüzyıllarda normların kaynağını araştıranlar, monoteizm gibi karışık olmasına karşın uzun süre etkinliğini sürdürmüş akımlarla ilgilenmişlerdir. Tarihsel norm incelemelerinin çoğunluğu eksiktir. Açıklamalar spekülatif veya tek yanlı olarak kalmaktadır. Çağdaş bilimciler normların tek bir kuruma bağlı kalınarak açıklananı ıyacağını, daha geniş ve çok yanlış açıklamalara gerekssinme bulunduğunu belirtmektedirler. Onlara göre önce ele alınan toplumun normlarını yeterli düzeyde tanımalı, daha sonra tarih incelemelerine geçilerek böyle bir toplumun neden bu tip normlara sahip bulunduğu üzerinde durulmalıdır. Çeşitli akımlar norm ların kaynağı sorununa değişik açılardan eğilmişlerdir. Normların elde edilmesi konusunda da çeşitli görüşler arasında ayrılıklar vardır. Sezgici okul normların vicdan aracılığı ile elde edildiğini, vicdanın ise apriori olarak sezgi aracılığı ile bilindiğini ileri sürer. Buna göre sezgici okul normların apriori olarak içinde bulunduğunu savunmaktadır. Vicdanın sesi temel olarak ele alınınca, insan en yüksek norma sezgi yolu ile kavuşabilir. Sezgi ile ulaşılan yüksek normlar matematiksel aksiyomlar kadar mutlak olup, ay rica kanıtlanmalarına gerek yoktur. Çeşitli değerlere sahip normlar arasındaki hiyerarşi gene sezgi aracılığı ile anlaşılabilir. Normlar arasında sıralama yapılırken, normal insan tepkileri esas olarak alınmalıdır. Kişilerin fazlasıyla üstün tuttukları değerler, diğerlerinden daha üst düzeyde bulunmalıdır. Bu değerlere sahip olan normlar önceliğe sahip olmalıdır.


Deneyci okul ise gözlemciliğe önem vererek sezgiciliğe karşı çıkmaktadır. Mutlak değerler bu okula göre apiori olarak yoktur. En yüksek değer normları yer ve zaman açılarından birbirlerinden farklıdır. Mutlak norm yoktur, değişen ve göreceli norm vardır. Normlar doğuştan apriori olsalardı, insanların çoğunluğunun ahlâksızlığı ileri sürülebilirdi. Normlar, toplum yaşamı içerisinde çeşitli olaylar ve deneyler sonucunda varılan yargılarla elde edilir. Deney ve gözlem yolu ile insanlar yeni bilgiler toplarlar, yeni bilgilerde insanları yeni normlara ulaştırır. Bu nedenle, değişmeyen yüksek normların varlığından sözetmek gerçek dışıdır.

Evrimci görüş ise, değerler arasında sürekli gelişimi ve dolayısıyla değişimi esas alır. Doğa bilimlerinde normlar, olaylardan ve deneylerden elde edilen gerçek bilgilere dayanır. Evrimci görüşe göre, toplumsal alanda norm koymak doğa yasalarının sonuçlarından bazılarını benimsemek, bazılarına ise karşı çıkmak demektir. Sosyal normların amacı, insanların iradi davranışlarını düzenlemek ve sınırlamaktır. Her insan, önce varlığını, sonra cinsini ve en son olarak da içinde yaşadığı toplumu sürdürmek ister. Bireylerin davranışları bu amaçlara göre gelişme gösterir. Hareketlerdeki değer sıralaması evrim so.nucunda elde edilir. En yüksek norm varlığın ve cinsin değil, toplumun yaşamasına, gelişmesine yönelen normdur.


