Enternasyonal Forum  

Go Back   Enternasyonal Forum > EĞİTİM > Enternasyonal Terimler Sözlüğü

Enternasyonal Terimler Sözlüğü Bilmediğiniz terimlerin anlamlarını bulabileceğiniz bölüm.

Cevapla
 
Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30 Kasım 2009, 16:18   #1
Aktif Üye
 
düşünsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2008
Mesajlar: 1,457
Teşekkürler: 1,352
601 Mesajına 939 Kere Teşekkür Edildi
Standart Mutlak-Göreli Yoksulluk

Yoksulluk genel anlamda insanların belli ilişkiler içinde tanımlanan temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek kaynaklara sahip olmaması durumudur. Belki de bu görecelilik nedeniyle, yoksulluk bir çok araştırmacı tarafından farklı şekilde tanımlanmıştır. Yoksulluğun nasıl tanımlandığı, kıstasları ve nasıl ölçüldüğü yoksulluğun çözümü için oluşturulacak politikaları da belirleyecektir.

Mingione’ye göre; nüfusun bir kısmının çeşitli nedenlerle, değişik dönemlerde, tarihsel ve coğrafi olarak belirlenmiş asgari bir yaşam standardını sağlamak için yeterli kaynağa ulaşamaması nedeniyle yoksulluk oluşur.Alcock’a göre yoksul olmak;
-Maddesel, toplumsal ve duygusal olarak kısıtlanmış olmak,
-Ortalama geliri olan birine göre beslenme, ısınma ve giyinmeye sınırlıharcama yapmak,
-Geleceğe hazırlanmak için gerekli olan araçlardan yani yaşamaşansından mahrum olmak ve
-Sağlıklı bir yaşam, nitelikli bir eğitim, güvenli bir ev ve uzun biremeklilik fırsatı olmaması durumudur.

Rowntree, yoksulluğu normal şartlar altında dahi beslenme ve giyim gibi temel ihtiyaçların karşılanamaması ve bu yüzden de yaşamsal tehlikeyle karşı karşıya kalınması olarak tanımlarlar. Maslow’un insan gereksinimlerini belirlediği dizgeye göre:

-biyolojik ve fiziksel
-güvenlik
-ait olma istemi/ bağlanma
-saygınlık
-yetenekleri geliştirme
-entelektüel, duygusal ve estetik doyum, insanın temelgereksinimleri dir.

Yoksulluk çalışmalarında genellikle kullanılan yöntem belli bir yoksulluk sınırı belirlemektir. Bu sınırın nasıl tanımlandığına göre yoksulluk tanımları da farklılaşır. Yukarıda yapılan yoksulluk tanımlarındaki ihtiyaç tanımının ölçülmesi ve birbiriyle karşılaştırılması konusunda sorunlar yaşandığı için daha çok ekonomik belirlemeler kullanılmaktadır. Yoksulluk kavramı açıklanırken mutlak yoksulluk ve göreli yoksulluk olmak üzere iki tanım kullanılmaktadır.

Mutlak Yoksulluk

Mutlak yoksulluk tanımı yoksulluk sınırını daha somut ve karşılaştırılabilir kılması nedeniyle daha çok gelir ve tüketim harcamaları üzerinden tanımlanmıştır. Daha çok fiziksel yaşamın sürdürülebilmesini sağlayacak kaynaklara ne kadar sahip olunabildiğini araştırır. Hanelerin veya bireylerin gelirlerinin, asgari geçim standardının altına düşmesi durumunu anlatan mutlak yoksulluk kavramı, hesaplanan yoksulluk sınırının altına düşen kişi ya da haneleri tanımlar.Burada en temel soru fiziksel yaşamın sürdürülmesi sınırının nasıl hesaplanacağıdır. Bu sınırın oluşturulmasında günlük kalori ihtiyacı, gelirin gıdaya harcanan bölümü yada temel gereksinimlerin sağlanması için harcanması gereken gelir düzeyi gibi değişkenler göz önüne alınır.

Uluslararası karşılaştırmalarda kullanılan mutlak yoksulluk çizgisi, satın alma gücü paritesine göre belirlenmiş, kişi başına günlük bir dolarlık harcama seviyesidir.

Yoksulluk kıstasının belirlenmesinde, gelirden çok tüketim harcamaları kullanılmıştır. Bunun nedeni, gelire kıyasla daha kolay ve doğru ölçülebilmesidir. Fakat iki ölçütü de kullanmak yoksullar arasında daha ayrıntılı bir derecelendirme yapabilmeyi sağlar.

