Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > EĞİTİM > Enternasyonal Terimler Sözlüğü

Enternasyonal Terimler Sözlüğü Bilmediğiniz terimlerin anlamlarını bulabileceğiniz bölüm.

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31 Temmuz 2010, 02:28   #1
Aktif Üye
 
düşünsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2008
Mesajlar: 1,457
Teşekkürler: 1,352
601 Mesajına 939 Kere Teşekkür Edildi
Standart LİNÇ

Linç, bir kişi veya grubun daha kalabalık bir grup tarafından hukuki süreçlere başvurmadan ölüm ile cezalandırılmaya kalkılması. Linç eylemi, genelde öldürmeyi hedefler ama öldürmeye varmayan girişimler de linç etme kadar ciddiye alınmalıdır.

Linç kelimesi, İngilizce 'lynch' kelimesinden gelmektedir. Lynch kelimesi Charles Lynch'in İngilizce diline yerleştirdiği bir sözcüktür. Aslında Charles'ın soyadıdır. C. Lynch, 1736-1796 yılları arasında Amerika'da yaşamış İrlanda asıllı bir göçmendir. Geniş topraklara sahip olan Lynch, 1769-1778 yılları arasında Virginia Konvasyonunda görev yapmıştır. Amerikan Bağımsızlık Savaşında milis albayı olarak savaşmış. Bu savaş sırasında Lynch ve onun gibi olan bazı milis subayları Virginia'da İngiliz yanlısı olduğundan şüphelendikleri insanları apar topar yakalayıp, kendi kurdukları ve hiçbir hukuki temeli olmayan düzmece mahkemede yargılamıştır. Malına el koyma, zorla askere alma ve kırbaçlama gibi cezaları uygulamıştır. Lynch'in kurduğu bu düzmece mahkemelerin verdiği kararlar daha sonra Virginia Genel Meclisi kararıyla yasal ilan edilmiştir. Daha sonra savaşın bitimiyle 1784-1789 yılları arasında Virginia Senatosunda görev yapmıştır. Her ne kadar kavram olarak ABD menşeyli olsada Linç hadiselerine çok daha eski dönemlerde de görmek,bu kültürün kadim zamanlardan beri var olduğunuda teyit etmektedir.

Yasadışı olarak suçluların cezalandırılmasını ifade eden Lynch Yasaları, 1780 yılında mahkeme kararlarında geçen yasama şeklini anlatmak için ilk kez kullanılmıştır. Linç, ABD'de hukuki kurumların henüz yerleşmediği (bu hukukta ayrıca bir tartışma konusu) dönemde toplumun çok ciddi suçları cezalandırmak için kullandığı bir yöntem olarak doğmuş, ancak hukukun güçlenmesi ile yasaklanmış. Daha sonra, özellikle güney eyaletlerinde siyahlara karşı kullanılan hukuk dışı bir baskı aracı haline getirilmiş. Linç mağdurlarının çoğunluğu toplumun ezilenlerinden oluşmaktadır.

Oluşum ve gelişimine bakıldığında özü itibarıyla hukuk dışı olan linç, belli siyasal çıkarları korumak için başvurulan bir yöntemdir. İktidarların bu eylem biçimiyle kurduğu açık ya da gizli ilişkisi biçimi açısından da çarpıcıdır bu. Gelişen hukuk sistemleri böylesine insanlık dışı ve barbar bir yapıyı hukuk sisteminin dışına itmiştir. Hiçbir hukuk sisteminde resmi olarak yer bulmamıştır. Ama bazı siyasi çıkarlar doğrultusunda gayri resmi olarak birçok defa kullanılmış ve hala kullanılmakta olan bir cezalandırma-şiddet yöntemidir…

Linç olayları, özünde hukukun göz ardı edildiği toplumlarda ön plana çıkartılmıştır.Hukuk unda toplumsal olmaması diğer bir deyişle toplum tarafından oluşturulmamış hukuk nedeniyle ön plana çıkartılır. Bu yönteme başvuran bireyler, yaşadığı hukuk sisteminin bağlayıcı yasalarını çiğnediği için suç işlemiş olur.Örneğin son günlerdeki İnegöl-Hatay da Kürtleri linç etmek isteyenlerin hukuka karşı gelmesi örneğinde olduğu gibi… Çağdışı bulunarak hukuk dışına itilen linç vakaları, hukuka aykırı oluşuyla kendi başına bir suç teşkil etmektedir. Dolayısıyla toplum düzenini sağlamak için konulmuş yasalara uymamak nasıl ki bir suçsa, yaşanan böylesi olaylara karşı hoşgörülü olmak, meşru görmek de suçtur. Bundan daha da önemlisi ve daha vahim olanı, böylesi bir anlayışın linç kültürünün gelişmesine sebebiyet verecek oluşudur. Böylesi bir gerçeklikte, nihai amacı adaleti tesis etmek olan hukuk sistemi böylelikle adaletsizliğe davetiye çıkarmış olur.