Devrimci hukuku savunan marksizm ise, bütün sosyal olay ların ve gelişmelerin temelinde sınıf mücadelesinin yattığını savunmaktadır. Bu görüşe göre, insanlığın tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir. Sosyal olguları temelde sınıflararası durumlar belirler. Toplumun altyapısı ekonomiktir. Hukuk, ahlak, din, kültür hep üstyapı kurumlarıdır. Bu üstyapı kurumlarının çekirdeğini oluşturan normları toplumun sınıfsal yapısından soyutlamak olanak dışıdır. Sınıf mücadelesini kazanan, kendi düzenini kuran egemen sınıflar kendi düzenlerini yaşatacak, geliştirecek normları da kendileri koyarlar. Toplumdaki o düzen var oldukça, düzenin kendi mantığına uygun normlar da var olacaktır. Egemen sınıflar değişen koşullarda kendi düzenlerini sürdürebilmek için yeni yeni normlar getirebilirler. Toplumdaki iktidar el değiştirirse, yeni bir sınıf yönetimi ele geçirirse o sınıf da kendi düzenini kurmak için yeni normlar koyabilir. Marksist hukuk görüşü, normların kaynağında sınıf mücadelesi ve siyasal iktidar unsurlarını temel olarak görür. Sınıf mücadelesini kazanan, siyasal iktidarı eline geçiren sınıf kendi normunu getirir. Ekonomik altyapıyı elinde bulunduran sınıf toplumun üstyapısında da egemendir. Hukuk, ahlâk, din, gelenek olgularındaki normlar, egemen sınıfın istediği ve çıkarlarına en uygun düşen yönde doğar ve gelişirler. Norm koyan en büyük toplumsal güç devlet bile, egemen sınıfın kesinlikle kontrolü altındadır. Devlet güçlü sınıfın, diğer anlamda yönetimi elinde bulunduran sınıfın devletidir. Devleti meydana getiren temel normu, iktidarı elinde tutan egemen sınıf saptar.

En çok norm kavramı üzerinde duran ise, pozitivist okul olmuştur. Varolan, yürürlükte bulunan normları ve bu normlara bağlı düzenleri savunan pozitivist okulun görüşlerinde norm kavramı çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle Hans Kelsen pozitivizmden hareket ederek, normlara verdiği önemle normativist pozitivizm diye tanımlanabilecek ayrı bir görüş geliştirmiştir. Kelsen ve görüşleri ileride daha geniş ele alınacağından burada Duguit'- nin görüşlerinin belirtilmesi ile yetinilecektir. Duguit'ye göre sosyal yasalar, fizik yasalarına benzemeyip, insan bilincine hitap ederek insanın hareketlerinin konu ve amaçlarını belirleyen yasalardır. Bu tip yasalara sosyal norm demek daha uygundur. Sosyal ya salar fizik yasalara benzese idi, bu normlar sosyal yaşamı meydana getiren hareketleri düzenleyecek yerde kurumların gelişme aşamalarını bildiren birer illiyet yasaları olurlardı. Buna karşılık sosyal normun bireylere yüklediği görev fizikötesi anlamındaki özgürlükleri sınırlamağa dönük düşünülebilir. Duguit, bu durumu bilime değil de inanca dayanması nedeniyle reddederek, pozitif bir hukuk biliminin dışında saymaktadır. Gene Duguit'ye göre ekonomi ve ahlâk yasaları da norm sayılabilir.

(DERLEME)
düşünsel isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
düşünsel Kullanıcısına Bu Mesajı için Teşekkür Edenler: 2 Kullanıcı
BABİL (31 Mart 2011), cengiz (03 Nisan 2011)
Alt 03 Nisan 2011, 18:28   #2
Aktif Üye
 
düşünsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2008
Mesajlar: 1,457
Teşekkürler: 1,352
601 Mesajına 939 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Norm ,kelimenin ihtiva ettiği anlam ve bundan da önemlisi kelimenin içinde yer teşkil eden birkaç noktayla çok daha önemli bir hale gelmektedir.Normları n sosyal yanı,hemen yanı başında 'siyasal' yanıylada önem kazanmaktadır ki siyasal noktayı 'hukuk' olarakta görebiliriz.

Hukuk normları,oluşma ya da oluşturulma aşamasından sonra ,sosyal normlar gibi bir çerçeve içine giren,tabulaşan ve bu paralelde 'meşru'laşan bir gerçekliktir.Hukuk normu,insanlar için adaleti,eşitliği,düz eni sağlayan,bir yanıyla 'toplumsal mukavele'yi içinde barındırıan diğer yanıylada 'doğal' ve doğal olmayan bir seyir içinde var olan bir takım olgulardır.Kimi toplumlar ya da düşünceler hukuku,düzeni sağlamalı ve uzantısında adaleti sağlamalı diye yordayabilir.Lakin bu noktada hukukun oluşmasıda 'adalet' ile iniltili bir paradigma ortaya çıkartır.Hukukun oluşması,doğal bir seyir içinde mi yoksa doğal olmayan bir seyir içinde mi ortaya çıkar ve meşruluğunu bu yolllarla mı bulur? Diğer bir deyişle,toplumun beklenti ve ihtiyaçlarına göre mi şekillenir ve tabulaşır yoksa ,toplumu değiştiren bir üst yapı eliyle mi,toplum şekillenir ve tabulaşır?