Mutlak yoksulluk kavramına getirilen eleştirilerden biri gelir tanımıyla ilgilidir. Gelir kavramının tanımının yapılması gerek zamansal açıdan, gerekse gelirin içerisine hangi verilerin alınması gerektiği konusunda tartışmalar yaratmıştır. Gelirin uzun dönemli (1 yıl ya da daha uzun) ya da kısa dönemli ele alınması yağılacak değerlendirmelerde önemsenmesi gereken konulardır. Mutlak yoksulluk kavramı, sabit gelirli olan yoksul kesimle sabit geliri olmayan kesimin ayrı özelliklerini göz ardı ettiği için eleştirilmektedir. Gelir ancak, hangi hanelerin temel ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun olabileceklerini anlamak için kullanılabilecek bir veridir. Ancak gelir seviyesi yetse de kimi ihtiyaçların karşılanamadığı durumlar ortaya çıkabilir. Bunlar; eğitimsizlik, bilgisizlik, hastalık, temel haklardan yoksun bırakılma gibi etkenler olabilir. Gelir kıstası, çalışma saatleri ve koşulları gibi parasal olamayan bir çok unsuru göz ardı etmektedir.

Temel ihtiyaçların parasal yollarla karşılanmadığı durumlarda gelir üzerinden değerlendirme yapmak doğru olmayacaktır. Örneğin devletin sağladığı sübvansiyonlar ve kamu mallarının değerlendirilmesi ne ölçüde mümkündür ve nasıl hesaplanır? Az gelişmiş ülkelerde görülen, ihtiyaçların bir kısmının piyasa dışı üretim faaliyetleriyle karşılanması yani tüketimin bir kısmının hanenin kendi üretimlerinden karşılanması durumunda gelir ve tüketim harcamaları konusunda belirli bir kıstas getirmek zordur. Toplumsal dayanışmayla yapılan yardımların düzeyi ve hane halkları arasında dağılımının belirlenememesi de mutlak yoksulluğun gelir ve tüketim harcamaları üzerinden değerlendirilmesinin sakıncalar yarattığı konulardandır.

Az gelişmiş ülkelerle gelişmiş ülkeleri birbiriyle karşılaştırmak da mümkün görünmemektedir. Gelişmiş ülkelerde yaşanan yoksullukla az gelişmiş ülkelerde yaşanan yoksulluk birbiriden farkı nitelliklere sahiptir. Hane halkı ilişkilerinin, dayanışma, paylaşım gibi olumlu yönleri olsa da aslında hane içerisinde cinsiyet ve yaşa dayalı hiyerarşik güç ilişkileri önemli rol oynar. Hane içerisinde kaynakların kullanımı konusunda eşitsizlikler söz konusudur. Genelde haneyi yöneten ve karar alan kişi olarak erkekler, kadınlara göre hanenin kaynaklarından daha rahat yararlanırlar. Hane halkı içinde her birey yoksulluğu farklı düzeylerde yaşamaktadır. Özellikle hanedeki kadınlar ve erkekler, kız çocuklarıyla erkek çocukları arasında gelirin farklı bölüşüldüğü gözlemlenmektedir. Yoksulluk çalışmalarında her birey üzerine ayrı ayrı inceleme yapılması gerekmektedir.

Mutlak yoksulluk kavramına getirilen eleştirilerden biri de bu kavramın ekonomik temellere oturduğu fakat insan ihtiyaçlarının yalnız ekonomik olamayacağı aynı zamanda toplumsal ihtiyaçların karşılanmamasının da yoksulluk tanımlarına katılması gereğidir.


Asgari geçim düzeyini, asgari kalori ihtiyacına göre ölçülmesi eleştirilen bir başka konudur. Çünkü kişiler arasında, hane halkları hatta toplumlar arasında kalori ihtiyacı ve bu kaloriye ulaşmak için gerekli gelir farklı olabilir. Bir ülke sınırları içerisinde bile, ülke içindeki bölgelerin farklı koşulları nedeniyle farklı ihtiyaçlar yaratabilmektedir. Bu durumda tek bir yoksulluk çizgisi belirlemek sakıncalı olabilir.

Mutlak yoksulluk tanımlarına, katılımcı bakış açısına sahip bir başka eleştiri ise; yoksulluk düzeyinin yoksulların dışında bir kesim tarafından belirlenmesidir. Kişilerin kendilerini nasıl gördüğü ve ihtiyaçlarının ne olduğu yoksulluk tanımlamasında önemlidir. Bu bakış açısıyla oluşturulan yoksulluk tanımlarından biri “öznel yoksulluk”tur. Kişinin geçinebilmek için gerekli gelir seviyesini kendisinin belirlemesi olarak tanımlanır. Bu tanım, değerlendirme yaparken kavramsal ve ölçümsel sorunlara neden olabilir.