Yine son günlerde bir emniyet yetkilisinin Linç güruhuna karşı söyledikleri,linç kültürünün sistem eliyle işletilmesinin bir sonucudur.

derleme

saygı ve dostlukla
düşünsel isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
düşünsel Kullanıcısına Bu Mesajı için Teşekkür Edenler: 3 Kullanıcı
aykut (03 Mart 2012), BABİL (01 Ağustos 2010), HAZİRAN (31 Temmuz 2010)
Alt 03 Mart 2012, 13:06   #2
Aktif Üye
 
aykut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22 Eylül 2011
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1,002
Teşekkürler: 560
64 Mesajına 74 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Linç Cumhuriyeti Üzerine
Türk Medyası, son günler de şu soruyu sütunlarına ve ekranlarına sıkça taşır oldu: “Bize neler oluyor?” Medyaya bu soruyu sorduran olay ise, Selendi’deki linç vakası.

Ne büyük bir aymazlıktır ki, bu süreci kendi elleriyle ilmek ilmek dokuyanlar, şimdi bu soruyu sorabiliyorlar: “Sahi, ne oldu bize?”

O zaman biz de soruyu şöyle sorarak başlayalım, “Sahi, siz ne vakit böyle değildiniz ki?”

Bu sorunun cevabına geçmeden önce, linç olayının ne olup olmadığını doğru tanımlamakta yarar olduğu kanaatindeyiz.

Linç, etimolojik olarak İngilizce, daha doğrusu Amerikanca bir sözcük. Anlamı ise, kişiye ya da bir topluluğa karşı uygulanan kitlesel şiddettir.

Linç, kavramsal olarak ABD’de deki Lynch Kanunu ile literatürde yer edinmiş ise de, linçin tarihi en az sınıfların, devletin ve dinlerin tarihi kadar eskidir.

Linçin tarihine, daha doğrusu tarihsel köklerine baktığımızda, bu tarihin dinlerin, sınıfların ve devletin tarihi ile yaşıt olduğunu görürüz.
Linç, öyle anlatıldığı gibi kendiliğinden gelişen bir davranış değildir. Her linç girişiminden sonra devletin sahiplerinin, “Halk galeyana geldi, vatandaş infialde” türünden açıklamaları, olayın örgütlü arka planını saklamaya dönük bir çabanın ürünüdür.

Esasen linç, devletin ya da egemen olanın kendi “hukuk” sınırları içerisinde yapamadığını kitlelere yaptırmasıdır. Örneğin bütün tek Tanrılı dinlerde yer alan Recm olayı ile günümüzdeki linç olayı bir ve aynı şeydir. Aralarındaki tek fark, geçmişte yazılı bir hukuk olarak kabul ediliyor ve bu hukuk kitlelerle uygulatılıyordu; günümüzde linç olarak adlandırılan olay ise, yazılı hukukta yer almıyor, hatta hukuk dışı olarak kabul ediliyor, ama devlet göz önünde kendi yapamadıklarını el altından örgütleyerek kitlelere yaptırıyor.

Esasen Ortaçağda devlet eliyle kurulan ‘cadı kazanları’, engizisyon kıyımları ve İslami şeriat devletlerinde uygulanan Recm hukuku ne ise, daha geç tarihlerde vuku bulmuş olan ırk, din, cinsiyet ve milliyet motifli linç girişimleri de odur.

