Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07 Eylül 2010, 11:18   #2
BABİL
Aktif Üye
 
BABİL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30 Kasım 2008
Mesajlar: 345
Teşekkürler: 461
213 Mesajına 389 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Bir taziye örneği;



İkinci Taziye ise, Emir Teymur (Timurlenk) Tasziyesidir(29) Timurlenk Hüseyin’in güzelliğine hayran kalıyor. Sonra vezirine Bağdat, Halep ve Şam’ı yıkmak istediğini söylüyor. Her şeyden önce Ali’nin gömütünü ziyaret özlemi duymaktadır yanındaki meddah Derviş’le Ali’ye övgüler okuyorlar. Timurlenk Hüseyin’in katillerinden öç almak istiyor. Veziri ile Kerbela’a gidip Hüseyin’e saygıda bulunuyorlar. Buradan Şam’a yola çıkıyorlar. Bir köle Şam valisine Timurlenk’in ordusunun geldiğini söylüyor. O da veziri ile konuşuyor. Timurlenk ile savaşta umutları olmadığı için barış yolunu seçiyorlar. Ve Timurlenk’e armağanlar götürüyor. Timurlenk ise ne onları vergiye bağlamak nede armağanlarını almak istemektedir. İyi niyetini göstermek için bir kızla evlenmek istediğini söyler. Vali kendi kızını önerir. Kız gelin olarak süslenip Timurlenk’e getirilir. Timurlenk valinin kızının duvağanı parçalar, böylece en büyük onur kırıcı davranıştan sonra valiye de hakaret ederek onu zindana attırır.
Şimdi de bu konuların dışında kalan bir Taziye örneği üzerinde duralım. Bu “Mansur’il Hallaç ve Şems-i Tebrizi ve Molla-yı Rum” Taziyesidir.(30) Burada Hüseyin’in şehit olmasına koşutluk bulunabilir, şehit olanın kanı, külü ya da tükürüğünden yeniden doğuş, Bektaşilerin nefes-oğlu dedikleri olguyu buluyoruz. Söylencenin değişik kültürlerde çeşitlemeleri vardır. Arapça’da Yezidi metinleri, Türkçe’de Nesimi, Bengal dilinde Satya Pir söylencesi, Cava’da Siti Jenar söylencesi gibi, 922 yılında ölen Hüseyin b. Mansur’il-Hallaç ile 13. yüzyılda yaşamış Şemsi -Tebrizi ile Mevlana Celalettin Rumi’nin bir araya gelişindeki çağ uyuşmazlığı Taziyelerde çok görülen bir yöntemdir. Zaten bizi burada tragedya kahramanı ve bunların kaynaklandığı sözlü gelenekler ilgilendirdiğinden tarih gerçeği konumuz dışında kalmaktadır. Hemen şunu da belirtmek gerekir Mansur’il-Hallaç üzerine bir Arap yazarı bir tiyatro oyunu yazmıştır.(31) bu Taziye mesnevi kalıpları içindedir. Taziye’nin başında Mansur’il-Hallac “ene’l-Hakk”der. “Yalnız Tanrı vardır, ben yok O vardır” dediğinde kentin Müteşerri, (şeriat bilgini) onun gibi bir sefilin Allah’la ne ilgisi olacağını sorar Mansur onun ancak sureleri bileceğini Hakk’ın kendisi olduğunu söyler. Müteşerri bunun küfür olduğunu bu işi Mevlana’ya anlatacağını söyler. Müteşerri, Mevlana’ya birinin “ene’l Hakk” dediğini söyler. Mevlana onu yargılar. Ona kim olduğunu, nereden geldiğini, adını, ne istediğini sorar. Mansur adının Hakk ve dininin Hakk olduğunu, çoğulun tekilde birleştiğini anlatır. Mevlana şeriata göre kim Allah olduğunu söylerse asılacağını söyler. Firavun da Tanrı olduğunu söylüyordu, karşısında Musa’yı bulmuştu. Mansur idam sehpasına götürülür, orada “ene’l Hakk” sözünü yineler. Mevlana asılan Mansur’un boynundan kanın yere “ene’l Hakk” yazdığını görür, bu kanı bir şişeye koyup evine götürür. Ailesine şişeyi göstererek bunun zehir olduğunu, kimsenin dokunmamasını söyler. Mevlana’nın karısı bayram olduğunu, eğlence için ailece kırlara gitmelerini önerir. Yalnız Mevlana’nın kör, sağır, cahil sakat kızı evde kalır. Kız yalnız kalınca durumundan umutsuz olduğundan şişedeki zehirle canına son vermek ister. Ancak şişedeki kanı içince gözleri görür, kulakları işitir ona mutluluk yolu açılır. Mevlana ve ailesi eve dönünce kızlarını tanımazlar. Sonra şişedeki kanı içerek böyle olduğunu öğrenince Mevlana pişmanlık duyar. Kız ayrıca bu kanı içmekle gebe kalmıştır.(32) Mevlanın karısı doğumda bir güneş doğdu, adı Şems der. Meryem nasıl Cebrail aracılığıyla İsa’yı doğurduysa buda babasız doğmuştur. Mevlana medresede ders vermektedir. Şems ona ne okuttuğunu sorar, dilbilgisi, mantık, bilim vb. Şems ona kitapları atmasını söyler, ona ögretecekleri tüm bilgileri altüst edecektir. Önce ona bir para verir, gizli şarap satan bir Yahudi’den iki şişe şarap almasını ister. Mevlana Yahudi’den iki şişe şarabı alır. Oysa kentte şarap içilmesini Mevlana yasaklamıştır. Müteşerri de şaşırır. Halk Mevlana’ya saldırır. Oysa şarap gül suyuna dönüşür. İkinci olayda ikisi derviş kılığına girerler, bir aşevine giderler. Aşevinin sahibinden yoksul olduklarını ileri sürerek yemek isterler, aşevi sahibi kabul etmez. Bunun üzerine Şems aşevinde bulunan av kuşlarını uçuracağını söyler. Aşevi sahibi kafası kopmuş yolunmuş kuşların uçmayacağını söyleyince de Şems kuşları uçurur. Aşevi sahibi mucizeye şaşırır. Şems Mevlana’ya elini omuzuna koymasını, ırmağı yürüyerek geçeceklerine, her adımda “beni koru Şems” demesini ister. Ama Şems durmadan Ali’nin adını anmaktadır. Mevlana da Ali’nin adını anar, fakat suya batmaya başlar. Şems ona daha başlangıçta olduğunu henüz Ali’yi tanıyamayacağını söyler.

Ulusal Kültür
Ekim-1978 Sayı: 2
__________________
[B]´Bilmek; değiştirmektir, değiştirmek; özgürlüktür"[/B]
BABİL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
düşünsel (13 Kasım 2010)