Göreli Yoksulluk

Göreli yoksulluk, yoksulluk sınırını toplumsal yapılar açısından değerlendirir. Mutlak yoksulluk daha çok fiziksel yaşamın sürdürülmesini anlatırken, göreli yoksulluk toplumun geneliyle karşılaştırmalı bir tanımlama yapmaktadır . Bu tür bir yaklaşım sadece günümüz çalışamlarında mevcut değildir. Adam Smith’in yoksulluk tanımı da göreli yoksulluk yaklaşımına yakın bir içeriktedir:

“Gereksinimlerd en anladığım sadece yaşamın desteklenmesi için gerekli olan metalar değil, geleneklerin tanımlandığı şeylere toplumun parçası olan en alttaki insanlar için bile sahip olamaması durumudur. Örneğin bir keten gömlek teknik anlamda düşünürsek yaşamı sürdürebilmek için gerekli bir şey değildir. Ancak günümüzde, bir işçi için keten bir gömleğe sahip olmadan toplum içine çıkmak utanlılacak bir şeydir. Bu duruma düşmek aşağılayıcı bir yoksulluk durumudur.”

Göreli yoksulluk, bir toplumdaki en düşük tüketim düzeyinin altında kalanları tanımlamak için kullanılır. Towsend’e göre göreli yoksulluk temel ihtiyaçlarını mutlak olarak karşılayabilen, ancak kişisel kaynakların yetersizliği yüzünden toplumun genel refah düzeyinin altında kalan ve topluma sosyal açıdan katılmalarının engellenmiş olduğu insanların durumunu tanımlar. Streeten’e göre ise, bir kişinin veya grubun yaşam düzeyini daha yüksek gelire sahip bir referans grubu geliriyle karşılaştırmak yoluyla tanımlanır. Yaşanılan toplumun kabul ettiği hayat standartlarına ulaşılamaması durumunuda göreli yoksulluk ortaya çıkar. Göreli yoksulluk toplumun kültürel yapısına uygun olarak ve diğer kesimlerle karşılaştırmalı bir tanım yapar. Yani toplumun ortalama geçim seviyesini sınır alır. Mutlak yoksulluk kavramı kullanıldığında, yoksulluğun yalnızca gelişmekte olan ülkelerde veya pazar ekonomisine geçiş yapan ülkelerde oluştuğu, gelişmiş ülkelerde yoksulluk sorunuyla karşılaşılmadığı gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Göreli yoksulluk kullanıldığında ise mutlak yoksulluk seviyesinin, göreli yoksulluk seviyesinin üstünde kaldığı ülkelerde önemli bir kesim yoksul olarak görülmektedir. Göreli yoksulluk, kavramı eşitsizlikleri ortaya çıkarmak konusunda önemli katkılar sağlar. Ayrıca mutlak yoksulluk kavramına göre bir toplumda hiç yoksul olmaya bilir. Göreli yoksulluk tanımına göre ise her toplumda mutlaka yoksul bir kesim olacaktır…


Diğer Yoksulluk Tanımları

Mutlak yoksulluk ve göreli yoksulluk tanımlarının eleştirilerinden, yeni tanımalara gidilmiştir. Bireysel tüketime ve gelire bağlı yoksulluk analizlerinin yetersizliği görüldükçe bu yaklaşımdan uzaklaşılmış ve yoksulluk analizleri içine ortak mülkiyet kaynakları ve devletin sağladığı mal ve hizmetlerin de dahil olduğu ve yoksulluğun saygınlık ve özerkliği, hatta serbest zamanı da içerecek şekilde kapsamının genişletilmesi gerekliliği savunan görüşler ortaya çıkmıştır.Bu yaklaşımlardan biri daha çok gelişmiş ülkeler için geçerli olabilecek bir yaklaşımdır. Buna göre resmi kanalların verdiği sosyal yardımların miktarı yoksulluğu belirler. Bu tanımda resmi kanalların yoksulları tamamen doğru tanımladığı varsayılmaktadır. Fakat resmi kurumların yoksulluk tanımlarını hangi kıstaslara göre yaptıkları göz önünde bulundurulmamıştır. Ayrıca, bu tanım sosyal yardımların yetersiz ve dengesiz dağıldığı az gelişmiş ülkeler için geçerli bir tanım olmayacaktır. Bunun yanında yardımlara ulaşabilen haneler yanında ulaşamayan dolayısıyla daha da yoksul olan kesim hesaba katılmamaktadır. İnsani kaynaklara ilişkin göstergelerin kullanıldığı yoksulluk tanımlarında; yaşam beklentisi, ölüm oranları, eğitim, okuryazarlık gibi yoksulluğun belirlenmesinde birkaç yoksulluk kriteri kullanılmaktadır Yapılan bu tanımlar, yoksulluk düzeyinin belli bir aralıkta, altında yada üzerinde olmasına bağlı değerlendirmelerdir.