Geçmişte uygulanan linç, “yargı” dayanağı olan bir cinayet iken, daha sonraları neredeyse bütün dünyada, örneğin geçmişte ABD’de siyahlara karşı ve Almanya’da Yahudilere karşı uygulandığı gibi, adeta gizli bir hukuk olarak uygulanmıştır. Bu yazı çerçevesinden asıl tartışmak istediğimiz Türkiye’de yaşanmakta olan linçler olduğundan, olayın uluslararası boyutuna daha fazla girmeden, “Türk Otağı’nda linçin tarihine, tarihsel köklerine dönmek istiyoruz.
aykut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03 Mart 2012, 13:07   #3
Aktif Üye
 
aykut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22 Eylül 2011
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1,002
Teşekkürler: 560
64 Mesajına 74 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Türkiye’de Linçin Tarihi

Türkiye’de linç, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kadar hep var ola gelmiştir. Esasen bir şeriat devleti olan Osmanlı Devleti’nde linç, kimi zaman bir şeriat hukuku olarak devletin kadısı eliyle uygulanmışken, kimi zaman da, devletin organize ettiği kalabalıklara uygulatılmıştır.

Türkiye’de Ermenilere, Rumlara, Kürtlere, Alevilere, Romanlara, ‘Kapkaççı’lara, Eşcinsellere ve Travestilere karşı adeta gizli bir hukuk olarak uygulanmıştır.

Öyle çok gerilere gitmeye gerek yok, daha yakın bir tarihten başlayacak olursak, ilk akla gelen linç olaylarından biri 1896 yılında İstanbul’da vuku bulmuş ve bu olayda, resmi açıklamalara göre 1015 Ermeni linç edilerek öldürülmüştür.

Gerekçe: Osmanlı Bankası’nın Ermeni bir eylemci tarafından işgal edilmesidir. 1896 yılında vuku bulan bu linç olayı, esasında yeni bir dönemin başladığının da habercisi olması bakımından oldukça önemlidir.

Bu tarihler, artık Osmanlı İmparatorluğu’nun son bulmaya ve yerine Türklüğe dayanan bir devletin inşa edilmeye başlandığı tarihlerdir. İstanbul’da ve yine 14–17 Nisan 1909’da Adana’da Ermenilere karşı organize edilen ve otuz binden fazla Ermeni’nin katledildiği linçler, adeta, 1915 yılındaki büyük Ermeni soykırımının provası niteliğindedirler.

İşte bu “anlı şanlı” Türk Cumhuriyeti, böyle doğmuştur; esasında bir linç cumhuriyeti olarak doğmuştur.

Kendisi bir linç cumhuriyeti olarak doğan Türk Cumhuriyeti (otağı), daha sonra da varlığını aynı şekilde sürdürmüştür.

Devlet, ne zaman ki yeniden yapılandırılmak istenmiş ya da devletin dayandığı paradigma iflas etmiş, ilk akla gelen yöntem, bilinen yöntem, yani linç olmuştur.

Linç edilenlerin ille de devleti tehdit eden bir dinamizme sahip olmaları gerekmiyor. Linçi örgütleyenler için önemli olan, seçilen kurbanın bir tehdit oluşturup oluşturmadığı değildir.

Linçi örgütleyenler için öncelikli olan her daim değişse de, değişmeyen tek şey, linç kültürünün sürekli kılınmasıdır.

Örneğin 1915’de Ermeniler linç edilirken maksat, ırka dayalı bir milletin, Türk devletinin yaratılması ve mülkün Türkleştirilmesiydi.

İstanbul’da 6–7 Eylül 1955'de Rumlar linç edilirken maksat, yüz yılın başında sahneye konulan sermayenin ve nüfusun Türkleştirilmesi sürecinin tamamlanmasıydı.

Kürtler linç edilirken maksat, Ermenilerin, Rumların ve Süryanilerin linç edilmesi yoluyla yaratılan Türklük değerlerinin korunmasıydı.

Aleviler linç edilirken maksat, Türklüğün paradigmalarından biri ve resmi dini olan Sünniliği korumak, Alevilerin linçi üzerinden toplumsal uyanışı terörize etmek ve toplumsal mücadeleyi amacından saptırmaktı.

Romanlar linç edilirken maksat, öteki olarak kabul edilen herkese, en zayıf halka üzerinden gözdağı vermekti.

“Kapkaççı” fakirler linç edilirken maksat, bankaları hortumlayanların soygunculuklarını perdelemek ve onlar yerine soyulduğu için “kapkaççı” olmak zorunda kalan fakirleri sanık sandalyesine oturtmaktı.

Tabii ki bütün toplumların tarihinde linç vardır ve her sömürücü devlet aynı zamanda bir linç kültürüne dayanır.