''Toplum düzeni içinde yaşamak zorunda bulunan insanların zorunlu saydıkları normların en önemlilerini hukuk normları meydana getirir. Hukuk normları bir yerde toplumsal yaşamın asgari koşulları olarak toplum yaşamının gerçekleşmesine ve korunmasına dönüktür. Hukuk normlarını diğer sosyal normlardan ayırmak güçtür. Aynı norm çeşitli kategorilere girebilir. Ortak amaçları sosyal yaşamı düzenlemek olmakla beraber hukuk normlarıyla diğer sosyal normlar arasında özellikle yaptırım açısından önemli ayrılıklar vardır.Lakin sosyal normları içselleştiren bir insanla bu normları içselleştirmeyen insana,hukukun aynı işlevselliği gösterdigini söylemek oldukça zor,hatta imkansızdır.Kürtler nezdinde işletilen durum bu noktada önemli bir emsal teşkil eder.''


1920 lerde oluştrulan Tc militer erkinin normları,var olan sosyal normların bir uzantısı olarak hukuka işlememiştir.1920 lerdeki ‘hukuk’ bilinen ilk anlamda ‘müdafa’’nın hukuku olmuştur ki bu hukukta yine Mondros sonrasında ortaya çıkan hukukun bir izdüşümü olduğundan,müdafaai hukukların adlandırılmasıda bu bağlamda ortaya çıkmaktadır.1923-30 arası dönemde İtalyan Ceza Hukuku-Ceza muhakemeleri hukuku;İsviçre medeni hukuku vb bir takım hukuk kuralları,tepeden inme bir yöntemle ortaya getirilmesine rağmen,bunun gerçek anlamda işlevsel olmadığıda yine bu hukuk kurallarının üstüne günümüzde anayasa dediğimiz objenin ,hukuksal bir norm olmaktan sıyrılarak bir tabu-sosyal norm haline gelmesi,bu işlevsellik noktasında önemli bir yer teşkil etmiştir.


Günümüzde anayasa denilen objeye insanların bakışı nasıl? Sadece hukuksal bir norm olarak mı görünmekte yoksa,sosyal-tabulaştırılan bir norm olarak mı görünmekte? Bu noktada karşımıza iki sorunsal çıkmakta;var olan anayasanın değişmesini istemek,hukuksal bir normun değişmesini mi yoksa sosyal bir tabunun değişmesini mi istemektir? Hukuk normu eylemsel olarak gerçekleşmese bile, gerçekleşmesi gerekeni gösteren, pratik ve yolgösterici bir anlam mı taşır?Bu paralelde Hukuk normunun görevi, istenen düzenin gerçekleşmesine yardımcı olmaktır diyebiliriz.İşte asıl noktayıda burası oluşturmaktadır;İste nen düzen nedir ve nasıl oluşmuştur? Türk-iye ulus devlet paradigması ve bunun ‘koşulsuz kabulü’yle yaşam bulan düzen, toplumda önemli bir kesim tarafından (sağ-sol-demokrat…) istenilmektedir.Ama hukuksal olarak anayasanın değişmesini istemek ise yine sadece bilinen anlamıyla hukukun(kanunun) değişmesini istemektir.Yani,düze nin kendini idame ettirmesine karşı olmak ile hukuksal bir takım kaidelerin değişmesini istemek arasında çok büyük farklar vardır.Bu durumu şöylede açıklayabiliriz;’’Ka nun yapıcı yine başta olsun ama kanunlar değişsin’’.Günümüzde ki durumda tıpkı bu şekildedir.Kanunlar değişsin ama kanunları ortaya çıkartan obje (ulus-devlet) olan kanun koyucu yine bu kanunları değiştiren olsun! Devleti (hukuku) oluşturan bu paradigmanın içinde kalındığı sürece en radikallerinden koministte olsanız paradigma yeniden üretilir. Asıl sorun bu paradigmanın yani hukukun (normların) yeniden üretilmesi mi yoksa tamamen değiştirilmesi mi?
düşünsel isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
cengiz (03 Nisan 2011)
Alt 03 Nisan 2011, 18:37   #3
Aktif Üye
 
cengiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30 Mayıs 2009
Mesajlar: 415
Teşekkürler: 453
176 Mesajına 252 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Emeğine sağlık çok harika bir bilgilendirme sağol keké.Normların olmdan yaşamın zor olduğuna inanırım.
__________________
Hiçkimsenin adini bile söylemedigi bir ülkenin yurtseverligini biz yaptik,
Hiçkimsenin kimligini bile agzina almak istemedigi bir halkin gerçegini ortaya çikarttik,
Herkesin adeta utanarak kaçmak istedigi ulusal özelliklerinin gerçeklerini vurguladik.
cengiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
norm


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:19.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.