İnsanİ yoksulluk kavramı, gelir yoksulluğundan farklı olarak çok temel veya ‘tahammül edilebilir’ bir yaşam sürmek için gerekli fırsat ve seçimlerden yoksunluğu anlatır. Gelir yoksulluğunu ölçmede kullanılan ölçümler mutlak gelir yoksulluğuna odaklanır. Oysa insani yoksulluk indeksi temiz su, sağlık hizmetleri ve okur-yazarlık düzeyi gibi yetenekler ve olanaklar üzerinde durur. Ayrıca insanı yoksulluk kavramı, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ile yoksulluk arasındaki ilişkilere ışık tutmada yardımcı olur. Haneler hala önemli birimler olmakla birlikte bu kavram haneleri ayrıştırmayı ve göreli yoksulluğu ve haneler içinde farklı üyelerin farklı refah düzeylerini analiz edebilmeyi sağlar.

Çalışma durumuna göre yapılan yoksulluk tanımları iki şekilde açıklanır. Bunlardan biri çalışan yoksullar kavramıdır. Kamu ve özel sektörde alt düzeyde çalışanları ve enformel sektör çalışanlarını kapsar. Düşük eğitim düzeyi ve vasıfsız işgücünü oluşturan kesimi anlatır.

Diğeri ise alt sınıf kavramıdır. Sınıfsal yapının en altında olan ve düzensiz gelir durumları nedeniyle sürekli yoksul olan kişiler için kullanılır. İş olanaklarından yoksun kalanlar için Myrdal tarafından kullanılmış bir kavramdır. Gans ise uzun süre işsizlik çeken, iş bulma olasılığı zayıf veya artık çalışamayacak durumda olan veya formel sektörden dışlanmış, sadece enformel sektörde çalışabilen ve bu durumu yansıtan davranışsal özellikler geliştiren, toplumdan ve var olan kamusal ve sosyal olanaklardan dışlanmış grupların altsınıf olduğunun belirtir.

Marx’a göre sermaye birikimi sınıfsal yapının bir ucunda toplanır, diğer uçta sürekli kullanıma hazır bir emek gücü vardır. Sermaye birikimi bu emek gücünün büyümesine bağlıdır.

Alt sınıf oluşumunu da bu açıdan görmek mümkündür. Alt sınıf kavramında ağır basan konu, sosyal ve mekansal olarak izole edilmiş olmaktır. altsınıfı oluşturan üç nitelik vardır: yoğunluk, sosyal izolasyon ve mekansal uyumsuzluk...

Yoksulluk tanımlarından bir diğeri ise yeni yoksulluk kavramıdır. Yeni yoksulluk, yeni-liberal politikalarla birlikte uygulamaya konan esnek çalışma biçimlerinin arttığı, enformel sektörün yaygınlaştığı, refah devletinin sağladığı sosyal hizmetlerin özelleştirmelerle yoksullar için erişilemez hale geldiği koşullar için kullanılan bir kavramdır. Çalışan yoksulların artmasına neden olan yeni liberal politikalar aynı zamanda, yedek memk gücü olarak alt sınıfların oluşmasına neden olmaktadır. Gans’a göre bilgi toplumuna geçilmesiyle, istihdamın azalması, ücretlerin düşmesi, enformel sektörün genişlemesi, işsizler ordusunun ortaya çıkmasına bağlı olarak yeni yoksulluk oluşmuştur. Gans, farklı ekonomik, toplumsal ve politik yapılara sahip ülkelerde, ırk, din, etnik köken, yaş ve cinsiyet gibi pek çok özelliğin bireyi toplum dışına itebileceğini ve farklı koşullarda farklı özelliklerin insanların dışlanmasına neden olabileceğini belirtilmiştir.