Ama çok az toplum Türk toplumu kadar linç kültürü ile bu derece bütünleşmiştir. Bundan dolayıdır ki “Üç Türk bir araya gelince bir linç girişimi başlar…” tanımlaması hiç de yabana atılacak bir tanımlama değildir.

Türk toplumu linç kültürünü o derece benimsemiştir ki, devletin resmi anlayışı tarafından ‘öteki’ olarak tanımlanan biri için, birinin “vurun kahpeye”, ya da “vurun Çingene’ye” ya da “vurun dinsize” ya da “vurun komüniste”, “sağ koymayın, kırın” diye bağırması yeterlidir. Bir anda linççi topluluk çığ gibi büyür ve sokaklarda bir insan avı başlar. İşin garip yanı ise hiç kimse bir adım öne çıkıp da, “ne yapıyoruz?” ya da “neden yapıyoruz?” diye sormaz, soramaz.

Bu topluma öyle bir psikoloji hâkimdir ki, sanki herkes attığı taşla adeta kendi günahlarından saklanmaya çalışmaktadır.

Linç, bu toplumda çoğunluk kültürüdür ve bu kültürü benimsemeyen küçük azınlık tarafından da korku yoluyla da olsa kanıksanmıştır.

Bundan dolayıdır ki en son Edirne’de linç edilmek istenen solcuların, “biz Kürt değil, vatanseveriz” diye bağırarak canlarını kurtarmaya çalışmaları ve bunu yaparken de tersinden de olsa linçi ve linç edilmesi gerekenler olduğunu ama kendilerinin bu kategoriye dâhil olmadıklarını üstü örtülü ilan etmiş olmaları oldukça trajiktir.
aykut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03 Mart 2012, 13:08   #4
Aktif Üye
 
aykut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22 Eylül 2011
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1,002
Teşekkürler: 560
64 Mesajına 74 Kere Teşekkür Edildi
Standart

O halde ne yapmalı?
Bu sorunun muhatabı tabii ki linç kültürünün savunucuları ve uygulayıcıları değildir. Bu sorunun muhatabı da, bu soruyu cevaplayacak olan da, bu linç cumhuriyetini bütün değerleriyle ortadan kaldırmak isteyenlerdir.

Öyleyse nerden ve nasıl başlamalı?

Mutlaktır ki sınıflar, dinler, cinsiyet, ırk vb. ayrımlar ve bu zeminlerden beslenen ayrıcalık ve ayrımcılıklar son bulmadığı sürece linç, şu veya bu düzeyde ve biçimde varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Dolayısıyla da günümüzde kapitalizmi yıkmayı hedeflemeden linç kültürünü ve ona yol açan nedenleri ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Ama bu demek değildir ki linçe ve linç kültürüne karşı çıkmak ve ona karşı bir direnç oluşturarak, en azından onu etkisiz kılabilmek için mücadeleyi kapitalizmin yıkılacağı güne ertelemek gerekiyor. Bilakis, cinsiyetçiliğe, ırkçılığa ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadele ederken nasıl ki ertelemeci bir anlayış yerine, “hemen şimdi” diyerek hareket ediliyorsa, linçe karşı mücadelede de temel prensip aynı şekilde “hemen şimdi” olmak zorundadır.

Nasıl ki her türlü ayrımcılığın ve ayrımcılık kaynaklı şiddetin nihai olarak sona erdirilmesi kapitalizmin imhasına endekslenmiş ise, aynı şekilde kapitalizmin imhası da onu ayakta tutan ve ona kan taşıyan ayrımcılıklara karşı uzlaşmaz mücadele vermekten geçmektedir.

O halde ilk yapılması gereken şey, ne Edirne’de linç edilmek istenilen solcuların yaptığı gibi; “yapmayın biz lanetli değiliz” demektir, ne de “yapmayın etmeyin, yazıktır günahtır; onlar da insandır” demektir.

Yapılması gereken tek şey: Eğer biri(leri) “lanetli” olarak görülüp linç edilmek isteniyor ise, lanetli olarak kabul edilen, dolayısıyla da linçi vacip görülen(ler) ile ama onun kimliğiyle ve onunla yan yana durmaktır.

Aksi halde, ne linç kültürünün önünde bir direnç oluşturabilmek, ne de linçin doğrudan ya da dolaylı tarafı olmaktan kurtulabilmek mümkündür.
aykut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
abd, charles lynch, devlet, kültür, kürt, linç, lİnc


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:48.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.