Kent yoksulları'' kavramı, 1996 yılı BM HABİTAT raporunda nüfusun kentlerde yaşayan bir kesiminin, çeşitli nedenlerle, tarihsel ve coğrafi olarak belirlenmiş asgari bir geçim standardını sağlayabilecek yeterli kaynaklara ve konuta ulaşamaması, barınma yoksulluğu ile beraber davranışsal ve toplumsal ilişkiler açısından sorunlara yol açabilecek bir konumda olması durumu olarak açıklanmıştır.

yoksulluk bir durum olarak görülürse, yoksulluğu yaratan öğelerin niteliklerine bakılarak kalıcı ve geçici olmak üzere iki türe ayrılabilir. Kalıcı yoksulluk; bireylerin kapasitelerinin bulunmaması dolayısıyla olur. Geçici yoksulluk ise kapasiteyle ilgili bir sorundan kaynaklanmaz, daha çok mevcut ekonomik sistemdeki geçici daralmalardan kaynaklanır.Örneğin bir kişinin işini kaybetmesi nedeniyle olur. Kişi yeni bir iş bulduğunda ortadan kalkar. Kalıcı yoksullukla kişilere meslek edindirmeye yönelik eğitim verilerek, geçici yoksullukla ise istihdamın arttırılmasıyla mücadele edilir.

''Nöbetleşe yoksulluk'' eşitsiz güç ilişkileri temelinde kentli yoksul kesim içinde bir grubun diğerlerinin üzerinden zenginleşmesini, refahını arttırmasını betimlemektedir. Temel özellikleri:
-Arsa ve konut piyasasında kurulan ilişkilere dayanması,
-iş piyasasında kurulmuş olan, özellikle hemşerilik esaslı ilişkilerle
eklemlenmesi,
-bu piyasalarda yaratılan getirilerin sistem içinde yer alanlara eşitsiz
dağılımı,
-bu eşitsiz getirirler temelinde yükselen politik ilişkilerdir.


Nöbetleşe yoksulluk niteliksel bir tanım getirmez. Mutlak ya da görece yoksulluk ya da diğer yoksulluk tanımları gibi yapısal bir durum tanımlamaz. Nöbetleşe yoksulluk tanımı daha çok yoksulluğu bir süreç olarak tanımlar. Bu süreç yoksulların sistemin gediklerini bularak, yerel kaynaklardan beslenen kimlikleri temelinde hem dayanışıp hem de birbirinin üzerinden refahlarını arttırma ve yoksulluktan kurtulma sürecidir.

Bu tanımın temelinde toplumsal ilişkiler sistemi yatmaktadır. Aslında geçinme stratejileri olarak algılanabilecek bir sosyal ve ekonomik ilişkiler sistemini yoksulluktan kurtulma stratejisi olarak tanımlamaktadır. Yoksulluk biraz da zamana bağlı bir durumdur. Doğru kanalları ve kaynakları kullanan yoksullar bir süre sonra yoksulluktan kurtulurlar ama yeni gelen yoksullara yoksulluklarını devrederler. Bu doğru kanallar etnik dayanışma ağlarıdır. Kaynaklar ise işgal edilen arazilerin kente yeni göç eden yoksullara kiralanması ya da satılması yoluyla elde edilir. Bu sistem kentte işgal edilebilecek arazi kalmayana kadar devam edecektir.

Bu tür bir yaklaşımın en önemli eksikliklerinden birisi genellenebilme sorunudur. Kuşkusuz kentte kalış süreci yoksulluk tehdidi altındaki kesimlerin yoksullukla baş edebilmeleri açısından bir dizi boyutta daha donanımlı hale getirmektedir. Ancak bu tür bir stratejinin farklı kentlerde aynı biçimde çalışıp çalışmadığını tespit edebilmek bugünkü veriler ışığında mümkün görünmemektedir. Nöbetleşe yoksulluk kavramı daha çok İstanbul kentinin belli bir bölgesindeki deneyimin verileri ışığında geliştirilmiştir.

alıntı ve eklemeler.

saygı ve dostlukla

Konu düşünsel tarafından (30 Kasım 2009 Saat 16:26 ) değiştirilmiştir.
düşünsel isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
amele (01 Aralık 2009)
Cevapla

Etiketler
mutlakgoreli, yoksulluk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Eksen değişmiyor global kapitalizmin mutlak etki alanı genişletiliyor Teslim Töre Makaleler 1 22 Haziran 2010 15:18
Türk İş: Açlık sınırı 740, yoksulluk sınırı 2 bin 409 YTL oldu Devrimci enternasyonalist Emek Haberleri 0 24 Aralık 2008 23:13

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:58.

Forum Bilgileri Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright 2008 - 2016
Tema Düzenleme : Enternasyonal Forum

EnternasyonalForum.net sitemizde, forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı bazlı herhangi bir durumdan enternasyonalforum.net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimlerde bulunmak için info@enternasyonalforum.net adresi ile iletişime geçebilirsiniz bu çerçevede, enternasyonalforum.net yönetimi en geç 10 iş günü içerisinde dönüş yapacaktır.